Iktisadi bütünlük kararı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5279 E. 2024/1987 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iktisadi bütünlük kararı↗ genel kurul yetkisi↗ fon kurulu kararı↗ genel kurulu toplantıya çağırma↗ olağanüstü hal↗ idari işlem↗ yargı yolu↗ kayyım atanması↗ kayyım↗ kamu düzenine aykırılık↗ dava şartı yokluğu↗ derdestlik↗ istinaf incelemesi↗ tmsf↗ kamu düzeni↗ iptal davası↗ usulden reddi↗ esastan ret↗ yetkisizlik kararı↗ ilan↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2020/686 E., 2021/259 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti, satış işleminin iptali, genel kurulun toplanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete kayyım atanmasına karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının ilan edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre taşınmazların değerlerinin 55.398.588,00 TL olmasına rağmen 6.160.000,00 TL bedelle ihaleye çıktığını, şirketin tamamının 31.000,00 TL'ye satılmasının kabul edilemeyeceğini, kayyım heyetinin verdiği zararı perdelemeye çalıştığını, TMSF tarafından atanan kayyım heyetinin yanlızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olup şirketi aldığı anki durumunu ve itibarını korumak zorunda bulunduğunu ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurulun toplanmasına ve şirketin satış kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı TMSF vekili cevap dilekçesinde; henüz genel kurul yapılmadığından iptali talep edilebilecek bir genel kurul kararının da bulunmadığını, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesi ile 678 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (678 sayılı KHK) 33 üncü maddesinin beşinci fıkrasında satış yetkisinin Fon Kurulu'na verildiğini, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (2577 sayılı Kanun) belirtilen süre içinde açılmadığının tespiti halinde süre yönünden reddi gerektiğini, müvekkilinin idari bir kurum olup tesis edilen işlemlerin de idari işlem niteliğinde olması nedeniyle davanın idare mahkemesinde açılabileceğini, ayrıca İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığını, müvekkili kurumun adresi nedeniyle yetkili mahkemenin de İstanbul İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden yargı yolunun caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, derdestlik bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; ortada alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığını, davacının genel kurulu toplantıya çağırma hakkı olmadığını, satışın iptalini isteyemeyeceğini, satışın yasal düzenlemelere göre gerçekleştirildiğini, paydaşların haklarının ihlal edilmediğini, satış bakiyesi bulunması halinde paydaşlar adına açılan hesapta muhafaza edileceğini, TMSF'nin idari bir kurum olup satış kararının idari bir karar olması nedeniyle idare mahkemesinin görevli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eldeki dava ile İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip istinaf incelemesinde bulunduğu ve derdest dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava şartı yokluğuna bağlı olarak usulden reddi gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete kayyım olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul yetkisini davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin genel kurul yetkilerini de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların iktisadi bütünlük kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle idari işlem ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin görevli olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile yargı yolu dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu sebebine bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un 115 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle, davalı ......Şirketi hakkındaki davanın derdestlik sebebine bağlı olarak 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi yollaması ile aynı Kanun'un 115 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, kayyım tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca atanan kayyımın işlemlerine karşı açılan davanın adli yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmadığı, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmadığı, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirkete kayyım olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın derdest dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada yargı yolunun tespiti noktasında toplanmıştır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ı) bentleri, 115 ... maddesinin ikinci fıkrası, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2.5271 sayılı Kanun' un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası.
3.6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri.
4.5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi.
5.678 sayılı KHK'nın 33 üncü maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/44 E. 2023/3752 K.
Ortak:yargı yolu · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaAsliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden «yargı yolunun» caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, «derdestlik» bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete «kayyım» olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın «derdest» dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada «yargı yolunun» tespiti noktasında toplanmıştır.
Benzer bu kararda… CE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin «kayyımlık» görevini yürüttüğü şirketlerin «genel kurullarının yetkilerinin» 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı
Benzer bu kararda… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/254 E. 2023/4083 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · fon kurulu kararı · genel kurulu toplantıya çağırma · idari işlem · yargı yolu · kayyım · dava şartı yokluğu · dava şartı · görev/görevsizlik · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden «yargı yolunun» caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, «derdestlik» bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete «kayyım» olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın «derdest» dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada «yargı yolunun» tespiti noktasında toplanmıştır.
Benzer bu karardaA.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortağı bulunduğu davalı şirkete TMSF’nin «yönetici kayyım» atandığı, Fon Kurulunun 03.01.2020 tarih ve 2020/13 sayılı kararıyla şirketin mali durumu itibariyle şirkete ait varlıkların "ticari ve «iktisadi bütünlük»" kapsamında satılmasına karar verildiği, konuyla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde 5271 sayılı Kanun'un "Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini" başlıklı 133 üncü maddesi, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (674 sayılı KHK) "Kayyımlık «yetkisinin» devri ve «tasfiye»" başlıklı 19 uncu Maddesi, 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin Uygulanmasına İlişkin Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrası, 19 uncu maddeye dayalı yapılan Yetki Devri Yönergesinin “Devredilen Yetkiler” başlıklı 5 inci maddesi düzenlemeleri uyarınca davalı şirkete ait varlıkların ve şirketin satışına ilişkin yetkilerin TMSF Fon Kuruluna verildiği, 5411 sayılı Kanun'nun 111 inci maddesi uyarınca kurulun TMSF'nin kamu «tüzel kişiliğini» haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluş olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre «idari işlemin» iptali ile idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davalarının idari dava oldukları, TMSF Fon Kurulu'nun davalı şirket varlıklarıyla ilgili satışına izin kararının, kamusal bir «görevle» ilgili ve kamu gücü kullanılarak alınmış idari bir karar olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayacağı gibi TMSF'ye karşı açılan eldeki davanın adli yargı görev alanında olmadığı, dava idari yargının «görev alanına» girdiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki tespitlerinde isabetsizlik görülmediği, ancak, davalı TMSF vekilinin davaya cevap dilekçesinde «derdestlik» itirazında bulunarak belirttiği İstanbul 5.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari ve iktisadi bütünlük · usulden red · yönetim kayyımı · kısmi kabul · malvarlığına ilişkin dava · genel kurul kararının iptali · şirket zararı · basiretli tacir
Benzer bu karardaA.Ş.'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, davacının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4.Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım» atandığını, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacı namına TMSF tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından gerçekleştirildiğini, TMSF tarafından atanan kayyum heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olduğunu, ilgili mevzuat gereği kayyımlarca «basiretli tacir» sorumluluğuna uygun davranılmayarak «şirketlerin zarara» uğratıldığını, davalı şirketin «malvarlığının» ihale ile satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, bu nedenle TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kayyımların geçici olarak idare ettikleri şirketlerin tamamının satılmasının iyi yönetemediklerini belgelediğini, idare kayyumunun şirketi satış kararı alamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunu, hiçbir şekilde satışı kabul etmemekle birlikte ihaleye çıkan 6.200.000,00 TL'nin çok düşük bir miktar olduğunu, şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davalı TMSF’nin herhangi bir genel kurul yapmadan davalı şirketin satışı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, TMSF'nin şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) uyarınca «yönetim kurulu» usulüne uygun davranmadığı takdirde mahkeme kararıyla genel kurul kararı alınabileceğini ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hük …
Hukuk Dairesinin 2021/211 E. ve 2021/713 K. sayılı dosyası üzerinden yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda kararın «kaldırıldığı, yeniden» kurulan hükümde, davalı şirket aleyhine açılan davanın yetkiye dair dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» ve "talep halinde" dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine denildikten sonra, "TMSF aleyhine açılan dava bakımından ise «yargı yolunun» caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan «usulden red» kararı" verildiği ve sözkonusu kararın «kesin» nitelikte olduğu, bu durumda, yerel mahkemece verilen karar tarihinde «derdest» bulunan ve halihazırda ise kesin karar niteliğinde bulunan TMSF hakkındaki davanın yargı yolunun caiz olmamasından dolayı değil "kesin hüküm" nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin, TMSF'nin «kayyımlık» görevi kapsamında aldığı genel kurul kararlarının usulsüz olup yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin reddine dair itirazları değerlendirildiğinde, bizzat dava dilekçesinde davacı vekili tarafından da belirtildiği üzere dava konusu işlemler bakımından yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden kaynaklanan yetkiye istinaden «genel kurul yetkilerini» kullanan Fon Kurulunun işlemleri bakımından "6102 sayılı Kanun anlamında genel kurul kararı" sözkonusu olmadığından, yukarıda belirtilen bahse konu mevzuat uyarınca TMSF'nin belirtilen yetkileri kullandığı anlaşıldığından 6102 sayılı Kanun anlamında mevcut olmayan «genel kurul kararlarının iptali» ya da yokluğunun tespitinin de sözkonusu olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki red gerekçesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin, genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede; TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketler bakımından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kaldı ki davacının da talebine dayanak yaptığı 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği dahi gerekli usule uymadan dava açılmış olduğu gözetildiğinde bu istinaf itirazının da reddi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf itirazlarını «kısmi kabulü» ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına kaldırılan kararın yerine geçmek üzere;davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
Taraflar arasındaki «genel kurul kararının iptali», genel kurul toplantısına izin, «iktisadi bütünlük» satış kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı Lezzet Tarım Ürünleri Gıda ve Hayvancılık San. ve Tic.
A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi gereği TMSF'nin «kayyım» olarak atandığını, şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin düzenlemenin 4 üncü maddesi ile şirkete TMSF tarafından atanan «yönetim kurulu» üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğunu, TMSF' nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının «idari işlem» niteliğinde olduğunu, satış kararının genel kurul «yetkisinin» kullanımı niteliğinde olmayıp 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na (5411 sayılı Kanun) yapılan atıf gereği, sürdürülemezlik ve «ticari iktisadi bütünlük» kararı sonrasında alınan satışa ilişkin idari bir karar olduğunu, bu nedenle «görevli» mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, esasen ortada bir genel kurul kararı da olmadığını, davacının genel kurul toplanmasını talep hakkı bulunmadığını savunarak dav …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5482 E. 2024/1811 K.
Ortak:kayyım atanması · kayyım · dava şartı yokluğu · usulden reddi · görevli mahkeme · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmakla «görevli» mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, «kayyım» tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca atanan kayyımın işlemlerine karşı açılan davanın adli yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaSulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından «görevlendirilen» davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların «şirketi zarara» uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.0 …
… fıkrası düzenlemesi ve söz konusu maddenin atıf yaptığı 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer ... düzenlemeler göz önüne alındığında davalı «kayyımlar» hakkında dava açılamayacağı ve dava açılması için gereken dava şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 ... maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
… sinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan «kayyımların» «görevleri» ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı «tazminat davalarının» 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağının düzenlendiği, aynı Kanun'un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, istemin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının belirtildiği, bu yasal düzenlemelere göre bu tür davalara bakmakla ağır ceza mahkemesi görevli ise de davanın devlete karşı dava açılması gerektiği, her şekilde kayyım olarak atanan kişilere karşı doğrudan dava açılamayacağı, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri arasında «görevsizlik» kararı verilemeyeceği ve 6100 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin uygulanamayacağının açık olduğu, davacının emsal olarak gösterdiği kararın pratikte görevsizlik kararı değil davanın «usulden reddi» kararı olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluktan kurtulma · şirket zararı · tazminat davası · kâr payı · görevsizlik kararı · yetki
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «kayyım» heyetinin kötü yönetiminin açık olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu diğer şirket olan Yatpa Dayanıklı Tüketim A.Ş. hakkında yapılan yargılamada Mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesinin «görevli» olduğu gerekçesiyle «görevsizlik» kararı verdiğini, eldeki davada doğrudan red kararı verilmesinin doğru olmadığını, davalıların hukuki, idari, cezai ve mali sorumluluğu bulunduğunu, Anayasa Mahkemesinin 16.07.2020 tarih 2018/31 E., 2020/38 K. numaralı kararı ile açıkca 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin suçtan ve «sorumluluktan kurtulmaya» yönelik perdeleme olarak kullanılacağının belirtildiğini, kanun metninin bu geniş yoruma imkan sağlamadığını, kamu gücüne dayanan «yetkinin» kullanımının şeffaflığının sağlanması gerektiğini, kayyımların kötü niyetli olarak «şirketi zarara» uğrattıklarını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketlerin kötü yönetim nedeniyle satış noktasına geldiğini, zararın artmaması için kayımların görevden el çektirilmesi …
… sinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan «kayyımların» «görevleri» ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı «tazminat davalarının» 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağının düzenlendiği, aynı Kanun'un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, istemin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının belirtildiği, bu yasal düzenlemelere göre bu tür davalara bakmakla ağır ceza mahkemesi görevli ise de davanın devlete karşı dava açılması gerektiği, her şekilde kayyım olarak atanan kişilere karşı doğrudan dava açılamayacağı, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri arasında «görevsizlik» kararı verilemeyeceği ve 6100 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin uygulanamayacağının açık olduğu, davacının emsal olarak gösterdiği kararın pratikte görevsizlik kararı değil davanın «usulden reddi» kararı olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından «görevlendirilen» davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların «şirketi zarara» uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.0 …
A.Ş.'ye ödenmesine ve müvekkilinin ortaklıktan dolayı uğradığı zararın «payı» oranında hesaplanarak şimdilik 50.000,00 TL'nin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2589 E. 2023/2902 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · idari işlem · kayyım atanması · kayyım · ilan · görevli mahkeme · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre …
… 678 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (678 sayılı KHK) 33 üncü maddesinin beşinci fıkrasında satış «yetkisinin» Fon Kurulu'na verildiğini, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (2577 sayılı Kanun) belirtilen süre içinde açılmadığının tespiti halinde süre yönünden reddi gerektiğini, müvekkilinin idari bir kurum olup tesis edilen işlemlerin de «idari işlem» niteliğinde olması nedeniyle davanın idare mahkemesinde açılabileceğini, ayrıca İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin «görevli» olduğu sonucuna varıldığını, müvekkili kurumun adresi nedeniyle yetkili mahkemenin de İstanbul İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça İstanbul 20.
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kayyımı · dava dilekçesinin tebliği · pasif husumet ehliyeti · sözleşmeden doğan dava · husumet ehliyeti · pasif husumet · taraf ehliyeti · iş mahkemesi görev alanı
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalının «pasif husumet ehliyeti» olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
CEVAP Davalı vekiline dava «dilekçesi tebliğ» edilmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8103 E. 2023/2710 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · idari işlem · yargı yolu · kayyım atanması · kayyım · usulden reddi · ilan · görev/görevsizlik
İncelediğiniz kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete «kayyım» olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın «derdest» dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada «yargı yolunun» tespiti noktasında toplanmıştır.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve «iktisadi bütünlük» satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
… ı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu kararı · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar aleyhine 6100 sayılı Kanun'un 368 inci maddesi uygulanarak, davacıların, davalı tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan «vekalet ücretini» ödemeye mahkum edilmesini istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5279 E. , 2024/1987 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/824 Esas, 2022/1075 Karar
DAVALILAR 1-... vekili Avukat
...
2-... Hayvancılık Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. vekili Avukat ... ... ...
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/686 E., 2021/259 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti, satış işleminin iptali, genel kurulun toplanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete kayyım atanmasına karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının ilan edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre taşınmazların değerlerinin 55.398.588,00 TL olmasına rağmen 6.160.000,00 TL bedelle ihaleye çıktığını, şirketin tamamının 31.000,00 TL'ye satılmasının kabul edilemeyeceğini, kayyım heyetinin verdiği zararı perdelemeye çalıştığını, TMSF tarafından atanan kayyım heyetinin yanlızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olup şirketi aldığı anki durumunu ve itibarını korumak zorunda bulunduğunu ileri sürerek usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, şirketin menfaatleri doğrultusunda genel kurulun toplanmasına ve şirketin satış kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı TMSF vekili cevap dilekçesinde; henüz genel kurul yapılmadığından iptali talep edilebilecek bir genel kurul kararının da bulunmadığını, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 134 üncü maddesi ile 678 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (678 sayılı KHK) 33 üncü maddesinin beşinci fıkrasında satış yetkisinin Fon Kurulu'na verildiğini, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (2577 sayılı Kanun) belirtilen süre içinde açılmadığının tespiti halinde süre yönünden reddi gerektiğini, müvekkilinin idari bir kurum olup tesis edilen işlemlerin de idari işlem niteliğinde olması nedeniyle davanın idare mahkemesinde açılabileceğini, ayrıca İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığını, müvekkili kurumun adresi nedeniyle yetkili mahkemenin de İstanbul İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça İstanbul 20.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden yargı yolunun caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, derdestlik bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; ortada alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığını, davacının genel kurulu toplantıya çağırma hakkı olmadığını, satışın iptalini isteyemeyeceğini, satışın yasal düzenlemelere göre gerçekleştirildiğini, paydaşların haklarının ihlal edilmediğini, satış bakiyesi bulunması halinde paydaşlar adına açılan hesapta muhafaza edileceğini, TMSF'nin idari bir kurum olup satış kararının idari bir karar olması nedeniyle idare mahkemesinin görevli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eldeki dava ile İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip istinaf incelemesinde bulunduğu ve derdest dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava şartı yokluğuna bağlı olarak usulden reddi gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete kayyım olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul yetkisini davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin genel kurul yetkilerini de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların iktisadi bütünlük kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle idari işlem ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin görevli olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile yargı yolu dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu sebebine bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un 115 ...
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle, davalı ......Şirketi hakkındaki davanın derdestlik sebebine bağlı olarak 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi yollaması ile aynı Kanun'un 115 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, kayyım tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca atanan kayyımın işlemlerine karşı açılan davanın adli yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmadığı, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmadığı, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirkete kayyım olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın derdest dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada yargı yolunun tespiti noktasında toplanmıştır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ı) bentleri, 115 ... maddesinin ikinci fıkrası, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2.5271 sayılı Kanun' un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası.
3.6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri.
4.5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi.
5.678 sayılı KHK'nın 33 üncü maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1021693800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz