Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/141 E. 2023/3077 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bedelsizlik iddiası↗ imza sahteliği↗ sebepten mücerretlik↗ yazılı delil ile ispat↗ kambiyo senedi vasfı↗ tanık delili↗ isticvap↗ abonelik sözleşmesi↗ yemin deliline dayanma↗ aldatma (hile)↗ mücerretlik↗ sahtelik↗ kıymetli evrak↗ tahkikat↗ icra hukuk mahkemesi↗ yemin delili↗ kamu düzenine aykırılık↗ ön inceleme duruşması↗ sahtecilik↗ yazılı delil↗ kısıtlılık↗ hile↗ bedelsizlik↗ yemin↗ kambiyo senedi↗ eş rızası↗ kesin süre↗ kötü niyet tazminatı↗ dolandırıcılık↗ rücu↗ muvafakat↗ keşideci↗ kamu düzeni↗ bono↗ kötü niyet↗ bilirkişi incelemesi↗ esastan ret↗ ıslah↗ menfi tespit↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/607 E., 2017/776 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.05.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin yaşlı ve yalnız yaşayan okuma yazması olmayan birisi olduğunu, müvekkilinin kiracısı olan davalının müvekkiline kira ödemesini banka aracılığıyla yapmak üzere banka talimat yazısı olduğunu söyleyerek ve kambiyo senedi olduğunu göstermeden müvekkilinden imza atmasını istediğini, taraflar arasında kiralayan-kiracı olmaktan öte herhangi bir borç alacak veya diğer herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, davalının müvekkilinin imzasını taklit ederek müvekkilinin okuma yazma bilmemesinden ve yalnız yaşamasından istifade ederek sahte evrak ile müvekkilini dolandırmaya çalıştığını, müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, takibe konu senedin kambiyo senedi vasfını haiz olmadığını, borcun sebebinin senet üzerine derc olunmadığı gibi borçluya ödeme ihbarında da bulunulmadığını, senetteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, konu ile ilgili soruşturmanın devam ettiğini, müvekkilinin icra takibine dayanak 400.000,00 TL bedelli senetten dolayı bir borcu bulunmadığı gibi başkaca da bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 400.000,00 TL bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline ve % 20 oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dilekçesinde okuma yazması olmadığı beyan edilen davacının oğlu ...'e verdiği vekaletnamede okur yazar olduğunu beyan ederek imza kullandığını, bu vekalette atılan imzanın düzenlediği senetteki imza ile aynı imza olduğunu, bu nedenle davacı hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, davacının sık sık yurt dışına çıktığını ve işlerini kendisinin yürüttüğünü, müvekkilinin davacının kiracısı da olmadığını, kambiyo senedi olan bononun sebepten mücerret olduğunu belirterek, haksız ve kötü niyetli davanın reddine, % 20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu senedin bono vasfında olduğu, senedin ihdas sebebinin yazılmamış olmasının kıymetli evrak niteliğini etkilemediği, gerek mahkememizde gerekse icra hukuk mahkemesinde alınan bilirkişi raporlarına göre bonodaki keşideci imzası ile "..." el yazısının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, her ne kadar davacı okuma yazma bilmediğini iddia etmiş ise de, bononun tanzim tarihinden öncesinde noter huzurunda düzenleme şeklinde verdiği vekaletnamede kendi beyanıyla okuduğunu açıkça belirterek imzasını attığı, ayrıca tapu müdürlüğünde taşınmaz alım - satımı ile ilgili yapmış olduğu resmi satış senedinde de "okuyup kabul ettiğini" açıkça belirttiği, abonelik sözleşmesi ve nüfus müdürlüğündeki kimlik başvurularında el yazısıyla "isim ve soy ismini" yazdığı, celp edilen resmi evraklar karşısında davacının okur yazar olduğunun sabit olduğu, dava konusu bono üzerinde de kendi eli ürünü olan imzasını attığı, yine kendi el yazısıyla isim ve soy ismini yazdığı, bu sebeplerle davacının bu iddiasının da mahkememizce yerinde görülmediği, her ne kadar hile ve yanıltma konusunda tanık delili caiz ise de yasal sürelerin geçirildiği, davalı yanın muvafakatinin bulunmadığı, yukarıda ayrıntılı şekilde gerekçesi yazıldığı üzere tahkikat sona erdikten sonra ıslah yapılamayacağından ıslah suretinde tanık listesi verilmesinin usulen mümkün olmadığı, hal böyle olunca davacının imza sahteliği, okur yazar olmadığı, aldatıldığı ve senedin bedelsizliğine ilişkin iddialarının kanıtlanamadığı, davacının açıkça yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dayanağının sahtecilik, aldatma (hata ve hileye) dayandırıldığını, mahkemece ön inceleme duruşmasında; verilen kesin süre içerisinde delillerinin açılımının gösterildiğini ve tanık deliline de dayanılarak tanıklarının bildirildiğini, duruşma tutanağına da geçen delil listelerine davalı tarafından yasal süre içinde ve usulüne uygun olarak itiraz da edilmediğini, tanık dinlenmesi kararından rücu edilen celsede, aynı zamanda tahkikata da son verildiğini, vekillik görevinden kaynaklanan savunma haklarının kısıtlandığını ve ıslah ve diğer hukuki haklarının kullanılmasının da bu şekilde ortadan kaldırıldığını, davacının okur yazar olmaması nedeniyle, senedin rızası dışında düzenlenmiş olduğu hususundaki delillerinin mahkemece dikkate alınmadığını, uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, senet metni üzerindeki yazılar bakımından yazı incelemesi yaptırılmadığını, isticvap duruşmasında, davalıya taraflarınca soru yöneltilmesine ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına mahkemece izin verilmediğini, davalı tarafından açıkça belirtilmeyen delillerin mahkeme re'sen toplandığını, aynı noterlikçe düzenlenen birbiri ile çelişkili iki ayrı düzenleme şeklinde vekaletnameden sadece birine itibar edilerek hüküm kurulmuş olmasının da delillerin tarafsız ve adil bir şekilde değerlendirilmediğinin açık bir göstergesi olduğunu, davacının senet karşılığı borçlanmasının hayatın olağan işleyişi dikkate alınarak, vaki olamayacağını, davalının kardeşinin yanında çalışan bir berber (kuaför) elemanı olarak gelir durumu ile ilgili yapılan tam resmi araştırma ve belgeler dikkate alınarak, davacıya borç vermesinin imkansızlığının da yine hayatın olağan işleyişi karşısında düşünülmediğini kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkemece, yargılamanın usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı ve özellikle davacının sahtelik iddiasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 inci hükmüne uygun usulde araştırılmış olmasına, takibe konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun usulüne uygun olarak yapılan inceleme neticesinde belirlenmiş olmasına, yine davacının senet üzerindeki yazılara yönelik itirazın ise yazılı delil ile ispat edilememiş olmasına gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4689 E. 2020/4368 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:gayri nakdi kredi · depo kararı · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi · çek · inkar tazminatı
Benzer bu kararda… lülük altına sokan belgelerin çoğunu imza atarak onayladığının anlaşıldığı, buna göre davalının kendisini yükümlülük altına sokan davaya konu alacağın dayanağı olan «genel kredi sözleşmesini» okuyup anlayabilecek yeterlilikte okur yazar olduğunun kabulü gerektiği, hükme esas alınan rapora göre davacının takip tarihi itibariyle nakdi alacağının tahsilini ve gayrinakdi alacağının bir kısmının «depo» edilmesini talep etmekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, kabul edilen miktar yönünden takibin devamına, «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
… sına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, 2-Kredi sözleşmesinin «kefili» yönünden «gayri nakdi kredi» tutarlarının «depo» edilmesinin talep edilebilmesi için sözleşmede depo talep edilebileceği yönünde düzenleme bulunması gereklidir.
Dava konusu «kredi sözleşmesinde» «çek» bedellerinin «depo» edilmesinin kefillerden istenebileceğine dair hüküm bulunmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki talebinin tamamen reddi gerekirken kısmen kabulü isabetsiz olup, hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5430 E. 2023/182 K.
Ortak:sahtelik · icra hukuk mahkemesi · sahtecilik · yazılı delil · kambiyo senedi · kötü niyet tazminatı · kötü niyet · menfi tespit · Menfi tespit
İncelediğiniz kararda… hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, davacının sık sık yurt dışına çıktığını ve işlerini kendisinin yürüttüğünü, müvekkilinin davacının kiracısı da olmadığını, «kambiyo senedi» olan «bononun» «sebepten mücerret» olduğunu belirterek, haksız ve kötü niyetli davanın reddine, % 20 «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu senedin «bono» vasfında olduğu, senedin ihdas «sebebinin» yazılmamış olmasının «kıymetli evrak» niteliğini etkilemediği, gerek mahkememizde gerekse «icra hukuk» mahkemesinde alınan bilirkişi raporlarına göre bonodaki «keşideci» imzası ile "..." el yazısının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, her ne kadar davacı okuma yazma bilmediğini iddia etmiş ise de, bononun tanzim tarihinden öncesinde noter huzurunda düzenleme şeklinde verdiği vekaletnamede kendi beyanıyla okuduğunu açıkça belirterek imzasını attığı, ayrıca tapu müdürlüğünde taşınmaz alım - satımı ile ilgili yapmış olduğu resmi satış senedinde de "okuyup kabul ettiğini" açıkça belirttiği, «abonelik sözleşmesi» ve nüfus müdürlüğündeki kimlik başvurularında el yazısıyla "isim ve soy ismini" yazdığı, celp edilen resmi evraklar karşısında davacının okur yazar olduğunun sabit olduğu, dava konusu bono üzerinde de kendi eli ürünü olan imzasını attığı, yine kendi el yazısıyla isim ve soy ismini yazdığı, bu sebeplerle davacının bu iddiasının da mahkememizce yerinde görülmediği, her ne kadar «hile» ve yanıltma konusunda «tanık delili» caiz ise de yasal sürelerin geçirildiği, davalı yanın «muvafakatinin» bulunmadığı, yukarıda ayrıntılı şekilde gerekçesi yazıldığı üzere «tahkikat» sona erdikten sonra «ıslah» yapılamayacağından ıslah suretinde tanık listesi verilmesinin usulen mümkün olmadığı, hal böyle olunca davacının «imza sahteliği», okur yazar olmadığı, aldatıldığı ve senedin «bedelsizliğine» ilişkin iddialarının kanıtlanamadığı, davacının açıkça «yemin deliline» de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkemece, yargılamanın usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, «kamu düzenine aykırılık» hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı ve özellikle davacının «sahtelik» iddiasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 inci hükmüne uygun usulde araştırılmış olmasına, takibe konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun usulüne uygun olarak yapılan inceleme neticesinde belirlenmiş olmasına, yine davacının senet üzerindeki yazılara yönelik itirazın ise «yazılı delil» ile ispat edilememiş olmasına gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının «sahtelik» iddiasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 inci maddesi hükmüne uygun usulde araştırılmış olduğu, takibe konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun usulüne uygun olarak yapılan inceleme neticesinde belirlendiği, yine davacının senet üzerindeki yazılara yönelik itirazın ise aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiği iddiasının «yazılı delil» ile ispat edilemediği, dolayısıyla İlk Derece Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bul …
… EMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve diğer arsa maliklerinin dava dışı ...ile yaptıkları sözleşme esnasında «teminat» olarak düzenlenen senedin yüklenici tarafından davalıya verildiği, davalı tarafından «teminat senedinin» davacı aleyhine takibe konu edildiği, savcılığa yapılan suç duyurusu sonucu davalı hakkında «kovuşturmaya yer olmadığına» karar verildiği, savcılık tarafından yaptırılan inceleme sonucu dava konusu senet altındaki imzanın ...'ın eli ürünü olabileceğinin değerlendirildiği, Mahkemece aldırılan raporda ise senetteki imzaların ...'ın elinden çıktığının belirtildiği, davacı ile davalı arasında borç doğurucu hukuki ilişki bulunmadığının ileri sürüldüğü, davacının taraf olduğu ...ile yapılan sözleşme konusu işin davalıya devredildiğinin davacı tarafından kabul edilmesi, taraflar arasında fiilen hukuki ilişkinin bulunduğu ve dava konusu senedin ...ile yapılan sözleşme sırasında düzenlenen teminat amaçlı senet olduğu, davacı dışındaki kişilerce senedin yazılı bölümünün doldurulmasının «sahtecilik» olarak değerlendirilemeyeceği ve senet altındaki imzanın davacının eli ürünü olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… sinde düzenleme şeklindeki belgelere itibar edildiğini, halbuki müvekkilinin okuma-yazma bilmediğini, senetteki yazı ve imzaların davacı müvekkiline ait olmadığını, «sahtecilik» iddiaları yönünden mutlaka Adli Tıp Kurumu'ndan heyet raporu alınması gerektiğini, 2.Okuma yazma bilmeyen bir kimsenin basit yapılı kullandığı imzanın çok kolay taklit edilebileceğini, senetteki imza ile mukayese belgelerdeki imzanın ciddi farklılık arz ettiğini, senetteki imzanın muntazam olarak eli kalem tutan biri tarafından atıldığını, mukayese imzaların ise gelişi güzel ve gerçekten okuma yazma bilmeyen biri tarafından atıldığının anlaşılır şekilde görüldüğünü, 3.Senet üzerindeki yazılara yönelik olarak da sahtecilik iddiaları olmasına rağmen Mahkemece yalnız imza yönünden inceleme yapıldığını, halbuki yazıların da davacı müvekkili eli ürünü olmadığını, zira okuma yazması bulunmadığını, 4.Aynı dönemdeki bir başka olayda Adli Tıp Kurumu tarafından senetteki imzanın davalı ... eli ürünü olduğu sonucuna varılarak savcılık makamınca iddianame düzenlenip cezai takibata başlanıldığını, davalının adli sicil kaydında «resmi belgede sahtecilik» suçundan birçok «kaydı» olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:resmi belgede sahtecilik · kovuşturmaya yer olmadığına dair karar · teminat senedi · imza incelemesi · ihtisas mahkemesi · cy/cy kaydı · teminat
Benzer bu kararda… EMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve diğer arsa maliklerinin dava dışı ...ile yaptıkları sözleşme esnasında «teminat» olarak düzenlenen senedin yüklenici tarafından davalıya verildiği, davalı tarafından «teminat senedinin» davacı aleyhine takibe konu edildiği, savcılığa yapılan suç duyurusu sonucu davalı hakkında «kovuşturmaya yer olmadığına» karar verildiği, savcılık tarafından yaptırılan inceleme sonucu dava konusu senet altındaki imzanın ...'ın eli ürünü olabileceğinin değerlendirildiği, Mahkemece aldırılan raporda ise senetteki imzaların ...'ın elinden çıktığının belirtildiği, davacı ile davalı arasında borç doğurucu hukuki ilişki bulunmadığının ileri sürüldüğü, davacının taraf olduğu ...ile yapılan sözleşme konusu işin davalıya devredildiğinin davacı tarafından kabul edilmesi, taraflar arasında fiilen hukuki ilişkinin bulunduğu ve dava konusu senedin ...ile yapılan sözleşme sırasında düzenlenen teminat amaçlı senet olduğu, davacı dışındaki kişilerce senedin yazılı bölümünün doldurulmasının «sahtecilik» olarak değerlendirilemeyeceği ve senet altındaki imzanın davacının eli ürünü olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… sinde düzenleme şeklindeki belgelere itibar edildiğini, halbuki müvekkilinin okuma-yazma bilmediğini, senetteki yazı ve imzaların davacı müvekkiline ait olmadığını, «sahtecilik» iddiaları yönünden mutlaka Adli Tıp Kurumu'ndan heyet raporu alınması gerektiğini, 2.Okuma yazma bilmeyen bir kimsenin basit yapılı kullandığı imzanın çok kolay taklit edilebileceğini, senetteki imza ile mukayese belgelerdeki imzanın ciddi farklılık arz ettiğini, senetteki imzanın muntazam olarak eli kalem tutan biri tarafından atıldığını, mukayese imzaların ise gelişi güzel ve gerçekten okuma yazma bilmeyen biri tarafından atıldığının anlaşılır şekilde görüldüğünü, 3.Senet üzerindeki yazılara yönelik olarak da sahtecilik iddiaları olmasına rağmen Mahkemece yalnız imza yönünden inceleme yapıldığını, halbuki yazıların da davacı müvekkili eli ürünü olmadığını, zira okuma yazması bulunmadığını, 4.Aynı dönemdeki bir başka olayda Adli Tıp Kurumu tarafından senetteki imzanın davalı ... eli ürünü olduğu sonucuna varılarak savcılık makamınca iddianame düzenlenip cezai takibata başlanıldığını, davalının adli sicil kaydında «resmi belgede sahtecilik» suçundan birçok «kaydı» olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Bu durumda, «kesin» olmayan tespitler ve iki rapor arasındaki çelişki nedeniyle davacı yanın itirazı doğrultusunda «imza incelemesi» yapılması için senedin tetkik edilmek üzere Adli Tıp Kurumu'nun ilgili «ihtisas» dairesine gönderilmesi gerekmektedir.
… ekili istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu senet üzerindeki imza ve yazının müvekkili eli ürünü olmadığının belirtilmesine karşın yazı incelemesi yapılmadığını, «imza incelemesinin» ise tek bilirkişiden alınan rapor ile yetinildiğini, incelemenin yetersiz olduğunu, davalının benzer eylemlerinden ötürü mahkumiyetinin bulunduğunu, bu hususların …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2003 E. 2023/4205 K.
Ortak:kötü niyet tazminatı · kötü niyet · bilirkişi incelemesi
İncelediğiniz kararda… hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, davacının sık sık yurt dışına çıktığını ve işlerini kendisinin yürüttüğünü, müvekkilinin davacının kiracısı da olmadığını, «kambiyo senedi» olan «bononun» «sebepten mücerret» olduğunu belirterek, haksız ve kötü niyetli davanın reddine, % 20 «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dayanağının «sahtecilik», aldatma (hata ve «hileye») dayandırıldığını, mahkemece ön «inceleme duruşmasında»; verilen «kesin süre» içerisinde delillerinin açılımının gösterildiğini ve «tanık deliline» de dayanılarak tanıklarının bildirildiğini, duruşma tutanağına da geçen delil listelerine davalı tarafından yasal süre içinde ve usulüne uygun olarak itiraz da edilmediğini, tanık dinlenmesi kararından «rücu» edilen celsede, aynı zamanda «tahkikata» da «son» verildiğini, vekillik görevinden kaynaklanan savunma haklarının «kısıtlandığını» ve «ıslah» ve diğer hukuki haklarının kullanılmasının da bu şekilde ortadan kaldırıldığını, davacının okur yazar olmaması nedeniyle, senedin «rızası» dışında düzenlenmiş olduğu hususundaki delillerinin mahkemece dikkate alınmadığını, uzman «bilirkişi incelemesi» yaptırılmadığını, senet metni üzerindeki yazılar bakımından yazı incelemesi yaptırılmadığını, «isticvap» duruşmasında, davalıya taraflarınca soru yöneltilmesine ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına mahkemece izin verilmediğini, davalı tarafından açıkça belirtilmeyen del …
Benzer bu kararda… davalı ... tarafından imzalanmış olması karşısında davalı ... vekilinin, müvekkilinin okuma yazma bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, dava konusu «genel kredi sözleşmesinin», diğer davalı ...'un davalı ...'yı kandırması nedeniyle imzalandığına dair iddiası yönünden dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, davalı ..., takip dayanağı genel kredi sözleşmesinde «müteselsil kefil» olarak yer almakla birlikte, aynı zamanda davalı asıl borçlu ...'un «temlik» eden bankadan kullandığı/ kullanacağı kredilerin «teminatını» teşkil etmek üzere 23.03.2010 tarihli «ipotek» senedi ile maliki olduğu taşınmaz üzerine ipotek tesis ettirmiş olup, «ipotek akit tablosunun» incelenmesinde söz konusu ipoteğin davalının temlik eden bankaya «kefaletinden» doğan/ doğacak borçlarının teminatını teşkil ettiğinin açıkça yazıldığı, ipoteğin davalının davacı bankaya «kefalet sözleşmesinden doğan»/ doğacak borçları yönünden de «ipotek limiti» olan 200.000,00 TL'ye kadar teminat altına aldığı anlaşılmakta olup, İlk Derece Mahkemesince, davacı yanca davalı ... hakkında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 45 inci maddesi gereğince öncelikle ipoteğe başvurması, borcun tamamen ödenmemesi halinde «ilamsız takip» başlatması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının davalı ... yönünden kaldırılmasına, davalı ... hakkında açılan davanın reddine, davalı ...'ün «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde davalı ...'ün sözleşme altındaki yazının aidiyetinin belirlenecek nitelikte olmadığından dolayı «takipsizlik» kararı verildiği ve takipsizlik kararının kesinleştiği, Cide Noterliğince düzenlenen 12.09.2008 tarihli "Düzenleme Şeklindeki Vekaletname" ile davalı ...'ün «temlik» eden banka lehine «ipotek» vermek ve müşterek «müteselsil kefil» olmak üzere diğer davalı ...'un vekil olarak tayin edildiği, böylelikle temlik eden bankanın sözleşmeyi noter tarafından düzenlenen vekâletnameye güvenerek tanzim ettiği, bu nedenle davalı ...'ün, sözleşmenin iradesi dışında kurulduğuna dair itirazının yerinde görülmediği, yapılan «bilirkişi incelemesi» neticesinde dava konusu kredi nedeniyle davalıların bankaya bilirkişi raporunda belirlenen miktarda borçlu oldukları, alacağın likit olduğu, uyuşmazlığın ticari iş mahiyetinde olmasından dolayı «ticari temerrüt faizi» işletilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… nda hiçbir bilgisi olmadığı halde isminin ve soy isminin baş harflerinin şekillerini taklit ettirerek görünüşte imzalattığını, sözleşmede müvekkili yönünden imza ve «kefalet» iradesinin bulunmadığını, «ipotekli» takip dosyasında tahsil edilen miktarların işbu dosyada dikkate alınması gerektiğini, mahkemece sadece hesaplamaya yönelik matematiksel «bilirkişi incelemeleri» ile sonuca gidilerek «eksik inceleme» ile karar verildiğini, müvekkiline attırılan imzanın da esasen imza niteliği taşımayan adi bir çizimden ibaret olduğunu, noter ve tapu işlemlerinde ilgili yasal düzenleme gereği ikişer tanığın da hazır bulunduğunu, dinlenen tanıkların da müvekkilinin okuma yazma bilmediğini ifade ettiklerini, böylelikle müvekkilinin dava konusu sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, raporlarda uygulanan faiz oranlarının hukuka aykırı ve fahiş olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 7, 88 ve 120 nci maddelerinin gözetilmediğini, alacağı bankadan «temlik» alan davacı ...'ın davalı ...'un eski arkadaşı ve diğer davalı ...'ın ortağı olup aralarındaki ilişkinin «muvazaalı» olduğunu, aleyhine hükmedilen tazminatın haksız olduğunu, «yargılama giderlerinin» kabul ve ret miktarlarına göre orantı kurularak taraflara paylaştırılması ve ayrıca reddedilen miktar üzerine müvekkili lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesinin gerektiğini, kararın bu yönü ile de hatalı olduğunu bildirerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir C.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ipotek akit tablosu · ipotek limiti · ilamsız takip · ticari temerrüt faizi · takibin durdurulması · takipsizlik kararı · ipoteğin paraya çevrilmesi · kefalet sözleşmesi
Benzer bu kararda… davalı ... tarafından imzalanmış olması karşısında davalı ... vekilinin, müvekkilinin okuma yazma bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, dava konusu «genel kredi sözleşmesinin», diğer davalı ...'un davalı ...'yı kandırması nedeniyle imzalandığına dair iddiası yönünden dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, davalı ..., takip dayanağı genel kredi sözleşmesinde «müteselsil kefil» olarak yer almakla birlikte, aynı zamanda davalı asıl borçlu ...'un «temlik» eden bankadan kullandığı/ kullanacağı kredilerin «teminatını» teşkil etmek üzere 23.03.2010 tarihli «ipotek» senedi ile maliki olduğu taşınmaz üzerine ipotek tesis ettirmiş olup, «ipotek akit tablosunun» incelenmesinde söz konusu ipoteğin davalının temlik eden bankaya «kefaletinden» doğan/ doğacak borçlarının teminatını teşkil ettiğinin açıkça yazıldığı, ipoteğin davalının davacı bankaya «kefalet sözleşmesinden doğan»/ doğacak borçları yönünden de «ipotek limiti» olan 200.000,00 TL'ye kadar teminat altına aldığı anlaşılmakta olup, İlk Derece Mahkemesince, davacı yanca davalı ... hakkında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 45 inci maddesi gereğince öncelikle ipoteğe başvurması, borcun tamamen ödenmemesi halinde «ilamsız takip» başlatması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının davalı ... yönünden kaldırılmasına, davalı ... hakkında açılan davanın reddine, davalı ...'ün «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde davalı ...'ün sözleşme altındaki yazının aidiyetinin belirlenecek nitelikte olmadığından dolayı «takipsizlik» kararı verildiği ve takipsizlik kararının kesinleştiği, Cide Noterliğince düzenlenen 12.09.2008 tarihli "Düzenleme Şeklindeki Vekaletname" ile davalı ...'ün «temlik» eden banka lehine «ipotek» vermek ve müşterek «müteselsil kefil» olmak üzere diğer davalı ...'un vekil olarak tayin edildiği, böylelikle temlik eden bankanın sözleşmeyi noter tarafından düzenlenen vekâletnameye güvenerek tanzim ettiği, bu nedenle davalı ...'ün, sözleşmenin iradesi dışında kurulduğuna dair itirazının yerinde görülmediği, yapılan «bilirkişi incelemesi» neticesinde dava konusu kredi nedeniyle davalıların bankaya bilirkişi raporunda belirlenen miktarda borçlu oldukları, alacağın likit olduğu, uyuşmazlığın ticari iş mahiyetinde olmasından dolayı «ticari temerrüt faizi» işletilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… ı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile davalı ... arasında imzalanan sözleşmelere dayalı olarak krediler kullandırıldığını, diğer davalıların da sözleşmeye «kefil» sıfatıyla imza attıklarını, borçlunun edimlerini yerine getirmemesi üzerine hesaplarının kât edilerek davalılara hesap kât «ihtarnamesi» ve hesap özeti gönderilmesine rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıların itirazı üzerine «takibin durdurulduğunu» iddia ederek takibe vaki itirazın iptali ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ... aleyhine «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takip başlatıldığını, taşınmazın satışı sonrası alacağın tamamının tahsil edilemediğini, 200.000,00 TL üst sınır ipoteği ile 240.000,00 TL alacağın karşılanamayacağının açık olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmasını istemiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1209 E. 2023/3795 K.
Ortak:kamu düzenine aykırılık · kamu düzeni · menfi tespit
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkemece, yargılamanın usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, «kamu düzenine aykırılık» hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı ve özellikle davacının «sahtelik» iddiasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 inci hükmüne uygun usulde araştırılmış olmasına, takibe konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun usulüne uygun olarak yapılan inceleme neticesinde belirlenmiş olmasına, yine davacının senet üzerindeki yazılara yönelik itirazın ise «yazılı delil» ile ispat edilememiş olmasına gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki «menfi tespit» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaTaraflar arasındaki «ipoteğin fekki» ve «menfi tespit» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ATK raporuna göre 14.03.2014 ve 25.04.2014 tarihlerinde davacının «fiil ehliyetine» haiz olduğu, davacı tarafından oğullarının hileli davranışları sonucu yanıltıldığı, iradesinin sakatlandığı iddiasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39 uncu maddesi gereğince süresi içinde açılmış bir davanın bulunmadığı, davacının resmi senedi ''okudum'' yazarak imzaladığı, davacı tarafın dayandığı tüm delillerin Mahkemece toplandığı, kararda «kamu düzenine» ilişkin bir aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… yapılmadığını, buna ilişkin İstinaf Mahkemesince resmi senedin davacı tarafından 'okudum' yazılarak imzalandığı belirtilmişse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, «resmi senet» asıllarının dosyaya celbi gerektiğini, okuma yazma bilmediği yönünde tanık ifadelerinin bulunduğunu, imzaların okuma yazma bilmeyenlere özgü karalama şeklinde olduğunu, karara dayanak alınan ATK raporunun hükme esas alınmaya elverişli olmadığını, İstinaf Mahkemesinin bir yıl içinde dava açılmadığı yönündeki gerekçesinin yerinde olmadığını, eldeki davanın vasi tayininden itibaren bir yıl içinde açıldığını, müvekkilinin kandırıldığının, akli melekelerinin yerinde olmadığının ortada olduğunu, «eksik inceleme», usul ve yasaya aykırı olarak karar verildiğini, «kamu düzenine» ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilmesi ve okur yazarlığa ilişkin hususlarda gerekli incelemelerin yapılması gerekt …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:resmi senet · vesayet · fiil ehliyeti · ipoteğin fekki · ipoteğin paraya çevrilmesi · borçlu olunmadığının tespiti · ipotek · kefil
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «ipoteğin paraya çevrilmesi» yolu ile başlatılan icra takibine dayanak «ipotek» sözleşmesinin «geçersiz» olduğundan dolayı «borçlu olunmadığının tespiti» ile «ipoteğin fekki» istemine ilişkindir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin oğullarının çeşitli bahaneler ile müvekkilini yanıltarak taşınmazlarını ya bankalara «ipotek» ettirdiklerini ya da sattırdıklarını, müvekkilinin borçlanma «ehliyetine» sahip olup olmadığı araştırılmadan bu işlemlerin yapıldığını, müvekkilinin «vesayet» altına alındığını, ipotek alacaklısı davalı tarafından İzmir 21.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tapu işlemleri yapılırken davacı tam «ehliyetli» olduğundan Tapu Müdürlüğünce sağlık raporu istenmediğini, davacının okur yazar olduğunu, yurt içi ve yurt dışında yıllarca bulunduğunu, muhtelif kereler resmi, ticari, bireysel birçok hukuki işlem yaptığını, «kefil» sıfatıyla imza attığını, icra dairesinden kendi imzasına tebliğ yapıldığını, «ipoteklerin» farklı tarihlerde tesis edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
… K DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu ile davacının dava konusu taşınmazlara «ipotek» konulduğu tarihlerde «fiil ehliyetine» haiz olduğunun belirlendiği, rapor tarihi itibariyle hafif kognitif bozukluğu teşhisi konmuş ise de bu bozukluğun klinik özellikleri dikkate alındığında, işlem tar …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/141 E. , 2023/3077 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/496 Esas, 2021/997 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/607 E., 2017/776 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.05.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin yaşlı ve yalnız yaşayan okuma yazması olmayan birisi olduğunu, müvekkilinin kiracısı olan davalının müvekkiline kira ödemesini banka aracılığıyla yapmak üzere banka talimat yazısı olduğunu söyleyerek ve kambiyo senedi olduğunu göstermeden müvekkilinden imza atmasını istediğini, taraflar arasında kiralayan-kiracı olmaktan öte herhangi bir borç alacak veya diğer herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, davalının müvekkilinin imzasını taklit ederek müvekkilinin okuma yazma bilmemesinden ve yalnız yaşamasından istifade ederek sahte evrak ile müvekkilini dolandırmaya çalıştığını, müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, takibe konu senedin kambiyo senedi vasfını haiz olmadığını, borcun sebebinin senet üzerine derc olunmadığı gibi borçluya ödeme ihbarında da bulunulmadığını, senetteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, konu ile ilgili soruşturmanın devam ettiğini, müvekkilinin icra takibine dayanak 400.000,00 TL bedelli senetten dolayı bir borcu bulunmadığı gibi başkaca da bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 400.000,00 TL bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline ve % 20 oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dilekçesinde okuma yazması olmadığı beyan edilen davacının oğlu ...'e verdiği vekaletnamede okur yazar olduğunu beyan ederek imza kullandığını, bu vekalette atılan imzanın düzenlediği senetteki imza ile aynı imza olduğunu, bu nedenle davacı hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, davacının sık sık yurt dışına çıktığını ve işlerini kendisinin yürüttüğünü, müvekkilinin davacının kiracısı da olmadığını, kambiyo senedi olan bononun sebepten mücerret olduğunu belirterek, haksız ve kötü niyetli davanın reddine, % 20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu senedin bono vasfında olduğu, senedin ihdas sebebinin yazılmamış olmasının kıymetli evrak niteliğini etkilemediği, gerek mahkememizde gerekse icra hukuk mahkemesinde alınan bilirkişi raporlarına göre bonodaki keşideci imzası ile "..." el yazısının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, her ne kadar davacı okuma yazma bilmediğini iddia etmiş ise de, bononun tanzim tarihinden öncesinde noter huzurunda düzenleme şeklinde verdiği vekaletnamede kendi beyanıyla okuduğunu açıkça belirterek imzasını attığı, ayrıca tapu müdürlüğünde taşınmaz alım - satımı ile ilgili yapmış olduğu resmi satış senedinde de "okuyup kabul ettiğini" açıkça belirttiği, abonelik sözleşmesi ve nüfus müdürlüğündeki kimlik başvurularında el yazısıyla "isim ve soy ismini" yazdığı, celp edilen resmi evraklar karşısında davacının okur yazar olduğunun sabit olduğu, dava konusu bono üzerinde de kendi eli ürünü olan imzasını attığı, yine kendi el yazısıyla isim ve soy ismini yazdığı, bu sebeplerle davacının bu iddiasının da mahkememizce yerinde görülmediği, her ne kadar hile ve yanıltma konusunda tanık delili caiz ise de yasal sürelerin geçirildiği, davalı yanın muvafakatinin bulunmadığı, yukarıda ayrıntılı şekilde gerekçesi yazıldığı üzere tahkikat sona erdikten sonra ıslah yapılamayacağından ıslah suretinde tanık listesi verilmesinin usulen mümkün olmadığı, hal böyle olunca davacının imza sahteliği, okur yazar olmadığı, aldatıldığı ve senedin bedelsizliğine ilişkin iddialarının kanıtlanamadığı, davacının açıkça yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dayanağının sahtecilik, aldatma (hata ve hileye) dayandırıldığını, mahkemece ön inceleme duruşmasında; verilen kesin süre içerisinde delillerinin açılımının gösterildiğini ve tanık deliline de dayanılarak tanıklarının bildirildiğini, duruşma tutanağına da geçen delil listelerine davalı tarafından yasal süre içinde ve usulüne uygun olarak itiraz da edilmediğini, tanık dinlenmesi kararından rücu edilen celsede, aynı zamanda tahkikata da son verildiğini, vekillik görevinden kaynaklanan savunma haklarının kısıtlandığını ve ıslah ve diğer hukuki haklarının kullanılmasının da bu şekilde ortadan kaldırıldığını, davacının okur yazar olmaması nedeniyle, senedin rızası dışında düzenlenmiş olduğu hususundaki delillerinin mahkemece dikkate alınmadığını, uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, senet metni üzerindeki yazılar bakımından yazı incelemesi yaptırılmadığını, isticvap duruşmasında, davalıya taraflarınca soru yöneltilmesine ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına mahkemece izin verilmediğini, davalı tarafından açıkça belirtilmeyen delillerin mahkeme re'sen toplandığını, aynı noterlikçe düzenlenen birbiri ile çelişkili iki ayrı düzenleme şeklinde vekaletnameden sadece birine itibar edilerek hüküm kurulmuş olmasının da delillerin tarafsız ve adil bir şekilde değerlendirilmediğinin açık bir göstergesi olduğunu, davacının senet karşılığı borçlanmasının hayatın olağan işleyişi dikkate alınarak, vaki olamayacağını, davalının kardeşinin yanında çalışan bir berber (kuaför) elemanı olarak gelir durumu ile ilgili yapılan tam resmi araştırma ve belgeler dikkate alınarak, davacıya borç vermesinin imkansızlığının da yine hayatın olağan işleyişi karşısında düşünülmediğini kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkemece, yargılamanın usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı ve özellikle davacının sahtelik iddiasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 inci hükmüne uygun usulde araştırılmış olmasına, takibe konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun usulüne uygun olarak yapılan inceleme neticesinde belirlenmiş olmasına, yine davacının senet üzerindeki yazılara yönelik itirazın ise yazılı delil ile ispat edilememiş olmasına gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/933169500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz