6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Geçerli rekabet yasağı yoksa eski çalışanların bilgi ve tecrübeyi rakip işverende kullanması haksız rekabet değildir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1479 E. 2022/3736 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Haksız rekabet

Gerekçe özeti

Çalışanlar arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığında, eski çalışanların rakip işverene geçerek edindikleri bilgi ve tecrübeyi kullanması ve az sayıda çalışanın geçişi ile davacının fiyatını zaten bilen müşterilerin rakip firmayla çalışmaya başlaması, TTK 54/2 dürüstlük kuralına aykırılık ve haksız rekabet oluşturmaz. Bölge Adliye Mahkemesi bozma sonrası esas hakkında yeniden hüküm kurduğunda vekalet ücreti nihai karar tarihinde yürürlükteki tarifeye göre belirlenir.

Ele alınan sorunlar

Çalışan geçişi ve müşteri kaybının haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davacı, eski çalışanlarının davalı şirkete geçerek ticari sırlarını, fiyat bilgilerini ve müşteri portföyünü davalıya aktardıklarını, davalı şirketin de toplu geçişe ve çalışan ayartmaya yol açarak haksız rekabette bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Çalışanların rakip şirkete geçişi anayasal çalışma ve sözleşme hürriyeti kapsamındadır; davacı ile davalı gerçek kişiler arasındaki iş sözleşmelerinde geçerli bir rekabet yasağı hükmü bulunmadığından, eski çalışanların davacı nezdinde edindikleri bilgi ve tecrübeyi rakip işverende kullanması ticari hayatın gereği olup ticari sırların ifşası anlamına gelmez. Davacının personel sayısı ve iş hacmi gözetildiğinde geçen çalışanlar vazgeçilmez nitelikte ve sayıda değildir. Davalıya geçen müşteriler sektöre yeni giren firmalar olmayıp davacının fiyatını zaten bilen, alternatif bir firma çıktığında bunu pazarlıkta kullanmaları doğal olan müşterilerdir. Davalının, davacıyı zarara uğratmak amacıyla ve TTK 54/2'deki dürüstlük kuralına aykırı bir fiili kanıtlanamadığından haksız rekabet oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Yeniden esas hakkında hüküm kurulduğunda uygulanacak vekalet ücreti tarifesi → kabul

İddia: Davalı taraf, vekalet ücretinin hatalı tarifeye göre belirlendiğini ve istinaf duruşması için vekalet ücretine hükmedilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21. maddesine göre vekalet ücreti, dava sonunda verilen nihai karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenir. Bölge Adliye Mahkemesi bozma sonrası yeniden esas hakkında nihai hüküm kurduğundan, davalılar vekili için vekalet ücretinin önceki ilk derece karar tarihi tarifesine göre değil istinaf (nihai) karar tarihi tarifesine göre belirlenmesi gerekir; ayrıca duruşmalı görülen istinaf işi için hüküm tarihinde yürürlükteki tarife uyarınca istinaf duruşma vekalet ücretine de hükmedilmelidir. Bu kalemlerin eksik/hatalı belirlenmesi bozmayı gerektirir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Geçerli rekabet yasağı bulunmadığında çalışan geçişinin ve müşteri kaybının tek başına haksız rekabet oluşturmayacağı ve BAM'ın esas hakkında yeniden hüküm kurduğunda vekalet ücretini nihai karar tarihi tarifesine göre belirleyeceği yönünden emsal değer taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haksız rekabet rekabet yasağı sözleşmesi çalışan ayartma / toplu geçiş ticari sır dürüstlük kuralı (TTK 54/2) vekalet ücreti tarifesi

Atıf yapılan mevzuat: TTK — TTK 54/2 · Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi — Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 21

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • BAM ilk derece kararını kaldırmadan hükmün bir bendini düzeltemez 🔁 aynen tekrar

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/5476 E. 2019/6775 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Sigorta

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2976 E. 2014/6901 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/1479 E.  ,  2022/3736 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 04.11.2020 tarih ve 2020/111 E. - 2020/1118 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı şirket ile müvekkilinin uluslararası taşıma alanında çalıştığını, davalı şirketin müvekkilinin eski çalışanlarını bünyesine katarak rekabet gücünü zayıflatmayı amaçladığını, müvekkili şirketin eski çalışanlarının ise davalı şirketin kendilerine sunduğu yüksek ücret ve bunun gibi kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticari sırlarını davalı şirkete sunarak haksız rekabette bulunduklarını, müvekkilinin eski çalışanları olan bir kısım davalıların müvekkilinin fiyat bilgilerinin paylaştıklarını, müşterileri davalı şirkete yönlendirdiklerini, bilgi ve tecrübeleri paylaştıklarını, çalışanların davalı şirkete geçişine neden olduklarını, davalı şirketin ise işe alımlarda çalışanların toplu halde geçişine neden olduğunu, çalışanları ayarttığını, bu yollarla müvekkiline ait müşterileri ele geçirme ve şirket bilgilerine vakıf olma amacı taşıdığını, piyasanın altında fiyat teklifleri verdiğini, çalışanları bünyesine katarak hizmet, ticari ve pazarlama sırlarını elde ederek haksız rekabete neden olduğunu, bu nedenle bir kısım müşterilerin davalı şirketle çalışmaya başladığını, müvekkilinin zararına neden olduklarını ileri sürerek davalılarının haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tespitini, men’ini, davanın belirsiz alacak davası olarak görülmesini, müvekkilinin zararının ve davalının elde etmesi muhtemel menfaatin belirlenerek şimdilik 5.000,00 TL dava değeri üzerinden müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, 17.07.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle tazminata ilişkin talebini 182.729,43 TL'ye yükseltmiştir.

Davalılar vekili, zamanaşımı itirazında bulunarak, davacının haksız rekabeti en geç 09.06.2011 tarihinde öğrendiğini, dava tarihine kadar bir yıldan fazla sürenin geçtiğini, davacı şirketin işten ayrılma nedenlerinin kötü yönetimi olduğunu, kötü niyetle davanın ikame edildiğini, ticari sır, bilgi verilmesinin söz konusu olmadığı gibi yüksek kazanç elde etmek amacıyla iş değiştirilmesi ve karşılığında ticari sırların kullanılmasının da söz konusu olmadığını, personel yönetmeliğinin çalışma prosedürleri ve disiplin yönetmeliğinin davacı şirket tarafından manevi baskı altında imzalatıldığını, imzalanan belgelerin geçersiz olduğunu, çalışanların emeğinin karşılığının verilmediğini, çalışma barışının bulunmadığını, davalı çalışanların tecrübesiyle müvekkili şirket nezdinde çalışmaya başladığını ve çalışma hakkının anayasal kapsamda korunduğunu, ekip halinde geçişin söz konusu olmadığını, müvekkili şirketteki 64 personelden sadece 6 kişinin davacı şirkette önceden çalıştığını, davalı ...’in ise davacı şirkette çalışmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin davacıya rakip olarak ortaya çıkması yine davacı şirkette çalışan davalı elemanların davacı şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirkete geçiş yapmasının anayasal çalışma ve sözleşme hürriyeti kapsamında bir hak olduğu, davalı personelin davacı şirkette çalışmakta iken edinmiş olduğu tecrübe ve bilgileri davalı şirkete aktarmasının ve şirketin faaliyet alanında kullanmasının ticari hayatın bir gereği olup davalı personelin davacıya ait ticari sırları ifşa ettiği anlamını taşımadığı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya başlayan personel sayısının az oluşu dikkate alınarak sayının davacı şirketin ekonomik olarak ağır duruma düşmesine sebebiyet vermeyeceği, davacıyı yıpratmak amacını taşımadığı, aksi yönde delillin bulunmadığı, haksız rekabetten söz edilemeyeceği, davacının çalışmakta olduğu bazı müşterilerin davalı şirket kurulduktan sonra davalı ile çalışmaya başlamış olmasının davalı şirketin faaliyetini geliştirmesinin ve dolayısıyla piyasanın gelişmesinin bir gereği olduğu, davalı şirketin söz konusu müşterileri kazanmak için haksız eylemde bulunduğuna, davacıyı doğrudan doğruya zarara uğratmak amacıyla hareket ettiğine dair delil sunulmadığı, davalı şirket ile çalışmaya başlayan davacının önceki müşterilerinin sayısının az oluşu dikkate alınarak davalı şirketin TTK'nın 54/2 maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecek herhangi bir fiilinin ve dolayısıyla haksız rekabetin mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin davacı şirketten kazandığı müşterilerinin sektöre ilk defa giren, ihracat yapan şirketler olmadığı, daha evvel de taşımalarını davacıya yaptırdıkları, davacının fiyatını bildikleri, sektöre yeni giren bir firma alternatif olduğunda yapacakları pazarlıkta davacının fiyatını da kullanmalarının doğal olduğu, davacı ile davalı gerçek kişiler arasında düzenlenen iş sözleşmelerinde geçerli bir rekabet yasağı hükmü bulunmadığı, davacı şirketin personel sayısı ve iş hacmi gözetildiğinde bu çalışanların davacı açısından vazgeçilemez personel niteliğinde ve sayısında olmadıkları, esasen bu konuda bilirkişi raporları arasında bir çelişki mevcut olmadığı, bilirkişi raporunun takdiri delil olduğu, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin kanıtlanamadığı, davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik bulunmadığı, ancak hükmün vekalet ücretine ilişkin kısmının düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalılar yararına nispi vekalet ücretine karar hükmedilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2- Dava haksız rekabetin tespiti ve buna bağlı fer’i istemlere ilişkin olup; ilk derece mahkemesince dava reddedilmiş, karar davacı vekilince esasa, davalılar vekilince vekalet ücretine ilişkin nedenlerle istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince, dairemiz bozma ilamından sonra esastan kurulan hükme karşı da yine davacı ve davalılar vekilince temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilerek kurulan hüküm, nihai hüküm olup 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21. maddesine göre, vekalet ücreti dava sonunda verilen nihai karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenir. Bu durumda, davalılar vekili için takdir olunan asgari vekalet ücreti, istinaf mahkemesi karar tarihi tarifesine göre belirlenmek yerine, önceki tarihli ilk derece mahkemesi karar tarihi esas alınarak hesaplama yapılması doğru olmamıştır.

3- Yine bölge adliye mahkemesince yapılan inceleme esnasında duruşma açılmış olup, verilen nihai kararda davalılar vekili lehine 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinde görülen duruşmalı işler için takdir olunan avukatlık vekalet ücretine yer verilmemiştir. Bölge adliye mahkemesince, yeniden esas hakkında kurduğu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca istinaf vekalet ücreti takdir etmesi gerekirken eksik biçimde hüküm kurulması doğru olmamış kararın anılan nedenlerle davalı taraf lehine bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı taraf vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalılara iadesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 11/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/790455400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Kısmen onandı, kısmen bozuldu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/111 E. 2020/1118 K.

Eski çalışanların rakip şirkette istihdamı haksız rekabet oluşturmaz

Gerekçe özeti

Çalışanların iş sözleşmesinde geçerli bir rekabet yasağı hükmü bulunmaması ve söz konusu personelin işveren açısından vazgeçilemez nitelik ve sayıda olmaması halinde, bu çalışanların rakip şirkette istihdam edilmesi ve bu yolla bir kısım müşterinin kaybedilmesi, tek başına TTK'nın haksız rekabet hükümleri kapsamında dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmaz; müşteri kaybının, dava tarihindeki koşullara göre değerlendirilmesi ve zararlandırma kastının davadan sonraki olgulara dayandırılmaması gerekir. Öte yandar, ıslah ile artırılan tazminat talebi üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması, BAM'ın yalnızca ilgili bendi düzeltmesini değil, HMK 353/1-b-2 uyarınca kararın bütünüyle kaldırılıp esas hakkında yeniden hüküm kurmasını gerektirir.

Emsal değeri

Eski çalışanların iş sözleşmelerinde rekabet yasağı bulunmaması ve bu çalışanların işveren açısından vazgeçilemez nitelikte olmaması halinde, rakip şirkette istihdamlarının ve buna bağlı müşteri kaybının haksız rekabet oluşturmayacağına ilişkin gerekçe yönünden bölgesel emsal değeri taşımaktadır. Ayrıca, vekalet ücretine ilişkin hatanın düzeltilmesi için kararın bütünüyle kaldırılması gerektiğine ilişkin usuli tespit, benzer usuli hatalar için yol gösterici niteliktedir.

Kavramlar: haksız rekabet dürüstlük kuralı rekabet yasağı bilirkişi raporu takdiri delil ıslah nispi vekalet ücreti maktu vekalet ücreti

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/111

KARAR NO 2020/1118

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEME BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 18/07/2017

NUMARASI 2014/412 Esas-2017/767 Karar

DAVA

Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 04/11/2020

Dairemizce verilen hükmün Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından bozularak iadesi üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkili şirketin uluslararası taşıma alanında çalıştığını, davalı şirketin davacının eski çalışanlarını bünyesine katarak müvekkilinin rekabet gücünü zayıflatmayı amaçladığını, davalının eski çalışanlarının ise davalı şirketin kendilerine sunduğu yüksek ücret ve bunun gibi kişisel menfaatleri uğruna,davacı şirketin ticari sırlarını davalıya sunarak haksız rekabette bulunduklarını beyanla davalıların haksız rekabete konu eylemlerinin tespitini, men'ini, davalıların davacıyı haksız rekabet nedeniyle uğrattıkları ve uğratacakları muhtemel maddi kayıplarının dava sırasında belirlenecek bedel ile giderilmesini, bu yönden davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına yönelik taleplerinin HMK 107 maddeye uygunluğunun kabulünü, dava sırasında belirlenecek bedellerle, davalıların kusurları nedeniyle davacının zarar ve ziyanlarının tazminini, ortaya çıkan zararın davalılardan mütesilsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili 17/07/2017 tarihli ıslah dilekçesiyle tazminata ilişkin dava miktarını 182.729,43 -TL'ye çıkarmış ve eksik harcını ikmal etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; davacının haksız rekabeti en geç 06/06/2011 tarihinde öğrenmiş olduğu ve dava tarihi olan 24.12.2012 göre aradan bir yıldan fazla sürenin geçmiş bulunduğundan zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacı şirketin işten ayrılma nedenleri ile ilgili kendinde kusur bulması gerekirken kendi kötü yönetimi sayesinde işten ayrılmak zorunda bırakılan personele yönelik davranışlarını saklamak için asılsız iddialarla dava açtığını müvekkilince hiçbir şekilde ticari sır, bilgi verilmesinin söz konusu olmadığı gibi yüksek kazanç elde etmek amacıyla iş değiştirilmesi ve karşılığında ticari sırların kullanılmasının söz konusu olmadığını, personel yönetmeliğinin çalışma prosedürleri ve disiplin yönetmeliğinin davacı ...

tarafından manevi baskı altında imzalatıldığını, imzalanan belgelerin geçersiz olduğunu, müvekkilini bağlamadığını beyanla davanın öncelikle husumet ve zamanaşımı yönünden ve ayrıca esas yönünden reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI VE SÜREÇ

Mahkemece, davalı şirketin davacıya rakip olarak ortaya çıkması yine davacı şirkette çalışan davalı elemanların davacı şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirkete geçiş yapması Anayasanın 48. maddesinde yazılı çalışma ve sözleşme hürriyeti kapsamında anayasal bir hak olduğu, yine davalı personelin davacı firmada çalışmakta iken edinmiş olduğu tecrübe ve bilgileri davalı şirkete aktarması ve şirketin faaliyet alanında kullanması ticari hayatın bir gereği olup davalı personelin davacıya ait ticari sırları ifşa ettiği anlamını taşımadığı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya başlayan personel sayısının az oluşu da dikkate alındığında bu sayının davacı şirketin mahvına veya ekonomik olarak ağır duruma düşmesine sebebiyet vermeyeceği,aksi yönde bir delillin de bulunmadığı ayrıca davalı personelin anayasal hakkını kullandığı dikkate alındığında bu yönü itibariyle haksız rekabetten söz edilemeyeceği, bunun yanı sıra davacının çalışmakta olduğu bazı müşterilerin davalı şirket kurulduktan sonra davalı ile çalışmaya başlamış olması, davalı firmanın faaliyetini geliştirmesi dolayısıyla piyasanın da gelişmesinin bir gereği olduğu, davalının söz konusu müşterileri kazanmak için haksız eylemde bulunduğuna, davacıyı doğrudan doğruya zarara uğratmak amacıyla hareket ettiğine dair delil sunulmadığı gibi davalı ile çalışmaya başlayan davacının önceki müşterilerinin sayısının az oluşu da dikkate alındığında davalının TTK'nun 54/2 maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecek herhangi bir hukuka aykırılığın, dolayısıyla haksız rekabetin mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili; bilirkişi raporları arasında çelişki olduğunu, bu çelişkinin giderilmediğini, davalı şirketin eleman alt yapısını müvekkili şirket içinden sağlamayı kendisine yol seçtiğini, davalının DSV çalışanı olarak 6 kişiyi bünyesine kattığını, 4 kişiyi de katmak için uğraştığını,davalının delil listesindeki e-maillerde de dava sırasında müvekkili şirkette çalıştığı belli olan çalışanın şirketi kötülediğini ve bu sayede bir müşterinin davalı firma ile çalışmak istediğini itiraf ettiğini, davalı firmanın eylemleri hakkında zararın muhasebesel olarak kanıtlanmasına rağmen değerlendirme yapılmadığını, eksik inceleme ile oluşturulan rapor ve delillere dayanak alınarak verilen kararın kaldırılarak;

bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilerek ve delillerin değerlendirilmesi ile esastan yapılan itirazlar doğrultusunda yeniden incelenerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili; davacı tarafın 17/07/2017 tarihli ıslah dilekçesiyle dava miktarını 182.729,43 TL'ye çıkarmış olmasına rağmen, nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yönünden hükmü istinaf ederek davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir. Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde; 2017/812 Esas-2018/1122 karar sayılı ve 01/10/2018 tarihli kararımızla; "Davalılar vekili tarafından dosyaya sunulan müşteri ...Tic AŞ 3.4.2013 tarihli yazısında satınalma politikası gereğince her ay başında, alternatifli tekliflerin DSV de dahil olmak üzere 4 ayrı firmadan alındığı, maddi ve operasyonel menfaatleri gözetilerek davalı şirket ile çalışmaya başlandığı bilgisi verildiği, her iki bilirkişi kurulu tarafından maddi olayın tesbiti ve delillerin değerlendirilmesi benzer yapılmış iken ilk bilirkişi kurulu raporun sonuç kısmın da dava tarihinden sonra da işe almaların devam ettiği ,davalının dava açıldıktan sonra 2 çalışanı daha istihdam etmesi nedeniyle haksız rekabetin gerçekleştiği davalının davacıdan arda arda istikrarlı şekilde işçi almasınının davacıya zararlandırma kastı ile hareket ettiği sonucuna varması, davadan sonra gerçekleşen olguları gerekçe göstererek haksız rekabetin gerçekleştiği yolunda ki sonuç kanaatlerinin, rapor içeriğinde ki tesbitleriyle de örtüşmediği, sonuç kanaatın bir çelişki olarak kabul edilemeyeceğinin açık olduğu, her davanın;

dava tarihinde ki durum ve koşullara göre değerlendirileceği, davalı şirketin davacı şirketten kazandığı müşterilerin sektöre ilk defa giren, ihracat yapan şirketler olmadığı, daha evvel de taşımalarını davacıya yaptırdıkları, davacının fiyatını bildikleri, sektöre yeni giren bir firma alternatif olduğunda yapacakları pazarlıkta davacının fiyatını da kullanacaklarının tabi olduğu, müşteri teminin de sadece fiyat bilgisine de ihtiyaç olmadığı, zikredildiği üzere sektörde her ay başında en az 4 ayrı firmadan teklif aldığını beyan eden şirkette olduğu gibi müşterilerin daima alternatif bilgileri araştıracakları izahtan uzak olduğu, taşıyıcının sorumlulukları gözetildiğinde müşterinin malını en güvenli şekilde göndermek ve en ucuza işi yaptırmak istemesinin de ticari hayata uygun bir davranış olduğu, davalı gerçek kişilerin iş sözleşmelerinde geçerli bir rekabet yasağı hükmü bulunmadığının her iki bilirkişi kurulu tarafından tesbit edildiği, davacı şirketin personel sayısı ve iş hacmi gözetildiğinde davacı açısından vazgeçilemez personel nitelikte ve sayıda olmadıkları esasen bilirkişi raporları arasında bir çelişki mevcut olmadığı, bilirkişi raporunun takdiri delil olduğu gerekçesiyle;

davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf sebebleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin 17.7.2017 tarihli dilekçesi ile harcını ikmal ederek talebini 182.729,43-TL ye çıkarttığı, karar tarihindeki AAÜT esas alınarak bu tutar üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde olmadığından; kararın bu yönden kaldırılarak düzeltilmesi gerektiğinden davalılar yararına vekalet ücreti takdirine ilişkin kısım kaldırılarak davalılar yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir.Bu kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. H.D.’nin 04/11/2019 tarihli 2018/5476 esas-2019/6775 karar sayılı bozma ilamında;

6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi, Bölge Adliye Mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği hükmünün haiz olduğu, ayrıca Bölge Adliye Mahkemelerinin 6100 sayılı HMK’nın 370/2 maddesinde belirtildiği şekilde İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlarda hatalı olduğu belirlenen hususları düzeltme yetkileri bulunmamakla anılan hükümler doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafın istinaf başvurusunda ileri sürdüğü hususlar hakkında 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca değerlendirme yapılması halinde, kararın tümden kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabul edilip verilen karar kaldırılmaksızın vekalet ücretine ilişkin bendin düzeltilerek karar tesisi doğru olmadığından bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.

Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmuştur. Davacı vekili davalı şirketin personelini ayartmak ,müşteri bilgilerine vakıf personel aracılığıyla müşterilerinin elde edilmek suretiyle davalıların haksız rekabette bulunduklarını ileri sürmektedir.Her iki bilirkişi kurulu tarafından maddi olayın tesbiti ve delillerin değerlendirilmesi benzer yapılmış iken ilk bilirkişi kurulu raporun sonuç kısmın da dava tarihinden sonra da işe almaların devam ettiği ,davalının dava açıldıktan sonra 2 çalışanı daha istihdam etmesi nedeniyle haksız rekabetin gerçekleştiği davalının davacıdan arda arda istikrarlı şekilde işçi almasınının davacıya zararlandırma kastı ile hareket ettiği sonucuna varmıştır.

Davadan sonra gerçekleşen olguları gerekçe göstererek haksız rekabetin gerçekleştiği yolunda ki sonuç kanaat , rapor içeriğinde ki tesbitleriyle de örtüşmemektedir.Bu sebeble raporlar arasında bir çelişki bulunmamaktadır.Her davanın; dava tarihinde ki durum ve koşullara göre değerlendirilmelidir.Davalı şirketin davacı şirketten kazandığı müşterilerin sektöre ilk defa giren, ihracat yapan şirketler olmadığı, daha evvel de taşımalarını davacıya yaptırdıkları, davacının fiyatını bildikleri, sektöre yeni giren bir firma alternatif olduğunda yapacakları pazarlıkta davacının fiyatını da kullanacaklarının tabiidir.Müşteri teminin de sadece fiyat bilgisine de ihtiyaç olmadığı, zikredildiği üzere sektörde her ay başında en az 4 ayrı firmadan teklif aldığını beyan eden şirkette olduğu gibi müşterilerin daima alternatif bilgileri araştıracakları izahtan uzakdır.Taşıyıcının sorumlulukları gözetildiğinde müşterinin malını en güvenli şekilde göndermek ve en ucuza işi yaptırmak istemesinin de ticari hayata uygun bir davranıştır.Davalı gerçek kişilerin,davacı ile iş sözleşmelerinde geçerli bir rekabet yasağı hükmü bulunmadığının her iki bilirkişi kurulu tarafından tesbit edildiği, davacı şirketin personel sayısı ve iş hacmi gözetildiğinde davacı açısından vazgeçilemez personel nitelikte ve sayıda olmadıkları, esasen bu konuda bilirkişi raporları arasında bir çelişki mevcut olmadığı, bilirkişi raporunun takdiri delil olduğu,davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin kanıtlanamadığı, gözetildiğinde davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf sebebleri yerinde görülmemiştir.

Ancak ;davacı vekilinin 17.7.2017 tarihli dilekçesi ile harcını ikmal ederek tazminat talebini 182.729,43-TL ye çıkarttığı, karar tarihindeki AAÜT esas alınarak bu tutar üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde olmadığından;Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafın istinaf başvurusunda ileri sürdüğü hususlar hakkında 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca değerlendirme yapılması halinde,kararın bütünüyle kaldırılarak yeniden hüküm verilmesi gerektiğinden hükmün kaldırılmasına;davanın reddine ve davalılar yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/07/2017 Tarih 2014/412 Esas 2017/767 Karar sayılı hükmün HMK.'nın 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA, "Davanın REDDİNE"İlk Derece yargılamasına ilişkin; "Alınması gereken 54,40-TL harcın, davacı tarafından yatırılan 148,50-TL peşin harç ve 2.949,79-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 3.098,29-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 3.043,89‬-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalılar vekili için takdir olunan 16.913,76-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, Davalılar tarafından yapılan 1.400-TL bilirkişi ücreti, 232-TL tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 1.532-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, Davalılar tarafından yapılan 50-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine,Davacı tarafça yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına,Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"Davalılar tarafından yatırılan 31,40-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalılara iadesine,Davacıdan alınması gereken 54,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 31,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 23-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda oy birliğiyle karar verildi. 04/11/2020

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.