Tbk 223
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/8002 E. 2022/4625 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tbk 223↗ ayıplı mal↗ itirazın kaldırılması↗ gizli ayıp↗ ayıp ihbarı↗ iade faturası↗ ayıp↗ kıyasen uygulama↗ keşif↗ ticari defter kayıtları↗ şikayet↗ icra takibine itiraz↗ kötü niyet tazminatı↗ tbk 99↗ kötü niyet↗ ihbar↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ fatura↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ dahili dava↗ avans faizi↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 04.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde keşif icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin gizli ayıp taşıdığı, gizli ayıplı mal satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL maddi tazminatın karşı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı- karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının teslim aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan kendi müşterilerinden aldığı iade faturalarının tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli fatura ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli son satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, ayıp hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı- karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl davada davacı 11.190.-TL’nin tahsili istemi ile başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiş, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve karşı davaların yargılamaları birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini korumaktadır. HMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'ni geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi olan 2020 yılı itibariyle 71.070.-TL'dir. HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun'un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceğinden asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelince gizli ayıp ihbarının 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet iade faturası sunmuştur. Bilirkişi incelemesi sırasında ise karşı davacının dayanıp sunduğu bu 7 adet iade faturasının en eskisinin 01.11.2014 tarihini içerdiği belirlenmişse de karşı davacı defterlerindeki karşı davacı adına tanzim edilen bir kısım diğer iade faturalarının da dökümü yapılmıştır. Ancak 2014 yılı Ocak ayından itibaren listelenen bu diğer iade faturalarının davaya konu ayıplı ürünlere ilişkin olduğuna dair karşı davacının bir beyanı bulunmamaktadır. Kaldı ki taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihinde başladığı düzenlenen faturalardan anlaşılmaktadır. Bu durumda davaya konu ürünler için iade faturalarının sadece karşı davacı tarafından dayanılıp sunulan faturalar olduğunun nazara alınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince karşı davacının dayanmadığı iade faturalarının esas alınıp 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin iade faturalarının düzenlendiği, buna rağmen 02.07.2014 tarihine kadar karşı davacının karşı davalıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacı alıcının satıma konu malların ayıplı olduğuna ilişkin süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlayamadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, karşı davada verilen hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7538 E. 2024/1650 K.
Ortak:ayıplı mal · itirazın kaldırılması · gizli ayıp · ayıp ihbarı · iade faturası · ayıp · kıyasen uygulama · keşif
İncelediğiniz kararda… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ayıp ihbar süresi · ihbar süresi · açık hesap · sözleşmeden dönme · borçlu olunmadığının tespiti · menfi tespit davası · münhasırlık · tespit davası
Benzer bu kararda… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, «açık hesap» ticari ilişkisinden kaynaklı ödenmeyen bakiye alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali, karşı dava ise «ayıplı mal» satışı nedeniyle uğranılan zararın tazmini ile takipten dolayı «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkindir.
Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıya özetlenen karar gerekçesi içeriğinde açıklandığı şekilde «ayıp ihbarının süresi» içinde yapıldığı anlaşılmış olup bu durumda davalı, karşı davacı alıcı, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir.
Bu çerçevede taraf «ticari defterleri» ile dosyaya sunulan deliller incelettirilip davalı, karşı davacının, «münhasıran» davacı, karşı davalıdan satın aldığı ayıplı ürünler nedeniyle uğradığı zararın ne kadar olduğu şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit ettirilip deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3671 E. 2021/1915 K.
Ortak:ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · teslim
İncelediğiniz kararda2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDiğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece TTK’nın 23-1/c maddesi gereğince «ayıp ihbarının» süresinde yapılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, bu konuda yeterli inceleme yapılmamıştır.
Noterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:öğrenme tarihi · ipoteğin kaldırılması · ihtarname · tacir · eksik inceleme
Benzer bu karardaNoterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, «ayıplı mal» nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin kaldırılması» istemine ilişkindir.
Mahkemece konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla satım konusu plastik boruların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise bu ayıbın açık veya «gizli ayıp» niteliğinde olup olmadığı tespit ettirilerek, ayıp açıkca belli değilse, gizli ayıp olduğu takdirde, davacının söz konusu gizli ayıbı «öğrenme tarihi» tespit edildikten sonra, bu ayıbın öğrenildiğinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğinden TBK m.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4016 E. 2021/3858 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · fatura · teslim
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaSayılı dosyasına sunulduğu tarih ile taraflar arasında düzenlenen «ihtarnameler» dikkate alınarak «ayıp ihbarının» «makul süre» içinde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesine göre, “Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çı …
… nda ve 16.07.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, taraflar arasında satıma konu olan peynirlerin üretim aşamasındaki hatalı işlemler nedeniyle ayıplı olduğu, ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olmadığı, hatalı üretim nedeniyle peynirlerin uygun ortamda muhafaza edilse dahi bozulacağının belirtildiği, rapor doğrultusunda ayıbın açık ayıp nitel …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:açık ayıp · makul süre · ihtarname
Benzer bu karardaSayılı dosyasına sunulduğu tarih ile taraflar arasında düzenlenen «ihtarnameler» dikkate alınarak «ayıp ihbarının» «makul süre» içinde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… nda ve 16.07.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, taraflar arasında satıma konu olan peynirlerin üretim aşamasındaki hatalı işlemler nedeniyle ayıplı olduğu, ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olmadığı, hatalı üretim nedeniyle peynirlerin uygun ortamda muhafaza edilse dahi bozulacağının belirtildiği, rapor doğrultusunda ayıbın açık ayıp nitel …
Somut olayda, davacı tarafından davalıya bakiye borcun ödenmesine yönelik 02.05.2012 tarihli «ihtarname» gönderilmiş davalı ise bu ihtarnameye karşı 22.05.2012 tarihli ihtarneme ile dava konusu peynirlerin ayıplı olduğu iddiasında bulunmuştur.
Davalı alıcı 10.01.2012 tarihli «fatura» ile satın almış olduğu peynirlerin ayıplı olduğu iddiasını anılan yasa hükmü uyarınca hemen satıcıya bildirmesi gerekirken 22.05.2012 tarihli «ihtarname» ile bildirimde bulunmuş, 07.06.2012 tarihli Bakırköy 6.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3451 E. 2020/4771 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · fatura · teslim
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAncak, mahkemece «ayıp ihbarının» yasal süre içerisinde yapılmadığı belirtilmiş ise de, ayıbın ihbarı konusunda yukarıda açıklanan madde hükümleri uyarınca inceleme yapılarak «ayıp ihbar sürelerine» uyulup uyulmadığı değerlendirilmeden ve tartışılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılması gereken iş, süresinde «ayıp ihbarının» yapılmamış olması halinde davanın bu yönden reddi, yoksa süresinde ayıp ihbarı yapılmış ise davanın esasına girilerek inceleme yapmaktan ibaret olmalıdır.
23/c hükmü, “Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ayıp ihbar süresi · ticari satış · ihbar süresi · satış sözleşmesi · zamanaşımı · ibraz · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece bozmaya uyularak asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama neticesinde, taraflar arasında «ticari satış sözleşmesi» bulunduğu, davacının davalıdan satın almış olduğu boya malzemelerini kullandıktan sonra malzemelerde bozulma olması üzerine tespit yaptırdığı, tespit raporu «ibraz» edildikten çok sonra eldeki davayı açtığı, davalının süresinde «zamanaşımı» itirazında bulunduğu, davacının satın almış olduğu ürünlerdeki ayıbı öğrendikten sonra derhal bildirimde bulunmadığı gibi tespit raporu aldıktan çok sonra eldeki d …
Ancak, mahkemece «ayıp ihbarının» yasal süre içerisinde yapılmadığı belirtilmiş ise de, ayıbın ihbarı konusunda yukarıda açıklanan madde hükümleri uyarınca inceleme yapılarak «ayıp ihbar sürelerine» uyulup uyulmadığı değerlendirilmeden ve tartışılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Mahkemece davanın «zamanaşımı» nedeniyle reddine dair verilen ilk hüküm Yargıtay 13.
HD.’nin 07.03.2018 gün, 2016/20095 esas ve 2018/2876 karar sayılı kararı ile «görevli» mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğundan bahisle bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/8002 E. , 2022/4625 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.11.2018 tarih ve 2014/1515 E- 2018/1191 K. sayılı kararın davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2019/382 E- 2020/1170 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 07.06.2022 günü hazır bulunan davacı- karşı davalı vekili Av. ... ile davalı - karşı davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı- karşı davalı vekili, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine dayalı olarak alacağı bulunan müvekkilinin tahsil amacıyla başlattığı icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu, müvekkilinin davalıya ham ürün tedarik ettiğini, davalının ise vana ürettiğini, satılan ürünlerin hangi malda kullanılacağının müvekkilince bilinemeyeceğini, ham döküm ürünlerinde bir ayıbın teknik olarak mümkün olmadığını, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını ileri sürerek itirazın iptalini, %20’den az olmamak üzere tazminatın tahsilini talep ve dava etmiş, karşı davanın reddini istemiştir.
Davalı- karşı davacı vekili, 04.02.2014 ila 02.07.2014 tarihleri arasında sürmüş ticari ilişki çerçevesinde müvekkilinin karşı davalıdan aldığı hammadde ürünlerinin işlenip vana haline getirildiğini, bu ürünlerle ilgili olarak müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelip ayıp nedeniyle müvekkiline iade edildiğini, ürünlerde gizli ayıbın bulunduğunu, 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıbın karşı davalıya ihbar edildiğini, TSE’nin 19.12.2014 tarihli raporunda dökme demirin GG 20 veya GG 25 malzemenin mekanik özelliklerini karşılamadığının belirtildiğini, müvekkilinin KDV hariç 189.674,03 TL zararının doğduğunu ileri sürerek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile 189.674,03 TL+ KDV zarar miktarının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini, icra takibinde borçlu olunmadığının tespitini, davacı- karşı davalının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 04.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde keşif icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin gizli ayıp taşıdığı, gizli ayıplı mal satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL maddi tazminatın karşı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı- karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının teslim aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan kendi müşterilerinden aldığı iade faturalarının tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli fatura ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli son satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, ayıp hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223.
maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı- karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl davada davacı 11.190.-TL’nin tahsili istemi ile başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiş, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve karşı davaların yargılamaları birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini korumaktadır. HMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'ni geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi olan 2020 yılı itibariyle 71.070.-TL'dir.
HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun'un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceğinden asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelince gizli ayıp ihbarının 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet iade faturası sunmuştur. Bilirkişi incelemesi sırasında ise karşı davacının dayanıp sunduğu bu 7 adet iade faturasının en eskisinin 01.11.2014 tarihini içerdiği belirlenmişse de karşı davacı defterlerindeki karşı davacı adına tanzim edilen bir kısım diğer iade faturalarının da dökümü yapılmıştır. Ancak 2014 yılı Ocak ayından itibaren listelenen bu diğer iade faturalarının davaya konu ayıplı ürünlere ilişkin olduğuna dair karşı davacının bir beyanı bulunmamaktadır.
Kaldı ki taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihinde başladığı düzenlenen faturalardan anlaşılmaktadır. Bu durumda davaya konu ürünler için iade faturalarının sadece karşı davacı tarafından dayanılıp sunulan faturalar olduğunun nazara alınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince karşı davacının dayanmadığı iade faturalarının esas alınıp 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin iade faturalarının düzenlendiği, buna rağmen 02.07.2014 tarihine kadar karşı davacının karşı davalıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacı alıcının satıma konu malların ayıplı olduğuna ilişkin süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlayamadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, karşı davada verilen hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı - karşı davalıdan alınarak davalı - karşı davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı - karşı davacıya iadesine, 08/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/793131100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz