Hisse Devrinin İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/7039 E. 2016/3177 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
korkutma↗ sözleşmeden dönme↗ terditli dava↗ aldatma (hile)↗ delillerin toplanmaması↗ hile↗ ortaklar kurulu kararı↗ bedelsizlik↗ basiretli tacir↗ hisse devri↗ tbk 99↗ hak düşürücü süre↗ tacir↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli ortaklar kurulu ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının basiretli tacir gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili, davalının müvekkilinin eşi olduğunu, 2008 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını, 2009 yılında davalı şirketin çıkan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle bedelsiz olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu hisse devrinin hile ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39. maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 39. maddesi “ Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. “ hükmünü haizdir.
Hile, bir kimsenin; davranışı ile diğer şahsı irade beyanında bulunmaya sevk etmek için o şahısta hatalı bir fikrin doğumuna veya teyidine ya da devamına kasten sebebiyet vermesidir. (Prof. Dr. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 2009, s. 92 vd)
Somut olayda, davacı taraf hileyi tazminat davasının sonuçlandığı 04.02.2014 tarihi itibariyle öğrendiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece tarafların delilleri toplanarak, davacının hile olgusunu ne zaman öğrendiği tespit edilerek, davacı tarafın terditli talebi üzerinde de durularak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2 E. 2016/9044 K.
Ortak:korkutma · hile · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · Hisse Devrinin İptali
İncelediğiniz kararda… kan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle «bedelsiz» olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu «hisse devrinin» «hile» ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca «sözleşmeden dönme» haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39. maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli «ortaklar kurulu» ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının «basiretli tacir» gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 39. maddesi “ Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. “ hükmünü haizdir.
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · öğrenme tarihi · sahtelik · sözleşmenin iptali · hisse devir sözleşmesi · limited şirket · taşıyan
Benzer bu karardaDava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5944 E. 2022/2990 K.
Ortak:korkutma · hile · tacir · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli «ortaklar kurulu» ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının «basiretli tacir» gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
… kan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle «bedelsiz» olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu «hisse devrinin» «hile» ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca «sözleşmeden dönme» haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39. maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 39. maddesi “ Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. “ hükmünü haizdir.
Benzer bu kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir «yetkinin» kullanılacağı «korkutmasıyla» sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zarar tehlikesi · istihkak davası · ikrah · müzayaka · istihkak · yapılandırma protokolü · kişilik hakları · malvarlığına ilişkin dava
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın «haciz» esnasında «yapılan protokol» ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a «husumet» yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
Davacı vekili, bu «protokol» ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığını, davacının böyle bir protokol düzenleme ve senet tanzim etme iradesinin bulunmadığını iddia etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/7039 E. , 2016/3177 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada....Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/02/2015 tarih ve 2014/985-2015/75 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 22/03/2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin % 95 payına sahip ortağı olduğunu, 08.03.2013 tarihinde hisselerin tamamının % 5 paya sahip davalı ...'e devredildiğini, şirketin 2001 yılında davacının abisi tarafından kurulduğunu, abinin hisselerinin tamamını davacıya devrettiğini, davalı ...'in şirketin kuruluşunda maddi desteği bulunmadığını, tarafların 2008 yılında davalı ...'ın kişisel borçları nedeniyle anlaşmalı olarak boşandıklarını, şirketin 2009 yılında çıkan yangında büyük zarar gördüğünü, sigorta hakkında tazminat davası açıldığını, sigorta şirketinin tazminatı ödememesi, 6102 Sayılı TTK'nın tek kişilik ortaklığa izin vermesi, açılan tazminat davasının akıbetinin belli olmaması, şirket aleyhine davaların açılması ve fiilen evli olmaları nedeniyle hisselerini bedelsiz olarak devredildiğini, davalının sigorta aleyhine açılan davanın kazanılmasının zor olduğunu, eğer hasar bedelini alabilirlerse müvekkilinin hakkını vereceğini belirttiğini, davalıya güvenilerek hisselerin verildiğini, hisse devrinden sonra davalının ailesi ile ilgisini kestiğini, evliliğin fiilen son bulduğunu, sigorta aleyhine açılan tazminat davasının kazanıldığı öğrenen davacının payını talep ettiğini, davalının hiç bir alacağı olmadığını belirttiğini, hisse devrinin davacı yanıltılarak hile ile yapıldığını, tazminat davasının kazanılması durumunda ödeme yapılacağı konusunda davacının kandırıldığını, hisse devir bedeli 190.000 TL'nin hiç ödenmediğini ileri sürerek, hile nedeniyle 08.03.2013 tarihli hisse devir sözleşmesinin iptalini, 7600 payın davacı adına tescilini, mahkemece talepleri kabul görmediği takdirde, TBK'nın 125.
maddesi uyarınca sözleşmeden dönme haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, tarafların 2008 yılında boşandığını, boşanmadan beş yıl sonra hisse devir sözleşmesinin yapıldığını, davacının serbest iradesi ile hisseleri devrettiğini, hisse devir bedelini nakden aldığını, iddiaların soyut nitelikte olduğunu, hile ve kandırmanın söz konusu bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının hisselerini 08.03.2013 tarihinde davalı ...'e devrettiği, aynı tarihli ortaklar kurulu ile devrin davacının imzası ile onaylandığı, davacının basiretli tacir gibi davranması gerektiği, sözleşmenin yapılmasından itibaren bir yılılk hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili, davalının müvekkilinin eşi olduğunu, 2008 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını, 2009 yılında davalı şirketin çıkan yangında zarar gördüğünü, davalı ...'in sigorta aleyhine açılan davadan herhangi bir sonuç alınamayacağını belirtmesi ve tarafların fiilen evli olması nedeniyle bedelsiz olarak % 95 hissenin devredildiğini, açılan tazminat davasının kazanılması sonucu hisse devrinin hile ile, davacı yanıltılarak yapıldığını öğrendiklerini ileri sürerek, 08.03.2013 tarihli hisse devrinin hile nedeniyle iptalini, hisselerin davacı adına tescilini, olmazsa TBK'nın 125. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme haklarını kullandıklarından devredilen hisselerin müvekkili adına tescilini talep etmiş, mahkemece TBK'nın 39.
maddesine göre hilenin 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği, sözleşme tarihi olan 08.03.2013 ile dava tarihi olan 29.05.2014 tarihi arasında bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 39. maddesi “ Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. “ hükmünü haizdir.
Hile, bir kimsenin; davranışı ile diğer şahsı irade beyanında bulunmaya sevk etmek için o şahısta hatalı bir fikrin doğumuna veya teyidine ya da devamına kasten sebebiyet vermesidir. (Prof. Dr. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 2009, s. 92 vd)
Somut olayda, davacı taraf hileyi tazminat davasının sonuçlandığı 04.02.2014 tarihi itibariyle öğrendiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece tarafların delilleri toplanarak, davacının hile olgusunu ne zaman öğrendiği tespit edilerek, davacı tarafın terditli talebi üzerinde de durularak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/218278600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz