İtirazın iptali | Kararın kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6440 E. 2023/982 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
karşılıklı borç yükleyen sözleşme↗ borcun ifası↗ borçlunun temerrüdü↗ geçerlilik şartı↗ hisse devri sözleşmesi↗ yapılandırma protokolü↗ istinaf sebebi↗ pay devri↗ tasdik kararı↗ yemin↗ hisse devri↗ hisse devir sözleşmesi↗ sebepsiz zenginleşme↗ protokol↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ temerrüt↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların 26.05.2016 tarihinde yapmış oldukları ''tutanaktır'' başlıklı sözleşme ile ortak bulundukları şirkette pay devri hususunda şahitler huzurunda anlaştıkları, dosya kapsamında sunulan belgelerle işbu sözleşmenin noterce onaylanmadığı, sözleşmenin geçersiz olduğu ve bir ödeme yapılsaydı dahi bu ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istenebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin red kararının haklı bir gerekçesi ve yasal dayanağının bulunmadığını, davaya konu sözleşmede hissesinin devredileceği taahhüt edilen şirketin yabancı bir şirket olduğunu, şirketin kuruluş yeri Tiflis olup işlemlerini icra ettiği yerin Türkiye olduğunu, dolayısıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri esas alınarak şirket hisse devrinin noterde yazılı bir şekilde yapılması gerektiğine dayanılarak red kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğunu, yine Mahkemece taraflar arasında yapılan protokolün hisse devir sözleşmesi olduğu kabul edilse dahi protokole esas şirketin yabancı menşeli olması ve hangi ülke hukukunun uygulanacağı noktasında bir değerlendirme yapılmadan davanın reddedilmesinin usule ve kanuna aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı borç yükleyen sözleşme olmasına ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 124 üncü maddesindeki süre verilmesini gerektirmeyen durumlardan hiç birinin bulunmamasına göre davacının davalıya edimini yerine getirmesi için süre vermeden borcun ifasını istemesi mümkün olmayıp davacı tarafından yemin delinin hatırlatılmaması istinaf sebebi de yapılmadığından Mahkemece davalıya edimini yerine getirmesi için süre verdiğini ispat edemeyen davacının davasının reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru ise de sözleşmenin geçersizliği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, zira hisse devri söz konusu olan şirketin türü ve mahiyeti belirlenmediğinden, sözleşmede noter tasdikinin bulunmasının geçerlilik şartı olarak kabulünün mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın açıklanan gerekçe ile reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının cevap dilekçesinde sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğunu kabul ettiği; ancak sözleşmenin edimleri yerine getirme önceliği konusunda anlaşılamadığı gerekçesiyle davalının, sözleşmeye bağlı olarak borç ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığının belirtildiğini, sözleşmeye göre davalı tarafın ilk önce ödeme yapmayı, müvekkilinin ise yabancı ülkede kurulmuş olan şirketteki hissesini devretmeyi kabul ettiğini, davalı tarafın edimini yerine getirmekten kaçındığını, edimini yerine getirmeme sebebini de önce davacının hisselerinin devredilmesi gerektiği şeklinde belirttiğini, davalının edimini bilerek ve isteyerek kötü niyetli bir şekilde yerine getirmediğini, Mahkeme gerekçesinde davacı müvekkilin süre vermesi gerektiği belirtilmiş ise de davalının cevap dilekçesinde ve yargılamanın hiçbir aşamasında bu hususa ilişkin bir savunma ve delil sunmadığını, davalının dayanmadığı bir delilin Mahkemece resen dikkate alınmasının hukuki bir izahı bulunmadığını, davalının cevap dilekçesinde süre verilmesi gerektiğini değil davacının hissesini devretmediği için borcun ödenmediğini belirttiğini, dolayısıyla temerrüde bilerek ve isteyerek düştüğünün açık olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinde "Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" denilerek süre verilmesinin gerekmediği hallerin ayrıntılı olarak sıralandığını, davalının icra takibine karşı itiraz dilekçesi, işbu davadaki cevap dilekçesi ve duruşmalarda verdiği beyanlar incelendiğinde 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereği süre verilmesinin etkisiz olacağının açıkça anlaşıldığını, Bölge Adliye Mahkemesince bu husus dikkate alınmadan karar verildiğini, sözleşmede borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin kesin tarih olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararına dayanak göstermiş olduğu borçlunun temerrüde düşürülmesi şartının aranmaması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2066 E. 2015/8129 K.
Ortak:temerrüt
İncelediğiniz kararda… nin ise yabancı ülkede kurulmuş olan şirketteki hissesini devretmeyi kabul ettiğini, davalı tarafın edimini yerine getirmekten kaçındığını, edimini yerine getirmeme «sebebini» de önce davacının hisselerinin devredilmesi gerektiği şeklinde belirttiğini, davalının edimini bilerek ve isteyerek kötü niyetli bir şekilde yerine getirmediğini, Mahkeme gerekçesinde davacı müvekkilin süre vermesi gerektiği belirtilmiş ise de davalının cevap dilekçesinde ve yargılamanın hiçbir aşamasında bu hususa ilişkin bir savunma ve delil sunmadığını, davalının dayanmadığı bir delilin Mahkemece resen dikkate alınmasının hukuki bir izahı bulunmadığını, davalının cevap dilekçesinde süre verilmesi gerektiğini değil davacının hissesini devretmediği için borcun ödenmediğini belirttiğini, dolayısıyla «temerrüde» bilerek ve isteyerek düştüğünün açık olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinde "Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" denilerek süre verilmesinin gerekmediği hallerin ayrıntılı olarak sıralandığını, davalının icra takibine karşı itiraz dilekçesi, işbu davadaki cevap dilekçesi ve duruşmalarda verdiği beyanlar incelendiğinde 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereği süre verilmesinin etkisiz olacağının açıkça anlaşıldığını, Bölge Adliye Mahkemesince bu husus dikkate alınmadan karar verildiğini, sözleşmede borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin «kesin» tarih olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararına dayanak göstermiş olduğu «borçlunun temerrüde» düşürülmesi şartının aranmaması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kısmen kabulü ile 20.124 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce davalı yararına bozulmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt faizi
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kısmen kabulü ile 20.124 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce davalı yararına bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/858 E. 2019/3417 K.
Ortak:karşılıklı borç yükleyen sözleşme · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · hisse devri · hisse devir sözleşmesi · temerrüt
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki sözleşmenin «karşılıklı borç yükleyen sözleşme» olmasına ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 124 üncü maddesindeki süre verilmesini gerektirmeyen durumlardan hiç birinin bulunmamasına göre davacının davalıya edimini yerine getirmesi için süre vermeden «borcun ifasını» istemesi mümkün olmayıp davacı tarafından «yemin» delinin hatırlatılmaması «istinaf sebebi» de yapılmadığından Mahkemece davalıya edimini yerine getirmesi için süre verdiğini ispat edemeyen davacının davasının reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru ise de sözleşmenin «geçersizliği» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, zira «hisse devri» söz konusu olan şirketin türü ve mahiyeti belirlenmediğinden, sözleşmede noter «tasdikinin» bulunmasının «geçerlilik şartı» olarak kabulünün mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi k …
… vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin red kararının haklı bir gerekçesi ve yasal dayanağının bulunmadığını, davaya konu sözleşmede hissesinin devredileceği «taahhüt» edilen şirketin yabancı bir şirket olduğunu, şirketin kuruluş yeri Tiflis olup işlemlerini icra ettiği yerin Türkiye olduğunu, dolayısıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri esas alınarak şirket «hisse devrinin» noterde yazılı bir şekilde yapılması gerektiğine dayanılarak red kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğunu, yine Mahkemece taraflar arasında «yapılan protokolün» «hisse devir sözleşmesi» olduğu kabul edilse dahi protokole esas şirketin yabancı menşeli olması ve hangi ülke hukukunun uygulanacağı noktasında bir değerlendirme yapılmadan davanın redded …
… nin ise yabancı ülkede kurulmuş olan şirketteki hissesini devretmeyi kabul ettiğini, davalı tarafın edimini yerine getirmekten kaçındığını, edimini yerine getirmeme «sebebini» de önce davacının hisselerinin devredilmesi gerektiği şeklinde belirttiğini, davalının edimini bilerek ve isteyerek kötü niyetli bir şekilde yerine getirmediğini, Mahkeme gerekçesinde davacı müvekkilin süre vermesi gerektiği belirtilmiş ise de davalının cevap dilekçesinde ve yargılamanın hiçbir aşamasında bu hususa ilişkin bir savunma ve delil sunmadığını, davalının dayanmadığı bir delilin Mahkemece resen dikkate alınmasının hukuki bir izahı bulunmadığını, davalının cevap dilekçesinde süre verilmesi gerektiğini değil davacının hissesini devretmediği için borcun ödenmediğini belirttiğini, dolayısıyla «temerrüde» bilerek ve isteyerek düştüğünün açık olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinde "Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" denilerek süre verilmesinin gerekmediği hallerin ayrıntılı olarak sıralandığını, davalının icra takibine karşı itiraz dilekçesi, işbu davadaki cevap dilekçesi ve duruşmalarda verdiği beyanlar incelendiğinde 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereği süre verilmesinin etkisiz olacağının açıkça anlaşıldığını, Bölge Adliye Mahkemesince bu husus dikkate alınmadan karar verildiğini, sözleşmede borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin «kesin» tarih olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararına dayanak göstermiş olduğu «borçlunun temerrüde» düşürülmesi şartının aranmaması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaHukuk Dairesince, dosya üzerinden yapılan «istinaf incelemesinde»; taraflar arasında akdedilen Sıryapı ve Lonca şirketlerindeki hisselerin karşılıklı olarak devrine ilişkin imzalanan sözleşmenin 1. maddesine göre tarafların «hisse devirlerini sözleşme» tarihi 29.06.2013'ten itibaren 20 gün içinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesi konusunda anlaştıkları, ancak davacının davalıya hitaben çekmiş olduğu ilk noter «ihtarname» tarihinin 19.08.2013 ikinci noter ihtarnamesinin 08.01.2014 tarihi olduğu, buna göre tarafların sözleşme tarihinden itibaren 20 gün içinde eş zamanlı olarak hisselerini devrettiklerine ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı gibi davacı tarafından aynı süre içinde davalıyı «hisse devri» konusunda «temerrüde» düşürdüğüne ilişkin «ihtar», belge yada herhangi bir delile rastlanmadığı, bu tarihten sonra sözleşmenin hisse devrine ilişkin hükmünün uygulanma imkanı da bulunmadığı, ayrıca sözleşmenin 3.1 …
TBK 124. maddede ise, süre verilmesini gerektirmeyen durumlar tadadi olarak sayılmış olup, «temerrüde» düşmüş borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa veya «borçlunun temerrüdü» sonucunda «borcun ifası» alacaklı için yararsız kalmışsa veya borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa, diğer taraf temerrüde düşen tarafa süre vermesine gerek olmaksızın, doğrudan, TBK 125. ve devamı maddelerdeki «seçimlik hakları» kullanabilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesinde ''Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri «temerrüde» düştüğü takdirde diğeri, borcun «ifa» edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.'' hükmü ile «karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde» taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde, diğer tarafın borcun ifa edilmesi için süre verebileceğini açıkça düzenlemiş olup, diğer taraf, temerrüde düşen tarafa verdiği uygun süre içinde ifa yerine getirilmediği takdirde, 125. maddedeki «seçimlik hakları» kullanabilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:seçimlik haklar · cezai şart · istinaf incelemesi · ifa · ihtar · ihtarname · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaHukuk Dairesince, dosya üzerinden yapılan «istinaf incelemesinde»; taraflar arasında akdedilen Sıryapı ve Lonca şirketlerindeki hisselerin karşılıklı olarak devrine ilişkin imzalanan sözleşmenin 1. maddesine göre tarafların «hisse devirlerini sözleşme» tarihi 29.06.2013'ten itibaren 20 gün içinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesi konusunda anlaştıkları, ancak davacının davalıya hitaben çekmiş olduğu ilk noter «ihtarname» tarihinin 19.08.2013 ikinci noter ihtarnamesinin 08.01.2014 tarihi olduğu, buna göre tarafların sözleşme tarihinden itibaren 20 gün içinde eş zamanlı olarak hisselerini devrettiklerine ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı gibi davacı tarafından aynı süre içinde davalıyı «hisse devri» konusunda «temerrüde» düşürdüğüne ilişkin «ihtar», belge yada herhangi bir delile rastlanmadığı, bu tarihten sonra sözleşmenin hisse devrine ilişkin hükmünün uygulanma imkanı da bulunmadığı, ayrıca sözleşmenin 3.1 …
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesinde ''Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri «temerrüde» düştüğü takdirde diğeri, borcun «ifa» edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.'' hükmü ile «karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde» taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde, diğer tarafın borcun ifa edilmesi için süre verebileceğini açıkça düzenlemiş olup, diğer taraf, temerrüde düşen tarafa verdiği uygun süre içinde ifa yerine getirilmediği takdirde, 125. maddedeki «seçimlik hakları» kullanabilir.
… 29.06.2013 tarihinde Ortaklık Ayrılık Sözleşmesi imzalandığını ve sözleşmede hisselerin devri konusunda anlaşmaya varıldığını, sözleşmenin 4. maddesinde 100.000 USD «cezai şarta» ilişkin hüküm bulunduğunu, ancak tarafların imzalamış oldukları sözleşme ile hisselerini devredeceği şirkete ait borçlarını sözleşme tarihinden sonra ödediği, taraflar arasındaki imzalanan «hisse devrine» ilişkin sözleşmenin yürürlüğe girmediği, karşılıklı edimlerin yerine getirilmediğinden davacının sözleşme uyarınca cezai şart talep edemeyeceği gerekçesi ile davan …
Dava, sözleşmede kararlaştırılan «cezai şartın» ödenmesi istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17598 E. 2015/2423 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:menfi zarar · açık muvafakat · husumet itirazı · zamanaşımı defi · ihbar olunan · eş rızası · olumsuz oy · muvafakat
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «menfi zarara» ilişkin talebini davalının «açık muvafakati» ile geri aldığı, HMK'nın 124. maddesi gereğince davacının taraf değişikliği talebinin kabul edilerek TMSF'nin davalı konumundan çıkartıldığı, «yetki» ve «husumet itirazları» ile «zamanaşımı definin» yerinde olmadığı, davacının ...
2-Dava kendisine «ihbar olunan» ve davaya fer'i müdahil olarak katılmak istediğini dilekçesi ile beyan eden ... vekilinin katılma talebi hakkında olumlu veya «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
… p açtığı, ... yöneticilerinin mevduat sahiplerini yanıltarak toplanan paraları off shore hesabına aktarmaksızın bir kısım şirketlerin finansmanında kullanıldıkları, «dahili» davalı bankanın sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davacının «menfi zarar» ilişkin talebini hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», davacının diğer talebinin kabulü ile 2.000,00 TL'nin 29/09/1999 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte dahili davalı ... ...'den tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, «dahili» davalı banka vekili, davalı ve «ihbar olunan» TMSF vekili ve ... vekili temyiz etmiştir.
1 benzer karar daha
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/14187 E. 2018/5250 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:aktif husumet ehliyeti · aktif husumet · husumet ehliyeti · tazminat davası · taraf ehliyeti · limited şirket · haksız rekabet · husumet
Benzer bu kararda… va açtığı ancak bu şirketin öncesinde şahıs firması iken şirket vasfını sonradan kazanarak tescil edildiği, davacının yine 2014 yılında fuara alınmadığından bahisle «tazminat davası» açtığı ancak şirket kuruluş tarihinin 06/02/2015 olduğu du durumda 2014 yılı fuarına alınmadığından bahisle açılan davada ... adlı şirketin «husumet» açısından «aktif husumet ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Dava, «haksız rekabetin» tespiti, önlenmesi ve tazminat taleplerine ilişkindir.
Mahkemece davacının taraf değişikliği talebi konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın aktif dava «ehliyeti» yokluğundan dava reddedilmiştir.
Haksız rekabetin yapıldığı iddia edilen tarihte «limitet şirket» henüz kurulmamış olup davacı şirketin yöneticisi olan ...'e ait şahıs firmasıdır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6440 E. , 2023/982 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Ret
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasındaki sözleşme hükümlerine davalının riayet etmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın tek dayanağının taraflar arasında düzenlenen 25.06.2016 tarihli bir tutanak olduğunu, bahse konu sözleşmenin her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme niteliği taşıdığını, davacının şirket hisselerini devretmeyi taahhüt ederken müvekkilinin bu hisselere karşılık bedel ödemeye taahhüt ettiğini, tarafları sözleşme konusunda anlaşamadıklarından şirket devrinin gerçekleşmediğini, müvekkilinin bu sözleşmeye bağlı borç ödeme yükümlülüğünün kalktığını, davanın kötü niyetli açıldığını ileri sürerek davanın reddine ve davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların 26.05.2016 tarihinde yapmış oldukları ''tutanaktır'' başlıklı sözleşme ile ortak bulundukları şirkette pay devri hususunda şahitler huzurunda anlaştıkları, dosya kapsamında sunulan belgelerle işbu sözleşmenin noterce onaylanmadığı, sözleşmenin geçersiz olduğu ve bir ödeme yapılsaydı dahi bu ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istenebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin red kararının haklı bir gerekçesi ve yasal dayanağının bulunmadığını, davaya konu sözleşmede hissesinin devredileceği taahhüt edilen şirketin yabancı bir şirket olduğunu, şirketin kuruluş yeri Tiflis olup işlemlerini icra ettiği yerin Türkiye olduğunu, dolayısıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri esas alınarak şirket hisse devrinin noterde yazılı bir şekilde yapılması gerektiğine dayanılarak red kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğunu, yine Mahkemece taraflar arasında yapılan protokolün hisse devir sözleşmesi olduğu kabul edilse dahi protokole esas şirketin yabancı menşeli olması ve hangi ülke hukukunun uygulanacağı noktasında bir değerlendirme yapılmadan davanın reddedilmesinin usule ve kanuna aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı borç yükleyen sözleşme olmasına ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 124 üncü maddesindeki süre verilmesini gerektirmeyen durumlardan hiç birinin bulunmamasına göre davacının davalıya edimini yerine getirmesi için süre vermeden borcun ifasını istemesi mümkün olmayıp davacı tarafından yemin delinin hatırlatılmaması istinaf sebebi de yapılmadığından Mahkemece davalıya edimini yerine getirmesi için süre verdiğini ispat edemeyen davacının davasının reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru ise de sözleşmenin geçersizliği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, zira hisse devri söz konusu olan şirketin türü ve mahiyeti belirlenmediğinden, sözleşmede noter tasdikinin bulunmasının geçerlilik şartı olarak kabulünün mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın açıklanan gerekçe ile reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının cevap dilekçesinde sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğunu kabul ettiği; ancak sözleşmenin edimleri yerine getirme önceliği konusunda anlaşılamadığı gerekçesiyle davalının, sözleşmeye bağlı olarak borç ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığının belirtildiğini, sözleşmeye göre davalı tarafın ilk önce ödeme yapmayı, müvekkilinin ise yabancı ülkede kurulmuş olan şirketteki hissesini devretmeyi kabul ettiğini, davalı tarafın edimini yerine getirmekten kaçındığını, edimini yerine getirmeme sebebini de önce davacının hisselerinin devredilmesi gerektiği şeklinde belirttiğini, davalının edimini bilerek ve isteyerek kötü niyetli bir şekilde yerine getirmediğini, Mahkeme gerekçesinde davacı müvekkilin süre vermesi gerektiği belirtilmiş ise de davalının cevap dilekçesinde ve yargılamanın hiçbir aşamasında bu hususa ilişkin bir savunma ve delil sunmadığını, davalının dayanmadığı bir delilin Mahkemece resen dikkate alınmasının hukuki bir izahı bulunmadığını, davalının cevap dilekçesinde süre verilmesi gerektiğini değil davacının hissesini devretmediği için borcun ödenmediğini belirttiğini, dolayısıyla temerrüde bilerek ve isteyerek düştüğünün açık olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinde "Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" denilerek süre verilmesinin gerekmediği hallerin ayrıntılı olarak sıralandığını, davalının icra takibine karşı itiraz dilekçesi, işbu davadaki cevap dilekçesi ve duruşmalarda verdiği beyanlar incelendiğinde 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereği süre verilmesinin etkisiz olacağının açıkça anlaşıldığını, Bölge Adliye Mahkemesince bu husus dikkate alınmadan karar verildiğini, sözleşmede borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin kesin tarih olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararına dayanak göstermiş olduğu borçlunun temerrüde düşürülmesi şartının aranmaması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/912260700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz