Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6036 E. 2024/2908 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': ['6098/39']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
talebe bağlılık ilkesi↗ irade bozukluğu↗ korkutma↗ ikrah↗ aldatma (hile)↗ kişilik hakları↗ menfi tespit davası↗ illiyet bağı↗ hile↗ bedelsizlik↗ şikayet↗ tespit davası↗ dava şartı yokluğu↗ üçüncü kişi↗ kötü niyet tazminatı↗ olumsuz oy↗ ispat yükü↗ def'i↗ hak düşürücü süre↗ kötü niyet↗ hukuki yarar↗ esastan ret↗ çek↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Polatlı 1.Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI :2018/28 E., 2021/313 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkilinin teyzesinin oğlu olduğunu, müvekkili ile davalı arasında herhangi bir borç alacak ilişkisi olmadığını, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını, senet veya çek düzenlenmesini gerektirecek bir ilişki bulunmadığını, dava dışı tefecilik yapan ...'den faizle para aldığını, ancak her seferinde fazla para istendiğini ve muhtelif senetler imzalatıldığını, elinden davaya konu çeki zor kullanarak ve tehditle alındığını, davalının ceza yargılamasında gerçekte alacaklı olmadığını kabul ettiğini ileri sürerek icra takibine konu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline; %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yanın böyle bir dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacı tarafın iddialarının bir aslı ve dayanağı bulunmadığını, müvekkilinin icra takibine dayanak çekten dolayı davacıdan alacağı bulunduğunu, davacı yanın, yaklaşık 3 yıldır ... ve ... isimli kişilerle ilişki içinde olduğunu, davacı ...'ın emekli bir jandarma astsubayı olduğunu, icra takip tarihi olan 03.05.2016 tarihine kadar neden beklediğini, suçlu olduğunu ileri sürdüğü kişileri neden ve niçin şikayet etmediğini, tehditten ve sair baskılardan yeni mi kurtulmuş olduğunu, iddiaların asılsız ve dayanaksız olduğunu, borcunu ödememek ve icra takibini sürüncemede bırakmak maksadıyla böyle bir dava açtığını, davasında haksız ve kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hak düşürücü süreyi düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır'' hükmünü içerdiği, o halde, hak düşürücü sürenin geçmiş olması halinde işin esasının incelenemeyeceği, 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin davalıya verildiği ve davanın 22.01.2018 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih ile senet tanzim tarihi arasında yaklaşık 2 yıl kadar bir süre bulunduğu, davalı aleyhine Polatlı 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu nazara alındığında davaya kaynaklık teşkil eden tehdit unsurunun ortadan kalkmadan bu şikayette bulanamayacağı, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin bedelsizlik iddiasına dayandığını, çeki misliyle ödediğini, davanın menfi tespit davası olup hak düşürücü süre bulunmadığını, mahkeme tarafların talep konuları hakkında olumlu veya olumsuz karar belirtmemiş olup başkaca bir hukuki sebep dayanak gösterilerek talebe bağlılık ilkesi ihlal edildiğini, gerekçeli kararda gösterilen hukuki sebepte yer alan irade bozukluğunun davanın tarafları için söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı, sunulan belgeler ve anlatımlarından davacının, davalının da içinde bulunduğu bir grup tarafından tehdit edilerek baskı sonucu 2016 yılında senedi düzenlendiği, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin, 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinde belirtilen bir yıllık süre içinde karşı tarafa ulaştırılması gerektiği, sözleşmeyle bağlı olmama bildiriminde (iptal hakkı) bir yıllık kısa süre, iradeyi sakatlayan sebeplerin öğrenilmesi veya korkunun etkisinin ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, hile, ikrahın her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), irade bozukluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin (korkutma) önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, çek nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de ispat yükü üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, takibe ve davaya konu çekin iradeyi sakatlayan sebeplerle düzenlenip düzenlenmediği, burada varılacak sonuca göre davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 37,38 ve 39 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava, korkutma ve tehdit nedeniyle düzenlenen çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin davalıya verildiği ve davanın 22.01.2018 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih ile senet tanzim tarihi arasında yaklaşık 2 yıl kadar bir süre olduğu, ayrıca davalı aleyhine Polatlı 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir.
İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca, korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda davacı, olayın meydana geldiğini beyan ettiği 2016 yılı içerisinde 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin tehditle alındığı iddiası ile 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur. Bu durumda davacının 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu durumda, mahkemece davacının menfi tespit davasını süresinde açtığının kabulü ile uyuşmazlığın esasına girerek dosyada tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Tespit | Hisse devrinin iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3938 E. 2023/2926 K.
Ortak:irade bozukluğu · korkutma
İncelediğiniz kararda… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «hak düşürücü süreyi» düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı ol …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «bedelsizlik» iddiasına dayandığını, çeki misliyle ödediğini, davanın «menfi tespit davası» olup «hak düşürücü süre» bulunmadığını, mahkeme tarafların talep konuları hakkında olumlu veya «olumsuz» karar belirtmemiş olup başkaca bir hukuki sebep dayanak gösterilerek «talebe bağlılık ilkesi» ihlal edildiğini, gerekçeli kararda gösterilen hukuki sebepte yer alan «irade bozukluğunun» davanın tarafları için söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «feragatın» davaya «son» veren taraf işlemi olduğu, karşı tarafın veya mahkemenin «muvafakatine» bağlı olmadığı, davacının iradesinin sakatlandığını iddia ettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 uncu ve devamı maddelerinde «irade bozuklukları» üst başlığı ile yanılma, aldatma, «korkutmanın» düzenlendiği, somut olayda Mahkemece hüküm verilip dosyadan el çekilmiş olduğu, davacının buna ilişkin talebinin değerlendirilmesinin ve yeniden hüküm kurmasının m …
Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde özetle; «feragat» dilekçesinin «irade bozukluğu» nedeniyle «geçersiz» olduğunu, bu dilekçeyi verirken diğer davalar ile birlikte uzlaşma zemini olacağının düşünüldüğünü, ancak aldatılarak iradesinin sakatlandığını, Azerbaycan doğumlu …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «feragat» beyanının «irade bozukluğu» iddiası ile verildiğinden mahkeme kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:irade sakatlığı · hisse devrinin iptali · davadan feragat · hisse devri · muvafakat · mahsup · feragat · geçersizlik
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında borç alacak «mahsuplaşması» ve yeni bir düzenleme yapılacağı düşüncesiyle iradesinin fesada uğradığını, «feragat» beyanının «irade sakatlanması» nedeniyle «geçersiz» olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Taraflar arasındaki tespit ve «hisse devrinin iptali» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın «feragat» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı asılın «davadan feragat» etmesi nedeniyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «feragatın» davaya «son» veren taraf işlemi olduğu, karşı tarafın veya mahkemenin «muvafakatine» bağlı olmadığı, davacının iradesinin sakatlandığını iddia ettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 uncu ve devamı maddelerinde «irade bozuklukları» üst başlığı ile yanılma, aldatma, «korkutmanın» düzenlendiği, somut olayda Mahkemece hüküm verilip dosyadan el çekilmiş olduğu, davacının buna ilişkin talebinin değerlendirilmesinin ve yeniden hüküm kurmasının m …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2 E. 2016/9044 K.
Ortak:korkutma · hile · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «hak düşürücü süreyi» düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı ol …
Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına «şikayette» bulunduğu nazara alındığında davaya kaynaklık teşkil eden tehdit unsurunun ortadan kalkmadan bu şikayette bulanamayacağı, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar «hak düşürücü sürenin» dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · öğrenme tarihi · sahtelik · sözleşmenin iptali · hisse devir sözleşmesi · limited şirket · taşıyan
Benzer bu karardaDava, hata ve «hile» iddiasına dayalı «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin davacıya iadesi istemlerine ilişkindir.
Sözleşmesinin geçerli olduğu, «hile» ve hata iddiasının «hak düşürücü süre» içerisinde ileri sürülmediği ve ispatlanamadığı zira, bizzat tarafların imzalarını «taşıyan» ve herhangi bir şekilde «sahteliği» iddia edilmeyen sözleşme ile şirket hisselerinin bedel karşılığı satılarak devrinin yapıldığı, hilenin bulunmadığı, davanın ispatlanamadığı ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 39/... maddesi uyarınca “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak ... yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Bu itibarla, mahkemece öncelikle deliller toplanmak sureti ile davacının «öğrenme tarihi» belirlenerek bu tarihten itibaren başlayacak olan ... yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı tespit edilip, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde de işin esasına girilmek sureti ile hata ve «hilenin» somut olayda bulunup bulunmadığı husunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5944 E. 2022/2990 K.
Ortak:korkutma · ikrah · kişilik hakları · hile · üçüncü kişi · dava şartı
İncelediğiniz kararda… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinde belirtildiği üzere «korkutmadan» (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının «kişilik haklarına» veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, «illiyet bağının» bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «hak düşürücü süreyi» düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı ol …
Benzer bu kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın «haciz» esnasında «yapılan protokol» ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a «husumet» yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zarar tehlikesi · istihkak davası · müzayaka · istihkak · yapılandırma protokolü · malvarlığına ilişkin dava · davadan feragat · pasif husumet yokluğu
Benzer bu kararda… limat uyarınca takip dosya borçlusu dava dışı Mehmet Münir Tüzün'ün adresine alacaklı ... vekili Av. ..., icra memuru, polis memurları ile birlikte hacze gidildiği, «haciz» mahallinde davacı ...'ın bulunduğu, kendisinin borçla ilgisinin olmadığını belirttiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söylediği, mahalde yapılan araştırmada borçluya ait belgelerin bulunması üzerine alacaklı vekilinin istemi ile işyerinde bulunan tekstil ürünlerinin haciz işlemi için sayımına başlandığı, işlemlerin uzun sürdüğü, davacı ...'ın haciz ve muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili ile anlaşma yoluna gittiği, 29.01.2013 tarihli «protokolü» düzenledikleri ve bu protokol uyarınca icra dosyaları ile ilgili olarak 30 adet her biri 4.000,00'er TL tutarlı ödeme senetlerini davacı ...'ın imzalayarak alacaklı vekiline verdiği, alacaklı vekilinin de haciz ve muhafaza işlemi yapmaktan vazgeçtiği, davacının «tacir» olup yapmış olduğu işlemlerin anlam ve sonuçlarını idrak edebilecek durumda olduğu, muhafaza işlemine karşı «istihkak davası» açma imkanının bulunduğu, ancak davacının bu imkanı kullanma yolunu seçmediği, alacaklı tarafla anlaşma yoluna gittiği, davacının hataya düşürülmesinin söz konusu olmadığı, herhangi bir «hilenin» de bulunmadığı, savcılık soruşturma dosyalarında ifade edildiği üzere yapılan işlemlerin yasa ve usule uygun olduğu, davacının davaya konu takip borcunu ödemek amacı ile borca karşılık 30 adet sıralı senet verdiği, bonoların ve protokolün haciz baskısı altında imzalandığı yönündeki iddiasına itibar edilemeyeceği, davacının «korkutularak» kendisine senet imzalatıldığı iddiasını kanıtlayamadığı, haciz tutanağı ve protokolden korkutma halinin gerçekleşmediği, davalı ... aleyhine açılan «davadan feragat» edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine, koşulları oluşmadığından bu davalının tazminat talebinin reddine, davalı ... aleyhinde açılan davanın esastan reddine, Bakırköy 5.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın «haciz» esnasında «yapılan protokol» ve protokole göre düzenlenip verilen senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup protokol ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığı hukuki nedenine dayandığı, maddi vakıaya ilişkin benzer konularda aynı tanıkların başka mahkemelerce dinlenildiği ve ifadelerinin dosyaya alındığının anlaşıldığı, protokole konu tüm takiplerin davalı ...’nın alacaklı bulunduğu takipler hakkında olduğu, davacının haciz tutanağının yırtıldığına ilişkin yazılı kanıt sunamadığı, protokolü icra dosyaları borcu nedeniyle kendisinin düzenleyerek davalı yana verdiği, alacaklı ...'ya borçlu bulunmadığının tespiti yönündeki isteminin yerinde olmadığı, vekil olan davalı ...’a «husumet» yöneltilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesi, “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin «kişilik haklarına» ya da «malvarlığına» yönelik ağır ve yakın bir «zarar tehlikesinin» doğduğuna inanmakta haklı ise, «korkutma» gerçekleşmiş sayılır.
Davacı vekili, bu «protokol» ve senetlerin hata, «müzayaka» ve «ikrah» altında imzalandığını, davacının böyle bir protokol düzenleme ve senet tanzim etme iradesinin bulunmadığını iddia etmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4435 E. 2021/6065 K.
Ortak:korkutma · bedelsizlik · hak düşürücü süre · menfi tespit · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin «bedelsizlik» iddiasına dayandığını, çeki misliyle ödediğini, davanın «menfi tespit davası» olup «hak düşürücü süre» bulunmadığını, mahkeme tarafların talep konuları hakkında olumlu veya «olumsuz» karar belirtmemiş olup başkaca bir hukuki sebep dayanak gösterilerek «talebe bağlılık ilkesi» ihlal edildiğini, gerekçeli kararda gösterilen hukuki sebepte yer alan «irade bozukluğunun» davanın tarafları için söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «hak düşürücü süreyi» düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da «korkutulma» sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı ol …
… in ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, «hile», «ikrahın» her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), «irade bozukluğunun» öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık «hak düşürücü süre» içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin («korkutma») önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, «çek» nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de «ispat yükü» üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle d …
Benzer bu kararda2015 tarihinde yani senedin tanzim tarihinden dört yıl sonra açıldığı, davacının «bononun» tehdit ve psikolojik baskısı ile düzenletildiği iddiasında bulunulduğu, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği vakıalarla bağlı olduğu, TBK'nın 31. maddesi gereğince «korkutma» sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık «hak düşürücü süre» içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı tarafa usulüne uygun olarak bildirmediğinden ve bu süre de geçmiş olduğu anlaşıldığından TBK'nın 39. maddesi gereğince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 düzenlemesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın TBK'nın 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süreden sonra açılmış olması sebebiyle HMK'nun 114/2. ve 115/2. maddeleri uyarınca «usulden reddine» karar verilmiştir.
2-Davacı, dava konusu «bononun» dava dışı şirkete verdiği zarar sebebiyle tehdit altında alındığını ve söz konusu zarardan işe «iade davası» sonucunda davacının sorumlu olmadığının ortaya çıktığı böylece bononun «bedelsiz» kaldığını iddia etmiş, bölge adliye mahkemesince davacının tehdite yönelik iddiasının «hak düşürücü süre» yönünden reddine karar verilmiş ancak «bedelsizlik iddiası» üzerinde durulmamıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacı aleyhine 13.07.2011 tarihinde icra takibi başlatıldığı, bunun üzerine davacı tarafından 15.07.2011 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğu, davacı iş akdinin haksız feshi nedeniyle işe iade davasını da 22.07.2011 tarihinde açıldığı, «menfi tespit» davasının ise 23.12.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bedelsizlik iddiası · iade davası · lehtar · kötüniyet tazminatı · ciro · bono · usulden reddi · kötüniyet
Benzer bu kararda… bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının çalıştığı iş yerinde yapılan bir satış nedeniyle meydana geldiği iddia edilen zarardan dolayı davalı ...'in «lehtar» gösterilerek dava konusu «bononun» düzenlendiği, bononun diğer davalı ...'ya «ciro» edildiği ve icra takibi başlatıldığı, davalıların ceza soruşturmasındaki beyanlarına göre icra takibine dayanak bono nedeniyle davacının davalılara herhangi bir bo …
2-Davacı, dava konusu «bononun» dava dışı şirkete verdiği zarar sebebiyle tehdit altında alındığını ve söz konusu zarardan işe «iade davası» sonucunda davacının sorumlu olmadığının ortaya çıktığı böylece bononun «bedelsiz» kaldığını iddia etmiş, bölge adliye mahkemesince davacının tehdite yönelik iddiasının «hak düşürücü süre» yönünden reddine karar verilmiş ancak «bedelsizlik iddiası» üzerinde durulmamıştır.
A.Ş 'ye ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra takibine dayanak teşkil eden bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davalılar aleyhine «kötüniyet tazminatına» karar verilmiştir.
2015 tarihinde yani senedin tanzim tarihinden dört yıl sonra açıldığı, davacının «bononun» tehdit ve psikolojik baskısı ile düzenletildiği iddiasında bulunulduğu, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği vakıalarla bağlı olduğu, TBK'nın 31. maddesi gereğince «korkutma» sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık «hak düşürücü süre» içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı tarafa usulüne uygun olarak bildirmediğinden ve bu süre de geçmiş olduğu anlaşıldığından TBK'nın 39. maddesi gereğince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 düzenlemesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın TBK'nın 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süreden sonra açılmış olması sebebiyle HMK'nun 114/2. ve 115/2. maddeleri uyarınca «usulden reddine» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/6036 E. , 2024/2908 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/614 Esas,2022/803 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Polatlı 1.Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2018/28 E., 2021/313 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkilinin teyzesinin oğlu olduğunu, müvekkili ile davalı arasında herhangi bir borç alacak ilişkisi olmadığını, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını, senet veya çek düzenlenmesini gerektirecek bir ilişki bulunmadığını, dava dışı tefecilik yapan ...'den faizle para aldığını, ancak her seferinde fazla para istendiğini ve muhtelif senetler imzalatıldığını, elinden davaya konu çeki zor kullanarak ve tehditle alındığını, davalının ceza yargılamasında gerçekte alacaklı olmadığını kabul ettiğini ileri sürerek icra takibine konu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline; %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yanın böyle bir dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacı tarafın iddialarının bir aslı ve dayanağı bulunmadığını, müvekkilinin icra takibine dayanak çekten dolayı davacıdan alacağı bulunduğunu, davacı yanın, yaklaşık 3 yıldır ... ve ... isimli kişilerle ilişki içinde olduğunu, davacı ...'ın emekli bir jandarma astsubayı olduğunu, icra takip tarihi olan 03.05.2016 tarihine kadar neden beklediğini, suçlu olduğunu ileri sürdüğü kişileri neden ve niçin şikayet etmediğini, tehditten ve sair baskılardan yeni mi kurtulmuş olduğunu, iddiaların asılsız ve dayanaksız olduğunu, borcunu ödememek ve icra takibini sürüncemede bırakmak maksadıyla böyle bir dava açtığını, davasında haksız ve kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hak düşürücü süreyi düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi ''yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır'' hükmünü içerdiği, o halde, hak düşürücü sürenin geçmiş olması halinde işin esasının incelenemeyeceği, 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin davalıya verildiği ve davanın 22.01.2018 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih ile senet tanzim tarihi arasında yaklaşık 2 yıl kadar bir süre bulunduğu, davalı aleyhine Polatlı 1.
Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu nazara alındığında davaya kaynaklık teşkil eden tehdit unsurunun ortadan kalkmadan bu şikayette bulanamayacağı, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin bedelsizlik iddiasına dayandığını, çeki misliyle ödediğini, davanın menfi tespit davası olup hak düşürücü süre bulunmadığını, mahkeme tarafların talep konuları hakkında olumlu veya olumsuz karar belirtmemiş olup başkaca bir hukuki sebep dayanak gösterilerek talebe bağlılık ilkesi ihlal edildiğini, gerekçeli kararda gösterilen hukuki sebepte yer alan irade bozukluğunun davanın tarafları için söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı, sunulan belgeler ve anlatımlarından davacının, davalının da içinde bulunduğu bir grup tarafından tehdit edilerek baskı sonucu 2016 yılında senedi düzenlendiği, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin, 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinde belirtilen bir yıllık süre içinde karşı tarafa ulaştırılması gerektiği, sözleşmeyle bağlı olmama bildiriminde (iptal hakkı) bir yıllık kısa süre, iradeyi sakatlayan sebeplerin öğrenilmesi veya korkunun etkisinin ortadan kalkmasıyla başladığı, şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabileceği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, hile, ikrahın her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılmasınında hiç bir şekle bağlı olmadığı, sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin (iptal hakkı), irade bozukluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabileceği, somut olay bakımından 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesindeki sürenin hesabında çekin gerçekte tanzim tarihi olan 30.04.2016 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanmasının doğru ve adil olacağı, zira, iradeyi sakatlayan nedenin (korkutma) önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabileceği, olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği anın, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği an olduğu, davacı aleyhine çeke dayalı 03.05.2016 tarihinde icra takibine girişildiği, bunun üzerine davacı tarafından 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, çek nedeniyle borçsuzluğun tespiti davasının ise 22.01.2018 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden ve icra takibinden iki yıl sonra açtığı, bu durumda davacının, " cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması", tehdit edici konumunda rahatlatıcı bir unsur kabul edilerek, senedin düzenlenmesinden dava tarihine kadar olan süre zarfında sürekli korkutma yaşandığının kabul edilmeyerek, davacının davanın açıldığı tarihten önce tehlikeden uzaklaştığı sonucuna varılmalı, tehdit hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında tehdidin vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, davacı yanca icra takibine konu çekin tanzim tarihinin 2016 olduğu, 250.000,00 TL'lik çekin davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, korkutma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediği ve bu süre de geçmiş olduğu, özellikle de ispat yükü üzerinde olan davacının davayı bir yıllık hak düşürücü sürede açmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, takibe ve davaya konu çekin iradeyi sakatlayan sebeplerle düzenlenip düzenlenmediği, burada varılacak sonuca göre davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 37,38 ve 39 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava, korkutma ve tehdit nedeniyle düzenlenen çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin davalıya verildiği ve davanın 22.01.2018 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih ile senet tanzim tarihi arasında yaklaşık 2 yıl kadar bir süre olduğu, ayrıca davalı aleyhine Polatlı 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın tarihinin de 14.11.2017 olduğu, bu davanın açılması yönünde davacının 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu, davacının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu tarihte tehdit unsurunun ortadan kalktığının düşünülmesi halinde dahi bu tarihten itibaren eldeki davanın açılma tarihine kadar hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir.
İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca, korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda davacı, olayın meydana geldiğini beyan ettiği 2016 yılı içerisinde 30.04.2016 keşide tarihli 250.000,00 TL bedelli çekin tehditle alındığı iddiası ile 06.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur. Bu durumda davacının 6098 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu durumda, mahkemece davacının menfi tespit davasını süresinde açtığının kabulü ile uyuşmazlığın esasına girerek dosyada tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060071100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz