Aval veren, bononun teminat senedi olduğunu ileri süremez
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6404 E. 2023/1566 K. · · İlk derece: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Bir senette aval veren ve senedin şekline ilişkin bir noksanlık ileri sürmeyen kişi, kambiyo taahhüdüyle asıl borçludan bağımsız ayrı bir borç altına girdiğinden, o bononun teminat senedi olarak verildiğini ileri süremez. Borcun yapılandırıldığı protokolde 'tecdit anlamına gelmemek üzere' kaydı bulunuyor ve borçlunun taraf olmadığı sonraki kredi sözleşmesinde de yenileme hükmü yoksa, önceki kredi borcunun yeni kredi ile kapatılmış olması borcun yenilendiği (tecdit) sonucunu doğurmaz. Sözleşmenin imza tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde kurulan kefalet, sonradan gelen genel işlem koşulları denetimine tabi tutulamaz.
Ele alınan sorunlar
Aval verenin bononun teminat senedi olduğu iddiasını ileri sürmesi ve borcun yenilenmesi (tecdit) → ret
İddia: Davacı, genel kredi sözleşmesinden borcu bulunmadığını, kredi borcunun kat edilerek sonlandırıldığını ve imzalamadığı yapılandırma/yeni kredi sözleşmesiyle önceki borcun kapatıldığını, bononun genel kredi sözleşmesinin 22. maddesi uyarınca teminat senedi olduğunu ve senedin bedelsiz kaldığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacı senette aval veren olduğundan ve senedin şekline ilişkin bir noksanlık da ileri sürmediğinden, kambiyo taahhüdüyle asıl borçludan bağımsız ayrı bir borç altına giren davacı, bononun teminat için verildiği iddiasını ileri süremez; davacının kefaleti, sözleşmenin imza tarihinde yürürlükteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda düzenlenmeyen genel işlem koşulları denetimine tabi tutulamaz; 22.10.2014 tarihli protokolde 'hiçbir şekilde alacağın tecdidi anlamına gelmemek üzere' denilerek borcun yenilenmediği hüküm altına alınmış, davacının taraf olmadığı sonraki kredi sözleşmesinde de yenileme hükmü bulunmayıp önceki kredi borcu yeni kredi ile yalnızca kapatılmıştır; bu nedenle istirdat talebi yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan BAM gerekçesi)
Emsal değeri
Senette aval veren ve şekle ilişkin noksanlık ileri sürmeyen kişinin bononun teminat senedi olduğunu ileri süremeyeceği ve protokoldeki açık 'tecdit değildir' kaydının borcun yenilenmediğini gösterdiği yönünden emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
istirdat↗ bono↗ aval (avalist sorumluluğu)↗ teminat senedi↗ kambiyo taahhüdü↗ tecdit (borcun yenilenmesi)↗ genel işlem koşulları↗ genel kredi sözleşmesi↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3389 E. 2020/4889 K.
Ortak:bono
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğünün 2017/6771 E. sayılı dosyası ile söz konusu «teminat senedini» takibe koyduğunu, müvekkili tarafından 17.03.2017 tarihinde icra dosyasına 324.228,46 TL ödeme yapıldığını, «bononun» teminat senedi niteliğinde olduğunu, ayrıca «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğunu, 22.10.2014 tarihli «yapılandırma protokolü» ile borç «yenilendiğinden» müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını belirterek icra dosyasına ödenen 324.228,46 TL'nin «avans faizi» ile birlikte «istirdatına» karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının takibe konu bonodaki imzalarına bir itirazı bulunmadığını, davacının «bonoda» aynı zamanda «avalist» olarak imzasının bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 702 nci maddesi gereğince avalistin «taahhüt» altına girdiği asıl borçlu kişi gibi sorumlu olduğunu, takip konusu «bononun kambiyo senedi» niteliğini taşıdığını, ayrıca davacı tarafın bononun boş olarak verildiği iddialarının doğru olmadığını, bir bononun «teminat senedi» sayılabilmesi için senedin üzerinde teminat senedi olduğunun yazılı olmasının ya da hangi ilişkinin teminatı olduğunun açıkça belirtilmesinin gerektiğini, bononun …
… esinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin dayanağının davaya konu 23.01.2017 vadeli 27.03.2012 düzenleme tarihli 4.000.000,00 USD bedelli «bono» olduğu, bonoyu davacı «temlik» eden şirketin «avalist» olarak imzaladığı, «istirdat» talebine konu borcun davacı şirketin asıl borçlu olarak imza koyduğu 27.03.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesinden» doğduğu, takibin dayanağı olan bononunda bu genel kredi sözleşmesi nedeniyle düzenlendiği, davacının bono borcundan genel kredi sözleşmesi limiti dahilinde sorumlu olduğu, genel kredi borçlusu olan davacı ve diğer borçluların 22.10.2014 tarihli «yapılandırma protokolünün» koşullarını yerine getirmemesi üzerine 13.02.2017 tarihli «ihtarname» ile genel kredi hesabının kat edildiği, «muaccel» hale gelen alacağın tahsili için bononun icra takibine konu edildiği, yapılan ödemenin genel kredi sözleşmesinin tahsilatı kapsamında olduğu ve yapılan ödemelerin genel kredisi borçlarından «tahsilde tekerrür olmamak» kaydıyla «mahsup» edildiği, kredi sözleşmesinde ya da bonoda «teminat senedi» olduğuna dair yazılı bir kayıt olmadığı, davacının bononun teminat için alındığını gösterir yazılı bir belge «ibraz» edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davalıların «ödeme savunmasını» ispatlayamadığı, davalıların «yemin teklif» etmesi üzerine davacının yemini eda ettiği, davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalıların itirazının iptaline, takibin devamına, «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmün davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Kapatılan Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 2016/17940 esas, 2018/2742 karar sayılı ve 16.05.2018 tarihli ilamı ile davalı ... yönünden yapılan temyiz incelemesine gelince, bu davalı davaya konu «bonoda» «aval» veren konumunda olup «zamanaşımına» uğramış bonodan dolayı «avalistin» hukuki sorumluluğu bulunmadığından, avalist davalı hakkındaki davanın bu nedenle reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. ” gerekçesiyle hükmün bozulmasına kar …
… lamada, bozmadan sonraki ilk celseye davacı tarafın katılmadığı, davalılar vekili davalı ... yönünden davayı takip etmediklerini bildirdiğinden, davalı ... yönünden «dosyanın işlemden kaldırılmasına», davalı ...'ın dava konusu «bonoda» «aval» veren konumunda olduğu, «avalistin» «zamanaşımına» uğramış bonoda sorumluluğunun bulunmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:mirasçıların davaya dahil edilmesi · ödeme savunması · avalist · aval · dosyanın işlemden kaldırılması · yemin teklifi · işlemden kaldırma · yemin
Benzer bu karardaMahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davalıların «ödeme savunmasını» ispatlayamadığı, davalıların «yemin teklif» etmesi üzerine davacının yemini eda ettiği, davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalıların itirazının iptaline, takibin devamına, «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmün davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Kapatılan Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 2016/17940 esas, 2018/2742 karar sayılı ve 16.05.2018 tarihli ilamı ile davalı ... yönünden yapılan temyiz incelemesine gelince, bu davalı davaya konu «bonoda» «aval» veren konumunda olup «zamanaşımına» uğramış bonodan dolayı «avalistin» hukuki sorumluluğu bulunmadığından, avalist davalı hakkındaki davanın bu nedenle reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. ” gerekçesiyle hükmün bozulmasına kar …
… lamada, bozmadan sonraki ilk celseye davacı tarafın katılmadığı, davalılar vekili davalı ... yönünden davayı takip etmediklerini bildirdiğinden, davalı ... yönünden «dosyanın işlemden kaldırılmasına», davalı ...'ın dava konusu «bonoda» «aval» veren konumunda olduğu, «avalistin» «zamanaşımına» uğramış bonoda sorumluluğunun bulunmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının yargılama sırasında 12.09.2016 tarihinde vefat ettiği halde, «mirasçılarının davaya dahil edilmesi» gerekirken dahil edilmediği görülmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6069 E. 2021/3215 K.
Ortak:genel işlem koşulları · teminat senedi · genel kredi sözleşmesi · bono
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 27.03.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesinden» dolayı müvekkilinin borcunun bulunmadığını, zira kredi borcunun 25.09.2014 tarihinde kat edilerek sonlandırıldığını, diğer borçlularca imzalanan yapılandırma sözleşmesini ise müvekkilinin imzalamadığını, bu suretle 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesiyle kurulan ilişkinin sona erdiğini, daha sonra dava dışı borçlu ve kefillerle 23.10.2014 tarihli yeni bir kredi sözleşmesi imzalandığını, bu kredi sözleşmesi ile önceki sözleşme borcunun kapatıldığını, 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin «genel işlem koşulları» ve «kefalet sözleşmesi» hükümlerine aykırı olmakla «geçersiz» olduğunu, 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin 22 nci maddesi uyarınca dava konusu «bononun» «teminat senedi» olduğunu, bononun geçerli olduğu kabul edilse dahi müvekkilinin bankaya borcu bulunmadığından senedin «bedelsiz» kaldığını ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
… esinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin dayanağının davaya konu 23.01.2017 vadeli 27.03.2012 düzenleme tarihli 4.000.000,00 USD bedelli «bono» olduğu, bonoyu davacı «temlik» eden şirketin «avalist» olarak imzaladığı, «istirdat» talebine konu borcun davacı şirketin asıl borçlu olarak imza koyduğu 27.03.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesinden» doğduğu, takibin dayanağı olan bononunda bu genel kredi sözleşmesi nedeniyle düzenlendiği, davacının bono borcundan genel kredi sözleşmesi limiti dahilinde sorumlu olduğu, genel kredi borçlusu olan davacı ve diğer borçluların 22.10.2014 tarihli «yapılandırma protokolünün» koşullarını yerine getirmemesi üzerine 13.02.2017 tarihli «ihtarname» ile genel kredi hesabının kat edildiği, «muaccel» hale gelen alacağın tahsili için bononun icra takibine konu edildiği, yapılan ödemenin genel kredi sözleşmesinin tahsilatı kapsamında olduğu ve yapılan ödemelerin genel kredisi borçlarından «tahsilde tekerrür olmamak» kaydıyla «mahsup» edildiği, kredi sözleşmesinde ya da bonoda «teminat senedi» olduğuna dair yazılı bir kayıt olmadığı, davacının bononun teminat için alındığını gösterir yazılı bir belge «ibraz» edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı senette «aval» veren olduğundan, şekle ilişkin bir noksanlık da ileri sürülmediğinden davacının «teminat» iddiasını ileri sürmesinin olanaksız bulunduğunu, davacının «kefaletinin sözleşmenin» imza tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmeyen «genel işlem koşulları» denetimine tabi tutulmasının mümkün olmadığı, zaten davaya konu edilen ödemenin takip dayanağı «bono» için yapılmış olduğu, davacı dışındaki borçlu ve kefillerle davalı banka arasında düzenlenen 22.10.2014 tarihli «protokolde» 27.03.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesine» dayalı «borcun yenilendiğine» dair bir hüküm bulunmadığı, aksine protokolde "hiçbir şekilde alacağın tecdidi anlamına gelmemek üzere" hususu belirtilerek borcun yenilenmediğinin hüküm altına alındığını, davacının taraf olmadığı 23.10.2014 tarihli kredi sözleşmesinde de eski borcun yenilendiğine dair bir hüküm bulunmadığı, ilk kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun yeni tahsis edilen kredi ile kapatıldığı, dolayısıyla «kambiyo taahhüdünde» bulunarak aval veren sıfatıyla bono imzalayan ve bu suretle ayrı bir borç altına giren davacının bononun teminat için verildiği iddiasını ileri sürmesinin mümkün g …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:avalist · güven kurumu · kefalet sözleşmesi · kefalet · kötü niyet tazminatı · kötü niyet · bilirkişi incelemesi · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, davaya konu «bononun» dava dışı şirketin çekeceği kredilerin «teminatını» oluşturmak üzere «teminat senedi» olarak verildiğinin anlaşıldığı, «kefalet sözleşmesi» iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle sözleşmeden bir tarafın tek taraflı irade beyanı ile dönmesi mümkün değil ise de, davacı tarafça davalı bankaya dava dışı şirketin ortaklığından ayrılmasından sonra davalı bankaya gönderdiği «ihtarname» ile dava dışı şirketin bugüne kadar çektiği krediler varsa söz konusu krediler sebebiyle oluşan borcun kendisine bildirilmesini talep ettiği halde, davalı banka tarafından verilen cevabi yazıda herhangi bir borç bildiriminin yapılmadığı, mahkememizce yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda da bu tarihe kadar alınan tüm kredilerin ödenmiş olduğu, dava dışı şirketin ödenmeyen kredi borçlarının bu tarihten sonra kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bir «güven kurumu» olan bankaların yeni bir kredi verirken basiretli bir «tacir» gibi davranması ve yeni krediler için uygun teminatları alması gerektiği, kaldı ki ihtarname tarihine kadar bir borcu bulunmayan davacının çektiği ihtarname sonrası dava dışı şirkete kullandırılan kredilerden dolayı davacının sorumlu olduğunu iddia etmenin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralına aykırılık oluşturduğu, sözleşmenin 22. maddesinde yer alan düzenlemelerin de Borçlar Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen «genel işlem koşulları» niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı tarafından ilk «genel kredi sözleşmesinin» düzenlenmesi esnasında verilen teminat senedi sebebiyle, teminat senetlerinin hangi hukuki ilişki ve ne için verilmişse sadece bunun için geçerli olabileceği, dola …
Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki «kredi sözleşmeleri» ve davacının bu sözleşmelere «kefaleti» incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu «avalist» sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702. maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğund …
İcra Müdürlüğü'nün 2013/10581 Esas sayılı dosyasında ve bu dosyada takibe konu edilen senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin davacı yönünden iptaline, «kötü niyet tazminatı» isteminin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
1-Dava, «menfi tespit» istemine ilişkin olup; takip davacının «avalist» olduğu «bonoya» dayanılarak yapılmıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6404 E. , 2023/1566 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/649 Esas, 2021/994 Karar
DAVA TARİHİ 12.04.2017
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/348 E., 2018/1273 K.
Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı temlik alan davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile müvekili ve diğer borçlu-kefiller arasında 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığını, genel kredi sözleşmesini imzalayan borçluların kredi ilişkisine teminat olarak kredi sözleşmesiyle aynı düzenleme tarihli vadesi boş 4.000.000,00 Amerikan doları (USD) tutarlı, davacının hem borçlu hem de avalist olarak imzaladığı senedin davalı bankaya verildiğini, genel kredi sözleşmesini imzalayan şirketlerden birine kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine 22.10.2014 tarihli protokol ile borcun yapılandırıldığını, bu yapılandırmada davacı müvekkilinin imzasının bulunmadığını, 13.02.2017 tarihli ihtarname ile dayanak sözleşme belirtilmeden 289.370,18 TL üzerinden hesabın kat edildiğinin müvekkiline bildirildiğini, davalı bankanın İstanbul 26.
İcra Müdürlüğünün 2017/6771 E. sayılı dosyası ile söz konusu teminat senedini takibe koyduğunu, müvekkili tarafından 17.03.2017 tarihinde icra dosyasına 324.228,46 TL ödeme yapıldığını, bononun teminat senedi niteliğinde olduğunu, ayrıca kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, 22.10.2014 tarihli yapılandırma protokolü ile borç yenilendiğinden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını belirterek icra dosyasına ödenen 324.228,46 TL'nin avans faizi ile birlikte istirdatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının takibe konu bonodaki imzalarına bir itirazı bulunmadığını, davacının bonoda aynı zamanda avalist olarak imzasının bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 702 nci maddesi gereğince avalistin taahhüt altına girdiği asıl borçlu kişi gibi sorumlu olduğunu, takip konusu bononun kambiyo senedi niteliğini taşıdığını, ayrıca davacı tarafın bononun boş olarak verildiği iddialarının doğru olmadığını, bir bononun teminat senedi sayılabilmesi için senedin üzerinde teminat senedi olduğunun yazılı olmasının ya da hangi ilişkinin teminatı olduğunun açıkça belirtilmesinin gerektiğini, bononun teminat senedi olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin dayanağının davaya konu 23.01.2017 vadeli 27.03.2012 düzenleme tarihli 4.000.000,00 USD bedelli bono olduğu, bonoyu davacı temlik eden şirketin avalist olarak imzaladığı, istirdat talebine konu borcun davacı şirketin asıl borçlu olarak imza koyduğu 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğduğu, takibin dayanağı olan bononunda bu genel kredi sözleşmesi nedeniyle düzenlendiği, davacının bono borcundan genel kredi sözleşmesi limiti dahilinde sorumlu olduğu, genel kredi borçlusu olan davacı ve diğer borçluların 22.10.2014 tarihli yapılandırma protokolünün koşullarını yerine getirmemesi üzerine 13.02.2017 tarihli ihtarname ile genel kredi hesabının kat edildiği, muaccel hale gelen alacağın tahsili için bononun icra takibine konu edildiği, yapılan ödemenin genel kredi sözleşmesinin tahsilatı kapsamında olduğu ve yapılan ödemelerin genel kredisi borçlarından tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla mahsup edildiği, kredi sözleşmesinde ya da bonoda teminat senedi olduğuna dair yazılı bir kayıt olmadığı, davacının bononun teminat için alındığını gösterir yazılı bir belge ibraz edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
27. 03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden dolayı müvekkilinin borcunun bulunmadığını, zira kredi borcunun 25.09.2014 tarihinde kat edilerek sonlandırıldığını, diğer borçlularca imzalanan yapılandırma sözleşmesini ise müvekkilinin imzalamadığını, bu suretle 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesiyle kurulan ilişkinin sona erdiğini, daha sonra dava dışı borçlu ve kefillerle 23.10.2014 tarihli yeni bir kredi sözleşmesi imzalandığını, bu kredi sözleşmesi ile önceki sözleşme borcunun kapatıldığını, 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin genel işlem koşulları ve kefalet sözleşmesi hükümlerine aykırı olmakla geçersiz olduğunu, 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin 22 nci maddesi uyarınca dava konusu bononun teminat senedi olduğunu, bononun geçerli olduğu kabul edilse dahi müvekkilinin bankaya borcu bulunmadığından senedin bedelsiz kaldığını ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı senette aval veren olduğundan, şekle ilişkin bir noksanlık da ileri sürülmediğinden davacının teminat iddiasını ileri sürmesinin olanaksız bulunduğunu, davacının kefaletinin sözleşmenin imza tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmeyen genel işlem koşulları denetimine tabi tutulmasının mümkün olmadığı, zaten davaya konu edilen ödemenin takip dayanağı bono için yapılmış olduğu, davacı dışındaki borçlu ve kefillerle davalı banka arasında düzenlenen 22.10.2014 tarihli protokolde 27.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı borcun yenilendiğine dair bir hüküm bulunmadığı, aksine protokolde "hiçbir şekilde alacağın tecdidi anlamına gelmemek üzere" hususu belirtilerek borcun yenilenmediğinin hüküm altına alındığını, davacının taraf olmadığı 23.10.2014 tarihli kredi sözleşmesinde de eski borcun yenilendiğine dair bir hüküm bulunmadığı, ilk kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun yeni tahsis edilen kredi ile kapatıldığı, dolayısıyla kambiyo taahhüdünde bulunarak aval veren sıfatıyla bono imzalayan ve bu suretle ayrı bir borç altına giren davacının bononun teminat için verildiği iddiasını ileri sürmesinin mümkün görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Temlik alan davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı banka tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibinde davacı tarafından ödenen meblağın istirdatı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temlik alan davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/936324800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz