Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/5368 E. 2022/9506 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
usul ekonomisi↗ belirsiz alacak davası↗ ara karar↗ dava şartı yokluğu↗ alacak davası↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Safahati yukarıda özetlenen dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Davanın türü başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan bir dava, usul ekonomisi ilkesi gözetilerek hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir. HGK’nın anılan kararında, bu halde çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir. Dairemizin son dönem içtihatları da bu yöndedir. (Dairemizin 21/06/2022 gün, 2021/4318 Esas-2022/5118 Karar, 12/05/2022 gün, 2020/8201 Esas-2022/3819 Karar sayılı ilamları)
O halde somut olayda kısmi dava koşullarının bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup, dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4021 E. 2024/323 K.
Ortak:usul ekonomisi · belirsiz alacak davası · ara karar · dava şartı yokluğu · alacak davası · usulden reddi · hukuki yarar · i̇i̇k 72/son · dava şartı · Alacak
İncelediğiniz karardaHGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava «belirsiz alacak davası» olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Benzer bu karardaYHGK'nın 16.05.2019 tarih, 2016/22-1166 E. ve 2019/576 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen «komisyonu» belirlemesi mümkün olduğundan davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı kabul edilerek «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan «usulden reddine» karar verilmiştir.
… Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, «bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin» giderilmediğini, davacı «acentenin» müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek «şirket merkezinde» üretim yaptırdığı, bu nedenle «komisyon» sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi «acente» olduğu iddiası ile «komisyon bedellerinin» eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:komisyon bedeli · bilirkişi raporları arasında çelişki · acentelik sözleşmesi · şirket merkezi mahkemesi · acente · acentelik · komisyon · kaldırma ve yeniden hüküm
Benzer bu kararda… Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, «bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin» giderilmediğini, davacı «acentenin» müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek «şirket merkezinde» üretim yaptırdığı, bu nedenle «komisyon» sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi «acente» olduğu iddiası ile «komisyon bedellerinin» eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile Halk Sigorta arasında 20.11.1996 tarihinde A tipi «acentelik sözleşmesi» akdedildiği, Halk Sigorta'nın unvanının Yapı Kredi Sigorta A.Ş. olarak değişerek 18.12.2000 tarihinde sağlık branşında ek acentelik sözleşmesi akdedildiği, acentelik sözleşmelerinin 11.08.2011 tarihinde Yapı Kredi Sigorta tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, Yapı Kredi Sigorta'nın 30.09.2014 tarihinde sözleşmelerin tümü ve aktifi pasifiyle Allianz Sigorta'ya devredildiği, davalının Kasım 2010 tarihinden itibaren «komisyon bedellerini» A tipi «acente» için öngörülen oranlar yerine, B tipi acente oranlarına göre ödemeye başladığı, eksik ödenen komisyon davalı «defterlerinde» tespit edilebileceğinden davanın «belirsiz alacak davası» olarak açıldığı, IRIS sisteminin davalı tarafından kapatılana kadar müvekkili tarafından etkin olarak kullanıldığı ve A tipi poliçe üretildiği ve komisyonlarının d …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «acentelik sözleşmesi» kapsamında eksik ödenen «komisyon bedellerinin» tahsili istemine ilişkin açılan davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde ikame edilip edilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusunun belirlenebilir olmasına göre davanın, «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı, davacının IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek «şirket merkezinde» üretim yaptırdığı, bu nedenle «acentenin» «komisyon» sınıfı A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, 26.11.2010 tarihinden sonraki hangi poliçelerin şirket merkezinde üretildiğine ilişkin çalışma dilekçeleri ekinde sunuld …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2447 E. 2022/4685 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaİlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya «belirsiz alacak davası» açmasında her zaman «hukuki yararı» vardır.
HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
Benzer bu kararda… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · nispi vekalet ücreti · ticari kredi · maktu vekalet ücreti · kredi sözleşmesi · dosya masrafı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDava, taraflar arasındaki «ticari kredi sözleşmelerine» istinaden alınan «masrafların» iadesi istemine ilişkindir.
Ancak, davalı yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekir ise de, anılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2607 E. 2015/8695 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · usulden reddi · Alacak
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava «belirsiz alacak davası» olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
Safahati yukarıda özetlenen dava, her ne kadar «belirsiz alacak davası» olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Benzer bu karardaMahkemece, davacının alacak miktarını tam ve «kesin» olarak belirleme imkanı olduğu halde «belirsiz alacak davası» açtığı, davanın mahiyeti itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesi gereğince kısmi dava niteliğinde olduğu, dava konusu kredi nedeniyle yapılan kesintilerin toplam miktarı belirgin olduğundan kısmi dava açılmayacağı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Dava, dava dilekçesinde açıkça «belirsiz alacak davası» olarak nitelendirilmiş mahkemece davanın kısmi dava olduğu ve talep edilen alacak miktarının belirli olduğu gerekçesiyle davanın dinlenilmesi mümkün olmadığından reddine karar verilmiştir.
Bu durumda dava dilekçesindeki istem ve davanın bu niteliği gözetilerek «belirsiz alacak davası» olarak değerlendirme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın kısmi dava olarak nitelenerek yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, davacının alacak miktarını tam ve «kesin» olarak belirleme imkanı olduğu halde «belirsiz alacak davası» açtığı, davanın mahiyeti itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesi gereğince kısmi dava niteliğinde olduğu, dava konusu kredi nedeniyle yapılan kesintilerin toplam miktarı belirgin olduğundan kısmi dava açılmayacağı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/6722 E. 2025/4330 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · ara karar · dava şartı yokluğu · alacak davası · usulden reddi · hukuki yarar · dava şartı · Alacak
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava «belirsiz alacak davası» olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dilekçesinde «belirsiz alacak davası» açtığını belirttiği, «ürün alım taahhütnamesi» uyarınca davacının «kar kaybı» alacağının belirli / belirlenebilir olduğu, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkansız olması durumlarının bulunmadığı, dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden belirsiz alacak davası açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve «kesin» bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen «belirsiz alacak davası» şeklinde açılan dava, «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir.
Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının «belirsiz alacak davası» olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir «ara» kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. (HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı kararı) Somut olaya gelirsek, davacının alacak miktarı belirlenebilirken belirsiz alacak davası açması doğru değilse de dava dilekçesinde zikrettiği alacak miktarı dikkate alınarak bu miktar yönünden mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre «eksik harcı tamamlaması» için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık «kesin süre» verilmesi ve duruma göre davaya kısmi dava olarak devam edilmesi gerekirken yazılı şekilde «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:davayı aydınlatma ödevi · ürün alım taahhütnamesi · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · eksik harcın tamamlattırılması · kar mahrumiyeti · kar kaybı · harcın tamamlanması
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dilekçesinde «belirsiz alacak davası» açtığını belirttiği, «ürün alım taahhütnamesi» uyarınca davacının «kar kaybı» alacağının belirli / belirlenebilir olduğu, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkansız olması durumlarının bulunmadığı, dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden belirsiz alacak davası açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
… oplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre «eksik harcı tamamlaması» için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık «kesin süre» verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam «eda davası» olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın «usulden reddine» karar verilmelidir.
Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının «belirsiz alacak davası» olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir «ara» kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. (HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı kararı) Somut olaya gelirsek, davacının alacak miktarı belirlenebilirken belirsiz alacak davası açması doğru değilse de dava dilekçesinde zikrettiği alacak miktarı dikkate alınarak bu miktar yönünden mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre «eksik harcı tamamlaması» için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık «kesin süre» verilmesi ve duruma göre davaya kısmi dava olarak devam edilmesi gerekirken yazılı şekilde «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
… ıl süreli Çerçeve Protokol ve Bayilik Sözleşmeleri imzalayarak akaryakıt ve otogaz bayilik ilişkisi kurduğunu, davalı şirket tarafından, taraflar arasında akdedilen «bayilik sözleşmesi» ve eki niteliğindeki diğer anlaşmalar çerçevesinde verilen Ürün Alım Taahhütnamesi doğrultusunda; birinci yıldan başlamak ve anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olmak üzere, yıllık asgari 285 ton otogaz ürününün satın alınmasının kabul ve «taahhüt» edildiğini, ancak taahhüt edilen miktarda ürün alımı yapılmadığını, bu doğrultuda davalı tarafın eksik ürün alımından kaynaklı olarak «kar mahrumiyeti» ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, eksik kalan miktar üzerinden ton başına 175,00 USD tutarı, ödeme gününde uygulanmakta olan TC Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak Türk Lirası karşılığında kar mahrumiyeti ödemeyi taahhüt ettiğini, davalı tarafın 01.03.2020 ile 01.03.2023 tarihleri arasında toplamda 274.09 ton eksik ürün aldığını belirterek fazlaya ve hataya ilişkin hakları saklı kalmak «kaydı» ile; mahkemece yapılacak «tahkikat» sonucu alacaklarının tam ve «kesin» olarak belirlenmesini takiben 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107/2. maddesi uyarınca işbu taleplerini arttırma hakları saklı kalmak kaydıyla davac …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/5368 E. , 2022/9506 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.02.2019 tarih ve 2018/1098 E. - 2019/82 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 15.04.2021 tarih ve 2019/879 E. - 2021/487 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin bayisi olduğunu, EPDK tarafından 17.01.2017 tarihinde yapılan denetim sonucunda müvekkiline LPG pompa fiyatı ile ilan edilen fiyatının farklı olması nedeniyle 459.547,00 TL idari para cezası kesildiğini, para cezasının peşin şekilde 344.660,25 TL olarak ödendiğini, davalı ...'ın aldığı karar doğrultusunda 2015 yılından itibaren istasyonda bazı günlerde halk günü kampanyası yapıldığını ve Aygaz'ın talimatıyla, bu günlerde LPG'nin indirimli olarak, normal satış fiyatının altında satıldığını, düzenlenen kampanyalar için afiş ve fiyat görselinin Aygaz tarafından hazırlanarak kargo yoluyla teslim edildiğini, önceki afişlerde indirimin belirli bir güne mahsus olduğu belirtilmesine rağmen cezaya konu son afişte bu hususun belirtilmediğini, davalının kusurlu olduğunu ileri sürerek, belirsiz olan alacağın şimdilik 30.000,00 TL asgari tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, alacağın miktarı davacı açısından belirlenebilir nitelikte olduğundan iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Safahati yukarıda özetlenen dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Davanın türü başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan bir dava, usul ekonomisi ilkesi gözetilerek hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir. HGK’nın anılan kararında, bu halde çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir.
Dairemizin son dönem içtihatları da bu yöndedir. (Dairemizin 21/06/2022 gün, 2021/4318 Esas-2022/5118 Karar, 12/05/2022 gün, 2020/8201 Esas-2022/3819 Karar sayılı ilamları)
O halde somut olayda kısmi dava koşullarının bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup, dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 27.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/868911800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz