İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7538 E. 2024/1650 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ayıp ihbar süresi↗ ihbar süresi↗ açık hesap↗ sözleşmeden dönme↗ ayıplı mal↗ itirazın kaldırılması↗ gizli ayıp↗ ayıp ihbarı↗ cari hesap ilişkisi↗ iade faturası↗ ayıp↗ kıyasen uygulama↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ keşif↗ menfi tespit davası↗ cari hesap↗ ticari defter kayıtları↗ vekâlet ücreti↗ şikayet↗ münhasırlık↗ tespit davası↗ icra takibine itiraz↗ istinaf incelemesi↗ kötü niyet tazminatı↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kötü niyet↗ usulden reddi↗ ihbar↗ bilirkişi incelemesi↗ hukuki yarar↗ ticari defter↗ yargılama gideri↗ fatura↗ ihtarname↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ menfi tespit↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ ibraz↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.11.2018 tarih, 2014/1515 E. ve 2018/1191 K. sayılı kararı ile iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 04.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde keşif icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin gizli ayıp taşıdığı, gizli ayıplı mal satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL maddi tazminatın karşı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı, karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.10.2020 tarih, 2019/382 E. ve 2020/1170 K. sayılı kararı ile yasal düzenlemelere göre alıcının teslim aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları 8 gün içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi hâlde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan kendi müşterilerinden aldığı iade faturalarının tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli fatura ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli son satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, ayıp hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu, 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen uygun bir süre içinde satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı, karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı, karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 08.06.2022 tarih, 2020/8002 E. ve 2022/4625 K. sayılı kararı ile "...1- Asıl davada davacı 11.190.-TL’nin tahsili istemi ile başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiş, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve karşı davaların yargılamaları birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini korumaktadır. HMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'ni geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi olan 2020 yılı itibariyle 71.070.-TL'dir. HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun'un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceğinden asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelince gizli ayıp ihbarının 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet iade faturası sunmuştur. Bilirkişi incelemesi sırasında ise karşı davacının dayanıp sunduğu bu 7 adet iade faturasının en eskisinin 01.11.2014 tarihini içerdiği belirlenmişse de karşı davacı defterlerindeki karşı davacı adına tanzim edilen bir kısım diğer iade faturalarının da dökümü yapılmıştır. Ancak 2014 yılı Ocak ayından itibaren listelenen bu diğer iade faturalarının davaya konu ayıplı ürünlere ilişkin olduğuna dair karşı davacının bir beyanı bulunmamaktadır. Kaldı ki taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihinde başladığı düzenlenen faturalardan anlaşılmaktadır. Bu durumda davaya konu ürünler için iade faturalarının sadece karşı davacı tarafından dayanılıp sunulan faturalar olduğunun nazara alınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince karşı davacının dayanmadığı iade faturalarının esas alınıp 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin iade faturalarının düzenlendiği, buna rağmen 02.07.2014 tarihine kadar karşı davacının karşı davalıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacı alıcının satıma konu malların ayıplı olduğuna ilişkin süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlayamadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, karşı davada verilen hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir..." gerekçesiyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın gizli ayıp olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet iade faturası tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş fatura arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için sözleşmeden dönme ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının menfi tespit dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden kesin olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2014/29387 E. sayılı icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, kabul edilen alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karşı dava yönünden, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 223.815,36 TL (KDV dahil) maddi tazminatın karşı dava tarihi olan 05.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, davacının menfi tespit talebinin hukuki yarar yokluğunun usulden reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi davacı, karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı, karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı davacının dava dilekçesinde delil olarak dayandığı 7 adet fatura iddia edildiği üzere 01.11.2014 tarihinden sonrası tarihlere ait olsa da, açık ve kesin olanın karşı davacının müvekkili ile ticari ilişkisinin başladığı 04.02.2014 tarihi sonrasında 11.02.2014 tarih, 054601 sıra nolu iade faturası, 26.03.2014 tarih, 054878 sıra nolu iade faturası, 26.06.2014 tarih, 0044349 sıra nolu iade faturası, 20.06.2014 tarih, 268093 sıra nolu iade faturası ve yine davacıya 2014 yılı içinde iade edilen 49 adet iade faturalarının içeriği incelendiğinde aynı firmalar tarafından ve aynı ürünlere yönelik iadeler yapıldığının açık olduğunu, tüm bu izahlar ışığında karşı davacı tarafından müvekkiline yüklenilmeye çalışılan dayanaktan yoksun iddialara dayalı zararların, karşı davacı tarafından başka firma ya da şahıslardan ham madde mamul alınarak imal edilmiş ürünlere dayalı olduğunu, karşı davacının ticari defter ve kayıtlarında yapılacak inceleme sonucunda imal ettiği ürünlere ait ham madde alımlarını, yalnızca müvekkilden yapmadığının açıklık bulacağını, bu durumda da davalının uğradığı zararların sorumlusunun müvekkili olmayacağını, karşı davacının süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, karşı davacının uğradığı zarara dayalı olan ham madde ürünlerin öncelikle müvekkili tarafından satılan ham madde ürünler kaynaklı olup olmadığının tespitinin zaruri olduğunu, tüm yargılama safhasında bu yöndeki beyan ve itirazlarının gözetilmediğini, yapılan bilirkişi incelemesinde dahi karşı davacı tarafından incelenmek üzere sunulan 6 adet ürün olduğunun belirtildiğini, karşı davacı elinde sakata ayrılan 5268 adet ürün olduğunu beyan ederken bu ürünleri ibraz edemediğini, ibraz edilen numunelerin dahi müvekkili tarafından satılan ham madde malzeme ile yapıldığının açık ve kesin olmadığını, karşı davacıya imal ettiği ve satışını yaptığı aynı ürünler ile ilgili iadelerin müvekkil ile ticari ilişki içinde olduğu süreden önce ve sonrasında da yapılmaya devam ettiğini, karşı davacının üretim hacmi dikkate alındığında başka satıcılardan da ürün aldığının ortada olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, açık hesap ticari ilişkisinden kaynaklı ödenmeyen bakiye alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali, karşı dava ise ayıplı mal satışı nedeniyle uğranılan zararın tazmini ile takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıya özetlenen karar gerekçesi içeriğinde açıklandığı şekilde ayıp ihbarının süresi içinde yapıldığı anlaşılmış olup bu durumda davalı, karşı davacı alıcı, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir. Karşı davada, 189.674,03 TL+ KDV zarar miktarının tahsili istenmiştir. Zararın davacı, karşı davalının sattığı ayıplı ürünlerden kaynaklandığının ve miktarının, davalı, karşı davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. Bu çerçevede taraf ticari defterleri ile dosyaya sunulan deliller incelettirilip davalı, karşı davacının, münhasıran davacı, karşı davalıdan satın aldığı ayıplı ürünler nedeniyle uğradığı zararın ne kadar olduğu şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit ettirilip deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/8002 E. 2022/4625 K.
Ortak:ayıplı mal · itirazın kaldırılması · gizli ayıp · ayıp ihbarı · iade faturası · ayıp · kıyasen uygulama · keşif
İncelediğiniz kararda… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
Benzer bu kararda… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine, işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları TTK'nın 23. maddesine göre 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi halde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak, davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen TBK'nın 223. maddesinde öngörülen uygun bir süre içinde (TTK’nın 23. maddesine göre 8 gün içinde) satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, TBK'nın 223/son maddesine göre bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıp ihbar süresi · ihbar süresi · ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · kaldırma ve yeniden hüküm · ihbar · dava şartı
İncelediğiniz kararda… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıya özetlenen karar gerekçesi içeriğinde açıklandığı şekilde «ayıp ihbarının süresi» içinde yapıldığı anlaşılmış olup bu durumda davalı, karşı davacı alıcı, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:bildirim yükümlülüğü · ihbar yükümlülüğü · delil tespiti · bedel iadesi · sulh hukuk mahkemesi · ihtar · sulh · tacir
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, «teslimden» sonra «ayıp» ihbarında bulunmadığını, «husumet» yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, «sulh hukuk» mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3671 E. 2021/1915 K.
Ortak:ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · ihtarname · eksik inceleme · teslim
İncelediğiniz kararda… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama «şikayetleri» gelince «gizli ayıp ihbarının» 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet «iade faturası» sunmuştur.
… 4.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde «keşif» icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin «gizli ayıp» taşıdığı, gizli «ayıplı mal» satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL «maddi tazminatın» karşı dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaNoterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece TTK’nın 23-1/c maddesi gereğince «ayıp ihbarının» süresinde yapılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, bu konuda yeterli inceleme yapılmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:öğrenme tarihi · ipoteğin kaldırılması · tacir
Benzer bu karardaDiğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, «ayıplı mal» nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin kaldırılması» istemine ilişkindir.
Mahkemece konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla satım konusu plastik boruların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise bu ayıbın açık veya «gizli ayıp» niteliğinde olup olmadığı tespit ettirilerek, ayıp açıkca belli değilse, gizli ayıp olduğu takdirde, davacının söz konusu gizli ayıbı «öğrenme tarihi» tespit edildikten sonra, bu ayıbın öğrenildiğinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğinden TBK m.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4003 E. 2022/7845 K.
Ortak:sözleşmeden dönme · ayıp · icra takibine itiraz · ihbar · ticari defter · fatura · ihtarname · teslim
İncelediğiniz kararda… ahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın «gizli ayıp» olup olmadığı, «ayıp ihbarının» süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli «ihtarname» ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet «iade faturası» tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesi» sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş «fatura» arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için «sözleşmeden dönme» ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının «menfi tespit» dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının «menfi tespit davası» açmakta «hukuki yararının» bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden «kesin» olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek «yargılama gideri» ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 22.10.2020 tarih, 2019/382 E. ve 2020/1170 K. sayılı kararı ile yasal düzenlemelere göre alıcının «teslim» aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları 8 gün içinde satıcıya «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi hâlde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının «ticari defterlerinde kayıtlı» bulunan kendi müşterilerinden aldığı «iade faturalarının» tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli «fatura» ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya «dahil» edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli «son» satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, «ayıp» hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu, 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen uygun bir süre içinde satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı, karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki «itirazının kaldırılmasına», takibin devamına, alacağın %20'si tutarı «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı, karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı davacının dava dilekçesinde delil olarak dayandığı 7 adet «fatura» iddia edildiği üzere 01.11.2014 tarihinden sonrası tarihlere ait olsa da, açık ve «kesin» olanın karşı davacının müvekkili ile ticari ilişkisinin başladığı 04.02.2014 tarihi sonrasında 11.02.2014 tarih, 054601 sıra nolu «iade faturası», 26.03.2014 tarih, 054878 sıra nolu iade faturası, 26.06.2014 tarih, 0044349 sıra nolu iade faturası, 20.06.2014 tarih, 268093 sıra nolu iade faturası ve yine davacıya 2014 yılı içinde iade edilen 49 adet iade faturalarının içeriği incelendiğinde aynı firmalar tarafından ve aynı ürünlere yönelik iadeler yapıldığının açık olduğunu, tüm bu izahlar ışığında karşı davacı tarafından müvekkiline yüklenilmeye çalışılan dayanaktan yoksun iddialara dayalı zararların, karşı davacı tarafından başka firma ya da şahıslardan ham madde mamul alınarak imal edilmiş ürünlere dayalı olduğunu, karşı davacının «ticari defter» ve kayıtlarında yapılacak inceleme sonucunda imal ettiği ürünlere ait ham madde alımlarını, yalnızca müvekkilden yapmadığının açıklık bulacağını, bu durumda da davalının uğradığı zararların sorumlusunun müvekkili olmayacağını, karşı davacının süresi içinde «ayıp» ihbarında bulunmadığını, karşı davacının uğradığı zarara dayalı olan ham madde ürünlerin öncelikle müvekkili tarafından satılan ham madde ürünler kaynaklı olup olmadığının tespitinin zaruri olduğunu, tüm yargılama safhasında bu yöndeki beyan ve itirazlarının gözetilmediğini, yapılan «bilirkişi incelemesinde» dahi karşı davacı tarafından incelenmek üzere sunulan 6 adet ürün olduğunun belirtildiğini, karşı davacı elinde sakata ayrılan 5268 adet ürün olduğunu beyan ederken bu ürünleri «ibraz» edemediğini, ibraz edilen numunelerin dahi müvekkili tarafından satılan ham madde malzeme ile yapıldığının açık ve kesin olmadığını, karşı davacıya imal ettiği ve …
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; tarafların «ticari defter» ve kayıtlarına göre, davacının davalıdan 118.000,00 TL alacaklı, davalının davacıdan 38.000,00 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafça davalıya satılan kalıplardan üç tanesinin ayıplı olduğu, kalıpların bir adedindeki ayıbın varlığının dahi diğer tüm kalıpları etkileyecek mahiyette bulunduğu, davalı tarafça davacıya elektronik posta yoluyla 04.06.2015 tarihinde süresi içinde «ayıp» ihbarında bulunulduğu, sözleşmeye ve «fatura» içeriğine konu tüm kalıpların gizli ayıplı olması nedeniyle davaya konu icra takibine dayanak fatura içeriği kalıpların ayıpları giderilmediği veya ayıplı kalıplar …
Bölge Adliye Mahkemesince; davacıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğunu davalının ispatlaması gerektiği, satıma konu kalıplarda «ayıp» bulunduğu, ayıbın gizli olduğu, «ihbarının» süresinde yapıldığı ve ürünlerdeki ayıbın giderilmediği veya yenisi ile değiştirilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket, davalıya sattığı 10 adet kalıp bedeli için icra takibine girişmiş, davalı şirket ise takip tarihinden önce davacıya gönderdiği 19.06.2015 tarihli «ihtarnamesi» ile ürünlerdeki «ayıplar» giderilmediği takdirde sözleşmeyi feshedeceğini bildirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:satım sözleşmesi · ifa
Benzer bu kararda2- Dava, «satım sözleşmesinden» kaynaklanan alacağa dayalı «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Ayıplı «ifa» nedeniyle «sözleşmeden dönme» seçimlik hakkını kullanan ve bu sebeple ürün bedellerinden sorumlu olmadığı anlaşılan davalının, 6098 sayılı TBK’nın 227. maddesinin 1. fıkrasına göre ayıplı ürünleri davacıya iade etmesi gerekmektedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7538 E. , 2024/1650 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/1575 Esas, 2022/1311 Karar
DAVACI/ KARŞI DAVALI ... vekili Avukat ...
DAVALI/KARŞI DAVACI Klepsan Klape Vana Ölçü Aletleri San. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ 02.12.2014 (Asıl dava), 05.01.2015 (Karşı dava)
HÜKÜM
Asıl dava kabul, karşı dava kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen asıl itirazın iptali, karşı tazminat ve menfi tespit davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı, karşı davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 27.02.2024 günü hazır bulunan davacı karşı davalı vekili Avukat ... ile davalı karşı davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Davacı, karşı davalı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine dayalı olarak alacağı bulunan müvekkilinin tahsil amacıyla başlattığı icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu, müvekkilinin davalıya ham ürün tedarik ettiğini, davalının ise vana ürettiğini, satılan ürünlerin hangi malda kullanılacağının müvekkilince bilinemeyeceğini, ham döküm ürünlerinde bir ayıbın teknik olarak mümkün olmadığını, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını iddia ederek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı, karşı davacı vekili dava dilekçesinde;
04. 02.2014 ila 02.07.2014 tarihleri arasında sürmüş ticari ilişki çerçevesinde müvekkilinin karşı davalıdan aldığı hammadde ürünlerini işleyip vana hâline getirildiğini, bu ürünlerle ilgili olarak müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelip ayıp nedeniyle müvekkiline iade edildiğini, ürünlerde gizli ayıbın bulunduğunu, 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıbın karşı davalıya ihbar edildiğini, TSE’nin 19.12.2014 tarihli raporunda dökme demirin GG 20 veya GG 25 malzemenin mekanik özelliklerini karşılamadığının belirtildiğini, müvekkilinin KDV hariç 189.674,03 TL zararının doğduğunu iddia ederek asıl davanın reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile 189.674,03 TL+ KDV zarar miktarının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, icra takibinde borçlu olunmadığının tespitine, davacı, karşı davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı, karşı davacı vekili cevap dilekçesinde; asıl davanın reddini istemiştir.
2.Davacı, karşı davalı vekili cevap dilekçesinde; karşı davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.11.2018 tarih, 2014/1515 E. ve 2018/1191 K. sayılı kararı ile iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 04.02.2014 – 02.07.2014 tarihleri arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, birçok kez pik malzeme (dökme demir) alım-satım ilişkisine girildiği, mahallinde keşif icra edildiği, numunelerin alındığı, bu pik malzemelerin kimyasal analize tabi tutulduğu, malzemelerin olması gerekenin dışında bir ergitme prosesi ile hazırlandığı, GG kalite pik olmadığı, kendi kendine işlenirken veya kullanılırken kırılacağı veya çatlayacağı, malzemelerin gizli ayıp taşıdığı, gizli ayıplı mal satan asıl davacının kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 223.815,36 TL maddi tazminatın karşı dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, karşı davacının takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı, karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.10.2020 tarih, 2019/382 E. ve 2020/1170 K. sayılı kararı ile yasal düzenlemelere göre alıcının teslim aldığı satılanı uygun bir süre içinde kontrol ederek olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek ayıpları 8 gün içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlü olduğu, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek gizli ayıpların satılanda bulunduğu daha sonra ortaya çıkarsa da bu durumu derhal satıcıya bildirmesi gerektiği, aksi hâlde satılanı kabul etmiş sayılacağı, karşı davacının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, alıcı karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan kendi müşterilerinden aldığı iade faturalarının tarihlerinin 09.01.2014 ila 29.12.2014 tarihleri arasında olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihli fatura ile başladığı, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 2014 yılı Ocak ayına ilişkin iade faturalarının bu ticari ilişkinin başlamasından önceki tarihi içerdiği, karşı davacı zararının tespitinde bu iade faturalarının da hesaplamaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, bu iade faturalarının bir kısmının da 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında kesildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 02.07.2014 tarihli son satıcı faturasına kadar sürdüğü, bu süre içinde karşı davacının satıcıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacının iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğunu öğrenmesine rağmen malların ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak davadan sonra yaptığı gibi teknik inceleme yaptırmadığı, ayıp hususunda satıcıya bildirimde bulunmadığı, satıcıdan mal alımını sürdürdüğü, karşı davacının iade faturalarını aldıktan sonra malların ayıplı olup olmadığı konusunda inceleme yaptırdığını, malların ayıplı olduğu konusunda satıcıya süresinde ihbarda bulunduğunu, 10.10.2014 tarihli ihbar dışında iddia etmediği gibi buna ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığı, taraflar arasında ürünlerin standartlarının belirlenmesine ilişkin yazılı anlaşma olmadığı gibi karşı davacı alıcının, davaya konu malların ayıplı olduğunu kendi müşterilerinin düzenlediği iade faturaları ile öğrenmiş olmasına rağmen uygun bir süre içinde satıcıya bildirdiğini ispatlayamadığı, bu durumda satılanı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davacı, karşı davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı, karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 08.06.2022 tarih, 2020/8002 E. ve 2022/4625 K. sayılı kararı ile "...1- Asıl davada davacı 11.190.-TL’nin tahsili istemi ile başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiş, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve karşı davaların yargılamaları birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini korumaktadır. HMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL'ni geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK'nın Ek 1.
maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi olan 2020 yılı itibariyle 71.070.-TL'dir. HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun'un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceğinden asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Karşı davada davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; karşı davacı müşterilerden kırılma, deformasyon, patlama, çatlama şikayetleri gelince gizli ayıp ihbarının 10.10.2014 tarihinde karşı davalıya gönderildiğini belirtmiş, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü 7 adet iade faturası sunmuştur. Bilirkişi incelemesi sırasında ise karşı davacının dayanıp sunduğu bu 7 adet iade faturasının en eskisinin 01.11.2014 tarihini içerdiği belirlenmişse de karşı davacı defterlerindeki karşı davacı adına tanzim edilen bir kısım diğer iade faturalarının da dökümü yapılmıştır. Ancak 2014 yılı Ocak ayından itibaren listelenen bu diğer iade faturalarının davaya konu ayıplı ürünlere ilişkin olduğuna dair karşı davacının bir beyanı bulunmamaktadır.
Kaldı ki taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.02.2014 tarihinde başladığı düzenlenen faturalardan anlaşılmaktadır. Bu durumda davaya konu ürünler için iade faturalarının sadece karşı davacı tarafından dayanılıp sunulan faturalar olduğunun nazara alınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince karşı davacının dayanmadığı iade faturalarının esas alınıp 2014 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin iade faturalarının düzenlendiği, buna rağmen 02.07.2014 tarihine kadar karşı davacının karşı davalıdan mal almaya devam ettiği, karşı davacı alıcının satıma konu malların ayıplı olduğuna ilişkin süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlayamadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, karşı davada verilen hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir..." gerekçesiyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin miktardan reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 04.02.2014 tarihinde başlayıp 02.07.2014 tarihinde biten ticari ilişki bulunduğu, taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu üzere bu dönem içerisinde asıl dava davacısı satıcı tarafça faturalı olarak karşı davacı alıcıya 482.941,18 TL bedelinde mal satıldığı, karşı davacı alıcı tarafından mal bedeli olarak 451.761,93 TL ödeme yapıldığı, satıcı faturalarının ve alıcı ödemelerinin her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, defter kayıtlarına göre asıl dava davacısı satıcının 11.189,98 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, asıl dava davacısı tarafından karşı davacıya satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıbın gizli ayıp olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı, ayıp nedeniyle karşı davacının zararının olup olmadığı, var ise zarar miktarı noktasında toplandığı, karşı davacı alıcının, satıcıdan aldığı ürünleri işleyerek kendi müşterilerine sattığını, ürünler gizli ayıplı olduğu için kendi ürettiği malların da ayıplı olması sonucunu doğurduğunu, üretip sattığı bu malların kendi müşterisi olan alıcıları tarafından ayıplı olduklarının ihbar edildiğini, karşı davalı tarafından satılan malların gizli ayıplı olduğunu bu şekilde öğrendiğini, davacı karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplı mallar nedeniyle müşterileri tarafından daha sonra yedi adet iade faturası tanzim edilerek malların iade edildiğini iddia ettiği, karşı davacı alıcı ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda alınan rapor kapsamından 10.10.2014 ihtarname tarihinden sonra müşterileri tarafından alıcı karşı davacıya kesilmiş, ilki 17.10.2014 tarihli sonuncusu 29.12.2014 tarihli on beş ayrı iade faturası bulunduğu, karşı dava dilekçesinde örnekleri sunulan yedi adet iade faturasının da bu on beş fatura arasında olduğunun tespit edildiği, karşı davacının, yukarıda belirtilen iadeler nedeniyle satıma konu malların ayıplı olduğu müşterileri tarafından kendisine ihbar edildikten sonra satıcı, karşı davalıya 10.10.2014 tarihli ihtarname ile ayıp ihbarında bulunduğu, gizli ayıplı olduğu anlaşılan ürünlerle ilgili ayıp ihbarının hemen yapıldığının ispat olunduğu, gizli ayıplı olduğu ortaya çıkan ve karşı davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ürünlerle ilgili talebin, sakata ayrılan 5268 adet ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) olduğunun anlaşıldığı, karşı davacı tarafından dayanak gösterilen ve dosyaya sunulan iade faturalarına konu ürün adedinin 5268 adedin de üzerinde olduğu, karşı davacının bu ürünler için sözleşmeden dönme ve semenin iadesini talep hakkı bulunduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep hakkı da bulunduğu, karşı davacının satılan ürünleri hammadde olarak alıp işleyerek müşterilerine sattığı, şu halde karşı davacının ödediği semen yanında, satım konusu ayıplı ürünlerin işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedellerini de ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemi adı altında karşı davalıdan talep edebileceği, bu saptama karşısında karşı davacının ayıplı çıkan ürünün satın alma, işleme, işçilik, montaj, boyama ve kullanılan aksesuar bedeli olan 189.674,03 TL +KDV ( 223.815,36 TL) yönünden karşı davasının kabulüne karar vermek gerektiği, karşı davacının, asıl davadaki itirazın iptali yargılamasının dayanağını teşkil edilen takibin konusu bakiye açık hesaptan ötürü borçlu olmadığının tespitine yönelik istemi yönünden ise asıl itirazın iptali davasında, karşı davacının menfi tespit dayanağı savunmalarının zaten irdeleneceği, bu nedenle karşı davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı, asıl davada davanın kabulüne yönelik Dairenin önceki kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun miktar yönünden kesin olduğu gerekçesi ile Yargıtay tarafından reddedilerek yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin kısımları ile birlikte kesinleştiği, bu nedenle asıl dava yönünden Daire ilk kararı gibi hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl dava yönünden, asıl davanın kabulü ile İstanbul 26.
İcra Müdürlüğünün 2014/29387 E. sayılı icra takip dosyasına davalının vaki itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, kabul edilen alacağın %20'si tutarı inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karşı dava yönünden, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 223.815,36 TL (KDV dahil) maddi tazminatın karşı dava tarihi olan 05.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı, karşı davalıdan tahsiline, davacının menfi tespit talebinin hukuki yarar yokluğunun usulden reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi davacı, karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı, karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı davacının dava dilekçesinde delil olarak dayandığı 7 adet fatura iddia edildiği üzere 01.11.2014 tarihinden sonrası tarihlere ait olsa da, açık ve kesin olanın karşı davacının müvekkili ile ticari ilişkisinin başladığı 04.02.2014 tarihi sonrasında 11.02.2014 tarih, 054601 sıra nolu iade faturası, 26.03.2014 tarih, 054878 sıra nolu iade faturası, 26.06.2014 tarih, 0044349 sıra nolu iade faturası, 20.06.2014 tarih, 268093 sıra nolu iade faturası ve yine davacıya 2014 yılı içinde iade edilen 49 adet iade faturalarının içeriği incelendiğinde aynı firmalar tarafından ve aynı ürünlere yönelik iadeler yapıldığının açık olduğunu, tüm bu izahlar ışığında karşı davacı tarafından müvekkiline yüklenilmeye çalışılan dayanaktan yoksun iddialara dayalı zararların, karşı davacı tarafından başka firma ya da şahıslardan ham madde mamul alınarak imal edilmiş ürünlere dayalı olduğunu, karşı davacının ticari defter ve kayıtlarında yapılacak inceleme sonucunda imal ettiği ürünlere ait ham madde alımlarını, yalnızca müvekkilden yapmadığının açıklık bulacağını, bu durumda da davalının uğradığı zararların sorumlusunun müvekkili olmayacağını, karşı davacının süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, karşı davacının uğradığı zarara dayalı olan ham madde ürünlerin öncelikle müvekkili tarafından satılan ham madde ürünler kaynaklı olup olmadığının tespitinin zaruri olduğunu, tüm yargılama safhasında bu yöndeki beyan ve itirazlarının gözetilmediğini, yapılan bilirkişi incelemesinde dahi karşı davacı tarafından incelenmek üzere sunulan 6 adet ürün olduğunun belirtildiğini, karşı davacı elinde sakata ayrılan 5268 adet ürün olduğunu beyan ederken bu ürünleri ibraz edemediğini, ibraz edilen numunelerin dahi müvekkili tarafından satılan ham madde malzeme ile yapıldığının açık ve kesin olmadığını, karşı davacıya imal ettiği ve satışını yaptığı aynı ürünler ile ilgili iadelerin müvekkil ile ticari ilişki içinde olduğu süreden önce ve sonrasında da yapılmaya devam ettiğini, karşı davacının üretim hacmi dikkate alındığında başka satıcılardan da ürün aldığının ortada olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, açık hesap ticari ilişkisinden kaynaklı ödenmeyen bakiye alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali, karşı dava ise ayıplı mal satışı nedeniyle uğranılan zararın tazmini ile takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıya özetlenen karar gerekçesi içeriğinde açıklandığı şekilde ayıp ihbarının süresi içinde yapıldığı anlaşılmış olup bu durumda davalı, karşı davacı alıcı, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteyebilir. Karşı davada, 189.674,03 TL+ KDV zarar miktarının tahsili istenmiştir. Zararın davacı, karşı davalının sattığı ayıplı ürünlerden kaynaklandığının ve miktarının, davalı, karşı davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. Bu çerçevede taraf ticari defterleri ile dosyaya sunulan deliller incelettirilip davalı, karşı davacının, münhasıran davacı, karşı davalıdan satın aldığı ayıplı ürünler nedeniyle uğradığı zararın ne kadar olduğu şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit ettirilip deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030892400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz