Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8946 E. 2023/2653 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
lex fori↗ tebligat usulü↗ menfaat çatışması↗ müşterek temsilci↗ fiil ehliyeti↗ 5718 sayılı möhuk↗ tanıma ve tenfiz↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ kayyım atanması↗ şirket merkezi mahkemesi↗ savunma hakkı↗ kayyım↗ tanıma↗ adli yardım↗ kısıtlılık↗ maktu vekalet ücreti↗ vekâlet ücreti↗ möhuk 47↗ ikrar↗ eş rızası↗ tüzel kişilik↗ alacak davası↗ tenfiz↗ taraf ehliyeti↗ tebligat↗ esastan ret↗ yetki↗ yönetim kurulu kararı↗ kredi sözleşmesi↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ vekalet ücreti↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/818 E., 2018/1215 K.
Taraflar arasındaki tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat ........ ile davalı vekili Avukat...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya 2007 ila 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile yüklü miktarda finansal yardım sağladığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde alacak davası açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 10.05.2017 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete usul ve yasaya uygun bir şekilde tebligat yapılmadan karar verildiğini, davadan haberi olduğunda ise davacı şirket yetkilileri tarafından müvekkili şirket adına vekaletname çıkarılmasına izin verilmeyerek savunma hakkının kasıtlı olarak engellendiğini, müvekkili şirketin beş kişilik yönetim kurulunun üç üyesini seçme yetkisinin davacı şirkete ait olduğunu, davacının imzası olmadan yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, müvekkilinin mahkemede temsil edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini, kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğunu, Türk Mahkemeleri yetkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin rızası olmadan herhangi bir yönetim kurulu kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet tebligat yapıldığı, ancak yapılan tebligatların usul ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin savunma hakkının engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde alacak davası açıldığını ve tenfize konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin ikrarının görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, savunma hakkının kısıtlanmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için yetki verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yönetim kurulu kararı veya talimat bulunmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın düzeltilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tebligatın şekli ve yargılama hukukunun kararı tenfiz edilecek yabancı mahkemenin hukukuna göre belirleneceği, ancak şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hususunda 5718 sayılı Milletler Arası Özel Hukuk Kanunu (5718 sayılı Kanun) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, buna göre, 5718 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu, davalının Türk hukukuna tabi tüzel kişi olması nedeniyle davayı takibe imkan sağlayacak olan fiil ehliyetinin Türk hukukuna göre belirlenmesi gerektiği, davacı şirketin aynı zamanda davalı şirkette %75 oranında pay sahibi hakim hissedar durumunda olduğu, aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu, davacı ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğu, tüzel kişinin yerleşim yerindeki mahkemece atanacak kayyım tarafından temsil edilmesi gerektiği, her ne kadar davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi usulüne uygun şekilde davaya çağrıldığından ve savunma hakkı tanındığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, dava tenfiz koşulları bulunmadığından reddedildiğine göre ilk derece mahkemesince davalı yaranına maktu tarife üzerinden avukatlık ücreti tayin edilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin fiil ehliyetinin bulunduğunu, Kazakistan'daki yargılamadan usulüne uygun şekilde yapılan tebligatlar ile haberdar olduğu, savunma hakkının kısıtlanmadığını aksine davalının savunma hakkını kullanmamayı tercih ettiğini, A grubu yönetim kurulu üyesi tarafından imzalı vekaletnamenin davalı taraf gönderilerek savunma hakkını kullanmasına imkan tanındığını, davalı şirkete kayyım atanmasına gerek olmadığını, tenfiz şartlarının oluştuğunu beyan ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tenfiz şartlarının oluşup oluşmadığı, davalının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
5718 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi, 54 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava, Kazakistan mahkemesince verilen kararın tenfizi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalının savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince o yerin kanunlarına göre davalıya geçerli şekilde tebligat yapıldığı, ancak davalının kendini davada temsil etmesinin mümkün olmadığını, davalıya kayyım atanarak yargılamanın yapılması gerekirken gıyabında yapılan yargılama nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin 5718 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi ve devamında yasal düzenlemelere yer verilmiş, 54 üncü maddede de tenfizin şartları düzenlenmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edildiği üzere, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması tenfize engel yaratacaktır. Kanunda "o yer kanunları" şeklinde yazılı ifade ile amaçlanan, (lex fori: hâkimin hukuku) tenfizi istenilen kararı veren mahkemenin bulunduğu ülke hukukudur. Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında 13.06.1995 tarihinde düzenlenen Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi'nin 23 üncü maddesinde de 5718 sayılı Kanun'a paralel bir düzenleme getirilmiştir. Dosyaya sunulan belgelerden de anlaşıldığı üzere davalı hâkimin hukukuna göre duruşmadan haberdar edilmiştir. Yine davacı vekili tarafından sunulan uzman görüşünde de hâkimin hukukuna göre davalıya yapılan tebligatların geçerli olduğu ve davalıya mahkemede kendini savunma imkânının tanındığı yönünde haklı tespitler yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulü de bu yöndedir.
3. Bölge Adliye Mahkemesince hâkimin hukukuna göre yapılan tebligatlar geçerli kabul edilmekle birlikte, şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hakkında 5718 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyetinin ilgilinin milli hukukuna tabi olacağı, Türk Hukuku'na göre konuya bakıldığında taraflar arasında menfaat çatışması bulunduğu, şirketin yabancı mahkemede kayyım ile temsili gerekirken gıyabında yargılama yapılıp karar verildiği ve bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle tenfiz şartlarının oluşmadığına karar verildiği, ancak tenfiz incelemesinin şekli yapılması gerektiği, fiil ehliyeti ve temsil konusunun şahsın hukukunu ilgilendirdiği ve şekli incelemeyi aşan bir inceleme olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edilen tenfiz şartlarının varlığı yada yokluğu değerlendirildiğinde tenfiz şartlarının oluştuğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2244 E. 2023/4370 K.
Ortak:tanıma · alacak davası · tenfiz · tebligat · vekalet ücreti
İncelediğiniz kararda… dığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde «alacak davası» açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 10.05.2017 tarihli kararının «tenfizine» karar verilmesini talep etmiştir.
… e davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin «rızası» olmadan herhangi bir «yönetim kurulu» kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet «tebligat» yapıldığı, ancak yapılan «tebligatların usul» ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin «savunma hakkının» engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve «yönetim kurulu» üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde «alacak davası» açıldığını ve «tenfize» konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin «ikrarının» görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, «savunma hakkının kısıtlanmadığını», dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için «yetki» verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yön …
Benzer bu karardaTaraflar arasındaki «tanıma» ve «tenfiz» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen kredi/«garanti sözleşmesi» uyarınca müvekkilinin alacaklı olduğunu, ancak davalının borçlarını zamanında ödemediğini, bu yüzden müvekkili tarafından Astana Şehri İhtisaslaşmış Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nde «alacak davası» açıldığını, mahkeme tarafından davalının davacıya 344.209,617 Tenge ödemesine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini ve icra edilebilir olduğunu, davalının bu karara rağmen borcunu ödemediğini, bu yüzden Türkiye'de bulunan malları üzerinde icrai işlem yapılabilmesi için işbu açılan «tenfiz» davasını açtıklarını, Kazakistan Cumhuriyeti ile Türkiye arasında karşılıklılık olduğundan Türkiye ve Kazakistan Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardım Sözleşmesi'nin 14 üncü maddesine göre «teminattan» muaf tutulmaları gerektiğini ileri sürerek davalı aleyhine Astana Şehri İhtisaslaşmış Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 11.03.2012 tarihli, 02-199/12 numaralı ka …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; «tenfizi» istenen mahkemeye usulüne uygun çağrılmadıklarını, hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, «tebligatların» usulüne uygun yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:garanti sözleşmesi · garantörlük · teminat
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen kredi/«garanti sözleşmesi» uyarınca müvekkilinin alacaklı olduğunu, ancak davalının borçlarını zamanında ödemediğini, bu yüzden müvekkili tarafından Astana Şehri İhtisaslaşmış Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nde «alacak davası» açıldığını, mahkeme tarafından davalının davacıya 344.209,617 Tenge ödemesine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini ve icra edilebilir olduğunu, davalının bu karara rağmen borcunu ödemediğini, bu yüzden Türkiye'de bulunan malları üzerinde icrai işlem yapılabilmesi için işbu açılan «tenfiz» davasını açtıklarını, Kazakistan Cumhuriyeti ile Türkiye arasında karşılıklılık olduğundan Türkiye ve Kazakistan Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardım Sözleşmesi'nin 14 üncü maddesine göre «teminattan» muaf tutulmaları gerektiğini ileri sürerek davalı aleyhine Astana Şehri İhtisaslaşmış Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 11.03.2012 tarihli, 02-199/12 numaralı ka …
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2747 E. 2024/1377 K.
Ortak:savunma hakkı · tanıma · alacak davası · tenfiz · yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve «yönetim kurulu» üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde «alacak davası» açıldığını ve «tenfize» konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin «ikrarının» görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, «savunma hakkının kısıtlanmadığını», dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için «yetki» verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yön …
… dığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde «alacak davası» açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 10.05.2017 tarihli kararının «tenfizine» karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete usul ve yasaya uygun bir şekilde «tebligat» yapılmadan karar verildiğini, davadan haberi olduğunda ise davacı şirket yetkilileri tarafından müvekkili şirket adına vekaletname çıkarılmasına izin verilmeyerek «savunma hakkının» kasıtlı olarak engellendiğini, müvekkili şirketin beş kişilik yönetim kurulunun üç üyesini seçme «yetkisinin» davacı şirkete ait olduğunu, davacının imzası olmadan yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, müvekkilinin mahkemede «temsil» edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini, kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğunu, Türk Mahkemeleri yetkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu kararda… stan'daki davalı şirketin Kayseri'de kurulu olan iş bu dava davalısı şirketin yurt dışındaki şubesi konumunda olduğu, yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak «kesinleştiği, ilamın» Türk Mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen her iki şirket arasındaki inşaat, imalat işinden kaynaklı alacak uyuşmazlığına ilişkin olarak verilmiş olduğu, kararın «kamu düzenine» aykırı olmayıp, karar içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı taraf «savunma hakkına» uyularak yapılan yargılama sonucu verilmiş olduğu, yine yabancı mahkeme kararının Türklerin kişilik hallerine ilişkin de olmadığı, «tenfize» ilişkin olarak her iki ülke arasında sözleşmenin yer aldığı ve bu sözleşmenin 21 ve 22 nci maddelerindeki yasal ve usulü şartlara uygun olarak tenfiz talebinde bulunulduğu ve bu şartların da MÖHUK'daki «tanıma» ve tenfiz için aranan şartlara aykırı düşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kazakistan Cumhuriyeti Astana Bölgelerarası Ekonomik İhtisas Mahkemesi'nin 24.06.20 …
… huriyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması'nın 23 üncü maddesine göre akit taraf mevzuatına göre icra kabiliyeti varsa, «tanıma» ve «tenfiz» mümkün olduğunu, kesinleşme ve icra edilebilirlik prosedürünün tamamlandığını, Kazakistan' daki dava dosyasında usule uygun çağrıların yapıldığı, davalının süreçlerden haberdar olduğu, kendisine karar itiraz etme hakkı tanındığı hususlarının açık olduğunu, Kazakistan ile iki taraflı sözleşmeler ve Lahey Sözleşmesi kapsamında beraber değerlendirildiğinde yabancı ülkede verilen kararın usulen kesinleştiğini, mahkemenin Kazakistan Adli Makamlarından, kararın kesinleşmesine dair bir bilgi talebi olmadığını, «eksik inceleme» ile karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… iyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması''nın yayınlanmış olduğu, bozma ilamı içeriği dikkate alınarak davacı vekilinden «tenfizi» istenilen Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri Bölgeler Arası Ekonomik İhtisas Mahkemesinin 24.06.2011 tarih 02-3390-11 dava nolu kararının usulüne uygun kesinleştirildiğine dair belgeleri sunması istenildiği, davacı vekili tarafından beyan dilekçesi ile sunulan evraklar üzerinde yapılan incelemede, sunulan belgelerin daha önce mahkememize sunulan evraklardan ibaret olduğu, karar düzeltme ilamında da açıklandığı üzere tenfizi istenen yabancı mahkeme ilamının kesinleşme «şerhi» taşımadığı anlaşıldığı gibi sunulan belgelerden (karar öncesi ile aynı olan) «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleştirildiğinin anlaşılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yabancı mahkeme ilamı · kesinleşen ilam · tasdik kararı · münhasırlık · cy/cy şerhi · kamu düzeni · eksik inceleme
Benzer bu kararda… stan'daki davalı şirketin Kayseri'de kurulu olan iş bu dava davalısı şirketin yurt dışındaki şubesi konumunda olduğu, yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak «kesinleştiği, ilamın» Türk Mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen her iki şirket arasındaki inşaat, imalat işinden kaynaklı alacak uyuşmazlığına ilişkin olarak verilmiş olduğu, kararın «kamu düzenine» aykırı olmayıp, karar içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı taraf «savunma hakkına» uyularak yapılan yargılama sonucu verilmiş olduğu, yine yabancı mahkeme kararının Türklerin kişilik hallerine ilişkin de olmadığı, «tenfize» ilişkin olarak her iki ülke arasında sözleşmenin yer aldığı ve bu sözleşmenin 21 ve 22 nci maddelerindeki yasal ve usulü şartlara uygun olarak tenfiz talebinde bulunulduğu ve bu şartların da MÖHUK'daki «tanıma» ve tenfiz için aranan şartlara aykırı düşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kazakistan Cumhuriyeti Astana Bölgelerarası Ekonomik İhtisas Mahkemesi'nin 24.06.20 …
… iyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması''nın yayınlanmış olduğu, bozma ilamı içeriği dikkate alınarak davacı vekilinden «tenfizi» istenilen Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri Bölgeler Arası Ekonomik İhtisas Mahkemesinin 24.06.2011 tarih 02-3390-11 dava nolu kararının usulüne uygun kesinleştirildiğine dair belgeleri sunması istenildiği, davacı vekili tarafından beyan dilekçesi ile sunulan evraklar üzerinde yapılan incelemede, sunulan belgelerin daha önce mahkememize sunulan evraklardan ibaret olduğu, karar düzeltme ilamında da açıklandığı üzere tenfizi istenen yabancı mahkeme ilamının kesinleşme «şerhi» taşımadığı anlaşıldığı gibi sunulan belgelerden (karar öncesi ile aynı olan) «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleştirildiğinin anlaşılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bozma ilamında «tenfize» konu kararın, «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleşip kesinleşmediğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde saptanması, karar üzerindeki «şerhin» kesinleşmeye ilişkin olup olmadığının belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
… huriyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması'nın 23 üncü maddesine göre akit taraf mevzuatına göre icra kabiliyeti varsa, «tanıma» ve «tenfiz» mümkün olduğunu, kesinleşme ve icra edilebilirlik prosedürünün tamamlandığını, Kazakistan' daki dava dosyasında usule uygun çağrıların yapıldığı, davalının süreçlerden haberdar olduğu, kendisine karar itiraz etme hakkı tanındığı hususlarının açık olduğunu, Kazakistan ile iki taraflı sözleşmeler ve Lahey Sözleşmesi kapsamında beraber değerlendirildiğinde yabancı ülkede verilen kararın usulen kesinleştiğini, mahkemenin Kazakistan Adli Makamlarından, kararın kesinleşmesine dair bir bilgi talebi olmadığını, «eksik inceleme» ile karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4430 E. 2024/7517 K.
Ortak:tenfiz
İncelediğiniz karardaTaraflar arasındaki «tenfiz» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
… dığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde «alacak davası» açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 10.05.2017 tarihli kararının «tenfizine» karar verilmesini talep etmiştir.
… e davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin «rızası» olmadan herhangi bir «yönetim kurulu» kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet «tebligat» yapıldığı, ancak yapılan «tebligatların usul» ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin «savunma hakkının» engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak, davacı vekilinden «tenfizi» istenilen Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri Bölgeler Arası Ekonomik İhtisas Mahkemesinin 24.06.2011 tarih 02-3390-11 dava nolu kararının usulüne uygun kesinleştirildiğine dair belgeleri sunması istenildiği, davacı vekili tarafından beyan dilekçesi ile sunulan evraklar üzerinde yapılan incelemede, sunulan belgelerin daha önce mahkemeye sunulan evraklardan ibaret olduğu, tenfizi istenen yabancı mahkeme ilamının kesinleşme «şerhi» taşımadığı anlaşıldığı gibi sunulan belgelerden «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleştirildiğinin anlaşılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizi …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yabancı mahkeme ilamı · cy/cy şerhi
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak, davacı vekilinden «tenfizi» istenilen Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri Bölgeler Arası Ekonomik İhtisas Mahkemesinin 24.06.2011 tarih 02-3390-11 dava nolu kararının usulüne uygun kesinleştirildiğine dair belgeleri sunması istenildiği, davacı vekili tarafından beyan dilekçesi ile sunulan evraklar üzerinde yapılan incelemede, sunulan belgelerin daha önce mahkemeye sunulan evraklardan ibaret olduğu, tenfizi istenen yabancı mahkeme ilamının kesinleşme «şerhi» taşımadığı anlaşıldığı gibi sunulan belgelerden «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleştirildiğinin anlaşılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizi …
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16814 E. 2015/1952 K.
Ortak:tenfiz · tebligat · temsil
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tebligatın» şekli ve yargılama hukukunun kararı «tenfiz» edilecek yabancı mahkemenin hukukuna göre belirleneceği, ancak şahsın hukukunu ilgilendiren «tüzel kişiliğin» «temsili» hususunda 5718 sayılı Milletler Arası Özel Hukuk Kanunu (5718 sayılı Kanun) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, buna göre, 5718 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve «fiil ehliyeti» ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu, davalının Türk hukukuna tabi tüzel kişi olması nedeniyle davayı takibe imkan sağlayacak olan fiil ehliyetinin Türk hukukuna göre belirlenmesi gerektiği, davacı şirketin aynı zamanda davalı şirkette %75 oranında pay sahibi hakim hissedar durumunda olduğu, aynı zamanda davalı şirketin «yönetim kurulu» üyesi olduğu, davacı ile davalı şirket arasında «menfaat çatışması» bulunduğu, tüzel kişinin yerleşim yerindeki mahkemece atanacak «kayyım» tarafından temsil edilmesi gerektiği, her ne kadar davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi usulüne uygun şekilde davaya çağrıldığından ve «savunma hakkı» tanındığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, dava tenfiz koşulları bulunmadığından reddedildiğine göre ilk d …
Değerlendirme 1.Dava, Kazakistan mahkemesince verilen kararın «tenfizi» istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince o yerin kanunlarına göre davalıya geçerli şekilde «tebligat» yapıldığı, ancak davalının kendini davada «temsil» etmesinin mümkün olmadığını, davalıya «kayyım» atanarak yargılamanın yapılması gerekirken gıyabında yapılan yargılama nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilm …
Bölge Adliye Mahkemesince hâkimin hukukuna göre yapılan «tebligatlar» geçerli kabul edilmekle birlikte, şahsın hukukunu ilgilendiren «tüzel kişiliğin» «temsili» hakkında 5718 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve «fiil ehliyetinin» ilgilinin milli hukukuna tabi olacağı, Türk Hukuku'na göre konuya bakıldığında taraflar arasında «menfaat çatışması» bulunduğu, şirketin yabancı mahkemede «kayyım» ile temsili gerekirken gıyabında yargılama yapılıp karar verildiği ve bu şekilde «savunma hakkının kısıtlandığı» gerekçesiyle «tenfiz» şartlarının oluşmadığına karar verildiği, ancak tenfiz incelemesinin şekli yapılması gerektiği, fiil ehliyeti ve temsil konusunun şahsın hukukunu ilgilendirdiği ve …
Benzer bu karardaBu maddede belirtilen şartlardan biri de (c) bendinde; "O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı «tenfiz» istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede «temsil» edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” şeklinde açıklanmıştır.
Dava dosyası içerisinde sunulan belgelerden «tenfizi» istenilen ilamın verildiği mahkemece ilamın verildiği ülkenin kanunlarında belirtilen usule uygun şekilde davalıya «tebligatın» yapılıp, taraf teşkilinin sağlanıldığı hususu anlaşılamamaktadır.
Mahkemece davalının bu yöndeki savunmaları da gözetilerek «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dosyasında davalıya «usulüne uygun tebligat» yapılarak taraf teşkilinin sağlanıp sağlanılmadığı hususu araştırılmaksızın «eksik inceleme» ve yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:usulüne uygun tebligat · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece davalının bu yöndeki savunmaları da gözetilerek «tenfizi» istenilen karara ilişkin dava dosyasında davalıya «usulüne uygun tebligat» yapılarak taraf teşkilinin sağlanıp sağlanılmadığı hususu araştırılmaksızın «eksik inceleme» ve yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3606 E. 2020/2037 K.
Ortak:savunma hakkı · tanıma · tenfiz · yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete usul ve yasaya uygun bir şekilde «tebligat» yapılmadan karar verildiğini, davadan haberi olduğunda ise davacı şirket yetkilileri tarafından müvekkili şirket adına vekaletname çıkarılmasına izin verilmeyerek «savunma hakkının» kasıtlı olarak engellendiğini, müvekkili şirketin beş kişilik yönetim kurulunun üç üyesini seçme «yetkisinin» davacı şirkete ait olduğunu, davacının imzası olmadan yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, müvekkilinin mahkemede «temsil» edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini, kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğunu, Türk Mahkemeleri yetkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
… e davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin «rızası» olmadan herhangi bir «yönetim kurulu» kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet «tebligat» yapıldığı, ancak yapılan «tebligatların usul» ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin «savunma hakkının» engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve «yönetim kurulu» üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde «alacak davası» açıldığını ve «tenfize» konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin «ikrarının» görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, «savunma hakkının kısıtlanmadığını», dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için «yetki» verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yön …
Benzer bu kararda… istan'daki davalı şirketin Kayseri'de kurulu olan işbu dava davalısı şirketin yurt dışındaki şubesi konumunda olduğu, yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak «kesinleştiği, ilamın» Türk Mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen her iki şirket arasındaki inşaat, imalat ve montaj işinden kaynaklı alacak uyuşmazlığına ilişkin olarak verilmiş olduğu, kararını «kamu düzenine» aykırı olmayıp, karar içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı taraf «savunma hakkına» uyularak yapılan yargılama sonucu verilmiş olduğu, yine yabancı mahkeme kararının Türklerin kişilik hallerine ilişkin de olmadığı, «tenfize» ilişkin olarak az yukarıda belirtilen her iki ülke arasında sözleşmenin yer aldığı ve bu sözleşmenin 21 ve 22. maddelerindeki yasal ve usulü şartlara uygun olarak tenfiz talebinde bulunulduğu ve bu şartların da MÖHUK'daki «tanıma» ve tenfiz için aranan şartlara aykırı düşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri İlçeler Arası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 01/0 …
1-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup mahkemece «yabancı ilamın» kesinleştiği benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
5718 sayılı MÖHUK’un 50. maddesi uyarınca, ancak, yabancı mahkemelerce verilen ve o yer kanunları gereğince kesinleşen kararların «tenfizi» istenebilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yabancı mahkeme ilamı · kesinleşen ilam · münhasırlık · cy/cy şerhi · kamu düzeni
Benzer bu kararda… istan'daki davalı şirketin Kayseri'de kurulu olan işbu dava davalısı şirketin yurt dışındaki şubesi konumunda olduğu, yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak «kesinleştiği, ilamın» Türk Mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen her iki şirket arasındaki inşaat, imalat ve montaj işinden kaynaklı alacak uyuşmazlığına ilişkin olarak verilmiş olduğu, kararını «kamu düzenine» aykırı olmayıp, karar içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı taraf «savunma hakkına» uyularak yapılan yargılama sonucu verilmiş olduğu, yine yabancı mahkeme kararının Türklerin kişilik hallerine ilişkin de olmadığı, «tenfize» ilişkin olarak az yukarıda belirtilen her iki ülke arasında sözleşmenin yer aldığı ve bu sözleşmenin 21 ve 22. maddelerindeki yasal ve usulü şartlara uygun olarak tenfiz talebinde bulunulduğu ve bu şartların da MÖHUK'daki «tanıma» ve tenfiz için aranan şartlara aykırı düşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri İlçeler Arası Ekonomi İhtisas Mahkemesinin 01/0 …
Mahkemece, dava konusu «yabancı ilamın» kesinleştiği benimsenmiş ise de, dava dilekçesine ekli yabancı mahkeme ilamında kararın kesinleştiğine ilişkin bir «şerh» mevcut olmadığı gibi mahkemece temin edilen belgelerden de dava konusu kararın usulen kesinleştiğine ilişkin bir değerlendirme yapılması mümkün görünmemektedir.
1-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup mahkemece «yabancı ilamın» kesinleştiği benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece, Kazakistan ile ülkemiz arasındaki iki taraflı sözleşme hükümleri ile konuyla ilgili Lahey sözleşmesi hükümleri gözetilerek «yabancı ilamın» verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleşip kesinleşmediği tereddüte yer vermeyecek şekilde saptanmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, davalı yan vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazının kabulüyle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme ilamının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1861 E. 2022/6198 K.
Ortak:savunma hakkının kısıtlanması · savunma hakkı · kısıtlılık · tenfiz · yetkisizlik kararı · temsil
İncelediğiniz karardaDeğerlendirme 1.Dava, Kazakistan mahkemesince verilen kararın «tenfizi» istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince o yerin kanunlarına göre davalıya geçerli şekilde «tebligat» yapıldığı, ancak davalının kendini davada «temsil» etmesinin mümkün olmadığını, davalıya «kayyım» atanarak yargılamanın yapılması gerekirken gıyabında yapılan yargılama nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilm …
Bölge Adliye Mahkemesince hâkimin hukukuna göre yapılan «tebligatlar» geçerli kabul edilmekle birlikte, şahsın hukukunu ilgilendiren «tüzel kişiliğin» «temsili» hakkında 5718 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve «fiil ehliyetinin» ilgilinin milli hukukuna tabi olacağı, Türk Hukuku'na göre konuya bakıldığında taraflar arasında «menfaat çatışması» bulunduğu, şirketin yabancı mahkemede «kayyım» ile temsili gerekirken gıyabında yargılama yapılıp karar verildiği ve bu şekilde «savunma hakkının kısıtlandığı» gerekçesiyle «tenfiz» şartlarının oluşmadığına karar verildiği, ancak tenfiz incelemesinin şekli yapılması gerektiği, fiil ehliyeti ve temsil konusunun şahsın hukukunu ilgilendirdiği ve …
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve «yönetim kurulu» üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde «alacak davası» açıldığını ve «tenfize» konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin «ikrarının» görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, «savunma hakkının kısıtlanmadığını», dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için «yetki» verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yön …
Benzer bu kararda… emece yapılan yargılama, toplanan delillere göre, yabancı mahkeme kararının o ülke makamınca onanmış ve kararın kesinleştiğini gösteren aslı ve onanmış tercümesinin «ibraz» edildiği, Türkiye ile Almanya arasında mahkeme kararlarının «tenfizi» için aranan karşılıklılık koşulunun gerçekleştiği, yabancı mahkemece verilen kararın Türk mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verildiği, hükmün «kamu düzenine» aykırı olmadığı duruşma gününün davalıya tebliği edildiği böylece «savunma hakkının kısıtlanmadığı», tenfiz koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, 5718 sayılı Kanun'un 54/1-ç bendinde "O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı «tenfiz» istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede «temsil» edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesi'ne itiraz etmemiş olması" tenfiz şartları arasında sayılmış olup davalının mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrıldığından bahsedilemeyeceği gibi davalılar vekilince de, bu husus ileri sürülerek tenfiz istemine itiraz edildiği ayrıca kesinleşme «şerhinin» de yeterli açıklıkta olmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi yerinde görülmediğinden, HMK 352/1/b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kal …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:münhasırlık · cy/cy şerhi · kamu düzeni · ibraz
Benzer bu kararda… emece yapılan yargılama, toplanan delillere göre, yabancı mahkeme kararının o ülke makamınca onanmış ve kararın kesinleştiğini gösteren aslı ve onanmış tercümesinin «ibraz» edildiği, Türkiye ile Almanya arasında mahkeme kararlarının «tenfizi» için aranan karşılıklılık koşulunun gerçekleştiği, yabancı mahkemece verilen kararın Türk mahkemelerinin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verildiği, hükmün «kamu düzenine» aykırı olmadığı duruşma gününün davalıya tebliği edildiği böylece «savunma hakkının kısıtlanmadığı», tenfiz koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, 5718 sayılı Kanun'un 54/1-ç bendinde "O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı «tenfiz» istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede «temsil» edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesi'ne itiraz etmemiş olması" tenfiz şartları arasında sayılmış olup davalının mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrıldığından bahsedilemeyeceği gibi davalılar vekilince de, bu husus ileri sürülerek tenfiz istemine itiraz edildiği ayrıca kesinleşme «şerhinin» de yeterli açıklıkta olmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi yerinde görülmediğinden, HMK 352/1/b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kal …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/8946 E. , 2023/2653 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/905 Esas, 2021/890 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/818 E., 2018/1215 K.
Taraflar arasındaki tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat ........ ile davalı vekili Avukat...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya 2007 ila 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile yüklü miktarda finansal yardım sağladığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde alacak davası açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi'nin 10.05.2017 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete usul ve yasaya uygun bir şekilde tebligat yapılmadan karar verildiğini, davadan haberi olduğunda ise davacı şirket yetkilileri tarafından müvekkili şirket adına vekaletname çıkarılmasına izin verilmeyerek savunma hakkının kasıtlı olarak engellendiğini, müvekkili şirketin beş kişilik yönetim kurulunun üç üyesini seçme yetkisinin davacı şirkete ait olduğunu, davacının imzası olmadan yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, müvekkilinin mahkemede temsil edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini, kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğunu, Türk Mahkemeleri yetkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin rızası olmadan herhangi bir yönetim kurulu kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet tebligat yapıldığı, ancak yapılan tebligatların usul ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin savunma hakkının engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde alacak davası açıldığını ve tenfize konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin ikrarının görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, savunma hakkının kısıtlanmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan'a davanın takibi için yetki verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yönetim kurulu kararı veya talimat bulunmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın düzeltilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tebligatın şekli ve yargılama hukukunun kararı tenfiz edilecek yabancı mahkemenin hukukuna göre belirleneceği, ancak şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hususunda 5718 sayılı Milletler Arası Özel Hukuk Kanunu (5718 sayılı Kanun) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, buna göre, 5718 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu, davalının Türk hukukuna tabi tüzel kişi olması nedeniyle davayı takibe imkan sağlayacak olan fiil ehliyetinin Türk hukukuna göre belirlenmesi gerektiği, davacı şirketin aynı zamanda davalı şirkette %75 oranında pay sahibi hakim hissedar durumunda olduğu, aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu, davacı ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğu, tüzel kişinin yerleşim yerindeki mahkemece atanacak kayyım tarafından temsil edilmesi gerektiği, her ne kadar davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi usulüne uygun şekilde davaya çağrıldığından ve savunma hakkı tanındığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, dava tenfiz koşulları bulunmadığından reddedildiğine göre ilk derece mahkemesince davalı yaranına maktu tarife üzerinden avukatlık ücreti tayin edilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin fiil ehliyetinin bulunduğunu, Kazakistan'daki yargılamadan usulüne uygun şekilde yapılan tebligatlar ile haberdar olduğu, savunma hakkının kısıtlanmadığını aksine davalının savunma hakkını kullanmamayı tercih ettiğini, A grubu yönetim kurulu üyesi tarafından imzalı vekaletnamenin davalı taraf gönderilerek savunma hakkını kullanmasına imkan tanındığını, davalı şirkete kayyım atanmasına gerek olmadığını, tenfiz şartlarının oluştuğunu beyan ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tenfiz şartlarının oluşup oluşmadığı, davalının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
5718 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi, 54 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava, Kazakistan mahkemesince verilen kararın tenfizi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalının savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince o yerin kanunlarına göre davalıya geçerli şekilde tebligat yapıldığı, ancak davalının kendini davada temsil etmesinin mümkün olmadığını, davalıya kayyım atanarak yargılamanın yapılması gerekirken gıyabında yapılan yargılama nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin 5718 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi ve devamında yasal düzenlemelere yer verilmiş, 54 üncü maddede de tenfizin şartları düzenlenmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edildiği üzere, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması tenfize engel yaratacaktır. Kanunda "o yer kanunları" şeklinde yazılı ifade ile amaçlanan, (lex fori: hâkimin hukuku) tenfizi istenilen kararı veren mahkemenin bulunduğu ülke hukukudur. Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında 13.06.1995 tarihinde düzenlenen Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi'nin 23 üncü maddesinde de 5718 sayılı Kanun'a paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Dosyaya sunulan belgelerden de anlaşıldığı üzere davalı hâkimin hukukuna göre duruşmadan haberdar edilmiştir. Yine davacı vekili tarafından sunulan uzman görüşünde de hâkimin hukukuna göre davalıya yapılan tebligatların geçerli olduğu ve davalıya mahkemede kendini savunma imkânının tanındığı yönünde haklı tespitler yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulü de bu yöndedir.
3. Bölge Adliye Mahkemesince hâkimin hukukuna göre yapılan tebligatlar geçerli kabul edilmekle birlikte, şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hakkında 5718 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun'un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyetinin ilgilinin milli hukukuna tabi olacağı, Türk Hukuku'na göre konuya bakıldığında taraflar arasında menfaat çatışması bulunduğu, şirketin yabancı mahkemede kayyım ile temsili gerekirken gıyabında yargılama yapılıp karar verildiği ve bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle tenfiz şartlarının oluşmadığına karar verildiği, ancak tenfiz incelemesinin şekli yapılması gerektiği, fiil ehliyeti ve temsil konusunun şahsın hukukunu ilgilendirdiği ve şekli incelemeyi aşan bir inceleme olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edilen tenfiz şartlarının varlığı yada yokluğu değerlendirildiğinde tenfiz şartlarının oluştuğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(karşı oy)
(karşı oy)
KARŞIOY
1-Dava, taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tazmini istemli davada Kazakistan Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından verilen 10.05.2017 tarih 7119-17-00-2/2469 sayılı mahkeme kararının MÖHUK'un 50 vd. maddeleri uyarınca tanıma ve tenfizi istemine ilişkindir.
2- İlk Derece Mahkemesince, verilen kararın Türkiye Cumhuriyeti ve Kazakistan arasında imzalanan 13.06.1995 Tarihli Adli Yardımlaşma Anlaşması'nın 23.maddesine ve MÖHUK 54/ç.maddesine aykırı olduğu, kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığı ve o mahkemede temsil edilmemiş olduğu, bu şekilde davanın davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karara bağlanmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
3-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi tarafından istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
4-Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında 13.06.1995 tarihinde düzenlenen hukuki konularda adli yardımlaşma sözleşmesinde tenfize ilişkin özel düzenlemeler bulunmaktadır. Anılan sözleşmenin 23/3. maddesinde de tenfiz engelleri arasında "Kararların ittihaz olunduğu akit tarafın kanunlarına göre, yargılamaya katılmayan ve aleyhinde karar verilen tarafın, usulüne uygun olarak davet edilmemiş olması veya hukuki ehliyetsizliği sebebiyle, savunma veya muteber bir şekilde temsil edilme hakkından yoksun bırakılmış olması" sayılmış ve MÖHUK'na paralel bir düzenleme getirilmiştir.
5- 5718 sayılı MÖHUK 9/ (1) .maddesi uyarınca, “Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir.” Yine aynı maddenin (4).bendi uyarınca, “Tüzel kişilerin veya kişi veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri, statülerindeki idare merkezi hukukuna tâbidir. Ancak fiilî idare merkezinin Türkiye'de olması hâlinde Türk hukuku uygulanabilir .”
Yine, TMK.nun 49.ve50. uyarınca, tüzel kişiler fiil ehliyetini, organları vasıtasıyla kullanır. Bir tüzel kişi ile yetkili temsilcisi arasında menfaat çatışması bulunduğu durumlarda ise tüzel kişinin, yerleşim yerindeki mahkemece atanacak kayyım tarafından temsil edilmesi gerekir.
Söz konusu amir yasa hükümlerinden yola çıkılacak olursa; davalı şirket merkezi İstanbul olan Türkiye’de kurulmuş bir şirket olup, davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3'ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısıyla davacı şirketin rızası olmadan herhangi bir yönetim kurulu kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet tebligat yapıldığı, bu tebligatlardan birinin doğrudan Orhan Yılmaz adına yapıldığı ve Orhan Yılmaz'a tebliğ edildiği, diğer bir tebligatın Ay-Sir Turizm ve İnş.
A.Ş Yürütme Organı şeklinde yapıldığı, ancak söz konusu tebligatın fiilen kime tebliğ edildiğinin tebliğ mazbatasında yer almadığı, 3.tebligatın da Ay-Sir Turizm ve İnş.A.Ş adına çıkartıldığı, bu tebligatta da tebliğ alanın kim olduğunun tebliğ mazbatasından anlaşılamadığı, davacı tarafça söz konusu tebligatların B sınıfı hissedarlardan Orhan Yılmaz ve Kerem Berk Yılmaz'a gönderildiği ileri sürülmüş ise de, davalı şirketin hakim ortağının davacı şirket (A grubu) olması ve şirketin A ve B grubu yönetim kurulu üyelerince müştereken temsil edilmesi zorunluluğu karşısında, davacı yönetim kurulu üyesi ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğu, bu nedenle mahkemece yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılmadığı ve davalı şirketin savunma hakkının engellendiği, davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi davalı şirketin, yabancı mahkemedeki yargılama için usulüne uygun şekilde çağrıldığından ve savunma hakkı tanındığından söz edilemeyeceğinden, ilk derece ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından kararın onanmasına karar vermek gerekirken yazılı şekilde kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/932820600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz