Ticari ve iktisadi bütünlük
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/254 E. 2023/4083 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari ve iktisadi bütünlük↗ 674 sayılı khk↗ tmsf kayyımlığı↗ devredilemez yetkiler↗ iktisadi bütünlük kararı↗ genel kurul yetkisi↗ fon kurulu kararı↗ usulden red↗ genel kurulu toplantıya çağırma↗ olağanüstü hal↗ yönetim kayyımı↗ idari işlem↗ kayyım tayini↗ kısmi kabul↗ iç yönerge↗ yargı yolu↗ kayyım↗ malvarlığına ilişkin dava↗ genel kurul kararının iptali↗ şirket zararı↗ basiretli tacir↗ dava şartı yokluğu↗ derdestlik↗ istinaf incelemesi↗ tmsf↗ tüzel kişilik↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ görevsizlik kararı↗ iş mahkemesi görev alanı↗ yetki↗ ek tasfiye↗ sulh↗ yönetim kurulu kararı↗ tacir↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ ilan↗ yükleten (shipper)↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/707 E., 2021/365 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali, genel kurul toplantısına izin, iktisadi bütünlük satış kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın usulden reddine, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, kesin hükmün varlığı nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'nun Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, davacının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4.Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.09.2016 tarihli kararı ile kayyım atandığını, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacı namına TMSF tarafından görevlendirilen heyet tarafından gerçekleştirildiğini, TMSF tarafından atanan kayyum heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olduğunu, ilgili mevzuat gereği kayyımlarca basiretli tacir sorumluluğuna uygun davranılmayarak şirketlerin zarara uğratıldığını, davalı şirketin malvarlığının ihale ile satışa çıkarıldığının ilan edildiğini, bu nedenle TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kayyımların geçici olarak idare ettikleri şirketlerin tamamının satılmasının iyi yönetemediklerini belgelediğini, idare kayyumunun şirketi satış kararı alamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, hiçbir şekilde satışı kabul etmemekle birlikte ihaleye çıkan 6.200.000,00 TL'nin çok düşük bir miktar olduğunu, şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davalı TMSF’nin herhangi bir genel kurul yapmadan davalı şirketin satışı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, TMSF'nin şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) uyarınca yönetim kurulu usulüne uygun davranmadığı takdirde mahkeme kararıyla genel kurul kararı alınabileceğini ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurul toplanmasına ve davalı şirketin satış kararının usule ve kanuna aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda Tarım ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin kayyım olarak atandığını, şirketlerin genel kurul yetkilerinin TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının idari işlem niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul yetkisinin kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve ticari iktisadi bütünlük kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı TMSF vekili cevap dilekçesinde; davacının asıl talebinin 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların 7 nci ve 8 inci maddeleri kapsamında Leziz Tarım Ürünleri Gıda Tarım ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'ye ait varlıkların satışına ilişkin davalı Kurum tarafından tesis edilen idari işlemlerin iptali olduğunu, idari yargının görevli olduğunu, yetkili mahkemenin İstanbul İdare Mahkemesi olduğunu, şirket genel kurulu henüz yapılmadığından dava konusu edilebilecek genel kurul kararının bulunmadığını, dava konusu fon kurulu kararının usul ve yasaya uygun gerçekleştirildiğini, ayrıca davacı tarafından davalı Kurum ve şirket aleyhine dava ile aynı konuda İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/711 E. sayılı dosyasında dava açıldığını savunarak davanın derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, görev yönünden reddine, yetki yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş.'nin 26.01.2021 tarihinde yapılacak ihale ile satışının iptalinin talep edildiği, davalı şirket ile ilgili olarak TMSF Fon Kurulunun 03.01.2020 tarihli 2020/14 sayılı kararı ile Leziz Tarım Ürünleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü adı altında ticari bütünlük oluşturulmasına karar verildiği, satış kararının davalı şirket veya yönetimi tarafından alınmayıp TMSF tarafından alındığı, davacı tarafın talebinin TMSF tarafından alınan satış kararının iptaline yönelik olduğu, TMSF tarafından yapılan işlemin Resmî Gazete'de yayımlanan satış ilanında belirtilen yasa ve yönetmelikler çerçevesinde alınmış idari bir işlem olduğu, bu nedenle iş bu kararın idari yargının denetimine tabi olduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 nci maddesi uyarınca talep ile ilgili karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin (b) bendi gereği yargı yolunun caiz olması hususunun dava şartı niteliğinde olduğu; davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş. tarafından alınan genel kurul kararının iptalinin talep edildiği ancak davalı şirketin satışına ilişkin şirket yönetim veya genel kurulu veya kayyumlar tarafından alınmış bir karar bulunmadığı, ortada iptali talep edilebilecek genel kurul kararı olmadığından davacının bu talebinde hukuki yararının olmadığı; davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş.'nin genel kurulunun toplanması için çağrı yapılmasına izin verilmesinin talep edildiği, davacının davalı şirketin ortaklarından olduğu, genel kurulun toplantıya çağrılması için öncelikle 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi doğrultusunda yönetim kuruluna müracaat etmesi gerektiği, ancak davacı tarafça yönetim kuruluna müracaat edilmeden doğrudan Mahkemeye müracaat edildiği, yönetim kuruluna müracaat hususunun talep yönünden dava şartı niteliğinde olduğu gerekçeleriyle davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, yargı yolu bakımından Mahkemenin görevsizliğine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca şirkete kayyım atandığını ve bu maddenin üçüncü fıkrasında "İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.' düzenlemesinin yer aldığını, dava konusu işlemin TMSF tarafından satış kararı alınması işlemi olduğunu, bu davanın çözüm yerinin de adli yargı olduğu, bu durumun İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 27.12.2019 tarih, 2019/1763 E. ve 2019/2564 K. sayılı kararı ile sabit olduğunu, şirket satışı hususunda olağan üstü bir yetkiye sahip olmayan kayyımların, bu satış ilanı ve sürecini de usulüne uygun yapmadığının açık olduğu, kayyımların geçici idare ettikleri şirketin tamamının satılması suretiyle iyi yönetemediklerini belgeler şekilde yanlı yöntemlerle elden çıkarmaya ve böylece verdikleri zararları perdelemeye başladıklarının anlaşıldığını, TMSF'nin herhangi bir genel kurul yapmadan Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş’nin satışı kararı vermeyeceğini, söz konusu kararın ancak genel kurul toplanarak alınacak karar türlerinden olduğunu, bir toplantı yapıldığı varsayılsa bile usulsüz genel kurul toplantısı ve orada alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, TMSF şirkete zarar vermekte olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 410 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurulu toplantıya çağırma izni verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin yönetici kayyım atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve iktisadi bütünlük" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık yetkisinin devri ve tasfiye" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre idari işlemin iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir görevle ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının görev alanına girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde derdestlik itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/711 E. sayılı dosyasında, davacının, davalıların ve taleplerin aynı olduğu davanın daha önce görülmüş olduğu, Mahkemece verilen "yetkisizlik" nedeniyle dosyanın İzmir Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine dair kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda kararın kaldırıldığı, yeniden kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava şartı yokluğundan usulden reddine ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden red kararı" verildiği ve sözkonusu kararın kesin nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde derdest bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin kayyımlık görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden genel kurul yetkilerini kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan genel kurul kararlarının iptali ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını kısmi kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, kesin hükmün varlığı nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; davacının ortağı olduğu, 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi uyarınca davalı idarece belirlenen kayyım heyeti tarafından yönetilen davalı şirkete ait varlıkların satışına ilişkin alınan Fon kurulu kararının iptali, şirketle ilgili genel kurul kararlarının iptali ve şirket genel kurulunun toplantıya çağrılmasına izin istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi.
4. 677 sayılı KHK'nın 7 nci maddesi.
5. 6758 sayılı Kanun'un 13 üncü ve 19 uncu maddeleri.
6. 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
7. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü ve 115 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5279 E. 2024/1987 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · fon kurulu kararı · genel kurulu toplantıya çağırma · idari işlem · yargı yolu · kayyım · dava şartı yokluğu · dava şartı · görev/görevsizlik · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaA.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin «yönetici kayyım» atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve «iktisadi bütünlük»" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık «yetkisinin» devri ve «tasfiye»" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu «tüzel kişiliğini» haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre «idari işlemin» iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir «görevle» ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının «görev alanına» girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde «derdestlik» itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
Benzer bu kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden «yargı yolunun» caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, «derdestlik» bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete «kayyım» olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın «derdest» dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada «yargı yolunun» tespiti noktasında toplanmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kayyım atanması · kamu düzeni · dava sebebi
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre …
… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmadığı, kararda «kamu düzenine» ilişkin bir aykırılık bulunmadığı, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2589 E. 2023/2902 K.
Ortak:ticari ve iktisadi bütünlük · iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · yönetim kayyımı · idari işlem · kayyım · iş mahkemesi görev alanı · yönetim kurulu kararı · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaA.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin «yönetici kayyım» atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve «iktisadi bütünlük»" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık «yetkisinin» devri ve «tasfiye»" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu «tüzel kişiliğini» haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre «idari işlemin» iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir «görevle» ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının «görev alanına» girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde «derdestlik» itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
A.Ş.'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, davacının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4.Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım» atandığını, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacı namına TMSF tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından gerçekleştirildiğini, TMSF tarafından atanan kayyum heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olduğunu, ilgili mevzuat gereği kayyımlarca «basiretli tacir» sorumluluğuna uygun davranılmayarak «şirketlerin zarara» uğratıldığını, davalı şirketin «malvarlığının» ihale ile satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, bu nedenle TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kayyımların geçici olarak idare ettikleri şirketlerin tamamının satılmasının iyi yönetemediklerini belgelediğini, idare kayyumunun şirketi satış kararı alamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, hiçbir şekilde satışı kabul etmemekle birlikte ihaleye çıkan 6.200.000,00 TL'nin çok düşük bir miktar olduğunu, şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davalı TMSF’nin herhangi bir genel kurul yapmadan davalı şirketin satışı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, TMSF'nin şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) uyarınca «yönetim kurulu» usulüne uygun davranmadığı takdirde mahkeme kararıyla genel kurul kararı alınabileceğini ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hük …
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin satışına ilişkin ihale «ilanının» TMSF tarafından verildiğini, başka bir ifadeyle satış kararının şirketin «yönetim kurulu» kararı olmadığı, «genel kurul yetkilerinin» kullanılması kapsamında TMSF tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla TMSF'nin taraf olmadığı davada, davalı şirkete «husumetin» düşmediği ayrıca davalı şirkette tarafından alınmış bir karar bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kayyım atanması · dava dilekçesinin tebliği · pasif husumet ehliyeti · sözleşmeden doğan dava · husumet ehliyeti · pasif husumet · taraf ehliyeti · husumet
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalının «pasif husumet ehliyeti» olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8103 E. 2023/2710 K.
Ortak:ticari ve iktisadi bütünlük · iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · fon kurulu kararı · idari işlem · yargı yolu · kayyım · usulden reddi · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaA.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin «yönetici kayyım» atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve «iktisadi bütünlük»" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık «yetkisinin» devri ve «tasfiye»" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu «tüzel kişiliğini» haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre «idari işlemin» iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir «görevle» ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının «görev alanına» girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde «derdestlik» itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve «iktisadi bütünlük» satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Taraflar arasındaki ihalenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kayyım atanması · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… ı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… bepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar aleyhine 6100 sayılı Kanun'un 368 inci maddesi uygulanarak, davacıların, davalı tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan «vekalet ücretini» ödemeye mahkum edilmesini istemiştir.
1 benzer karar daha
-
TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/44 E. 2023/3752 K.
Ortak:yargı yolu · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaA.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın «usulden reddine», «yargı yolu» bakımından mahkemenin «görevsizliğine», usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
… addesi uyarınca talep ile ilgili karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin (b) bendi gereği «yargı yolunun» caiz olması hususunun dava şartı niteliğinde olduğu; davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv.
… lgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», «yargı yolu» bakımından Mahkemenin «görevsizliğine», usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık Sa …
Benzer bu kararda… CE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin «kayyımlık» görevini yürüttüğü şirketlerin «genel kurullarının yetkilerinin» 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı
Benzer bu kararda… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/254 E. , 2023/4083 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1015 Esas, 2021/1174 Karar
HÜKÜM
Yeniden hüküm kurularak davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/707 E., 2021/365 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali, genel kurul toplantısına izin, iktisadi bütünlük satış kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın usulden reddine, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, kesin hükmün varlığı nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'nun Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, davacının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4.Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.09.2016 tarihli kararı ile kayyım atandığını, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacı namına TMSF tarafından görevlendirilen heyet tarafından gerçekleştirildiğini, TMSF tarafından atanan kayyum heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olduğunu, ilgili mevzuat gereği kayyımlarca basiretli tacir sorumluluğuna uygun davranılmayarak şirketlerin zarara uğratıldığını, davalı şirketin malvarlığının ihale ile satışa çıkarıldığının ilan edildiğini, bu nedenle TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kayyımların geçici olarak idare ettikleri şirketlerin tamamının satılmasının iyi yönetemediklerini belgelediğini, idare kayyumunun şirketi satış kararı alamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, hiçbir şekilde satışı kabul etmemekle birlikte ihaleye çıkan 6.200.000,00 TL'nin çok düşük bir miktar olduğunu, şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davalı TMSF’nin herhangi bir genel kurul yapmadan davalı şirketin satışı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, TMSF'nin şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) uyarınca yönetim kurulu usulüne uygun davranmadığı takdirde mahkeme kararıyla genel kurul kararı alınabileceğini ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurul toplanmasına ve davalı şirketin satış kararının usule ve kanuna aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda Tarım ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin kayyım olarak atandığını, şirketlerin genel kurul yetkilerinin TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının idari işlem niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul yetkisinin kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve ticari iktisadi bütünlük kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı TMSF vekili cevap dilekçesinde; davacının asıl talebinin 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların 7 nci ve 8 inci maddeleri kapsamında Leziz Tarım Ürünleri Gıda Tarım ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'ye ait varlıkların satışına ilişkin davalı Kurum tarafından tesis edilen idari işlemlerin iptali olduğunu, idari yargının görevli olduğunu, yetkili mahkemenin İstanbul İdare Mahkemesi olduğunu, şirket genel kurulu henüz yapılmadığından dava konusu edilebilecek genel kurul kararının bulunmadığını, dava konusu fon kurulu kararının usul ve yasaya uygun gerçekleştirildiğini, ayrıca davacı tarafından davalı Kurum ve şirket aleyhine dava ile aynı konuda İstanbul 5.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/711 E. sayılı dosyasında dava açıldığını savunarak davanın derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, görev yönünden reddine, yetki yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş.'nin 26.01.2021 tarihinde yapılacak ihale ile satışının iptalinin talep edildiği, davalı şirket ile ilgili olarak TMSF Fon Kurulunun 03.01.2020 tarihli 2020/14 sayılı kararı ile Leziz Tarım Ürünleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü adı altında ticari bütünlük oluşturulmasına karar verildiği, satış kararının davalı şirket veya yönetimi tarafından alınmayıp TMSF tarafından alındığı, davacı tarafın talebinin TMSF tarafından alınan satış kararının iptaline yönelik olduğu, TMSF tarafından yapılan işlemin Resmî Gazete'de yayımlanan satış ilanında belirtilen yasa ve yönetmelikler çerçevesinde alınmış idari bir işlem olduğu, bu nedenle iş bu kararın idari yargının denetimine tabi olduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 nci maddesi uyarınca talep ile ilgili karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin (b) bendi gereği yargı yolunun caiz olması hususunun dava şartı niteliğinde olduğu;
davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş. tarafından alınan genel kurul kararının iptalinin talep edildiği ancak davalı şirketin satışına ilişkin şirket yönetim veya genel kurulu veya kayyumlar tarafından alınmış bir karar bulunmadığı, ortada iptali talep edilebilecek genel kurul kararı olmadığından davacının bu talebinde hukuki yararının olmadığı; davacı tarafça davalı Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayv. San. ve Tic. A.Ş.'nin genel kurulunun toplanması için çağrı yapılmasına izin verilmesinin talep edildiği, davacının davalı şirketin ortaklarından olduğu, genel kurulun toplantıya çağrılması için öncelikle 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi doğrultusunda yönetim kuruluna müracaat etmesi gerektiği, ancak davacı tarafça yönetim kuruluna müracaat edilmeden doğrudan Mahkemeye müracaat edildiği, yönetim kuruluna müracaat hususunun talep yönünden dava şartı niteliğinde olduğu gerekçeleriyle davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San.
ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, yargı yolu bakımından Mahkemenin görevsizliğine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca şirkete kayyım atandığını ve bu maddenin üçüncü fıkrasında "İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.' düzenlemesinin yer aldığını, dava konusu işlemin TMSF tarafından satış kararı alınması işlemi olduğunu, bu davanın çözüm yerinin de adli yargı olduğu, bu durumun İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 27.12.2019 tarih, 2019/1763 E. ve 2019/2564 K. sayılı kararı ile sabit olduğunu, şirket satışı hususunda olağan üstü bir yetkiye sahip olmayan kayyımların, bu satış ilanı ve sürecini de usulüne uygun yapmadığının açık olduğu, kayyımların geçici idare ettikleri şirketin tamamının satılması suretiyle iyi yönetemediklerini belgeler şekilde yanlı yöntemlerle elden çıkarmaya ve böylece verdikleri zararları perdelemeye başladıklarının anlaşıldığını, TMSF'nin herhangi bir genel kurul yapmadan Leziz Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San.
ve Tic. A.Ş’nin satışı kararı vermeyeceğini, söz konusu kararın ancak genel kurul toplanarak alınacak karar türlerinden olduğunu, bir toplantı yapıldığı varsayılsa bile usulsüz genel kurul toplantısı ve orada alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, TMSF şirkete zarar vermekte olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 410 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurulu toplantıya çağırma izni verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin yönetici kayyım atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve iktisadi bütünlük" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık yetkisinin devri ve tasfiye" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre idari işlemin iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir görevle ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının görev alanına girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde derdestlik itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/711 E. sayılı dosyasında, davacının, davalıların ve taleplerin aynı olduğu davanın daha önce görülmüş olduğu, Mahkemece verilen "yetkisizlik" nedeniyle dosyanın İzmir Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine dair kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda kararın kaldırıldığı, yeniden kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava şartı yokluğundan usulden reddine ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden red kararı" verildiği ve sözkonusu kararın kesin nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde derdest bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin kayyımlık görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden genel kurul yetkilerini kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan genel kurul kararlarının iptali ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede;
TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını kısmi kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.'nin satış kararının iptaline yönelik talep ile ilgili davalı TMSF aleyhine açılan davanın, kesin hükmün varlığı nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine yönelik talep ile ilgili davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San.
ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına yönelik talep ile ilgili açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; davacının ortağı olduğu, 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi uyarınca davalı idarece belirlenen kayyım heyeti tarafından yönetilen davalı şirkete ait varlıkların satışına ilişkin alınan Fon kurulu kararının iptali, şirketle ilgili genel kurul kararlarının iptali ve şirket genel kurulunun toplantıya çağrılmasına izin istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi.
4. 677 sayılı KHK'nın 7 nci maddesi.
5. 6758 sayılı Kanun'un 13 üncü ve 19 uncu maddeleri.
6. 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
7. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü ve 115 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/938271200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz