Şirketin ihyası
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1615 E. 2023/1960 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
zayi belgesi↗ münfesihlik↗ zayi nedeniyle iptal↗ resen terkin↗ yargılama giderlerinden sorumluluk↗ re'sen terkin↗ ticaret sicilinden terkin↗ yasal hasım↗ malvarlığına ilişkin dava↗ ön inceleme duruşması↗ aktif dava ehliyeti↗ şirketin ihyası↗ tasfiye memuru atanması↗ ortaklar kurulu kararı↗ aktif husumet↗ sicilden terkin↗ zayi↗ dava şartı yokluğu↗ yargılama giderleri↗ derdestlik↗ ihya↗ tasfiye memuru↗ hak düşürücü süre↗ uyuşmazlık konusu↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ taraf ehliyeti↗ usulden reddi↗ ihtar↗ limited şirket↗ yargılama gideri↗ tebligat↗ ticaret sicili↗ ek tasfiye↗ terkin↗ harç↗ tacir↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ vekalet ücreti↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/456 E., 2021/759 K.
Taraflar arasındaki şirketin ihyası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı asıl tarafından temyiz edilmekle ve davacı vekili tarafından temyize cevap dilekçesiyle Yargıtayca temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.08.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı SBS Eğitim Organizasyon Gıda Bilişim Teknolojileri San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye ortak olduğunu, anılan şirket ticaret sicilinden 2014 yılında resen terkin edildiğini, şirkete ait mal varlıklarının tasfiye edilmediğini, bir adet aracın halen şirket adına kayıtlı olduğunu, şirkete ait aracın satışı ve aktif mal varlığının tasfiyesi için şirketin ihyasının gerektiğini, aramalara rağmen şirkete ait karar defterinin bulunamadığını ileri sürerek, SBS Eğitim Organizasyon Gıda Bilişim Teknolojileri San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ihyasını ve şirkete ait karar defterinin zayi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asıl cevap dilekçesinde; dava konusu şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesine ve 30.12.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden 23.01.2014 re'sen terkin edildiğini, şirketin son adresine tebligat yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, ihtarın ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden resen terkin edildiğini, şirketin terkin tarihinde alacak ve borç durumu davalı tarafından bilinemeyeceğini, davaya davalının sebebiyet vermediğini, şirketin ihyasını talep edilmesi için hak düşürücü sürenin dolduğunu, davalının yasal hasım konumunda olduğunu yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tasfiye memuru atanmasını istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca ticaret sicilinden terkin edilen şirketin tasfiye edilecek malvarlığının bulunması nedeniyle ihyası istemiyle açılan davada ihyası istenen şirketin sicilden 23.01.2014 tarihin resen terkin edildiği, 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin 23.01.2019 tarihinde dolduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra 06.08.2021 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle hak düşürücü süresi içinde açılmayan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketin resen terkini sürecinde 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesindeki terkin prosedürüne uygun olarak müvekkiline gerekli ihtarın yapılmadığını, ihyası istenen şirketin yetkili temsilcisine ihtarda bulunulmadığını, şirkete ait aracın halen şirket adına kayıtlı olduğunu, şirkete ait aracın satışı ve aktif mal varlığının tasfiyesi için de şirketin ihyasının zorunlu olduğunu, ayrıca şirketin karar defterinin zayi olduğuna dair istem hakkında da karar verilmediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda resen terkin işlemi kanuni dayanağı olmayan oda kaydının silinme gerekçesine bağlı olması nedeniyle hukuka uygun olmadığı, öte yandan davalı ... Sicil Müdürlüğünce terkin işlemi 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendindeki usule göre de yerine getirilmediği, terkin işlemi nedeniyle şirketi temsil ve ilzama yetkili davacıya ...'a ihtar gönderilmediği, esasen ihyası istenen şirketin sicilden terkin koşulları oluşmadığı halde 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesine aykırı olarak dosyada yer alan ticaret sicili kayıtlarına göre ihyası istenen şirket halen faal iken davalı sicil terkin işlemini gerçekleştirmiş olduğundan, İlk Derece Mahkemesince şirkete tasfiye memuru atanmaksızın şirketin tam ihyasına karar verilmesi gerektiği, dava 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı ancak usulsüz terkin nedeniyle 5 yıllık hak düşürücü sürenin somut olayda uygulanamayacağı, zayi nedeniyle iptal isteme yetkisi ve hakkı defterleri tutmakla mükellef tacire ait olduğu, anılan şirket talep tarihi itibarıyla sicilden terkin edildiğinden aktif dava ehliyeti bulunmadığı, davacının şirket adına dava açtığına ilişkin bir açıklama yapmadığı, davacının zayi talebi açısından aktif husumeti bulunmadığı, terkin işlemleri usule aykırı olarak gerçekleştirildiği, bu durumda davanın açılmasına sebebiyet veren ve yargılama sonunda haksız olduğu anlaşılan davalının yargılama giderlerinden sorumlu olduğu, gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, şirketin ihyasına, karar kesinleştiğinde tescil ve ilanına, zayi belgesi verilmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı asıl temyiz dilekçesinde özetle; dava açılması için 6102 sayılı Kanun'da öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, dava dışı şirkete yapılan tebliğin taşınmış notuyla iade olduğunu, ihtarın Ticaret Sicil Gazetesinden ilan edildiğini, terkin tarihinde şirketin derdest davalarının, alacak ve borçlarının, üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazlarının davalı tarafından bilinmesi mümkün olmadığından davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini ve davalının yasal hasım konumunda olduğunu bu nedenlerle aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, terkinin usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, ek tasfiye karar verilmesi ve tasfiye memuru atanması gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu şirketin ihyasının şartlarının bulunup bulunmadığı, terkin işleminin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesi hükmü.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı asılın temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1398 E. 2023/1442 K.
Ortak:resen terkin · yargılama giderlerinden sorumluluk · re'sen terkin · ticaret sicilinden terkin · yasal hasım · şirketin ihyası · tasfiye memuru atanması · yargılama giderleri · dava şartı · hak düşürücü süre · Şirketin ihyası
İncelediğiniz kararda… Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden 23.01.2014 re'«sen terkin» edildiğini, şirketin «son» adresine «tebligat» yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, «ihtarın» ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden «resen terkin» edildiğini, şirketin terkin tarihinde alacak ve borç durumu davalı tarafından bilinemeyeceğini, davaya davalının sebebiyet vermediğini, şirketin ihyasını talep edilmesi için «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu «yargılama giderleri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca «tasfiye memuru atanmasını» istemiştir.
Sicil Müdürlüğünce «terkin» işlemi 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendindeki usule göre de yerine getirilmediği, terkin işlemi nedeniyle şirketi «temsil» ve ilzama yetkili davacıya ...'a «ihtar» gönderilmediği, esasen «ihyası» istenen şirketin «sicilden terkin» koşulları oluşmadığı halde 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesine aykırı olarak dosyada yer alan «ticaret sicili» kayıtlarına göre ihyası istenen şirket halen faal iken davalı sicil terkin işlemini gerçekleştirmiş olduğundan, İlk Derece Mahkemesince şirkete «tasfiye memuru atanmaksızın» şirketin tam ihyasına karar verilmesi gerektiği, dava 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı ancak usulsüz terkin nedeniyle 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» somut olayda uygulanamayacağı, «zayi nedeniyle iptal» isteme yetkisi ve hakkı «defterleri» tutmakla mükellef «tacire» ait olduğu, anılan şirket talep tarihi itibarıyla sicilden terkin edildiğinden aktif dava «ehliyeti» bulunmadığı, davacının şirket adına dava açtığına ilişkin bir açıklama yapmadığı, davacının zayi talebi açısından «aktif husumeti» bulunmadığı, terkin işlemleri usule aykırı olarak gerçekleştirildiği, bu durumda davanın açılmasına sebebiyet veren ve yargılama sonunda haksız olduğu anlaşılan davalının «yargılama giderlerinden sorumlu» olduğu, gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, şirketin ihyasına, karar kesinleştiğinde tescil ve «ilanına», «zayi belgesi» verilmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca «ticaret sicilinden terkin» edilen şirketin «tasfiye» edilecek «malvarlığının» bulunması nedeniyle «ihyası» istemiyle açılan davada ihyası istenen şirketin sicilden 23.01.2014 tarihin «resen terkin» edildiği, 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» 23.01.2019 tarihinde dolduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra 06.08.2021 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle hak düşürücü süresi içinde açılmayan davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… rketler ile Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden re'«sen terkin» edildiğini, şirketin «son» adresine «tebligat» yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, «ihtarın» ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden «resen terkin» edildiğini, davacı vekilinin dava dilekçesinde bahsettiği hizmet tespiti davasının taraflarınca yapılan resen terkinden sonra açıldığını, şirketin kapanmadan önce devam eden bir davası bulunmadığını, «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu «yargılama giderleri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca «tasfiye memuru atanmasını» istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda re'«sen terkin» işlemi kanuni dayanağı olmayan oda «kaydının» silinme gerekçesine bağlı olması nedeniyle hukuka uygun olmadığı, şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kaldığından bahisle davalı tarafından «ihtarname» hazırlandığı ve ihtarnamenin Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlandığı, ancak «ihyası» istenen şirket yetkilisine «tebligat» yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi belgenin veya tebligatın dosyaya sunulmadığının anlaşıldığı 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin 4 fıkrasının (a) bendi uyarınca terkin işlemi öncesinde yapılması öngörülen «ihtarın» öncelikle şirketin yanı sıra şirketin «yetkisine» tebliğ edilmeksizin doğrudan Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» suretiyle yapılan «ihtar usule» aykırı olduğundan dava konusu ihyası istenen şirketin terkin işleminin bu yönüyle de hukuka uygun olmadığı, 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin onbeşinci fıkrasının «son» cümlesi uyarınca, şirket alacaklıları ve «hukuki menfaati» bulunanlar haklı sebeplerle dayalı olarak silinme tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebileceğinin düzenlendiği, davanın ihyası istenen şirketin sicilden «resen terkin» edildiği 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» dolduktan sonra 27.09.2021 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarihte anılan madde uyarınca dava açma süresi dolmuş ise de, davalı 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kalmayan bir şirket hakkında bu maddeyi işlettiği anlaşıldığından Kanun'da öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin somut olayda uygulanması mümkün görülmediği, davalı 6102 sayılı Kanun'yn geçici 7 nci maddesinde öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden ihyası istenen şirketi ticaret sicilinden re'sen terkin ettiği anlaşılmakla ihyasına karar verilen «şirketin tasfiyeye» tabi tutulmasına gerek bulunmadığından ihyasına karar verilen şirkete «tasfiye memuru atanmamasında» ve davalının «yargılama giderleri» ile vekalet ücretinden sorumlu tutulmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalı asılın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İş Mahkemesinin 2021/107 E. sayılı dosyası üzerinden devam eden dava bulunduğu, Mahkemenin şirketin davacıya şirketin ihyasını talep etmesi için süre verdiği, «ihyası» istenen şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kaldığından bahisle davalı tarafından «ihtarname» hazırlandığı ve ihtarnamenin ihyası istenen şirketin kayıtlı adresine gönderildiği, ancak taşınmış olduğundan tebliğ edilemediği, tebliğ edilemeyen «ihtarın» Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandığı, ancak ihyası istenen şirket yetkilisine herhangi bir «tebligat» çıkarılmadığı, 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ihtarın şirket yetkilisine tebliğine ilişkin herhangi bir işlem yapılmadan sadece şirketin kayıtlı adresine çıkarılan tebligatın iade edilmesi üzerine ihtarın «ilan» yoluyla tebliğ edilerek Kanunda belirtilen şartlar yerine getirilmeksizin şirketin resen terkinine gidilmesinin Kanun hükmüne uymadığı, «terkinin» usulsüz olduğu, öte yandan şirketin terkin nedeninin "5174 sayılı Kanuna göre odaca «kaydı» silinenler" olarak tanımlandığı, kanunda sınırlı sayılı olarak sayılan «resen terkin» nedenleri arasında oda kaydının silinmesi bulunmadığı, davalının işlemlerinde kusurlu olduğu, «yargılama giderlerinden sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, şirketin ihyasına kararın tescil ve ilanına karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtar usulü · hizmet tespiti davası · hukuki menfaat · şirketin tasfiyesi · tespit davası · ihtarname · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda re'«sen terkin» işlemi kanuni dayanağı olmayan oda «kaydının» silinme gerekçesine bağlı olması nedeniyle hukuka uygun olmadığı, şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kaldığından bahisle davalı tarafından «ihtarname» hazırlandığı ve ihtarnamenin Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlandığı, ancak «ihyası» istenen şirket yetkilisine «tebligat» yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi belgenin veya tebligatın dosyaya sunulmadığının anlaşıldığı 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin 4 fıkrasının (a) bendi uyarınca terkin işlemi öncesinde yapılması öngörülen «ihtarın» öncelikle şirketin yanı sıra şirketin «yetkisine» tebliğ edilmeksizin doğrudan Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» suretiyle yapılan «ihtar usule» aykırı olduğundan dava konusu ihyası istenen şirketin terkin işleminin bu yönüyle de hukuka uygun olmadığı, 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin onbeşinci fıkrasının «son» cümlesi uyarınca, şirket alacaklıları ve «hukuki menfaati» bulunanlar haklı sebeplerle dayalı olarak silinme tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebileceğinin düzenlendiği, davanın ihyası istenen şirketin sicilden «resen terkin» edildiği 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» dolduktan sonra 27.09.2021 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarihte anılan madde uyarınca dava açma süresi dolmuş ise de, davalı 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kalmayan bir şirket hakkında bu maddeyi işlettiği anlaşıldığından Kanun'da öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin somut olayda uygulanması mümkün görülmediği, davalı 6102 sayılı Kanun'yn geçici 7 nci maddesinde öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden ihyası istenen şirketi ticaret sicilinden re'sen terkin ettiği anlaşılmakla ihyasına karar verilen «şirketin tasfiyeye» tabi tutulmasına gerek bulunmadığından ihyasına karar verilen şirkete «tasfiye memuru atanmamasında» ve davalının «yargılama giderleri» ile vekalet ücretinden sorumlu tutulmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalı asılın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Şti aleyhine açtığı «hizmet tespit davası» açtığını, yargılamasının Ankara 37.
İş Mahkemesinin 2021/107 E. sayılı dosyası üzerinden devam eden dava bulunduğu, Mahkemenin şirketin davacıya şirketin ihyasını talep etmesi için süre verdiği, «ihyası» istenen şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında kaldığından bahisle davalı tarafından «ihtarname» hazırlandığı ve ihtarnamenin ihyası istenen şirketin kayıtlı adresine gönderildiği, ancak taşınmış olduğundan tebliğ edilemediği, tebliğ edilemeyen «ihtarın» Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandığı, ancak ihyası istenen şirket yetkilisine herhangi bir «tebligat» çıkarılmadığı, 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ihtarın şirket yetkilisine tebliğine ilişkin herhangi bir işlem yapılmadan sadece şirketin kayıtlı adresine çıkarılan tebligatın iade edilmesi üzerine ihtarın «ilan» yoluyla tebliğ edilerek Kanunda belirtilen şartlar yerine getirilmeksizin şirketin resen terkinine gidilmesinin Kanun hükmüne uymadığı, «terkinin» usulsüz olduğu, öte yandan şirketin terkin nedeninin "5174 sayılı Kanuna göre odaca «kaydı» silinenler" olarak tanımlandığı, kanunda sınırlı sayılı olarak sayılan «resen terkin» nedenleri arasında oda kaydının silinmesi bulunmadığı, davalının işlemlerinde kusurlu olduğu, «yargılama giderlerinden sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, şirketin ihyasına kararın tescil ve ilanına karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4966 E. 2023/5909 K.
Ortak:münfesihlik · resen terkin · ticaret sicilinden terkin · yasal hasım · şirketin ihyası · tasfiye memuru atanması · derdestlik · ihya · dava şartı · hak düşürücü süre · Şirketin ihyası
İncelediğiniz kararda… Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden 23.01.2014 re'«sen terkin» edildiğini, şirketin «son» adresine «tebligat» yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, «ihtarın» ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden «resen terkin» edildiğini, şirketin terkin tarihinde alacak ve borç durumu davalı tarafından bilinemeyeceğini, davaya davalının sebebiyet vermediğini, şirketin ihyasını talep edilmesi için «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu «yargılama giderleri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca «tasfiye memuru atanmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca «ticaret sicilinden terkin» edilen şirketin «tasfiye» edilecek «malvarlığının» bulunması nedeniyle «ihyası» istemiyle açılan davada ihyası istenen şirketin sicilden 23.01.2014 tarihin «resen terkin» edildiği, 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» 23.01.2019 tarihinde dolduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra 06.08.2021 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle hak düşürücü süresi içinde açılmayan davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı asıl temyiz dilekçesinde özetle; dava açılması için 6102 sayılı Kanun'da öngörülen beş yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, dava dışı şirkete yapılan tebliğin taşınmış notuyla iade olduğunu, «ihtarın» Ticaret Sicil Gazetesinden «ilan» edildiğini, «terkin» tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının, üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazlarının davalı tarafından bilinmesi mümkün olmadığından davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini ve davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu bu nedenlerle aleyhe «yargılama gideri» ve «vekalet ücretine» hükmedilemeyeceğini, terkinin usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, ek «tasfiye» karar verilmesi ve «tasfiye memuru atanması» gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaCEVAP Davalı «temsilcisi» cevap dilekçesinde; «ihyası» talep edilen şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi kapsamında «resen terkin» edildiğini, terkinin usulüne uygun olarak yapıldığını, «şirketin müdürlüklerine» bildirilen «son» adresine çıkarılan «tebligatın» "taşınmış" notuyla iade olunduğunu, «ihtarın» ayrıca Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, şirketin son adresine tebligat yapıldığından tebligat ulaşmasa dahi yapılan ilanın yapılmış bir tebligat sayılacağından hukuka uygun olduğunu, terkin tarihinde şirketin «derdest» davalarının alacak ve borçlarının bilinmesi mümkün olmadığından işbu davanın açılmasına sebebiyet verilmediğini, dava tarihi itibariyle 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddenin 15 inci fıkrası ile öngörülen 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, «yasal hasım» olunduğundan aleyhlerine vekâlet ücreti ve «yargılama giderlerine» hükmedilmemesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İstinaf Sebepleri Davalı «temsilcisi» istinaf dilekçesinde özetle; sicil kayıtları silinen şirket borçlarının şirketlerin unvanlarının silinmesine engel olmayacağını, davacının alacağı sebebiyle «ihya davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığını, «terkin» tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının müdürlük tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, yasal prosedüre uygun olarak terkin işleminin yapıldığını, ihya kararının ihyaya gerekçe olan alacak davasının görülmesiyle sınırlı olarak verilmesi gerektiğini, mahkemece şirketin terkin edilmemesi gerektiği kanaati halinde ise şirketin ihyasına karar verileceğini, şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca «münfesih» sayılması gerektiğini, sicilin açılan davalarda yasadan doğan «zorunlu hasım» olduğunu, aleyhine «yargılama giderlerine» hükmedilemeyeceğini belirterek kararının kaldırılmasına, 5 yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılmayan davanın hukuki yarar yokluğu da gözetilerek «usulden reddine», aksi kanaat halinde ise şirketin ek tasfiyesine karar verilerek şirkete «tasfiye memuru atanmasına» karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihyası» istenilen şirketin «terkin» «sebebinin» «münfesihlik» durumunu gerektirmeyen oda «kaydının» silinmesi olayına özgü olup yapılan terkin işleminin hukuka uygun olmadığı, dava dilekçesinde icra takip dosyasıyla sınırlandırma olmaksızın ihya talep edildiği gözetildiği, bu nedenle icra takip dosyası ile sınırlı olmamak üzere şirketin ihyasına karar verilmesi gerektiği, bununla birlikte tasfiyeye tabi tutulmasına gerek bulunmadığından «tasfiye memuru atanmasına» da gerek olmadığı, ayrıca davalı ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gayri faal şirket · tüzel kişiliğin sona ermesi · ticaret sicilinden resen terkin · zorunlu hasım · sınırlı ihya · talep aşımı · ek tasfiye işlemleri · ihya davası
Benzer bu karardaDavacı tarafça «sınırlı ihya» kararı verilmesi ve «tasfiye memuru atanması» istenmese dahi 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin genel amacının «gayri faal şirketleri» sicilden temizleme olduğu hususu gözetildiğinde «ticaret sicilinden terkin» edilen şirketin sadece takip dosyası ile sınırlı ihyasına ve tasfiye memuru atanmasına karar verilmesi «talep aşımı» niteliğinde olmayacağından icra dosyası ile sınırlı ihyaya ve tasfiye memuru atanmasına karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm kur …
… borçlu şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesi uyarınca ticaret sicilinden re'sen silinerek, Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini öğrendiklerini, «tüzel kişiliğin sona ermesi» için «resen terkin», «tasfiye» işlemlerinin eksiksiz yapılması gerektiğini, terkin ve «tasfiye işlemleri» gerektiği gibi tamamlanmamış ve terkin, tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona …
İstinaf Sebepleri Davalı «temsilcisi» istinaf dilekçesinde özetle; sicil kayıtları silinen şirket borçlarının şirketlerin unvanlarının silinmesine engel olmayacağını, davacının alacağı sebebiyle «ihya davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığını, «terkin» tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının müdürlük tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, yasal prosedüre uygun olarak terkin işleminin yapıldığını, ihya kararının ihyaya gerekçe olan alacak davasının görülmesiyle sınırlı olarak verilmesi gerektiğini, mahkemece şirketin terkin edilmemesi gerektiği kanaati halinde ise şirketin ihyasına karar verileceğini, şirketin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca «münfesih» sayılması gerektiğini, sicilin açılan davalarda yasadan doğan «zorunlu hasım» olduğunu, aleyhine «yargılama giderlerine» hükmedilemeyeceğini belirterek kararının kaldırılmasına, 5 yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılmayan davanın hukuki yarar yokluğu da gözetilerek «usulden reddine», aksi kanaat halinde ise şirketin ek tasfiyesine karar verilerek şirkete «tasfiye memuru atanmasına» karar verilmesini istemiştir.
… n yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... sicil müdürlüğünün 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinde öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden «ihyası» istenen şirketi «ticaret sicilinden resen terkin» ettiği, terkin işleminin usulsüz olduğu, tasfiyeyle sınırlı olmamak üzere ihyasına karar verilmesi ve tasfiyeye tabi tutulmasına gerek bulunmadığı gibi, «tasfiye memuru atanmasına» da gerek olmadığı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davalı kurumca ihyası istenen şirketin oda kaydından resen terkin edilmesi «sebebi» ile silinme hususu kanunda tadadi olarak sayılan hallerden olmadığından yapılan terkin işleminin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinde öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden ihyası istenen şirketin ticaret sicilinden resen terkin edildiği, bu durumda davalının usulsüz terkin işlemi ile işbu davanın açılmasına sebebiyet verdiği, davalı aleyhine «yargılama gideri» ve «vekalet ücretine» hükmedilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1409 E. 2023/1902 K.
Ortak:münfesihlik · re'sen terkin · ticaret sicilinden terkin · yasal hasım · şirketin ihyası · tasfiye memuru atanması · derdestlik · ihya · dava şartı · hak düşürücü süre · Şirketin ihyası
İncelediğiniz kararda… Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden 23.01.2014 re'«sen terkin» edildiğini, şirketin «son» adresine «tebligat» yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, «ihtarın» ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde «ilan» edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden «resen terkin» edildiğini, şirketin terkin tarihinde alacak ve borç durumu davalı tarafından bilinemeyeceğini, davaya davalının sebebiyet vermediğini, şirketin ihyasını talep edilmesi için «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu «yargılama giderleri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca «tasfiye memuru atanmasını» istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı asıl temyiz dilekçesinde özetle; dava açılması için 6102 sayılı Kanun'da öngörülen beş yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğunu, dava dışı şirkete yapılan tebliğin taşınmış notuyla iade olduğunu, «ihtarın» Ticaret Sicil Gazetesinden «ilan» edildiğini, «terkin» tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının, üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazlarının davalı tarafından bilinmesi mümkün olmadığından davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini ve davalının «yasal hasım» konumunda olduğunu bu nedenlerle aleyhe «yargılama gideri» ve «vekalet ücretine» hükmedilemeyeceğini, terkinin usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, ek «tasfiye» karar verilmesi ve «tasfiye memuru atanması» gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Taraflar arasındaki «şirketin ihyası» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın «usulden reddine» reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davalı istinaf dilekçesinde özetle; iki ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde «münfesih» sayılacağı ilanen bildirilen şirketin, süresi içinde başvuruda bulunulmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yapılan «ilan» ile sicilden re'«sen terkin» edildiğini, şirketin terkin tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının Müdürlükleri tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini, dava konusu şirketin 6102 sayılı Kanun'un Geçici 7 nci maddesindeki prosedüre uygun olarak hukuka uygun bir şekilde kapatıldığını, İlk Derece Mahkemesinin ek «tasfiye» kararı vermesi gerekmesine rağmen 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrasını göz ardı ederek ek tasfiye kararı vermeyip «tasfiye memuru» atamadan direkt olarak «ihya» kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, yasadan doğan «zorunlu hasım» durumunda olduklarından aleyhlerine «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, davayı açmak için 5 yıllık sürenin geçirilmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte i …
… lat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesi kapsamında 23.01.2014 tarihinde re’sen «ticaret sicilinden terkin» edildiğini, 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ’in 5 inci maddesinde Müdürlüklerce sayılı sebeplerle «münfesih» olan şirketlerin belirleneceğinin ifade edildiği ve (d) bendinde “18.05.2004 tarihli ve 5714 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 10 ve 32 nci maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilmemesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda «yönetim kurulu» kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl sonunda oda «kaydı» silinerek, sicil kaydı silinmek üzere Müdürlüklere bildirilen şirketler ve kooperatifler”in müdürlüklerce kapsama alınacağının düzenlendiğini, dava dışı şirketin de bu kapsamda olduğunu, davada «yasal hasım» olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Sicil Müdürlüğünün 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinde öngörülen usul ve şartlar gerçekleşmeden «ihyası» istenen şirketi ticaret sicilinden re'«sen terkin» etmesi işleminin usulsüz olduğu, ihyasına karar verilen şirketin icra dosyasıyla sınırlı olmamak üzere ihyasına karar verilmesi ve tasfiyeye tabi tutulmasına gerek bulunmadığı gibi «tasfiye memuru atanmasına» da gerek olmadığı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, dava, ihyası istenen şirketin sicilden re'sen terkin edildiği 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» dolduktan sonra 17.06.2021 tarihinde açılmış ise de davalı ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zorunlu hasım · ihtarat · ticaret sicili tescili · yönetim kurulu kararı
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasında «terkin» sebeplerinin sınırlı olarak sayıldığı, 5174 sayılı Kanun'un 10 uncu ve 32 nci maddeleri kapsamında odaca «kaydın» silinmesinin bu madde kapsamında olmadığı, kaldı ki geçici 7 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca şirket yetkilisine usulüne uygun «ihtarat» yapıldığının da ispatlanamadığı, bu haliyle dava konusu şirket hakkında uygulanmaması gereken 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin uygulanmış olması sebebiyle geçici 7 nci maddenin 15 inci fıkrasındaki süre sınırlamasının dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, “..."nin ihyasına, «ihyanın» «ticaret siciline tescil» ve Ticaret Sicil Gazetesinde «ilanına», dava açılmasına yanlış işlem yaparak davalı sebebiyet verdiğinden davalı aleyhine «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
… lat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesi kapsamında 23.01.2014 tarihinde re’sen «ticaret sicilinden terkin» edildiğini, 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ’in 5 inci maddesinde Müdürlüklerce sayılı sebeplerle «münfesih» olan şirketlerin belirleneceğinin ifade edildiği ve (d) bendinde “18.05.2004 tarihli ve 5714 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 10 ve 32 nci maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilmemesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda «yönetim kurulu» kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl sonunda oda «kaydı» silinerek, sicil kaydı silinmek üzere Müdürlüklere bildirilen şirketler ve kooperatifler”in müdürlüklerce kapsama alınacağının düzenlendiğini, dava dışı şirketin de bu kapsamda olduğunu, davada «yasal hasım» olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
İstinaf Sebepleri Davalı istinaf dilekçesinde özetle; iki ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde «münfesih» sayılacağı ilanen bildirilen şirketin, süresi içinde başvuruda bulunulmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yapılan «ilan» ile sicilden re'«sen terkin» edildiğini, şirketin terkin tarihinde şirketin «derdest» davalarının, alacak ve borçlarının Müdürlükleri tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini, dava konusu şirketin 6102 sayılı Kanun'un Geçici 7 nci maddesindeki prosedüre uygun olarak hukuka uygun bir şekilde kapatıldığını, İlk Derece Mahkemesinin ek «tasfiye» kararı vermesi gerekmesine rağmen 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrasını göz ardı ederek ek tasfiye kararı vermeyip «tasfiye memuru» atamadan direkt olarak «ihya» kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, yasadan doğan «zorunlu hasım» durumunda olduklarından aleyhlerine «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, davayı açmak için 5 yıllık sürenin geçirilmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte i …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1615 E. , 2023/1960 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1783 Esas, 2022/1639 Karar
HÜKÜM
Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2021/456 E., 2021/759 K.
Taraflar arasındaki şirketin ihyası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı asıl tarafından temyiz edilmekle ve davacı vekili tarafından temyize cevap dilekçesiyle Yargıtayca temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.08.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı SBS Eğitim Organizasyon Gıda Bilişim Teknolojileri San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye ortak olduğunu, anılan şirket ticaret sicilinden 2014 yılında resen terkin edildiğini, şirkete ait mal varlıklarının tasfiye edilmediğini, bir adet aracın halen şirket adına kayıtlı olduğunu, şirkete ait aracın satışı ve aktif mal varlığının tasfiyesi için şirketin ihyasının gerektiğini, aramalara rağmen şirkete ait karar defterinin bulunamadığını ileri sürerek, SBS Eğitim Organizasyon Gıda Bilişim Teknolojileri San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ihyasını ve şirkete ait karar defterinin zayi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asıl cevap dilekçesinde; dava konusu şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesine ve 30.12.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin tasfiyelerine ve Ticaret Sicil Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ) 5 inci maddesi hükümlerine göre ticaret sicilinden 23.01.2014 re'sen terkin edildiğini, şirketin son adresine tebligat yapıldığını, ancak tebligatın "taşınmış" notu ile iade edildiğini, ihtarın ayrıca 07.10.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, 2 ay içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde mühfesih sayılacağı ilanen bildirilen şirketin süresi içinde başvuruda bulunmadığı için 28.01.2014 tarih ve 8495 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicilden resen terkin edildiğini, şirketin terkin tarihinde alacak ve borç durumu davalı tarafından bilinemeyeceğini, davaya davalının sebebiyet vermediğini, şirketin ihyasını talep edilmesi için hak düşürücü sürenin dolduğunu, davalının yasal hasım konumunda olduğunu yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini, ek tasfiyeye karar verilmesi halinde 6102 sayılı Kanun'un 547 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tasfiye memuru atanmasını istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca ticaret sicilinden terkin edilen şirketin tasfiye edilecek malvarlığının bulunması nedeniyle ihyası istemiyle açılan davada ihyası istenen şirketin sicilden 23.01.2014 tarihin resen terkin edildiği, 23.01.2014 tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin 23.01.2019 tarihinde dolduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra 06.08.2021 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle hak düşürücü süresi içinde açılmayan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketin resen terkini sürecinde 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesindeki terkin prosedürüne uygun olarak müvekkiline gerekli ihtarın yapılmadığını, ihyası istenen şirketin yetkili temsilcisine ihtarda bulunulmadığını, şirkete ait aracın halen şirket adına kayıtlı olduğunu, şirkete ait aracın satışı ve aktif mal varlığının tasfiyesi için de şirketin ihyasının zorunlu olduğunu, ayrıca şirketin karar defterinin zayi olduğuna dair istem hakkında da karar verilmediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda resen terkin işlemi kanuni dayanağı olmayan oda kaydının silinme gerekçesine bağlı olması nedeniyle hukuka uygun olmadığı, öte yandan davalı ... Sicil Müdürlüğünce terkin işlemi 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendindeki usule göre de yerine getirilmediği, terkin işlemi nedeniyle şirketi temsil ve ilzama yetkili davacıya ...'a ihtar gönderilmediği, esasen ihyası istenen şirketin sicilden terkin koşulları oluşmadığı halde 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesine aykırı olarak dosyada yer alan ticaret sicili kayıtlarına göre ihyası istenen şirket halen faal iken davalı sicil terkin işlemini gerçekleştirmiş olduğundan, İlk Derece Mahkemesince şirkete tasfiye memuru atanmaksızın şirketin tam ihyasına karar verilmesi gerektiği, dava 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı ancak usulsüz terkin nedeniyle 5 yıllık hak düşürücü sürenin somut olayda uygulanamayacağı, zayi nedeniyle iptal isteme yetkisi ve hakkı defterleri tutmakla mükellef tacire ait olduğu, anılan şirket talep tarihi itibarıyla sicilden terkin edildiğinden aktif dava ehliyeti bulunmadığı, davacının şirket adına dava açtığına ilişkin bir açıklama yapmadığı, davacının zayi talebi açısından aktif husumeti bulunmadığı, terkin işlemleri usule aykırı olarak gerçekleştirildiği, bu durumda davanın açılmasına sebebiyet veren ve yargılama sonunda haksız olduğu anlaşılan davalının yargılama giderlerinden sorumlu olduğu, gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, şirketin ihyasına, karar kesinleştiğinde tescil ve ilanına, zayi belgesi verilmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı asıl temyiz dilekçesinde özetle; dava açılması için 6102 sayılı Kanun'da öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, dava dışı şirkete yapılan tebliğin taşınmış notuyla iade olduğunu, ihtarın Ticaret Sicil Gazetesinden ilan edildiğini, terkin tarihinde şirketin derdest davalarının, alacak ve borçlarının, üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazlarının davalı tarafından bilinmesi mümkün olmadığından davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini ve davalının yasal hasım konumunda olduğunu bu nedenlerle aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, terkinin usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, ek tasfiye karar verilmesi ve tasfiye memuru atanması gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu şirketin ihyasının şartlarının bulunup bulunmadığı, terkin işleminin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesi hükmü.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı asılın temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/931192400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz