6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/6824 E. 2011/333 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
mal sigortası borçlunun temerrüdü munzam zarar temerrüt tarihi sigorta sözleşmesi temerrüt faizi haksız fiil yasal faiz kusur temerrüt

Atıf yapılan mevzuat: İİK · BK — BK 105

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda haksız fiil tarihi alacağın doğduğu tarih olarak kabul edilip bu tarihten itibaren yasal faiz uygulanmakta ise de haksız fiil tarihinin temerrüt tarihi değil alacağın doğduğu tarih olduğu, yapılan yargılama sonrasında davalının gerekli ödemeleri yaptığı, davalının yargılamanın gecikmesinde kusurlu olarak kabul edilemeyeceği, munzam zarara hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, BK’nun 105/1.maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, haksız fiil tarihinin temerrüt tarihi değil alacağın doğduğu tarih olduğu, davalının yapılan yargılamasonucunda gerekli ödemeleri yaptığı, yargılamanın uzamasında kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacının asıl alacağının, Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1879 Esas, 2004/728 Karar sayılı kesinleşmiş ilamından kaynaklandığı ve bu ilamda da faizin olay tarihinden itibaren işletildiği gözetildiğinde mahkemenin gerekçesi yerinde görülmemiştir.

Öte yandan Dairemizin kararlarında, ülkemizde talep tarihine ilişkin yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu açıkça benimsenmiştir.

Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça mahkemece bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise olayın gerçekleştiği 30.07.1998 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 28.02.2005 tarihine kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir. Mahkemece belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak hüküm kurmak gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4799 E. 2010/1264 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9072 E. 2011/2976 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

5 benzer karar daha
  • Rücuen Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/645 E. 2010/3376 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2631 E. 2015/685 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/15074 E. 2011/7765 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18009 E. 2013/17840 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Rücuen Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8697 E. 2010/9366 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2009/6824 E.  ,  2011/333 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.12.2008 tarih ve 2006/161-2008/383 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin 30.07.1998 tarihinde davalıya ait şehir hatları gemisinde geçirdiği kaza nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen maddi ve manevi tazminatın 28.02.2005 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsil edildiğini, müvekkilinin zararının temerrüt faizinden çok fazla olduğunu, bu nedenle munzam zararın meydana geldiğini, yerleşik yargı kararlarının da bu doğrultuda olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000 TL munzam zararın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise bilirkişi raporunda belirlenen bakiye 402.557,56 TL'nin tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, görevli mahkemenin Denizcilik İhtisas Mahkemesi olduğunu, munzam zararın varlığının ve miktarının kanıtlanmasının gerektiğini, davacının geçirdiği kazadaki kusur durumunun ve bu kaza nedeniyle sorumlu olunan tazminatın belirlenmesinin yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle müvekkilinin temerrütünden söz edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda haksız fiil tarihi alacağın doğduğu tarih olarak kabul edilip bu tarihten itibaren yasal faiz uygulanmakta ise de haksız fiil tarihinin temerrüt tarihi değil alacağın doğduğu tarih olduğu, yapılan yargılama sonrasında davalının gerekli ödemeleri yaptığı, davalının yargılamanın gecikmesinde kusurlu olarak kabul edilemeyeceği, munzam zarara hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, BK’nun 105/1.maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, haksız fiil tarihinin temerrüt tarihi değil alacağın doğduğu tarih olduğu, davalının yapılan yargılamasonucunda gerekli ödemeleri yaptığı, yargılamanın uzamasında kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacının asıl alacağının, Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1879 Esas, 2004/728 Karar sayılı kesinleşmiş ilamından kaynaklandığı ve bu ilamda da faizin olay tarihinden itibaren işletildiği gözetildiğinde mahkemenin gerekçesi yerinde görülmemiştir.

Öte yandan Dairemizin kararlarında, ülkemizde talep tarihine ilişkin yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu açıkça benimsenmiştir.

Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça mahkemece bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise olayın gerçekleştiği 30.07.1998 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 28.02.2005 tarihine kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.

Mahkemece belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak hüküm kurmak gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009229500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.