Zarar tehlikesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5944 E. 2022/2990 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
zarar tehlikesi↗ istihkak davası↗ korkutma↗ ikrah↗ müzayaka↗ istihkak↗ yapılandırma protokolü↗ aldatma (hile)↗ kişilik hakları↗ malvarlığına ilişkin dava↗ hile↗ davadan feragat↗ pasif husumet yokluğu↗ ihtiyati tedbir↗ üçüncü kişi↗ pasif husumet↗ husumet yokluğu↗ temlik↗ kâr kaybı↗ protokol↗ feragat↗ yetki↗ haciz↗ tacir↗ dosya masrafı↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi’nce, kesinleşen icra takibi dolayısı ile alınan talimat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, haciz mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli protokolü düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının tacir olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı istihkak davası açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir hilenin de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar
edilemeyeceği, davacının korkutularak kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan davadan feragat edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın pasif husumet yokluğundan reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/300 Esas sayılı dosyası üzerinden verilen 05.06.2013 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir kararı uygulanmış olduğundan davalı ...'nın alacaklı olduğu 23 adet senet bedeli 92.000,00 TL'nin takdiren %20'si tutarı 18.400,00 TL tazminatın İİK’nın 72/4. madde ve fıkrası uyarınca davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın haciz esnasında yapılan protokol ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, müzayaka ve ikrah altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a husumet yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin borcundan dolayı yapılan haciz esnasında düzenlenen protokol ve protokole göre imzalanıp verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili, bu protokol ve senetlerin hata, müzayaka ve ikrah altında imzalandığını, davacının böyle bir protokol düzenleme ve senet tanzim etme iradesinin bulunmadığını iddia etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçe ile davalı ... aleyhine açılan davanın esastan, davalı ... aleyhine açılan davanın ise husumetten reddine karar verilmiş, bu hükme yönelen davacı istinaf istemi ise Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddedilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.” düzenlemesini, 39. maddesi ise, “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” düzenlemesini içermektedir.
Tüm dosya kapsamı, soruşturma dosyalarında alınan beyanlar, icra takip dosyaları, protokol, dava konusu senetler, tarafların iddia ve savunmaları ve özellikle dava konusu protokolün ve senetlerin tanzim edildiği anda olay mahallinde bulunan tanık polis memurlarının anlatımlarından (Kemal Taşdemir ve Mahir Varlı’nın dava dosyası içine alınan konu ile ilgili başka bir dava dosyasında mahkeme huzurunda verdikleri beyanlar) davacının manevi cebir, icra tehdit ve baskısı altında, ekonomik özgürlüğünün ve geleceğinin zarar göreceği, itibar kaybına uğrayacağı korkusuyla 29.01.2013 tarihli protokolü ve bu protokole bağlı senetleri imzaladığı anlaşılmaktadır. Öte yandan dava konusu senetlerden altı adedinin davalılardan ...’un avukatlık alacağı ve masraflar için kendisine bırakıldığı beyan ile sabit olup bu senetler bakımından kendisine husumet düştüğü anlaşılmaktadır. Açıklanan bu hususlar, yukarıya metni alınan madde hükümleri gözetilerek ve dosya içinde bulunan protokol-temlike ilişkin belge de değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davalı ... hakkında açılan davanın esastan, davalı ... hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi ve bu hükme yönelen istinaf isteminin esastan reddi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2 E. 2016/9044 K.
Ortak:korkutma · hile · dava şartı
İncelediğiniz kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir «yetkinin» kullanılacağı «korkutmasıyla» sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanı …
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · öğrenme tarihi · sahtelik · sözleşmenin iptali · hisse devir sözleşmesi · hak düşürücü süre · limited şirket · taşıyan
Benzer bu karardaDava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7039 E. 2016/3177 K.
Ortak:korkutma · hile · tacir · dava şartı
İncelediğiniz kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir «yetkinin» kullanılacağı «korkutmasıyla» sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanı …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli «ortaklar kurulu» ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının «basiretli tacir» gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
… kan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle «bedelsiz» olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu «hisse devrinin» «hile» ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca «sözleşmeden dönme» haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39. maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 39. maddesi “ Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. “ hükmünü haizdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmeden dönme · terditli dava · delillerin toplanmaması · ortaklar kurulu kararı · bedelsizlik · basiretli tacir · hisse devri · hak düşürücü süre
Benzer bu kararda… kan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle «bedelsiz» olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu «hisse devrinin» «hile» ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca «sözleşmeden dönme» haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39. maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli «ortaklar kurulu» ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının «basiretli tacir» gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
92 vd) Somut olayda, davacı taraf «hileyi» tazminat davasının sonuçlandığı 04.02.2014 tarihi itibariyle öğrendiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece tarafların «delilleri toplanarak», davacının hile olgusunu ne zaman öğrendiği tespit edilerek, davacı tarafın «terditli» talebi üzerinde de durularak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6036 E. 2024/2908 K.
Ortak:korkutma · ikrah · kişilik hakları · hile · üçüncü kişi · dava şartı
İncelediğiniz kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın «haciz» esnasında «yapılan protokol» ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a «husumet» yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinde belirtildiği üzere «korkutmadan» (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının «kişilik haklarına» veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, «illiyet bağının» bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «hak düşürücü süreyi» düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı ol …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:talebe bağlılık ilkesi · irade bozukluğu · menfi tespit davası · illiyet bağı · bedelsizlik · şikayet · tespit davası · dava şartı yokluğu
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «bedelsizlik» iddiasına dayandığını, çeki misliyle ödediğini, davanın «menfi tespit davası» olup «hak düşürücü süre» bulunmadığını, mahkeme tarafların talep konuları hakkında olumlu veya «olumsuz» karar belirtmemiş olup başkaca bir hukuki sebep dayanak gösterilerek «talebe bağlılık ilkesi» ihlal edildiğini, gerekçeli kararda gösterilen hukuki sebepte yer alan «irade bozukluğunun» davanın tarafları için söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yanın böyle bir dava açmasında «hukuki yararı» bulunmadığından davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle reddi gerektiğini, davacı tarafın iddialarının bir aslı ve dayanağı bulunmadığını, müvekkilinin icra takibine dayanak çekten dolayı davacıdan alacağı bulunduğunu, davacı yanın, yaklaşık 3 yıldır ... ve ... isimli kişilerle ilişki içinde olduğunu, davacı ...'ın emekli bir jandarma astsubayı olduğunu, icra takip tarihi olan 03.05.2016 tarihine kadar neden beklediğini, suçlu olduğunu ileri sürdüğü kişileri neden ve niçin «şikayet» etmediğini, tehditten ve sair baskılardan yeni mi kurtulmuş olduğunu, iddiaların asılsız ve dayanaksız olduğunu, borcunu ödememek ve icra takibini sürüncemede bıra …
Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunduğu nazara alındığında davaya kaynaklık teşkil eden tehdit unsurunun ortadan kalkmadan bu şikayette bulanamayacağı, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar «hak düşürücü sürenin» dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3249 E. 2024/5680 K.
Ortak:korkutma · ikrah · haciz
İncelediğiniz kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın «haciz» esnasında «yapılan protokol» ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a «husumet» yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
Dava, «üçüncü kişinin» borcundan dolayı yapılan «haciz» esnasında düzenlenen «protokol» ve protokole göre imzalanıp verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece yeterli esaslı bir «korkutma» olmadığına kanaat edinilmiş ise de senetlerin neden verildiği de tespit edilemediğini, aynı gün içinde aynı borç miktarı senetler verildiğinde, bunun illiyetten «mücerretlik» ilkesini karşılamadığının açık olduğunu, davalıların davacıların senetlerini de «kefaleten» veya borca mahsuben de aldıklarını bildirmedilerini, bunu bir tutanak altına almadıklarını, ortada bir korkutma, «haciz» baskısı, davacıların senetleri vermek için ne şekilde bir amaçları olduğu da davalı tarafından açıklanamadığını, tanık anlatımları ile de ortada bir haciz baskısı olduğu, «ihtiyati haciz» sebebiyle gelinen muhafaza talepli hacizde menkullere muhafaza yapılacağını beyan ettiklerini, haciz tutanağında muhafaza talebi yazmamaktaysa o halde senet alacaklılarının ihtiyati haciz talep edip akabinde hemen hacze gelmelerinde hukuki bir yarar da olmadığını, davalıların alacaklı oldukları dosyadan muhafaza ve haciz için hacze çıkmış sonucunda muhafaza baskısı ile davacıları sıkıştırararak davacıları ikna ederek tarafı olmadıkları, «kefil» dahi olmadıkları bir dosya için ödeme almaya çalıştıklarını, aynı günde de ödeme aracı olarak kendi lehlerine senet düzenlettiklerini, korkutma aracının sadece Türk Ceza Kanunu kapsamındaki hallerden sayılamayacağını, somut özelliklerine de bakılması gerektiğini, davalı taraf avukatlarının tam da hacze konu icra dosyası sebebiyle huzurdaki davada tartışılan senetleri aldıklarını açıkça yazılı belge ile «ikrar» ettiklerini, ihtiyati haciz kararına dayalı olarak dava dışı S Turizm'in adresinde satış ve muhafaza işlemleri başlatılması neticesinde, ihtiyati haciz sırasında haciz konusu senetin şirket kayıtlarında bulunmadığı beyan edilmesine ve «kesin» takibe geçilmediğinden dosyada da senet örnekleri bulunmamasına rağmen haciz işlemlerine devam edilmesi de aynı şekilde davacılar açısından hukukun bu aşamada bir çözüm yolu göstermediği endişesine kapılmalarına sebep olduğunu, S Turizm «defterlerinde» yapılan inceleme neticesinde, dava konusu 20.000,00 USD'den 5 adet senedin şirketin resmi kayıtlarında bulunmadığı tespit edildiğini, hacze konu senetlerin S Turiz …
A.Ş. adına yasal bağlayıcılığı bulunmamasına rağmen dava konusu senetin «cebri icra» ve «haciz» tehdidi altında malların muhafazasını engellemek için şahsen «ikrah» altında düzenlenmiş olduğunun açık olduğunu, haciz işlemleri sırasında davacıların, dava dışı bir şirkete satmış olduğu mallar üzerinde muhafaza tedbirleri uygulan …
A.Ş.'nin «tüzel kişiliğiyle», iddia edilen borcun ilişkilendirilemeyeceği esasen ispat edildiğini, davalılar yargılama süresince senetlerin alınmasının gerekçesinin izah edilmesine gerek olmadığını savunmuş iseler de senet borçluları/davacıların tanık anlatımları ile de sabit olduğu üzere ortada bir «haciz» baskısı olması nedeni ile «ihtiyati haciz» sebebiyle şirket adresinde muhafaza talepli olarak menkullerin muhafazasının yapılacağının beyanı üzerine, bunun engellenmesi amacı ile 100.000,00 USD bedelli 1 adet senedi mecburen verdiklerini, davalıların ise haciz tutanağında bu hususun yer almadığından bahisle yerel mahkemete yanıltmaya çalıştıklarını, haciz tutanağında alacaklının muhafaza talebi yazmamakta ise de senet alacaklılarının ihtiyati haciz talep edip akabinde hemen hacze gelmelerinde hukuki bir yarar da olmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalılar her ne kadar davaya konu senedin «ikrah» altında tanzim edilmediğini iddia etmiş iseler de dosya münderecatı incelendiğinde gerek davalıların gerekse davalı tanıklarının çelişkili beyanları değerlendirilerek iddialarının mesnetsiz ve hayatın olağan akışına da aykırı olduğu anlaşıldığını, müvekkilinin haciz işlemleri için mesai saati bitimine yakın bir saatte gelinmesi nedeniyle ve alelacele hareket edilerek dava dışı farklı bir şirkete satılmak üzere gönderilecek şirket mallarının muhafaza altına alınmasından endişe duyarak dava konusu senedi imzalamak durumunda kaldığını, davalılarca apar topar haciz işlemlerine başlanılması neticesinde dava dışı şirketi ekonomik olarak zor durumda bırakacak kadar yüksek tutarlı olduğu iddia edilen ve ancak haciz günü (sözde) varlığından haberdar olunan bir borcun ödenmek zorunda hissettirilmesinin vereceği kaygı ile oluşan korku ortamının dostane ortam olarak tanımlanmasının mantıken izahı olmadığını, senedin düzenlenme tarihinin haciz tutanağı tarihiyle aynı olduğunu, davalı «tanık beyanlarının» kendi arasında dahi çeliştiğini, davacı tanıklarının yaşanan baskıyı ortaya koyduklarını, mahkemenin «menfi tespit» ve «istirdat» talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi kararı vermesinin yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:cebri icra tehdidi · imza sirküleri · cebri icra · borç ikrarı · mücerretlik · ihtirazi kayıt · tanık beyanı · borçlu olunmadığının tespiti
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesi'ne konu senet örneklerinde şirket kaşesi üzerinde tek imza bulunduğunu, bahse konu şirketin müşterek imza ile «temsil» edildiğini, ihtiyati hacze konu senetler nedeniyle şirketin borcu olmadığı halde «cebri icra tehdidi» altında davaya konu senedin verildiğini, 05.12.2016 tanzim tarihli 100.000,00 USD tutarlı senedin «borç ikrarı» mahiyetinde olmadığını, alacağın varlığını «ispat yükünün» davalıda olduğunu ileri sürerek «ikrah» altında tanzim edilen 05.12.2016 düzenleme tarihli «lehtarı» davalılar olan 20.01.2017 «vade» tarihli 100.000,00 USD tutarlı senet nedeniyle davacıların borçlu olmadığının tespitiyle davalılardan «istirdadına», davalıların %20 «kötü niyet tazminatına» mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II.CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; «haciz» zaptında «bononun» haciz esnasında tanzim edildiğine ilişkin ibare bulunmadığını, haciz esnasında herhangi bir haciz işleminin yapılmadığını, bononun varlığının borcun varlığının ispatı için yeterli olduğunu, davalının dava dışı şirketten alacaklı olduğunu, bononun haciz esnasında verilmediğini, davaya konu edilen bononun «ihtirazi kayıt» edilmeksizin ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamındaki delil durumuna ve özellikle davacıların «haciz» tehditi altında düzenlendiğini beyan ettiği haciz tutanağı ve «bonoya» haciz baskısına ilişkin «şerh» verilmediği, 20.01.2017 «vade» tarihli dava konusu bono bedelinin vade tarihinden önce herhangi bir «ihtirazi kayıt» da konulmadan ödenmiş olması karşısında, tam ve bağımsız vicdani kanaat ile karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece yeterli esaslı bir «korkutma» olmadığına kanaat edinilmiş ise de senetlerin neden verildiği de tespit edilemediğini, aynı gün içinde aynı borç miktarı senetler verildiğinde, bunun illiyetten «mücerretlik» ilkesini karşılamadığının açık olduğunu, davalıların davacıların senetlerini de «kefaleten» veya borca mahsuben de aldıklarını bildirmedilerini, bunu bir tutanak altına almadıklarını, ortada bir korkutma, «haciz» baskısı, davacıların senetleri vermek için ne şekilde bir amaçları olduğu da davalı tarafından açıklanamadığını, tanık anlatımları ile de ortada bir haciz baskısı olduğu, «ihtiyati haciz» sebebiyle gelinen muhafaza talepli hacizde menkullere muhafaza yapılacağını beyan ettiklerini, haciz tutanağında muhafaza talebi yazmamaktaysa o halde senet alacaklılarının ihtiyati haciz talep edip akabinde hemen hacze gelmelerinde hukuki bir yarar da olmadığını, davalıların alacaklı oldukları dosyadan muhafaza ve haciz için hacze çıkmış sonucunda muhafaza baskısı ile davacıları sıkıştırararak davacıları ikna ederek tarafı olmadıkları, «kefil» dahi olmadıkları bir dosya için ödeme almaya çalıştıklarını, aynı günde de ödeme aracı olarak kendi lehlerine senet düzenlettiklerini, korkutma aracının sadece Türk Ceza Kanunu kapsamındaki hallerden sayılamayacağını, somut özelliklerine de bakılması gerektiğini, davalı taraf avukatlarının tam da hacze konu icra dosyası sebebiyle huzurdaki davada tartışılan senetleri aldıklarını açıkça yazılı belge ile «ikrar» ettiklerini, ihtiyati haciz kararına dayalı olarak dava dışı S Turizm'in adresinde satış ve muhafaza işlemleri başlatılması neticesinde, ihtiyati haciz sırasında haciz konusu senetin şirket kayıtlarında bulunmadığı beyan edilmesine ve «kesin» takibe geçilmediğinden dosyada da senet örnekleri bulunmamasına rağmen haciz işlemlerine devam edilmesi de aynı şekilde davacılar açısından hukukun bu aşamada bir çözüm yolu göstermediği endişesine kapılmalarına sebep olduğunu, S Turizm «defterlerinde» yapılan inceleme neticesinde, dava konusu 20.000,00 USD'den 5 adet senedin şirketin resmi kayıtlarında bulunmadığı tespit edildiğini, hacze konu senetlerin S Turiz …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/5944 E. , 2022/2990 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10.04.2017 tarih ve 2014/371 E. - 2017/249 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 16.03.2020 tarih ve 2017/4274 E. - 2020/671 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 12.04.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı ... ile ...vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı Av. ...'un 29.01.2013 tarihinde müvekkilinin 2011 yılının 11. ayından itibaren faaliyet gösterdiği Haksoy Tekstil isimli işyerinin bulunduğu ...Cad. ... Sokak No:12 Bodrum kat Levent İş Merkezi Keresteciler Merter ... /İstanbul adresine gelerek alacaklısı ..., borçlusu ...olan kişi ile hiçbir şekilde ilgisi bulunmamasına rağmen bu kişinin borcundan dolayı İstanbul 22. İcra Müdürlüğü’nün 2012/11049 Esas sayılı dosyasından yazılan talimat üzerine Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’nün 2013/61 talimat sayılı dosyasından hacze gelerek işyerindeki demirbaşlar ile müşterilere ait kumaşlar olmak üzerine bütün malların muhafaza edileceği yolunda kendisini tehdit ederek ve dört saate yakın bir manevi cebir ve baskı altında bütün menkul malları haciz zaptına yazdırdıktan sonra, müvekkiline 29.01.2013 tanzim tarihli protokol ile ilki 30.05.2013 vadeli olan birer ay sıralı beheri 4.000,00 TL tutarındaki otuz adet, toplamı 120.000,00 TL değerindeki senetlerin hata, hile ve ikrah altında imzalatıldığını, İstanbul 8.
İcra Müdürlüğü’nün 2011/20563 Esas sayılı, alacaklısı ...
ve borçluları ...ve Havsullah Soyoral, Bursa 16. İcra Müdürlüğü’nün 2013/681 Esas sayılı, alacaklısı ..., borçluları Ahmet Arık ve Nergis Baloğlu, vekillerinin ise davalı ... olduğu icra takipleri ile müvekkilinin bir ilgisinin bulunmadığını, müvekkili aleyhinde İİK’nın 89. maddesi uyarınca çıkarılmış bir haciz ihbarnamesinin de dosyalarda mevcut olmadığını, Av. ...'un manevi cebir ve baskı altında müvekkilinden kendisiyle hiçbir bağı ve ilgisi olmayan borçluların borcundan ötürü 120.000,00 TL tutarında senet aldığının öğrenilmesi üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/10372 Bakanlık soruşturma sayılı dosyası ile şikayette bulunduklarını, Av. ...'un senetleri aldıktan bir müddet sonra müvekkilini İstanbul Tercüman sitesinde bir avukatın bürosuna çağırdığını, önce senetlerin tamamını iade etmek için 26.000,00 TL istediğini, daha sonra ise 15.000,00 TL verilir ise senetlerin tamamını iade edeceğini söylediğini, ancak senetleri iade etmediğini iddia ederek müvekkilinin davalılardan ...
ile kerhen imzaladığı 29.01.2013 tanzim tarihli protokol ile bu protokole bağlı olarak alınan lehtarları belirsiz, 29.01.2013 tanzim tarihli ve ilki 30.05.2013 vadeli olup birer ay sıralı beheri 4.000,00 TL tutarındaki otuz adet toplamı 120.000,00 TL değerindeki senetler ile protokolde senetlerin karşılık gösterildiği İstanbul 8. İcra Müdürlüğü’nün 2011/20563, İstanbul 22. İcra Müdürlüğü’nün 2012/11049 Esas sayılı dosyası ile Bursa 16. İcra Müdürlüğü’nün 2013/681 Esas sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitine, protokolün feshine, dava konusu senetlerin yahut ödenmek zorunda kalındığı takdirde bedellerinin istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, açılan davada İİK’nın 72. maddesi gereğince yetkili mahkemelerin icra takibinin yapıldığı yer mahkemeleri veya davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, davaya konu ödeme senetlerinin ilgili olduğu icra dosyalarının İstanbul ve Bursa icra dairelerince takibe konu edildiğinden ve müvekkilinin adresi de Bursa olduğundan yetkili mahkemelerin Bursa Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu edilen ödeme senetleri ve bu senetlere ilişkin protokolü vekil olarak imzaladığını, dava konusu edilen senetlerde müvekkilinin alacaklı sıfatının bulunmadığını, bu nedenle husumet nedeni ile davanın reddini talep ettiklerini, davacı tarafça dava dilekçesiyle müvekkiline isnat edilen ve atfı cürümden ibaret iddialarda bulunulduğunu, bu ağır ithamlar nedeniyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, müvekkilinin avukatlık sıfatı ile görevini ifa ettiği İstanbul 22.
İcra Müdürlüğü, İstanbul 8. İcra Müdürlüğü ve Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyalarının borçlularının ...ve ...olduğunu, protokolde yazılı Bursa 16. İcra Müdürlüğü dosyasının sehven yazıldığını, bu dosyanın aslında Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/141 D. İş sayılı dosyası olduğunu, bu nedenle davalılardan ...'ün dava konusu olayla bir ilgisinin bulunmadığını, senet borçlusu davacı ile icra dosyaları borçluları arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının borca kefil olma sebebinin de bu olduğunu, ekte sunulan SGK çıktısında görüleceği gibi her üç dosyadaki borçlu Havzullah Soyaral'ın davacı ...'ın yanında 2013 yılı Nisan ayına değin SGK’lı işçi gibi gösterildiğini, daha sonra işten çıkışının yapıldığını, davacının senetlerden ilkinin vadesinin yaklaşması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunduğunu, şikayetten bir sonuç alamayacağını anlayınca da işbu davayı açtığını, dava konusu senetlerin kesinleşmiş takipten alınan talimatla gidilen hacizden sonra ödeme amaçlı olarak ve hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin verilmiş olup iptal edilemeyeceğini savunarak öncelikle yetki itirazlarının kabulüne ve tedbir kararının kaldırılmasına, aksi halde husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ve hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddine, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, açılan davada İİK’nın 72. maddesi gereğince yetkili mahkemelerin icra takibinin yapıldığı yer mahkemeleri veya davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, davaya konu ödeme senetlerinin ilgili olduğu icra dosyalarının İstanbul ve Bursa İcra Dairelerince takibe konu edildiğinden ve müvekkilinin adresi de Büyükçekmece olduğundan yetkili mahkemelerin Bursa Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davalı sıfatının borçluya ait olduğunu, 29.01.2013 tarihli protokol gereği dava konusu senetlerin İstanbul 22. İcra Müdürlüğü’nün 2012/11049 Esas, İstanbul 8. İcra Müdürlüğü’nün 2011/20563 Esas ve Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/451 D. İş sayılı dosyalarına karşılık ödeme olarak alındığını, davacı tarafça yapılan bu ödeme ile borçlunun borcundan kurtulduğunu, davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak ise, dava konusu senetlerin ödeme amaçlı alındığını, kayıtsız şartsız ödeme vaadini içerdiğini, davacının 2011 yılından bu yana ticaretle uğraştığını, TTK’nın 18.
maddesine göre basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek zorunda olduğunu, senedin müzayaka altında ve hile ile alındığı iddialarının yasal mesnedi bulunmadığını, davacı tarafça yapılan haksız şikayetlerin senetlerin vadesinin yaklaşması ile yapıldığını, senetlerin 29.01.2013 tarihinde alındığını, şikayetlerin ise Mayıs ayında yapıldığını, kanuna karşı hile ve hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumadığını, davacının icra dosyalarının borçlularıyla birlikte ticari faaliyette bulunduğunu, her üç dosyadaki borçlu Havzullah Soyaral'ın davacı ...'ın yanında 2013 yılı Nisan ayına değin SGK'lı işçi gibi gösterildiğini, davacının şikayetten sonuç alamayacağını anlayınca huzurdaki davayı açtığını, İstanbul 8.
İcra Dairesi’nin 2011/20563 Esas sayılı dosyasında davacının başka adresine hacze gelindiğini ifade ettiğini, İcra Mahkemesince takibin devamına karar verildiğini ancak davacının istihkak davası açmadığını, davacının borçlular ile birlikte ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, dava konusu senetlerin kesinleşmiş takipten alınan talimatla gidilen hacizden sonra, ödeme amaçlı olarak ve hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürülmeden verildiğini, iptal edilemeyeceğini savunarak yetkisizlik kararı verilmesi ihtimaline binaen verilen tedbir kararının kaldırılmasına, davanın yetkisizlik nedeniyle, husumet yokluğu nedeniyle reddine, aksi halde hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, %20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., davalı ...'u avukatı olması nedeniyle tanıdığını, bu dava ile hiçbir ilgisinin olmadığını, davacı ... ve avukatı ile telefonda görüştüğünü, babasının da İstanbul'a giderek davacı vekili ile görüştüğünü, kendisinin sehven davalı olarak yazıldığını ve kendisi aleyhine açılan davadan feragat edileceğinin söylendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, kesinleşen icra takibi dolayısı ile alınan talimat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, haciz mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli protokolü düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının tacir olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı istihkak davası açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir hilenin de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar
edilemeyeceği, davacının korkutularak kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan davadan feragat edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın pasif husumet yokluğundan reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/300 Esas sayılı dosyası üzerinden verilen 05.06.2013 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir kararı uygulanmış olduğundan davalı ...'nın alacaklı olduğu 23 adet senet bedeli 92.000,00 TL'nin takdiren %20'si tutarı 18.400,00 TL tazminatın İİK’nın 72/4.
madde ve fıkrası uyarınca davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın haciz esnasında yapılan protokol ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, müzayaka ve ikrah altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a husumet yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin borcundan dolayı yapılan haciz esnasında düzenlenen protokol ve protokole göre imzalanıp verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili, bu protokol ve senetlerin hata, müzayaka ve ikrah altında imzalandığını, davacının böyle bir protokol düzenleme ve senet tanzim etme iradesinin bulunmadığını iddia etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçe ile davalı ... aleyhine açılan davanın esastan, davalı ... aleyhine açılan davanın ise husumetten reddine karar verilmiş, bu hükme yönelen davacı istinaf istemi ise Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddedilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.” düzenlemesini, 39. maddesi ise, “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” düzenlemesini içermektedir.
Tüm dosya kapsamı, soruşturma dosyalarında alınan beyanlar, icra takip dosyaları, protokol, dava konusu senetler, tarafların iddia ve savunmaları ve özellikle dava konusu protokolün ve senetlerin tanzim edildiği anda olay mahallinde bulunan tanık polis memurlarının anlatımlarından (Kemal Taşdemir ve Mahir Varlı’nın dava dosyası içine alınan konu ile ilgili başka bir dava dosyasında mahkeme huzurunda verdikleri beyanlar) davacının manevi cebir, icra tehdit ve baskısı altında, ekonomik özgürlüğünün ve geleceğinin zarar göreceği, itibar kaybına uğrayacağı korkusuyla 29.01.2013 tarihli protokolü ve bu protokole bağlı senetleri imzaladığı anlaşılmaktadır. Öte yandan dava konusu senetlerden altı adedinin davalılardan ...’un avukatlık alacağı ve masraflar için kendisine bırakıldığı beyan ile sabit olup bu senetler bakımından kendisine husumet düştüğü anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu hususlar, yukarıya metni alınan madde hükümleri gözetilerek ve dosya içinde bulunan protokol-temlike ilişkin belge de değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davalı ... hakkında açılan davanın esastan, davalı ... hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi ve bu hükme yönelen istinaf isteminin esastan reddi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13/04/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/789963400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz