Tazminat | Tahsil
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/243 E. 2023/3078 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iskonto↗ usul ekonomisi↗ fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması↗ kazanç kaybı↗ sözleşmenin ihlali↗ kâr mahrumiyeti↗ sözleşmeye aykırılık↗ ara karar↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ hakkaniyet↗ ciro↗ iş bölümü↗ mahsup↗ fesih↗ sebepsiz zenginleşme↗ kâr kaybı↗ feragat↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ yargılama gideri↗ ek tasfiye↗ ıslah↗ maddi tazminat↗ dava sebebi↗ haksız rekabet↗ fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ zamanaşımı↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece 13.03.2012 tarih, 2008/82 E. ve 2012/55 K. sayılı kararı ile taraflar arasındaki fiili uygulamada lisans oranının %5 olduğu dikkate alınarak, bu oran üzerinden yapılan hesaplamalara göre davacının, ilk mahkeme kararında hükmolunan 30.000,00 TL'lik maddi zararı mahsup edildikten sonra, bakiye asıl alacağının toplam 253.269,95 TL, bunun dava tarihine kadar faizinin ise 576.925,67 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairenin 09.01.2014 tarihli, 2012/11072 E. ve 2014/373 K. sayılı ilamıyla ile bilirkişi raporundaki hesaplama şeklinin hatalı olduğu, 818 sayılı kanun'un 325 inci maddesi hükümleri nazara alınarak, davacının aynı mahiyetteki yeni bir işi bulup bulamayacağı, bulabilirse ne kadar süre içinde bulabileceği, aralarında sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu heyet aracılığıyla tespit edilerek, fesihten sonraki dönem için bu süreyle sınırlı olarak tazminata hükmedilmesi, ayrıca davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyin de bu tazminattan mahsubu gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 1997-2000 yıllarında kayıtları da yansıyan satış miktarları gözetilerek 03.01.2001 sözleşmenin feshinden sonra 30.03.2001 tarihine kadar toplam 17.847,05 TL ciro yapmış olduğu, o tarihten sonra faaliyete ara verdiği ve nihai olarak 2003 yılında tasfiyeye girmiş olduğu faaliyetine devam edemediği, davalı şirketin temizlik sektöründe dünyada sayılı, ülkemizde bu alanda önde gelen bir şirket olduğu, sözleşmenin ihlal edildiği tarihte ülkemizde bu alanda benzer bir franchise işletme sistemi olan şirket bulunmadığı, yeni bir marka altında bu hizmetin verilmesi için, sektörde yeniden iş kurması ve müşteri bulması gerekeceği ve uzun yıllar alabileceği, söz konusu hizmetin özel ve teknik tecrübe gerektirdiği, davacının mevcut yapısı, finansal gücü ve tecrübesiyle sözleşmenin feshinden sonra aynı mahiyetteki bir işi bulamayacağı, bu sebeple davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği tutar bulunmadığı, davacının yapılan incelemelerdeki rasyo hesaplama yöntemine ilişkin, sözleşme konusu projenin davalı kayıtlarının proje bazlı maliyet yöntemi ile tutulmadığı tespit edilmiş ve bu bağlamda davalının kül halinde gelir tablosu hesapları ele alınarak oran yöntemi kullanılmak sureti ile maliyet ve faaliyet karına ilişkin hesaplamalar yapılmış ise de esasen tarafların iş ve işlem hacminden kaynaklı olarak maliyet ve tasarruf oranlarının birbirinden farklı olduğunun izaha muhtaç olmadığı dikkate alındığında yapılan hesaplamaların farazi nitelikte olduğu davacının mahrum kaldığı kazancın ne olduğunun net bir şekilde tespitinin mümkün olmadığı, bu noktada taraf itirazlarına ve rapora boğulmuş olan yargılama yönünden tekrar tekrar inceleme yapılmasının usul ekonomisine uygun düşmediği gibi yargılamayı sürüncemede bıraktığı, talep konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, taraflar arasında önceden hüküm altına alınan miktar gözetilmek suretiyle davalının fesih sonrası almış olduğu işin hacmi dosyaya yansıyan taraflara ait ticari kayıtlar hak ve nesafet gözetildiğinde açılan işbu ek dava yönünden davacının bakiye zararının 100.000,00 TL olabileceğine kanaat getirilmekle bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin kazanç kaybının davalının ticari defter ve muhasebe kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile tespit edilebileceğini, davalının İş Bankası kulelerine verdiği hizmetten elde ettiği brüt kâr tutarının tespiti yapılamadığından bilirkişilerce rasyo uygulaması yöntemiyle tespit edildiğini, ancak yöntemin hatalı uygulandığını, mahkemenin gerekçesinin yargılama aşamasında toplanan delillerin içeriği ile çelişkili olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığını, davacının kâr kaybının net bir şekilde hesaplanabileceğini, davalının rasyosu hesaplanırken malzeme pazarlama yetkisi olmadığı, bu nedenle malzeme maliyet bedelinin hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğini, mahkemenin takdir ettiği miktarın hayatın olağan akışına ve hakkaniyete uygun olmadığını, faiz başlangıcının hatalı olduğunu, yargılama giderlerinin de hatalı hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sektör bilirkişileri tarafından yapılan değerlendirmelerin eksik ve hatalı olduğunu, davacının edindiği üç yıllık tecrübe ile kolaylıkla iş bulabileceğini, kendi takdiri ile şirketi tasfiye sürecine soktuğunu, davacının zararını azaltmak için çaba sarfedip etmediğinin araştırılması gerektiğini, hiçbir somut veri olmadan davacının faaliyetine devam etmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini, davacının defterleri üzerinde yapılan incelemede sözleşmenin feshinden sonra da faaliyetine devam ettiğinin görüldüğünü, davacının isim hakkı olmadan da faaliyetine devam edebileceğini, sözleşme süresince davacının elde ettiği kârın üstünde kâr elde etmesinin mümkün olmadığını, zararın davalının kârı üzerinden hesaplanmasının davacıyı sebepsiz zenginleştireceğini, sözleşmenin feshinden önce de davacının zarar ettiğini, tüm bu hususlar dikkate alındığında mahkemece fahiş bir miktara hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 23.12.1997 tarihli lisans sözleşmesine aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Kanun'un 325 inci maddesi
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11125 E. 2013/9986 K.
Ortak:kâr mahrumiyeti
İncelediğiniz kararda… vacının 1997-2000 yıllarında kayıtları da yansıyan satış miktarları gözetilerek 03.01.2001 sözleşmenin feshinden sonra 30.03.2001 tarihine kadar toplam 17.847,05 TL «ciro» yapmış olduğu, o tarihten sonra faaliyete «ara» verdiği ve nihai olarak 2003 yılında tasfiyeye girmiş olduğu faaliyetine devam edemediği, davalı şirketin temizlik sektöründe dünyada sayılı, ülkemizde bu alanda önde gelen bir şirket olduğu, «sözleşmenin ihlal» edildiği tarihte ülkemizde bu alanda benzer bir franchise işletme sistemi olan şirket bulunmadığı, yeni bir marka altında bu hizmetin verilmesi için, sektörde yeniden iş kurması ve müşteri bulması gerekeceği ve uzun yıllar alabileceği, söz konusu hizmetin özel ve teknik tecrübe gerektirdiği, davacının mevcut yapısı, finansal gücü ve tecrübesiyle sözleşmenin feshinden sonra aynı mahiyetteki bir işi bulamayacağı, bu sebeple davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten «feragat» eylediği tutar bulunmadığı, davacının yapılan incelemelerdeki rasyo hesaplama yöntemine ilişkin, sözleşme konusu projenin davalı kayıtlarının proje bazlı maliyet yöntemi ile tutulmadığı tespit edilmiş ve bu bağlamda davalının kül halinde gelir tablosu hesapları ele alınarak oran yöntemi kullanılmak sureti ile maliyet ve faaliyet karına ilişkin hesaplamalar yapılmış ise de esasen tarafların iş ve işlem hacminden kaynaklı olarak maliyet ve tasarruf oranlarının birbirinden farklı olduğunun izaha muhtaç olmadığı dikkate alındığında yapılan hesaplamaların farazi nitelikte olduğu davacının «mahrum» kaldığı kazancın ne olduğunun net bir şekilde tespitinin mümkün olmadığı, bu noktada taraf itirazlarına ve rapora boğulmuş olan yargılama yönünden tekrar tekrar inceleme yapılmasının «usul ekonomisine» uygun düşmediği gibi yargılamayı sürüncemede bıraktığı, talep konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, taraflar arasında önceden hüküm altına alınan miktar gözetilmek suretiyle davalının «fesih» sonrası almış olduğu işin hacmi dosyaya yansıyan taraflara ait ticari kayıtlar hak ve nesafet gözetildiğinde açılan işbu ek dava yönünden davacının bakiye zararını …
Benzer bu kararda… sonra emsal bir iş bulup bulmadığı, bulmuş ise ne zaman bulduğu üzerinde durulup, bu taktirde fesihle makul sayılabilecek iş bulma tarihi arasındaki dönem için kâr «mahrumiyetinin» hesaplanması, bulamamış ise uzman bilirkişiler aracılığı ile davacının aynı koşullarla yeni bir iş bulup bulamayacağı, bulabilir ise ne kadar «makul sürede» bulabileceği saptanıp bu kez bu süre için kâr mahrumiyetine hükmetmek gerekirken, davalının bu yöndeki savunması üzerinde durulmadan «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz «peşin harcın» isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:makul süre · peşin karar harcı · taşıma sözleşmesi · eksik inceleme
Benzer bu kararda… sonra emsal bir iş bulup bulmadığı, bulmuş ise ne zaman bulduğu üzerinde durulup, bu taktirde fesihle makul sayılabilecek iş bulma tarihi arasındaki dönem için kâr «mahrumiyetinin» hesaplanması, bulamamış ise uzman bilirkişiler aracılığı ile davacının aynı koşullarla yeni bir iş bulup bulamayacağı, bulabilir ise ne kadar «makul sürede» bulabileceği saptanıp bu kez bu süre için kâr mahrumiyetine hükmetmek gerekirken, davalının bu yöndeki savunması üzerinde durulmadan «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz «peşin harcın» isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Dava, servis «taşıma sözleşmenin» haksız feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98. maddesi delaletiyle, BK’nın 44. maddesi gereğince davacı taraf da zararın artmaması için gerekli önlemleri almakla mükelleftir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/8954 E. 2013/22890 K.
Ortak:kazanç kaybı · kâr mahrumiyeti · fesih · kâr kaybı
İncelediğiniz kararda… vacının 1997-2000 yıllarında kayıtları da yansıyan satış miktarları gözetilerek 03.01.2001 sözleşmenin feshinden sonra 30.03.2001 tarihine kadar toplam 17.847,05 TL «ciro» yapmış olduğu, o tarihten sonra faaliyete «ara» verdiği ve nihai olarak 2003 yılında tasfiyeye girmiş olduğu faaliyetine devam edemediği, davalı şirketin temizlik sektöründe dünyada sayılı, ülkemizde bu alanda önde gelen bir şirket olduğu, «sözleşmenin ihlal» edildiği tarihte ülkemizde bu alanda benzer bir franchise işletme sistemi olan şirket bulunmadığı, yeni bir marka altında bu hizmetin verilmesi için, sektörde yeniden iş kurması ve müşteri bulması gerekeceği ve uzun yıllar alabileceği, söz konusu hizmetin özel ve teknik tecrübe gerektirdiği, davacının mevcut yapısı, finansal gücü ve tecrübesiyle sözleşmenin feshinden sonra aynı mahiyetteki bir işi bulamayacağı, bu sebeple davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten «feragat» eylediği tutar bulunmadığı, davacının yapılan incelemelerdeki rasyo hesaplama yöntemine ilişkin, sözleşme konusu projenin davalı kayıtlarının proje bazlı maliyet yöntemi ile tutulmadığı tespit edilmiş ve bu bağlamda davalının kül halinde gelir tablosu hesapları ele alınarak oran yöntemi kullanılmak sureti ile maliyet ve faaliyet karına ilişkin hesaplamalar yapılmış ise de esasen tarafların iş ve işlem hacminden kaynaklı olarak maliyet ve tasarruf oranlarının birbirinden farklı olduğunun izaha muhtaç olmadığı dikkate alındığında yapılan hesaplamaların farazi nitelikte olduğu davacının «mahrum» kaldığı kazancın ne olduğunun net bir şekilde tespitinin mümkün olmadığı, bu noktada taraf itirazlarına ve rapora boğulmuş olan yargılama yönünden tekrar tekrar inceleme yapılmasının «usul ekonomisine» uygun düşmediği gibi yargılamayı sürüncemede bıraktığı, talep konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, taraflar arasında önceden hüküm altına alınan miktar gözetilmek suretiyle davalının «fesih» sonrası almış olduğu işin hacmi dosyaya yansıyan taraflara ait ticari kayıtlar hak ve nesafet gözetildiğinde açılan işbu ek dava yönünden davacının bakiye zararını …
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin «kazanç kaybının» davalının «ticari defter» ve muhasebe kayıtları üzerinde yapılacak «bilirkişi incelemesi» ile tespit edilebileceğini, davalının İş Bankası kulelerine verdiği hizmetten elde ettiği brüt kâr tutarının tespiti yapılamadığından bilirkişilerce rasyo uygulaması yöntemiyle tespit edildiğini, ancak yöntemin hatalı uygulandığını, mahkemenin gerekçesinin yargılama aşamasında toplanan delillerin içeriği ile çelişkili olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığını, davacının kâr kaybının net bir şekilde hesaplanabileceğini, davalının rasyosu hesaplanırken malzeme pazarlama yetkisi olmadığı, bu nedenle malzeme maliyet bedelinin hesaplamaya «dahil» edilmemesi gerektiğini, mahkemenin takdir ettiği miktarın hayatın olağan akışına ve «hakkaniyete» uygun olmadığını, faiz başlangıcının hatalı olduğunu, «yargılama giderlerinin» de hatalı hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu kararda… esinde sözleşmenin hangi hallerde fesh edileceğinin belirtildiği, bu hallerde haklı sebeplerin varlığının iddia edildiği, davalının haklı nedenleri kanıtlayamadığı, «haksız fesih» sebebiyle davacının aylık toplam 1.010,02 TL'den 9 ay süreyle «mahrum» kaldığı «kazanç kaybı» zararının toplam 9.090,18 TL olduğu, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 9.190,18 TL 'nin dava tarihinden «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:haksız fesih · yasal faiz
Benzer bu kararda… esinde sözleşmenin hangi hallerde fesh edileceğinin belirtildiği, bu hallerde haklı sebeplerin varlığının iddia edildiği, davalının haklı nedenleri kanıtlayamadığı, «haksız fesih» sebebiyle davacının aylık toplam 1.010,02 TL'den 9 ay süreyle «mahrum» kaldığı «kazanç kaybı» zararının toplam 9.090,18 TL olduğu, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 9.190,18 TL 'nin dava tarihinden «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11072 E. 2014/373 K.
Ortak:sözleşmenin ihlali · kâr mahrumiyeti · sözleşmeye aykırılık · mahsup · fesih · feragat · dava sebebi · zamanaşımı · zamanaşımı var · Tazminat, Tahsil
İncelediğiniz kararda… vacının 1997-2000 yıllarında kayıtları da yansıyan satış miktarları gözetilerek 03.01.2001 sözleşmenin feshinden sonra 30.03.2001 tarihine kadar toplam 17.847,05 TL «ciro» yapmış olduğu, o tarihten sonra faaliyete «ara» verdiği ve nihai olarak 2003 yılında tasfiyeye girmiş olduğu faaliyetine devam edemediği, davalı şirketin temizlik sektöründe dünyada sayılı, ülkemizde bu alanda önde gelen bir şirket olduğu, «sözleşmenin ihlal» edildiği tarihte ülkemizde bu alanda benzer bir franchise işletme sistemi olan şirket bulunmadığı, yeni bir marka altında bu hizmetin verilmesi için, sektörde yeniden iş kurması ve müşteri bulması gerekeceği ve uzun yıllar alabileceği, söz konusu hizmetin özel ve teknik tecrübe gerektirdiği, davacının mevcut yapısı, finansal gücü ve tecrübesiyle sözleşmenin feshinden sonra aynı mahiyetteki bir işi bulamayacağı, bu sebeple davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten «feragat» eylediği tutar bulunmadığı, davacının yapılan incelemelerdeki rasyo hesaplama yöntemine ilişkin, sözleşme konusu projenin davalı kayıtlarının proje bazlı maliyet yöntemi ile tutulmadığı tespit edilmiş ve bu bağlamda davalının kül halinde gelir tablosu hesapları ele alınarak oran yöntemi kullanılmak sureti ile maliyet ve faaliyet karına ilişkin hesaplamalar yapılmış ise de esasen tarafların iş ve işlem hacminden kaynaklı olarak maliyet ve tasarruf oranlarının birbirinden farklı olduğunun izaha muhtaç olmadığı dikkate alındığında yapılan hesaplamaların farazi nitelikte olduğu davacının «mahrum» kaldığı kazancın ne olduğunun net bir şekilde tespitinin mümkün olmadığı, bu noktada taraf itirazlarına ve rapora boğulmuş olan yargılama yönünden tekrar tekrar inceleme yapılmasının «usul ekonomisine» uygun düşmediği gibi yargılamayı sürüncemede bıraktığı, talep konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, taraflar arasında önceden hüküm altına alınan miktar gözetilmek suretiyle davalının «fesih» sonrası almış olduğu işin hacmi dosyaya yansıyan taraflara ait ticari kayıtlar hak ve nesafet gözetildiğinde açılan işbu ek dava yönünden davacının bakiye zararını …
… a lisans oranının %5 olduğu dikkate alınarak, bu oran üzerinden yapılan hesaplamalara göre davacının, ilk mahkeme kararında hükmolunan 30.000,00 TL'lik maddi zararı «mahsup» edildikten sonra, bakiye asıl alacağının toplam 253.269,95 TL, bunun dava tarihine kadar faizinin ise 576.925,67 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kar …
… in bu süreyle sınırlı olarak tazminata hükmedilmesi, ayrıca davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten «feragat» eylediği şeyin de bu tazminattan mahsubu gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı tarafından bu defa ek davada BK.'nın 96 vd. maddeleri gereğince «sözleşmeye aykırılık» hukuki «sebebine» dayanabileceği ve bu durumda BK.'nın 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin 10 yıl olduğu, bir an için ek davada davacının önceki davada mahkeme kararında yazılı bulunan hukuki sebep dışında başka bir sebebe dayanamayacağı kabul edilse bile, TTK.'nın 62. maddesinde öngörülen 1 ve 3 yıllık zamanaşımı sürelerinin BK.'nın 60. maddesi uyarınca zararın, zarar verenin ve zararın tüm unsurlarının öğrenilmesinden itibaren başlayacağı, bu durumda ilk davada davacının zarar vereni öğrenmesine rağmen zararın tüm unsurlarını ve miktarını, ancak verilen ilk kararın kesinleşmesi ile öğrenebileceği, dolayısıyla zarar miktarının ilk davada bilirkişi raporunun davacıya tebliği ile başladığının kabulünün mümkün olmadığı, taraflar arasındaki fiili uygulamada lisans oranının %5 olduğu dikkate alınarak, bu oran üzerinden yapılan hesaplamalara göre davacının, ilk mahkeme kararında hükmolunan 30.000 TL'lik maddi zararı «mahsup» edildikten sonra, bakiye asıl alacağının toplam 253.269,95 TL, bunun dava tarihine kadar faizinin ise 576.925,67 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 253.269,95 TL «asıl alacak», 576.925,67 TL dava tarihine kadar «işlemiş faiz» olmak üzere toplam 830.195,62 TL alacağın, asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranda «reeskont faizi» uygulanması suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… yanlar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça 03.01.2001 tarihinde haksız olarak feshedildiği isabetli bir şekilde tespit edildiğine ve işbu davada da davacı tarafça «fesih» tarihinden sonraki dönem için «kar mahrumiyeti» talebinde bulunulduğuna göre mahkemece, 818 sayılı BK.'nın 325. maddesi hükümleri nazara alınarak, davacının aynı mahiyetteki yeni bir işi bulup bulamayacağı, bulabilirse ne kadar süre içinde bulabileceği, aralarında sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu heyet aracılığıyla tespit edilerek, fesihten sonraki dönem için bu süreyle sınırlı olarak tazminata hükmedilmesi, ayrıca davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten «feragat» eylediği şeyin de bu tazminattan «mahsup» edilmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta da davacı taraf hem ilk davada hem de açılan işbu davada «haksız fesih» nedeniyle «müspet zarar» kapsamında bulunan «kar mahrumiyeti» talebinde bulunduğuna göre, esasen taraflar arasındaki uyuşmazlığa 818 sayılı BK.'nın 125. maddesindeki 10 yıllık «genel zamanaşımı» süresinin uygulanması gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:müspet zarar · kar mahrumiyeti · haksız fesih · genel zamanaşımı · reeskont faizi · işlemiş faiz · temerrüt faizi · ihtar
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlıkta da davacı taraf hem ilk davada hem de açılan işbu davada «haksız fesih» nedeniyle «müspet zarar» kapsamında bulunan «kar mahrumiyeti» talebinde bulunduğuna göre, esasen taraflar arasındaki uyuşmazlığa 818 sayılı BK.'nın 125. maddesindeki 10 yıllık «genel zamanaşımı» süresinin uygulanması gereklidir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı tarafından bu defa ek davada BK.'nın 96 vd. maddeleri gereğince «sözleşmeye aykırılık» hukuki «sebebine» dayanabileceği ve bu durumda BK.'nın 125. maddesi gereğince «zamanaşımı» süresinin 10 yıl olduğu, bir an için ek davada davacının önceki davada mahkeme kararında yazılı bulunan hukuki sebep dışında başka bir sebebe dayanamayacağı kabul edilse bile, TTK.'nın 62. maddesinde öngörülen 1 ve 3 yıllık zamanaşımı sürelerinin BK.'nın 60. maddesi uyarınca zararın, zarar verenin ve zararın tüm unsurlarının öğrenilmesinden itibaren başlayacağı, bu durumda ilk davada davacının zarar vereni öğrenmesine rağmen zararın tüm unsurlarını ve miktarını, ancak verilen ilk kararın kesinleşmesi ile öğrenebileceği, dolayısıyla zarar miktarının ilk davada bilirkişi raporunun davacıya tebliği ile başladığının kabulünün mümkün olmadığı, taraflar arasındaki fiili uygulamada lisans oranının %5 olduğu dikkate alınarak, bu oran üzerinden yapılan hesaplamalara göre davacının, ilk mahkeme kararında hükmolunan 30.000 TL'lik maddi zararı «mahsup» edildikten sonra, bakiye asıl alacağının toplam 253.269,95 TL, bunun dava tarihine kadar faizinin ise 576.925,67 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 253.269,95 TL «asıl alacak», 576.925,67 TL dava tarihine kadar «işlemiş faiz» olmak üzere toplam 830.195,62 TL alacağın, asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranda «reeskont faizi» uygulanması suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3- Diğer taraftan yukarıda açıklandığı üzere dava, «sözleşmeye aykırılıktan» kaynaklanan «kar mahrumiyetinin» tahsili istemine ilişkin bulunduğuna göre, davacının işlemiş «temerrüt faizi» isteyebilmesi için davalıyı davadan önce, 818 saylı BK.'nın 101/1. maddesi uyarınca keşide edeceği bir ihtarla temerrüte düşürmesi gereklidir.
Bu itibarla mahkemece, davalının eyleminin «sözleşmeye aykırılık» oluşturduğunun kabul edilmesinden sonra, davacı alacağına yine «haksız fiil» hükümlerinde olduğu gibi herhangi bir «ihtar» şartı aranmaksızın, dava tarihine kadar «temerrüt faizi» yürütülmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/19158 E. 2013/1908 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:acentelik sözleşmesi · acentelik · temlik
Benzer bu karardaMahkemece, bozmaya uyularak «acentelik sözleşmesinin» feshinden itibaren «temlik» edenin alacağının kalmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 05.03.2012 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/243 E. , 2023/3078 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2017/186 Esas, 2021/180 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul
Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı şirket arasındaki 23.12.1997 tarihli sözleşme ile müvekkilinin Beşiktaş ve Sarıyer İlçelerini kapsayacak şekilde inhisari lisans elde ettiğini, bu konuda haksız rekabet nedeniyle açılan dava sonucunda, 30.000,00 TL maddi tazminata hükmedildiğini, bilirkişi raporuna göre müvekkilinin alacağının bundan fazla olduğunu, öte yandan sözleşme 22.12.2002 tarihinde sona erdiği için bu döneme ilişkin olarak da davalının tazminat ödemesinin gerektiğini ileri sürerek faizi ile birlikte toplam 1.320.467,00 TL haksız rekabetten kaynaklanan tazminatın, 429.577,00 TL tutarındaki asıl alacağa, dava tarihinden itibaren iskonto faizi uygulanması suretiyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 17.09.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile davadaki hukuki sebebin ıslah edildiğini, müvekkilinin uğradığı zararın geri kalan bölümü için haksız rekabet hükümlerine değil, sözleşmeye aykırılığa ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 96 ve devamı maddelerine dayandıklarını bildirerek toplam 986.378,00 TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, mahkeme kararı ile sadece 30.000.00 TL'lık kısım için zamanaşımının kesildiğini, bunun üzerindeki kısmın bilirkişi raporunun tebliği tarihinden itibaren geçen süreye göre zamanaşımına uğradığını, ayrıca tarafların iradeleri ile 31.12.2000 tarihinde sözleşmenin fesih edildiğini, davacı tarafından fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığını, davanın zamanaşımına uğramamış olması durumunda bile davacı tarafın 2001 ve 2002 yıllarına ait talepte bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 13.03.2012 tarih, 2008/82 E. ve 2012/55 K. sayılı kararı ile taraflar arasındaki fiili uygulamada lisans oranının %5 olduğu dikkate alınarak, bu oran üzerinden yapılan hesaplamalara göre davacının, ilk mahkeme kararında hükmolunan 30.000,00 TL'lik maddi zararı mahsup edildikten sonra, bakiye asıl alacağının toplam 253.269,95 TL, bunun dava tarihine kadar faizinin ise 576.925,67 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairenin 09.01.2014 tarihli, 2012/11072 E. ve 2014/373 K. sayılı ilamıyla ile bilirkişi raporundaki hesaplama şeklinin hatalı olduğu, 818 sayılı kanun'un 325 inci maddesi hükümleri nazara alınarak, davacının aynı mahiyetteki yeni bir işi bulup bulamayacağı, bulabilirse ne kadar süre içinde bulabileceği, aralarında sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu heyet aracılığıyla tespit edilerek, fesihten sonraki dönem için bu süreyle sınırlı olarak tazminata hükmedilmesi, ayrıca davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyin de bu tazminattan mahsubu gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 1997-2000 yıllarında kayıtları da yansıyan satış miktarları gözetilerek 03.01.2001 sözleşmenin feshinden sonra 30.03.2001 tarihine kadar toplam 17.847,05 TL ciro yapmış olduğu, o tarihten sonra faaliyete ara verdiği ve nihai olarak 2003 yılında tasfiyeye girmiş olduğu faaliyetine devam edemediği, davalı şirketin temizlik sektöründe dünyada sayılı, ülkemizde bu alanda önde gelen bir şirket olduğu, sözleşmenin ihlal edildiği tarihte ülkemizde bu alanda benzer bir franchise işletme sistemi olan şirket bulunmadığı, yeni bir marka altında bu hizmetin verilmesi için, sektörde yeniden iş kurması ve müşteri bulması gerekeceği ve uzun yıllar alabileceği, söz konusu hizmetin özel ve teknik tecrübe gerektirdiği, davacının mevcut yapısı, finansal gücü ve tecrübesiyle sözleşmenin feshinden sonra aynı mahiyetteki bir işi bulamayacağı, bu sebeple davacının iş yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği tutar bulunmadığı, davacının yapılan incelemelerdeki rasyo hesaplama yöntemine ilişkin, sözleşme konusu projenin davalı kayıtlarının proje bazlı maliyet yöntemi ile tutulmadığı tespit edilmiş ve bu bağlamda davalının kül halinde gelir tablosu hesapları ele alınarak oran yöntemi kullanılmak sureti ile maliyet ve faaliyet karına ilişkin hesaplamalar yapılmış ise de esasen tarafların iş ve işlem hacminden kaynaklı olarak maliyet ve tasarruf oranlarının birbirinden farklı olduğunun izaha muhtaç olmadığı dikkate alındığında yapılan hesaplamaların farazi nitelikte olduğu davacının mahrum kaldığı kazancın ne olduğunun net bir şekilde tespitinin mümkün olmadığı, bu noktada taraf itirazlarına ve rapora boğulmuş olan yargılama yönünden tekrar tekrar inceleme yapılmasının usul ekonomisine uygun düşmediği gibi yargılamayı sürüncemede bıraktığı, talep konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, taraflar arasında önceden hüküm altına alınan miktar gözetilmek suretiyle davalının fesih sonrası almış olduğu işin hacmi dosyaya yansıyan taraflara ait ticari kayıtlar hak ve nesafet gözetildiğinde açılan işbu ek dava yönünden davacının bakiye zararının 100.000,00 TL olabileceğine kanaat getirilmekle bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin kazanç kaybının davalının ticari defter ve muhasebe kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile tespit edilebileceğini, davalının İş Bankası kulelerine verdiği hizmetten elde ettiği brüt kâr tutarının tespiti yapılamadığından bilirkişilerce rasyo uygulaması yöntemiyle tespit edildiğini, ancak yöntemin hatalı uygulandığını, mahkemenin gerekçesinin yargılama aşamasında toplanan delillerin içeriği ile çelişkili olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığını, davacının kâr kaybının net bir şekilde hesaplanabileceğini, davalının rasyosu hesaplanırken malzeme pazarlama yetkisi olmadığı, bu nedenle malzeme maliyet bedelinin hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğini, mahkemenin takdir ettiği miktarın hayatın olağan akışına ve hakkaniyete uygun olmadığını, faiz başlangıcının hatalı olduğunu, yargılama giderlerinin de hatalı hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sektör bilirkişileri tarafından yapılan değerlendirmelerin eksik ve hatalı olduğunu, davacının edindiği üç yıllık tecrübe ile kolaylıkla iş bulabileceğini, kendi takdiri ile şirketi tasfiye sürecine soktuğunu, davacının zararını azaltmak için çaba sarfedip etmediğinin araştırılması gerektiğini, hiçbir somut veri olmadan davacının faaliyetine devam etmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini, davacının defterleri üzerinde yapılan incelemede sözleşmenin feshinden sonra da faaliyetine devam ettiğinin görüldüğünü, davacının isim hakkı olmadan da faaliyetine devam edebileceğini, sözleşme süresince davacının elde ettiği kârın üstünde kâr elde etmesinin mümkün olmadığını, zararın davalının kârı üzerinden hesaplanmasının davacıyı sebepsiz zenginleştireceğini, sözleşmenin feshinden önce de davacının zarar ettiğini, tüm bu hususlar dikkate alındığında mahkemece fahiş bir miktara hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 23.12.1997 tarihli lisans sözleşmesine aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Kanun'un 325 inci maddesi
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin bir diğerinden alınarak yekdiğerine verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
18.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/940527700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz