Kayyum atanması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/15547 E. 2017/2554 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tmk 427/4↗ yönetim kayyumu↗ limited şirket müdürlüğü↗ genel kurulu toplantıya çağırma↗ şirketin feshi ve tasfiyesi↗ kayyum atanması↗ yönetim kurulu üyeliği↗ kayyım atanması↗ şirket müdürlüğü↗ şirketin feshi↗ istifa↗ kayyım↗ şirket müdürü↗ anonim şirket↗ limited şirket↗ yönetim kurulu kararı↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın şirket müdürü seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete yönetim kayyumu atanmasını gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen şirket müdürleri belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete kayyım atanmasını gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, şirketin feshi ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirkete kayyum atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacının, dava dışı şirkete kuruluştan sonra devir almak suretiyle hissedar olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6762 sayılı TTK m. 540/3 gereğince, kuruluştan sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildir. Bu durumda, davacının ayrı bir karar olmadığı sürece diğer ortakla birlikte şirketin müdürlük görevini yerine getiren kişi olarak kabulü mümkün değildir. Öte yandan, dava tarihi itibariyle 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 25. maddesine göre ‘‘Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623. maddesi hükmünün gereği yerine getirilir." Somut uyuşmazlıkta bu yönde bir iddia da taraflarca ileri sürülmediğine göre, dava dışı şirket ana sözleşmesiyle atanan müdürlerin görev süresinin dolduğu dikkate alınmak suretiyle, şirkete genel kurulu toplantıya çağırmak için yetkili kılınmak üzere TMK m. 427/4 gereğince kayyum tayini gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/5790 E. 2019/6754 K.
Ortak:kayyım
İncelediğiniz kararda… a uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın «şirket müdürü» seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete «yönetim kayyumu atanmasını» gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen «şirket müdürleri» belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete «kayyım atanmasını» gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, «şirketin feshi» ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, «kayyım» ücretinin «yargılama gideri» olması nedeniyle davalı taraftan tashili gerektiği, ayrıca, ilk karar tarihi olan 25.01.2013 tarihinden itibaren ödenmeyen kayyım ücretin de yargılama gideri niteliğinde bulunduğu, bu giderden HMK 326/1. maddesi gereğince davalı şirketin sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalı şirkete ait 13.11.2009 tarihli «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» iptaline, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, kayyum ...'ın görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına, 35.000,00 TL kayyımlık ücretinin davalıdan t …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:toplantı tutanağı · olağanüstü genel kurul · olumsuz oy · yargılama gideri
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, «kayyım» ücretinin «yargılama gideri» olması nedeniyle davalı taraftan tashili gerektiği, ayrıca, ilk karar tarihi olan 25.01.2013 tarihinden itibaren ödenmeyen kayyım ücretin de yargılama gideri niteliğinde bulunduğu, bu giderden HMK 326/1. maddesi gereğince davalı şirketin sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalı şirkete ait 13.11.2009 tarihli «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» iptaline, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, kayyum ...'ın görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına, 35.000,00 TL kayyımlık ücretinin davalıdan t …
Nitekim, mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında da, davacı yanca ödenen 37.500,00 TL kayyumluk ücretinin kimden tahsil edileceği konusunda olumlu «olumsuz» bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Belirtilen nedenlerle, mahkemece, davacı yanca ödenen 37.500,00 TL kayyum ücretinin «yargılama gideri» olarak davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken davacı lehine 35.000,00 TL kayyumluk ücretine hükmedilmesi doğru görülmemişse de anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15437 E. 2016/8519 K.
Ortak:kayyım
İncelediğiniz kararda… a uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın «şirket müdürü» seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete «yönetim kayyumu atanmasını» gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen «şirket müdürleri» belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete «kayyım atanmasını» gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, «şirketin feshi» ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAncak, «iflas erteleme» davası sırasında mahkemece atanan kayyumların HMK’nın «266». maddesinde düzenlenen bilirkişi niteliğinde olmadığı, bu kişilerin sorumluluğuyla ilgili İİK’da hüküm bulunmaması karşısında; «kayyımların» sorumluluğu, TMK 467/II'nın 1. fıkrasına yaptığı atfa bağlı olarak vasinin sorumluluğuna ilişkin hükümler kapsamında değerlendirileceği göz önüne alınarak, işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde 6100 sayılı HMK’daki bilirkişilere uygulanan hükümler gereğince davanın «usulden reddine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iflas erteleme · i̇i̇k 266 · tazminat davası · usulden reddi · iflas
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; «iflas erteleme» davasında kayyum olarak atanan davalıların sorumluluğuna ilişkin HMK’da ve İİK’da ayrıca bir düzenleme mevcut olmadığı ve davalılar hakkında HMK’nın bilirkişi ve bilirkişilerin seçilmesine ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu nedenle zarar görmüş olanların HMK’nın 285. maddesi gereğince zararın tazmini için ancak doğrudan devlete karşı «tazminat davası» açılabileceği, doğrudan bilirkişilere açılan davada dava şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Ancak, «iflas erteleme» davası sırasında mahkemece atanan kayyumların HMK’nın «266». maddesinde düzenlenen bilirkişi niteliğinde olmadığı, bu kişilerin sorumluluğuyla ilgili İİK’da hüküm bulunmaması karşısında; «kayyımların» sorumluluğu, TMK 467/II'nın 1. fıkrasına yaptığı atfa bağlı olarak vasinin sorumluluğuna ilişkin hükümler kapsamında değerlendirileceği göz önüne alınarak, işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde 6100 sayılı HMK’daki bilirkişilere uygulanan hükümler gereğince davanın «usulden reddine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Dava, dava dışı şirketler tarafından açılan «iflas ertelemesi» davasında kayyum olarak atanan davalıların sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bu tür davaların sadece doğrudan devlet aleyhine açılabileceği gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/15547 E. , 2017/2554 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 06/05/2015 tarih ve 2014/45-2015/16 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının ... Tic. Ltd. Şti'nin %50 oranında ortağı olduğunu, şirketin %50 ortağının ise davalı ... olduğunu, tarafların ortağı olduğu şirketin 2007 yılından beri yasal temsilcisinin bulunmaması nedeniyle, resmi kurumlar, ticari muhatapları ve 3. şahıslar nezdinde şirketi temsil edecek, şirketin hak ve çıkarlarını koruyacak temsilci atanması gerektiğini ileri sürerek, davacının şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olmak üzere şimdilik tedbiren kayyum olarak atanmasına, dava sonunda ise kesin olarak şirketin fesih ve tasfiyesine kadar bu göreve atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın şirket müdürü seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete yönetim kayyumu atanmasını gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen şirket müdürleri belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete kayyım atanmasını gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, şirketin feshi ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirkete kayyum atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacının, dava dışı şirkete kuruluştan sonra devir almak suretiyle hissedar olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6762 sayılı TTK m. 540/3 gereğince, kuruluştan sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildir. Bu durumda, davacının ayrı bir karar olmadığı sürece diğer ortakla birlikte şirketin müdürlük görevini yerine getiren kişi olarak kabulü mümkün değildir. Öte yandan, dava tarihi itibariyle 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 25. maddesine göre ‘‘Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler.
Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623. maddesi hükmünün gereği yerine getirilir." Somut uyuşmazlıkta bu yönde bir iddia da taraflarca ileri sürülmediğine göre, dava dışı şirket ana sözleşmesiyle atanan müdürlerin görev süresinin dolduğu dikkate alınmak suretiyle, şirkete genel kurulu toplantıya çağırmak için yetkili kılınmak üzere TMK m. 427/4 gereğince kayyum tayini gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/359117900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz