Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4021 E. 2024/323 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kredi sigortası↗ usulden ret↗ komisyon bedeli↗ usul ekonomisi↗ bilirkişi raporları arasında çelişki↗ belirsiz alacak davası↗ acentelik sözleşmesi↗ şirket merkezi mahkemesi↗ acente↗ ara karar↗ acentelik↗ dava şartı yokluğu↗ alacak davası↗ komisyon↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ teminat↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/1090 E., 2019/329 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile Halk Sigorta arasında 20.11.1996 tarihinde A tipi acentelik sözleşmesi akdedildiği, Halk Sigorta'nın unvanının Yapı Kredi Sigorta A.Ş. olarak değişerek 18.12.2000 tarihinde sağlık branşında ek acentelik sözleşmesi akdedildiği, acentelik sözleşmelerinin 11.08.2011 tarihinde Yapı Kredi Sigorta tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, Yapı Kredi Sigorta'nın 30.09.2014 tarihinde sözleşmelerin tümü ve aktifi pasifiyle Allianz Sigorta'ya devredildiği, davalının Kasım 2010 tarihinden itibaren komisyon bedellerini A tipi acente için öngörülen oranlar yerine, B tipi acente oranlarına göre ödemeye başladığı, eksik ödenen komisyon davalı defterlerinde tespit edilebileceğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, IRIS sisteminin davalı tarafından kapatılana kadar müvekkili tarafından etkin olarak kullanıldığı ve A tipi poliçe üretildiği ve komisyonlarının da A tipi ödendiği, davalı tarafından sınav zorunluluğu getirilerek sözleşmeye aykırı olarak ek yükümlülük getirildiği ve B tipi acente komisyonu ödendiği oysa bu dönemde de A tipi poliçe tanzim edildiğini ileri sürerek müvekkiline A tipi acentelere uygulanan komisyon oranlarına göre ödemesi gereken komisyon bedellerinin Kasım 2010 tarihinden itibaren B tipi acenteler için belirlenmiş daha düşük bedellerden ödendiğinin tespitine, eksik ödenen komisyon bedellerinin belirsiz alacak davasına esas olmak üzere şimdilik 15.000,00 TL tutarının faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusunun belirlenebilir olmasına göre davanın, belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek şirket merkezinde üretim yaptırdığı, bu nedenle acentenin komisyon sınıfı A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, 26.11.2010 tarihinden sonraki hangi poliçelerin şirket merkezinde üretildiğine ilişkin çalışma dilekçeleri ekinde sunulduğu, davacıya bu konuda gerekli bildirimlerin yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının IRIS sistemine geçilen dönemde gerekli eğitimi almadığı, poliçelerini kendisi üretemeyecek durumda olması sebebiyle komisyonunun düşürüldüğü ve gerekli bildirimlerin yapıldığını savunmasını ispatlayamadığı ayrıca acentelik sözleşmesinde davalıya bu ve benzeri işlemler sebebiyle tek taraflı olarak komisyon bedellerinde değişiklik yapmak yetkisinin verilmediği, davalının komisyon bedellerinde yaptığı tek taraflı değişikliğin acentelik sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, davacı acentenin müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek şirket merkezinde üretim yaptırdığı, bu nedenle komisyon sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi acente olduğu iddiası ile komisyon bedellerinin eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen komisyonu belirlemesi mümkün olduğundan davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın dosya içeriğine uygun olmadığını, 22.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda her teminat için sigorta şirketi tarafından farklı komisyon oranları tespit edilmiş olması nedeni ile acente tarafından alacağın tespiti ve miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin müvekkilinden beklenemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesi kapsamında eksik ödenen komisyon bedellerinin tahsili istemine ilişkin açılan davanın belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilip edilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 ve 109 uncu maddeleri.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.06.2022 tarih, 2021/4318E. ve 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih, 2020/8201 E. ve 2022/3819 K. sayılı ilamları.
3.Değerlendirme
Dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince, huzurdaki davanın alacağının belirlenmesi mümkün olduğu halde belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Davanın türü başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. YHGK'nın 16.05.2019 tarih, 2016/22-1166 E. ve 2019/576 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan bir dava, usul ekonomisi ilkesi gözetilerek hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir. YHGK’nın anılan kararında, bu halde çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir. Dairemizin son dönem içtihatları da bu yöndedir. (Dairemizin 21/06/2022 tarih, 2021/4318E. ve 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih, 2020/8201 E. ve 2022/3819 K. sayılı ilamları)
Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5368 E. 2022/9506 K.
Ortak:usul ekonomisi · belirsiz alacak davası · ara karar · dava şartı yokluğu · alacak davası · usulden reddi · hukuki yarar · i̇i̇k 72/son · dava şartı · Alacak
İncelediğiniz karardaYHGK'nın 16.05.2019 tarih, 2016/22-1166 E. ve 2019/576 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen «komisyonu» belirlemesi mümkün olduğundan davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı kabul edilerek «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan «usulden reddine» karar verilmiştir.
… Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, «bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin» giderilmediğini, davacı «acentenin» müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek «şirket merkezinde» üretim yaptırdığı, bu nedenle «komisyon» sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi «acente» olduğu iddiası ile «komisyon bedellerinin» eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
Benzer bu karardaHGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılan bir dava, «usul ekonomisi» ilkesi gözetilerek «hukuki yarar», yani dava «şartı yokluğu» nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava «belirsiz alacak davası» olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2607 E. 2015/8695 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · usulden reddi · kesin hüküm · Alacak
İncelediğiniz kararda… Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, «bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin» giderilmediğini, davacı «acentenin» müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek «şirket merkezinde» üretim yaptırdığı, bu nedenle «komisyon» sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi «acente» olduğu iddiası ile «komisyon bedellerinin» eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen «komisyonu» belirlemesi mümkün olduğundan davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı kabul edilerek «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan «usulden reddine» karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile Halk Sigorta arasında 20.11.1996 tarihinde A tipi «acentelik sözleşmesi» akdedildiği, Halk Sigorta'nın unvanının Yapı Kredi Sigorta A.Ş. olarak değişerek 18.12.2000 tarihinde sağlık branşında ek acentelik sözleşmesi akdedildiği, acentelik sözleşmelerinin 11.08.2011 tarihinde Yapı Kredi Sigorta tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, Yapı Kredi Sigorta'nın 30.09.2014 tarihinde sözleşmelerin tümü ve aktifi pasifiyle Allianz Sigorta'ya devredildiği, davalının Kasım 2010 tarihinden itibaren «komisyon bedellerini» A tipi «acente» için öngörülen oranlar yerine, B tipi acente oranlarına göre ödemeye başladığı, eksik ödenen komisyon davalı «defterlerinde» tespit edilebileceğinden davanın «belirsiz alacak davası» olarak açıldığı, IRIS sisteminin davalı tarafından kapatılana kadar müvekkili tarafından etkin olarak kullanıldığı ve A tipi poliçe üretildiği ve komisyonlarının d …
Benzer bu karardaMahkemece, davacının alacak miktarını tam ve «kesin» olarak belirleme imkanı olduğu halde «belirsiz alacak davası» açtığı, davanın mahiyeti itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesi gereğince kısmi dava niteliğinde olduğu, dava konusu kredi nedeniyle yapılan kesintilerin toplam miktarı belirgin olduğundan kısmi dava açılmayacağı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Dava, dava dilekçesinde açıkça «belirsiz alacak davası» olarak nitelendirilmiş mahkemece davanın kısmi dava olduğu ve talep edilen alacak miktarının belirli olduğu gerekçesiyle davanın dinlenilmesi mümkün olmadığından reddine karar verilmiştir.
Bu durumda dava dilekçesindeki istem ve davanın bu niteliği gözetilerek «belirsiz alacak davası» olarak değerlendirme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın kısmi dava olarak nitelenerek yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2447 E. 2022/4685 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen «komisyonu» belirlemesi mümkün olduğundan davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılamayacağı kabul edilerek «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, huzurdaki davanın alacağının belirlenmesi mümkün olduğu halde «belirsiz alacak davası» olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya «belirsiz alacak davası» açmasında her zaman «hukuki yararı» vardır.
Benzer bu kararda… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · nispi vekalet ücreti · ticari kredi · maktu vekalet ücreti · kredi sözleşmesi · dosya masrafı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDava, taraflar arasındaki «ticari kredi sözleşmelerine» istinaden alınan «masrafların» iadesi istemine ilişkindir.
Ancak, davalı yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekir ise de, anılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4021 E. , 2024/323 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/730 Esas, 2022/330 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Usulden ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/1090 E., 2019/329 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile Halk Sigorta arasında 20.11.1996 tarihinde A tipi acentelik sözleşmesi akdedildiği, Halk Sigorta'nın unvanının Yapı Kredi Sigorta A.Ş. olarak değişerek 18.12.2000 tarihinde sağlık branşında ek acentelik sözleşmesi akdedildiği, acentelik sözleşmelerinin 11.08.2011 tarihinde Yapı Kredi Sigorta tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, Yapı Kredi Sigorta'nın 30.09.2014 tarihinde sözleşmelerin tümü ve aktifi pasifiyle Allianz Sigorta'ya devredildiği, davalının Kasım 2010 tarihinden itibaren komisyon bedellerini A tipi acente için öngörülen oranlar yerine, B tipi acente oranlarına göre ödemeye başladığı, eksik ödenen komisyon davalı defterlerinde tespit edilebileceğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, IRIS sisteminin davalı tarafından kapatılana kadar müvekkili tarafından etkin olarak kullanıldığı ve A tipi poliçe üretildiği ve komisyonlarının da A tipi ödendiği, davalı tarafından sınav zorunluluğu getirilerek sözleşmeye aykırı olarak ek yükümlülük getirildiği ve B tipi acente komisyonu ödendiği oysa bu dönemde de A tipi poliçe tanzim edildiğini ileri sürerek müvekkiline A tipi acentelere uygulanan komisyon oranlarına göre ödemesi gereken komisyon bedellerinin Kasım 2010 tarihinden itibaren B tipi acenteler için belirlenmiş daha düşük bedellerden ödendiğinin tespitine, eksik ödenen komisyon bedellerinin belirsiz alacak davasına esas olmak üzere şimdilik 15.000,00 TL tutarının faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusunun belirlenebilir olmasına göre davanın, belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek şirket merkezinde üretim yaptırdığı, bu nedenle acentenin komisyon sınıfı A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, 26.11.2010 tarihinden sonraki hangi poliçelerin şirket merkezinde üretildiğine ilişkin çalışma dilekçeleri ekinde sunulduğu, davacıya bu konuda gerekli bildirimlerin yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının IRIS sistemine geçilen dönemde gerekli eğitimi almadığı, poliçelerini kendisi üretemeyecek durumda olması sebebiyle komisyonunun düşürüldüğü ve gerekli bildirimlerin yapıldığını savunmasını ispatlayamadığı ayrıca acentelik sözleşmesinde davalıya bu ve benzeri işlemler sebebiyle tek taraflı olarak komisyon bedellerinde değişiklik yapmak yetkisinin verilmediği, davalının komisyon bedellerinde yaptığı tek taraflı değişikliğin acentelik sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda varsa alacak miktarının davacı tarafından tespit edilmesinin imkansız olmaması nedeni ile davanın belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken hatalı olarak kısmen kabul edildiğini, bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, davacı acentenin müvekkili şirketin IRIS sistemine geçmiş olduğu dönemde bu sistemi kullanmak için gerekli eğitimi almadığı ve poliçelerini IRIS sisteminde kendisi üretmeyerek şirket merkezinde üretim yaptırdığı, bu nedenle komisyon sınıfının A tipinden B tipine dönüştürüldüğü, davacı tarafın A tipi acente olduğu iddiası ile komisyon bedellerinin eksik ödendiğine ilişkin talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanı reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi elindeki belge ve kayıtlar ile eksik ödenen komisyonu belirlemesi mümkün olduğundan davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın dosya içeriğine uygun olmadığını, 22.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda her teminat için sigorta şirketi tarafından farklı komisyon oranları tespit edilmiş olması nedeni ile acente tarafından alacağın tespiti ve miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin müvekkilinden beklenemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesi kapsamında eksik ödenen komisyon bedellerinin tahsili istemine ilişkin açılan davanın belirsiz alacak davası şeklinde ikame edilip edilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 ve 109 uncu maddeleri.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.06.2022 tarih, 2021/4318E. ve 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih, 2020/8201 E. ve 2022/3819 K. sayılı ilamları.
3.Değerlendirme
Dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince, huzurdaki davanın alacağının belirlenmesi mümkün olduğu halde belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Davanın türü başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. YHGK'nın 16.05.2019 tarih, 2016/22-1166 E. ve 2019/576 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan bir dava, usul ekonomisi ilkesi gözetilerek hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir. YHGK’nın anılan kararında, bu halde çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir.
Dairemizin son dönem içtihatları da bu yöndedir. (Dairemizin 21/06/2022 tarih, 2021/4318E. ve 2022/5118 K., 12.05.2022 tarih, 2020/8201 E. ve 2022/3819 K. sayılı ilamları)
Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030621500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz