İhale iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8103 E. 2023/2710 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari ve iktisadi bütünlük↗ 674 sayılı khk↗ tmsf kayyımlığı↗ iktisadi bütünlük kararı↗ genel kurul yetkisi↗ fon kurulu kararı↗ olağanüstü hal↗ idari işlem↗ yargı yolu↗ kayyım atanması↗ kayyım↗ tmsf↗ komisyon↗ usulden reddi↗ esastan ret↗ yönetim kurulu kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ ilan↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/69 E., 2021/388 K.
Taraflar arasındaki ihalenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilileri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirketin satışına ilişkin ihalenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin kayyım olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkilerinin TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan idari kararlar ile yürütüldüğünü, davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve iktisadi bütünlük satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, kayyım atanmasına TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının görev alanında olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF'ye yasa ile kayyımlık yetkilerinin devredilmesi sonrasında, yasal düzenlemelere ve Ticari ve İktisadi Bütünlük Satış Yönetmeliğine göre talebe konu şirketin satış kararı alınması üzerine, Satış Komisyon Başkanlığı tarafından, taşınmazların ihale şartnamesinde belirtilen kayıt ve şartlarla satışının yapılacağı ilanı ve yasal prosedür tamamlandıktan sonra yapılan satış işlemi, davacılar vekilinin iddia ettiği gibi 6102 sayılı Kanun'da düzenlenen kayyımlık görevinden kaynaklanmadığı, idari bir işlem niteliğinde olduğu, TMSF'ye karşı idari işlemlerinden dolayı açılacak davalarda, idari yargı yeri görevli olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar aleyhine 6100 sayılı Kanun'un 368 inci maddesi uygulanarak, davacıların, davalı tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekalet ücretini ödemeye mahkum edilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta yargı yolunun caiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2589 E. 2023/2902 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · idari işlem · kayyım atanması · kayyım · yönetim kurulu kararı · ilan · görevli mahkeme · görev/görevsizlik · İhale iptali
İncelediğiniz kararda… ı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
… bepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kayyımı · dava dilekçesinin tebliği · pasif husumet ehliyeti · sözleşmeden doğan dava · husumet ehliyeti · pasif husumet · taraf ehliyeti · iş mahkemesi görev alanı
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalının «pasif husumet ehliyeti» olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
CEVAP Davalı vekiline dava «dilekçesi tebliğ» edilmemiştir.
-
TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/44 E. 2023/3752 K.
Ortak:yargı yolu · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve «iktisadi bütünlük» satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta «yargı yolunun» caiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu kararda… CE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin «kayyımlık» görevini yürüttüğü şirketlerin «genel kurullarının yetkilerinin» 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı
Benzer bu kararda… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2208 E. 2024/4999 K.
Ortak:kayyım atanması · kayyım · usulden reddi · yönetim kurulu kararı · görevli mahkeme
İncelediğiniz kararda… ı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… bepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Benzer bu kararda… ı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin «malvarlığının» «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini tale …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyelerinin mali haklarının herhangi bir genel kurul kararı olmasa da «esas sözleşmede» bulunması şartıyla kanundan doğduğunu, dava konusu alacak taleplerinin; hali hazırda 20.09.2016 tarihinden sonra doğması gereken ve kayyumun şirketi idare etmesi sonucu hesaplanarak müvekkili davacıya aktarılması gereken alacak talepleri olduğunu, şirkete kayyum atanmış olmasının davalının da beyan ettiği gibi yalnızca bir tedbir uygulama şekli olduğunu, idarenin tedbiren kayyuma devredilmiş olmasının, tedbirin uygulandığı sırada müvekkilinin mali haklarının yerine getirilmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin halen şirket ortağı olduğunun açık olduğunu, ortaklıktan kaynaklanan alacak haklarının ivedilikle iadesini talep zorunluluğunun hasıl olduğunu, müvekkilinin veya ortağı bulunduğu şirketin «malvarlığı» «müsadere» edilmediği gibi eğer bir müsadere kararı varsa davalı tarafça dosyaya «ibraz» edilmesi gerektiğini, TMSF'nin görevinin şirket ortaklarının şirket nezdinde gerçekleştirdiği suç unsuru mahkeme kararı ile sabit olana kadar şirketin devamını ve piyasadaki konumunu korumak olduğunu, «kayyımın» görevinin şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan «görevlerden» birinin de şirket ortaklarının alacak haklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren TMSF'ce görevlendirilen heyet tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir hiçbir maddi karşılık («kar payı», «huzur hakkı», maaş ödemesi vb.) ödenmediğini; müvekkilinin şirketin menfaatlerinden uzak tutulduğunu, uygulanacak mevzuatın 6102 sayılı Kanun olduğunun açık olduğunu, mülkiyet hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Prokol ve Anayasamızın 35. maddesi ile mutlak koruma altında olduğunu, kayıtlarda müvekkilinin hissedarı olduğu şirketlere ilişkin olarak suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil/olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa 13 üncü maddesine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini (Anayasa'nın 38 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası), hukuk düzeni gereğince müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, bir hakkın kullanımı yasalar ile engellenmemiş ise o hakkın kullanılabilirliğinin esas olduğunu, henüz müsaderesine karar verilmemiş ya da «tasfiye» edilmemiş şirketlerin hissedarlarının geçimlerine dair hiçbir düzenlemenin mevcut olmadığını, bu düzenlemelerde şirketlerin kayyımlar tarafından ne şekilde yönetileceği, alacakları ücretler dahi belirlenmiş iken kanun koyucunun soruşturma aşamasında masumiyetleri asıl olan hissedarların ne şekilde bir geçim sağlayacaklarını düşünmediğini, dolayısı ile; Türk Hukukunda özel düzenleme bulunmayan alanlarda özellikle kişi hak ve hürriyetleri kapsamında başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa olmak üzere genel hükümler gözetilerek bir çözüm bulunacağını, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1, 4 ve özellikle 5 inci maddelerinin hakim tarafından dikkate alınmak zorunda olduğunu, TTK gereğince müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü, 507 nci maddesinin birinci fıkrası, 511 inci maddesinin birinci fıkrası ışığında; müvekkilinin şirket nezdinde doğan alacak haklarının tesisinin zorunlu olduğunu, bu haklardan müvekkilinin «mahrum» bırakılmasına esas hiçbir karar da bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete «kayyım» atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç «payı», «huzur hakkı» ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr «payı alacağı» ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr «payı dağıtılması» ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair «ticaret sicil» kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:devredilemez yetkiler · müsadere · vesayet · yedek akçe · yönetim kayyımı · kar dağıtımı · ortaklık sıfatı · huzur hakkı
Benzer bu kararda… ı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin «malvarlığının» «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini tale …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete «kayyım» atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç «payı», «huzur hakkı» ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr «payı alacağı» ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr «payı dağıtılması» ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair «ticaret sicil» kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava …
… evap dilekçesinde; dava dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmediğini, davacının «yerleşim yerinin» gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf «ehliyetinin» bulunmadığını, «huzur hakkı» talep edilmesi için öncelikle «yönetim kurulu» üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin «kar dağıtımına» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç «payı dağıtımı» konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kuruluna verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, TMSF'NİN kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıklarını, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, hakkında kovuşturma yürütülen ortakların hisselerinin «müsaderesinin» talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlam …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kazanç «payı», «huzur hakkı» ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının «aktif husumet» sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine, davanın «ortaklık sıfatına» bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/254 E. 2023/4083 K.
Ortak:ticari ve iktisadi bütünlük · iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · fon kurulu kararı · idari işlem · yargı yolu · kayyım · usulden reddi · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve «iktisadi bütünlük» satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Taraflar arasındaki ihalenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaA.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin «yönetici kayyım» atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve «iktisadi bütünlük»" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık «yetkisinin» devri ve «tasfiye»" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu «tüzel kişiliğini» haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre «idari işlemin» iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir «görevle» ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının «görev alanına» girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde «derdestlik» itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulden red · genel kurulu toplantıya çağırma · yönetim kayyımı · kısmi kabul · malvarlığına ilişkin dava · genel kurul kararının iptali · şirket zararı · basiretli tacir
Benzer bu karardaA.Ş.'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, davacının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4.Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım» atandığını, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacı namına TMSF tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından gerçekleştirildiğini, TMSF tarafından atanan kayyum heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olduğunu, ilgili mevzuat gereği kayyımlarca «basiretli tacir» sorumluluğuna uygun davranılmayarak «şirketlerin zarara» uğratıldığını, davalı şirketin «malvarlığının» ihale ile satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, bu nedenle TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kayyımların geçici olarak idare ettikleri şirketlerin tamamının satılmasının iyi yönetemediklerini belgelediğini, idare kayyumunun şirketi satış kararı alamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, hiçbir şekilde satışı kabul etmemekle birlikte ihaleye çıkan 6.200.000,00 TL'nin çok düşük bir miktar olduğunu, şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davalı TMSF’nin herhangi bir genel kurul yapmadan davalı şirketin satışı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, TMSF'nin şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) uyarınca «yönetim kurulu» usulüne uygun davranmadığı takdirde mahkeme kararıyla genel kurul kararı alınabileceğini ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hük …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
… k alınacak karar türlerinden olduğunu, bir toplantı yapıldığı varsayılsa bile usulsüz genel kurul toplantısı ve orada alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, TMSF «şirkete zarar» vermekte olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 410 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirketin menfaatleri doğrultusunda «genel kurulu toplantıya çağırma» izni verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Taraflar arasındaki «genel kurul kararının iptali», genel kurul toplantısına izin, «iktisadi bütünlük» satış kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/8103 E. , 2023/2710 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1051 Esas, 2021/1104 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2021/69 E., 2021/388 K.
Taraflar arasındaki ihalenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilileri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirketin satışına ilişkin ihalenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin kayyım olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkilerinin TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan idari kararlar ile yürütüldüğünü, davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve iktisadi bütünlük satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, kayyım atanmasına TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının görev alanında olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF'ye yasa ile kayyımlık yetkilerinin devredilmesi sonrasında, yasal düzenlemelere ve Ticari ve İktisadi Bütünlük Satış Yönetmeliğine göre talebe konu şirketin satış kararı alınması üzerine, Satış Komisyon Başkanlığı tarafından, taşınmazların ihale şartnamesinde belirtilen kayıt ve şartlarla satışının yapılacağı ilanı ve yasal prosedür tamamlandıktan sonra yapılan satış işlemi, davacılar vekilinin iddia ettiği gibi 6102 sayılı Kanun'da düzenlenen kayyımlık görevinden kaynaklanmadığı, idari bir işlem niteliğinde olduğu, TMSF'ye karşı idari işlemlerinden dolayı açılacak davalarda, idari yargı yeri görevli olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar aleyhine 6100 sayılı Kanun'un 368 inci maddesi uygulanarak, davacıların, davalı tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekalet ücretini ödemeye mahkum edilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta yargı yolunun caiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/947516400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz