Hisse Devirinin Tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/72 E. 2022/4253 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
pay sahipliğinin tespiti↗ zorunlu arabuluculuk dava şartı↗ 6325 sayılı kanun 18/a-15↗ zorunlu arabuluculuk↗ arabuluculuk dava şartı↗ arabuluculuk başvurusu↗ arabuluculuk↗ dava dilekçesinin tebliği↗ aaüt↗ nispi vekalet ücreti↗ pay sahipliği↗ vekalet ücreti takdiri↗ ticaret sicili müdürlüğü↗ maktu vekalet ücreti↗ pasif husumet yokluğu↗ hisse devri↗ dava şartı yokluğu↗ pasif husumet↗ husumet yokluğu↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ anonim şirket↗ usulden reddi↗ tebligat↗ ticaret sicili↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ vekalet ücreti↗ temsil↗ husumet↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin anonim şirket şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde hisse devrinin ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ... yönünden ise dava tarihinden önce arabuluculuğa başvurma şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde arabulucuya başvurmuş olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya tebligat yapılmadan davanın usulden reddine karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava dilekçesinin tebliğ edilmesi ve davalının vekil görevlendirmesinin davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile temsil olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2. maddesi gereği maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacının talebi, davalı şirketin kayden görünen ortakları ile kendisi arasında yapılan yazılı olmayan şifahi sözleşme gereğince şirket pay sahibi olduğu, ancak sözleşme gereğince pay sahipliğinin kayıtlarda gösterilmediği iddiasına dayalı pay bedeli alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının talebinin soyut alacak istemine hasredildiğinin kabulü ile davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği, davalı ... açısından ise 6325 sayılı Kanun gereğince arabuluculuk yoluna başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise, davalı ... açısından dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle hemen reddi gereken davada, ...’un vekil tayin etmesinin lehine ücreti vekalet takdirini gerektirmediği, davalı şirkete de husumet düşmeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurmuştur.
Davacının talebi her ne kadar alacak olarak görülüyor ise de, bu talebin dayanağı olarak yazılı olmayan sözleşmenin gösterildiği ve kendi pay sahipliğinin ketmedilmiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, böyle bir davada şirket pay sahipliği tespit edilmeden alacakla ilgili istemin çözümlenmesi mümkün değildir. Bu durumda dava 6325 sayılı Yasa hükümlerine tabi olarak açılabilecek bir nitelik taşımamaktadır. O halde gerek yerel mahkemenin, gerekse Bölge Adliye Mahkemesi'nin zorunlu arabuluculuk dava şartına ilişkin gerekçeleri yerinde değildir.
Öte yandan davalı şirket pay sahipliğinin tespiti açısından davalı şirkete husumet yöneltilmesi de doğrudur. Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar gözardı edilerek davalı şirket açısından pasif husumetten, diğer davalı açısından ise 6325 sayılı Kanun delaletiyle 6100 sayılı Kanun’un 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1396 E. 2023/3081 K.
Ortak:pay sahipliğinin tespiti · zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · dava dilekçesinin tebliği · nispi vekalet ücreti · pay sahipliği · vekalet ücreti takdiri · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde «arabulucuya başvurmuş» olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile «temsil» olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2. maddesi gereği «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına «vekalet ücreti takdirine» yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «anonim şirket» şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde «hisse devrinin» ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ... yönünden ise dava tarihinden önce «arabuluculuğa başvurma» şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacının talebi her ne kadar alacak olarak görülüyor ise de, bu talebin dayanağı olarak yazılı olmayan sözleşmenin gösterildiği ve kendi «pay sahipliğinin» ketmedilmiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, böyle bir davada şirket «pay sahipliği tespit» edilmeden alacakla ilgili istemin çözümlenmesi mümkün değildir.
Benzer bu kararda… e Adliye Mahkemesinin 21.10.2020 tarihli ve 2020/1101 E., 2020/1038 K. sayılı kararıyla; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinde «arabulucuya başvurmuş» olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile «temsil» olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına «vekalet ücreti takdirine» yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Davacının talebi her ne kadar alacak olarak görülüyor ise de, bu talebin dayanağı olarak yazılı olmayan sözleşmenin gösterildiği ve kendi «pay sahipliğinin» ketmedilmiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, böyle bir davada şirket «pay sahipliği tespit» edilmeden alacakla ilgili istemin çözümlenmesi mümkün değildir.
O halde gerek yerel mahkemenin, gerekse Bölge Adliye Mahkemesi'nin «zorunlu arabuluculuk» dava şartına ilişkin gerekçeleri yerinde değildir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:direnme kararı
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararını tekrarlayarak «direnme» kararı verilmiştir.
Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen «direnme» kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; Bölge Adliye Mahkemesince verilen «direnme» kararı uygun bulunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1529 E. 2023/5106 K.
Ortak:zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · usulden reddi · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde «arabulucuya başvurmuş» olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile «temsil» olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2. maddesi gereği «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına «vekalet ücreti takdirine» yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «anonim şirket» şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde «hisse devrinin» ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ... yönünden ise dava tarihinden önce «arabuluculuğa başvurma» şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, davacının talebinin soyut alacak istemine hasredildiğinin kabulü ile davalı şirkete «husumet» yöneltilemeyeceği, davalı ... açısından ise 6325 sayılı Kanun gereğince «arabuluculuk» yoluna başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise, davalı ... açısından dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle hemen reddi gereken davada, ...’un vekil tayin etmesinin lehine ücreti vekalet takdirini gerektirmediği, davalı şirkete de husumet düşmeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını «kaldırarak yeniden» esas hakkında hüküm kurmuştur.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça yargılama aşamasında «arabuluculuğa başvurulduğu» bildirilmesine rağmen «son tutanağın» sunulmadığı, dava tarihi itibari ile arabuluculuk faaliyetinin sonuçlanmadığı, buna ilişkin son tutanağın bulunmadığı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin A fıkrası gereğince mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı nedeni ile davanın «usulden reddine» karar verilmesinde hukuki yönden isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın bir miktar alacağa ilişkin olduğu ve özü itibari ile «arabuluculuğa» tabi olması gerektiği, davacı tarafça arabuluculuk yoluna 30.07.2019 tarihinde başvuru yapıldığı ancak henüz sonuçlanmadan işbu davanın açıldığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «zorunlu arabuluculuk» bulunan hallerde arabulucu dosya numarası bilgisi UYAP sistemi üzerinden girilmeden davanın açılamadığı, arabuluculuk dosya numarası bilgisine rağmen davanın arabulucuya gitmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini belirterek «maddi hataya» dayanan hukuka aykırı kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:son tutanak · maddi hata · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça yargılama aşamasında «arabuluculuğa başvurulduğu» bildirilmesine rağmen «son tutanağın» sunulmadığı, dava tarihi itibari ile arabuluculuk faaliyetinin sonuçlanmadığı, buna ilişkin son tutanağın bulunmadığı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin A fıkrası gereğince mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı nedeni ile davanın «usulden reddine» karar verilmesinde hukuki yönden isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «zorunlu arabuluculuk» bulunan hallerde arabulucu dosya numarası bilgisi UYAP sistemi üzerinden girilmeden davanın açılamadığı, arabuluculuk dosya numarası bilgisine rağmen davanın arabulucuya gitmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini belirterek «maddi hataya» dayanan hukuka aykırı kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4036 E. 2022/7834 K.
Ortak:arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · dava dilekçesinin tebliği · dava şartı yokluğu · usulden reddi · tebligat · vekalet ücreti · temsil · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde «arabulucuya başvurmuş» olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile «temsil» olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2. maddesi gereği «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına «vekalet ücreti takdirine» yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «anonim şirket» şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde «hisse devrinin» ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ... yönünden ise dava tarihinden önce «arabuluculuğa başvurma» şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, davacının talebinin soyut alacak istemine hasredildiğinin kabulü ile davalı şirkete «husumet» yöneltilemeyeceği, davalı ... açısından ise 6325 sayılı Kanun gereğince «arabuluculuk» yoluna başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise, davalı ... açısından dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle hemen reddi gereken davada, ...’un vekil tayin etmesinin lehine ücreti vekalet takdirini gerektirmediği, davalı şirkete de husumet düşmeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını «kaldırarak yeniden» esas hakkında hüküm kurmuştur.
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, 6325 sayılı Yasa'nın 18/A maddesinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği düzenlenmesine rağmen mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücreti» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan …
Mahkemece, davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesine rağmen, kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesi doğru değildir.
… e yürürlüğe giren 7155 sayılı Yasa'nın 20. maddesi ile değişik 6102 sayılı Yasa'nın 5/a. maddesinde; "Bu kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olması dava şartıdır." şeklinde amir düzenleme mevcut olup, somut olayda, «yöneticinin sorumluluğundan» kaynaklanan işbu davasının temelinde tazminat/alacak istemi bulunduğu, bu suretle talebin arabuluculuğa elverişli olup aynı zamanda dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kalmakla davacının dava açmadan önce arabulucuya başvurması gerekir iken başvuruda bulunmaksızın işbu davayı açtığı, nitekim dava dilekçesine ekli «arabuluculuk son tutanağında» sadece şirket «ortaklığından çıkarılmaya» yönelik davacının arabulucuya başvurduğu, tazminat ve alacak istemine yönelik dava dilekçesinde arabulucuya başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmayan davacıya 6325 sayılı Yasa'nın 18/a maddesi gereğince «kesin süre» verilmesine gerek görülmeyerek davanın HMK.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:arabuluculuk son tutanağı · son tutanak · dava şartı arabuluculuk · yönetici sorumluluğu · ortaklıktan çıkarılma · davanın konusu · kesin süre · kesin hüküm
Benzer bu kararda… e yürürlüğe giren 7155 sayılı Yasa'nın 20. maddesi ile değişik 6102 sayılı Yasa'nın 5/a. maddesinde; "Bu kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olması dava şartıdır." şeklinde amir düzenleme mevcut olup, somut olayda, «yöneticinin sorumluluğundan» kaynaklanan işbu davasının temelinde tazminat/alacak istemi bulunduğu, bu suretle talebin arabuluculuğa elverişli olup aynı zamanda dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kalmakla davacının dava açmadan önce arabulucuya başvurması gerekir iken başvuruda bulunmaksızın işbu davayı açtığı, nitekim dava dilekçesine ekli «arabuluculuk son tutanağında» sadece şirket «ortaklığından çıkarılmaya» yönelik davacının arabulucuya başvurduğu, tazminat ve alacak istemine yönelik dava dilekçesinde arabulucuya başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmayan davacıya 6325 sayılı Yasa'nın 18/a maddesi gereğince «kesin süre» verilmesine gerek görülmeyerek davanın HMK.
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı | İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4029 E. 2022/8478 K.
Ortak:arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · dava şartı yokluğu · usulden reddi · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde «arabulucuya başvurmuş» olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya «tebligat» yapılmadan davanın «usulden reddine» karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava «dilekçesinin tebliğ» edilmesi ve davalının vekil «görevlendirmesinin» davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile «temsil» olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2. maddesi gereği «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına «vekalet ücreti takdirine» yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «anonim şirket» şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde «hisse devrinin» ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ... yönünden ise dava tarihinden önce «arabuluculuğa başvurma» şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, davacının talebinin soyut alacak istemine hasredildiğinin kabulü ile davalı şirkete «husumet» yöneltilemeyeceği, davalı ... açısından ise 6325 sayılı Kanun gereğince «arabuluculuk» yoluna başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise, davalı ... açısından dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle hemen reddi gereken davada, ...’un vekil tayin etmesinin lehine ücreti vekalet takdirini gerektirmediği, davalı şirkete de husumet düşmeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını «kaldırarak yeniden» esas hakkında hüküm kurmuştur.
Benzer bu kararda… a kapsamına göre; uyuşmazlık itirazın iptali talebine ilişkin olup 6102 sayılı TTK 5/A-1 maddesi ile 6325 sayılı yasanın 18/A.2 maddesi uyarınca dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olması dava şartı olduğundan davacı tarafça dava dilekçesi ekinde tarafların anlaşamadığına ilişkin «arabuluculuk son tutanağının» fotokopisi «ibraz» edilmiş uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuk son tutanağı aslı yada arabulucu tarafından onaylı bir örneği «kesin süreye» rağmen dosya kapsamına sunulmadığı gerekçesiyle dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:arabuluculuk son tutanağı · son tutanak · kesin süre · ibraz · kesin hüküm · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… a kapsamına göre; uyuşmazlık itirazın iptali talebine ilişkin olup 6102 sayılı TTK 5/A-1 maddesi ile 6325 sayılı yasanın 18/A.2 maddesi uyarınca dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olması dava şartı olduğundan davacı tarafça dava dilekçesi ekinde tarafların anlaşamadığına ilişkin «arabuluculuk son tutanağının» fotokopisi «ibraz» edilmiş uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuk son tutanağı aslı yada arabulucu tarafından onaylı bir örneği «kesin süreye» rağmen dosya kapsamına sunulmadığı gerekçesiyle dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/72 E. , 2022/4253 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23.06.2020 tarih ve 2020/28 E- 2020/272 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kısmen kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.10.2020 tarih ve 2020/1101 E- 2020/1038 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket kurulurken şirket hisselerinin % 15’inin ...'ye, % 42,5’inin ... ve ...'a, % 42,5 hissenin ise ... ve ...'a ait olacağının şifahen kararlaştırıldığını, ancak şirket kuruluşu sürecinde taraflar arasında görülen lüzum üzerine hisselerden müvekkili ...'a ait olan kısmının ... üzerinde, ...'a ait hissenin ... üzerinde kaldığı, ilerleyen süreçte ise, müvekkillerinin paylarının talepleri halinde, kayden adlarında olan ... ve ... tarafından müvekkillerine teslimi konusunda anlaşmaya varıldığını, müvekkilinin davalı şirketteki hisse bedelinin gerçek değeri üzerinden ödenmesi talebinin reddedildiğini, arabuluculuk görüşmesinde de anlaşma sağlanamadığını, kayden davalı şirket elinde bulunan müvekkiline ait hisselerin gerçek değerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, 2013 yılında ... ve oğlu ... tarafından kurulan müvekkili şirketin, kuruluşundan beri bütün hisselerinin adı geçen hissedarlara ait olduğunu, müvekkili ile davacının dava dışı Aykimtaş ... A.Ş.'de hissedar olduklarını, anılan şirketin yönetim kurulu başkanı sıfatıyla uzun yıllar şirketi idare eden davacının kendi lehine diğer hissedarlar aleyhine usulsüz işlemler gerçekleştirdiğinin 2018 yılının sonlarında öğrenilmesi üzerine davacı ve adı geçen şirket aleyhine davalar açıldığını, 21.06.2019 tarihinde davacının ve kardeşinin Aykimtaş ... A.Ş.'deki hisselerini müvekkiline ve diğer hissedarlara sattığını, davacının müvekkili ... aleyhine bu davayı açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin anonim şirket şeklinde kurulduğu, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre şirketin kuruluşunda ortaklarının dava dışı ... ile davalı ... olduğu, anonim şirketlerde hisse devrinin ancak hisse sahibi kişilerin hisselerini hisse sahibi olmayan kişilere devretmesi suretiyle yapılabileceği, hisse devrinin ne şekilde yapılacağına ilişkin kanunda bir düzenleme bulunmadığı, hisse devrinin hisse sahibi olan kişi ile hisse sahibi olmayan kişi arasında yapılmasının gerekmesi nedeniyle davalı şirketin hisse devrine yönelik herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, kuruluş sözleşmesinde dava konusu edilen iddiaya yönelik bir hükmün yer almadığı, bu hali ile davalı şirketin hisse devrine yönelik sorumluluğu bulunmadığından davalı şirket yönünden ispat edilemeyen davanın reddine, davalı ...
yönünden ise dava tarihinden önce arabuluculuğa başvurma şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinde arabulucuya başvurmuş olmanın dava şartı olarak kabul edildiği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde davalıya tebligat yapılmadan davanın usulden reddine karar verileceği hususunun düzenlenmesine rağmen, mahkemece sehven davalı tarafa dava dilekçesinin tebliğ edilmesi ve davalının vekil görevlendirmesinin davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek ilk derece mahkemesince davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı, davalı ... adına kayıtlı olan şirket hisse bedelinin gerçek değerinin tahsilini talep ettiğinden davasını davalı pay sahibi olan ...'a yöneltmesi yeterli olduğundan davanın reddine ve yargılamada vekili ile temsil olunan davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2.
maddesi gereği maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin davalı lehine bildirilen dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine, bu davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, davalı Arsaş Yapı Ticaret ve Sanayi A.Ş. yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, bu davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacının talebi, davalı şirketin kayden görünen ortakları ile kendisi arasında yapılan yazılı olmayan şifahi sözleşme gereğince şirket pay sahibi olduğu, ancak sözleşme gereğince pay sahipliğinin kayıtlarda gösterilmediği iddiasına dayalı pay bedeli alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının talebinin soyut alacak istemine hasredildiğinin kabulü ile davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği, davalı ... açısından ise 6325 sayılı Kanun gereğince arabuluculuk yoluna başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise, davalı ... açısından dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle hemen reddi gereken davada, ...’un vekil tayin etmesinin lehine ücreti vekalet takdirini gerektirmediği, davalı şirkete de husumet düşmeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurmuştur.
Davacının talebi her ne kadar alacak olarak görülüyor ise de, bu talebin dayanağı olarak yazılı olmayan sözleşmenin gösterildiği ve kendi pay sahipliğinin ketmedilmiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, böyle bir davada şirket pay sahipliği tespit edilmeden alacakla ilgili istemin çözümlenmesi mümkün değildir. Bu durumda dava 6325 sayılı Yasa hükümlerine tabi olarak açılabilecek bir nitelik taşımamaktadır. O halde gerek yerel mahkemenin, gerekse Bölge Adliye Mahkemesi'nin zorunlu arabuluculuk dava şartına ilişkin gerekçeleri yerinde değildir.
Öte yandan davalı şirket pay sahipliğinin tespiti açısından davalı şirkete husumet yöneltilmesi de doğrudur. Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar gözardı edilerek davalı şirket açısından pasif husumetten, diğer davalı açısından ise 6325 sayılı Kanun delaletiyle 6100 sayılı Kanun’un 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine,
31.05.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Bölge Adliye Mahkemesi kararını yerinde bulduğumdan Daire çoğunluğunun kararın bozulması yönündeki görüşlerine katılmıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/793314100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz