Menfi tespit | Davanın reddi | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/4546 E. 2022/389 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aval↗ istinaf başvurusunun reddi↗ ciranta↗ münhasırlık↗ kötü niyet tazminatı↗ kötü niyet↗ çek↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; takibe konu 30/10/2013 tarih ve 25.000,00 TL bedelli çekte davacıyı borçlandırır şekilde aval imzası veya ciranta olmadığı, 30/11/2013 tarihli 66.656,00 TL bedelli çekteki aval veren imzasının davacıya ait olmadığı ve dolayısıyla bu çekler nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüyle söz konusu çekler ve icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 25.000,00 TL bedelli çek için İİK. md. 72 uyarınca kötü niyet tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; duruşma yapılarak dava konusu 2 adet çekin keşide tarihlerinden önceki tarihlere ait dosyada bulunan belge asılları ile birlikte davacı adına atfen atılan imzaların davacıya ait olup olmadığı hususunda grofolog bilirkişiden alınan rapordaki imzaların davacı elinden çıkmadığı tespitinin isabetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, takibe konu iki adet çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek 1498820 numaralı çekteki imzaların davalı elinin ürünü olup olmadığının tespiti yönünde araştırma yapılarak grofolog bilirkişiden rapor alınmış gerekçesinde bu delile dayanarak ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde inceleme yapılması ve gerekçe genişletilmiş olması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu durum ise kanuna açık bir aykırılık oluşturur ve re’sen bozma nedeni teşkil eder.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarıda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, yeniden esas hakkında bir karardır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5070 E. 2021/4974 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:lehtar · kambiyo senedi · eş rızası · ispat yükü · keşideci · bono · bilirkişi incelemesi · ticari defter
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı şirketin dava konusu bonoların şirket kasasından «rızası» dışında çıktığı ve davalı yanca tarafların herhangi bir borç-alacak ilişkisi bulunmamasına rağmen doldurularak takibe konulduğunu ileri sürmek suretiyle borcun varlığını inkar ettiği sabit olduğundan «ispat yükünün» davalı üzerinde olduğu, davaya konu senetlerin düzenlendiği tarihin tanzim tarihlerinin şirket hisse devir tarihinden sonra olması değerlendirildiğinde, davalının temel ilişkiyi ispat etmesi gerektiği, senetlerdeki imzaların dava dışı ...'ye ait olduğu, ispat yükü üzerinde olan davalıca ...'nin şirketi borç altına sokacak «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi olduğuna ilişkin bir delil ileri sürülemediği, davacı şirketin «ticari defterlerinde» yapılan «bilirkişi incelemesinde» de davacı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve ticari defterlerinde davaya konu bonolara ilişkin kayıt olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar ve …
Bölge adliye mahkemesince, dava konusu bonoların, tanzim tarihinin 28.03.2011 tarihi olduğu, «keşidecisinin» davacı şirket «lehtarının» davalı ... olduğu, her birinin değerinin 250.000,00.- TL olduğu, bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı şirket adına «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde yapılan araştırma sonucunda gelen vekaletname örneğine göre, davacı şirket adına Nida Kavi'nin 11.03.2011 tarihinde dava dışı ..., ...,...ve ...'u vekil tayin ettiği, sözkonusu vekaletnamede kambiyo senedi düzenleme «yetkisinin» olmadığı, dosya içerisinde yer alan bilgilere göre ve Cumhuriyet Savcılığı dosyasındaki bilgilere göre söz konusu bonolardaki imzaların vekil ... tarafından imzalandığının anlaşıldığı, bu durumda tanzim tarihi itibariyle yetkili olmayan kişi tarafından söz konusu «bonolar» tanzim edildiğinden davacı şirketin bu bonolar nedeniyle borçlu olması hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde araştırma yapılmış, buna ilişkin vekaletname istenmiş, böylece yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile day …
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4573 E. 2022/125 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Tüm bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ödeme savunması · borç ikrarı · imza inkarı · delil niteliği · tahkikat · borçlu olunmadığının tespiti · mutabakat · ikrar
Benzer bu karardaMahkemece tüm dosya kapsamına göre, «menfi tespit» davalarında genel olarak «ispat yükünün» alacaklı olduğunu beyan eden davalıda olduğu, ancak alacaklının elinde «imzası inkar» edilmemiş senet ya da «borç ikrarını» içeren belge varsa ispat yükünün tekrar borçlu olan davacıya geçtiği, alınan ve yeterli görülen bilirki raporunda da kısmen değinildiği gibi «mutabakat» «protokolü» varsa da bunun yeterli olmadığı, davacıların parayı ödediği ve borcu olmadığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada yeni «delil niteliğine» sahip tespitler yapılacak şekilde bilirkişi raporu alınmak sureti ile dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme («tahkikat») yapılması halinde verilmesi gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
… davacı tarafça dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın istinaf dilekçesinde de bu ödemelerin gayri resmi kayıtlarda yer aldığının belirtildiği yani resmi olarak tutulan «defterlerde» yer almadığının dolaylı yoldan kabul edildiği, dolayısıyla dava dilekçesinde bahsedilen «ödeme savunmasının» kanıtlanmamış olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı gerekçesiyle davacı v …
1- Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle girişilen «ipotek» belgesine dayalı icra takibi nedeniyle «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davacının iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:istinaf incelemesi · kefalet · genel kredi sözleşmesi · temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · kefil · bilirkişi incelemesi · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · tahkikat · denetime elverişlilik · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5823 E. 2023/5555 K.
Ortak:ciranta · çek
İncelediğiniz karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; takibe konu 30/10/2013 tarih ve 25.000,00 TL bedelli çekte davacıyı borçlandırır şekilde «aval» imzası veya «ciranta» olmadığı, 30/11/2013 tarihli 66.656,00 TL bedelli çekteki aval veren imzasının davacıya ait olmadığı ve dolayısıyla bu çekler nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüyle söz konusu çekler ve icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 25.000,00 TL bedelli «çek» için İİK. md.
Benzer bu karardaH.D.) Dairemizin 10.04.2017 tarih, 2016/7951 E. ve 2017/2897 K. sayılı kararıyla davanın 21.11.2014 tarihli çekteki «lehtar» «ciranta» imzasının sahte olması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» ilişkin olduğu, imza inkârı hususunda yapılacak inceleme teknik bir inceleme olup keşide tarihinden önceki ve «keşide tarihine» yakın imza asılları getirtilerek usulüne uygun «imza incelemesi» yapılması gerekirken bu konuda hiçbir araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu «çek» üzerinde yer alan imzanın davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu alındığı, şirket yetkilisine atfen kaşe üzerine atılmış imzanın mevcut mukayese imzalara kıyasla şirket yetkilisi Mesut Karakuş'un eli ürünü olmadığının bilirkişi raporu ile belirlendiği, çekin «hırsızlık» sonucu davacının elinden çıkmış olduğu, davacının ilgili çekte cirosunun olmadığı, davalı şirketin ne ciroyu ne de faturaları incelemeden çeki 3. kişiden aldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 21.11.2014 tarihli 12.500,00 TL bedelli çekten dolayı davacının davalıya borcunun olmadığının tespitine ve «çekin istirdatına» karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, çekteki «lehtar» «ciranta» imzasının sahte olup olmadığına ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çekin istirdadı · ciro silsilesi · keşide tarihi · ağır kusur · imza incelemesi · borçlu olunmadığının tespiti · hırsızlık · lehtar
Benzer bu karardaH.D.) Dairemizin 10.04.2017 tarih, 2016/7951 E. ve 2017/2897 K. sayılı kararıyla davanın 21.11.2014 tarihli çekteki «lehtar» «ciranta» imzasının sahte olması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» ilişkin olduğu, imza inkârı hususunda yapılacak inceleme teknik bir inceleme olup keşide tarihinden önceki ve «keşide tarihine» yakın imza asılları getirtilerek usulüne uygun «imza incelemesi» yapılması gerekirken bu konuda hiçbir araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin iyi niyetli «hamil» olduğunu ve «ağır kusuru» bulunmadığını, senedin önceki hamilin elinden «rızası» hilafına çıktığını bilebilecek durumda olmadığını, bu nedenle iyi niyetli hamil olarak korunması gerektiğini, dava konusu çekin 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun 9 uncu maddesine uygun şekilde «teslim» alındığını, çekteki «ciro silsilesinin» düzgün olduğunu, çekte «imza incelemesi» yapılmasının sonucu değiştirmeyeceğini, mukayese imzaların olduğu bazı evrakların fotokopi olduğunu, fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılmasının mümkün olamayacağını, mukayese imzaya esas bazı evrakların çekteki imza tarihine yakın tarihli evraklar olmadığını, Adli Tıp Kurumunun grofoloji bölümünün imza incelemesinde «son» mercii olarak kabul edilerek bu rapora üstünlük tanınarak sonuca gidilemeyeceğini, zira iki rapor alındığını ve Mahkemece her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmediğini, «eksik inceleme» ile karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu «çek» üzerinde yer alan imzanın davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu alındığı, şirket yetkilisine atfen kaşe üzerine atılmış imzanın mevcut mukayese imzalara kıyasla şirket yetkilisi Mesut Karakuş'un eli ürünü olmadığının bilirkişi raporu ile belirlendiği, çekin «hırsızlık» sonucu davacının elinden çıkmış olduğu, davacının ilgili çekte cirosunun olmadığı, davalı şirketin ne ciroyu ne de faturaları incelemeden çeki 3. kişiden aldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 21.11.2014 tarihli 12.500,00 TL bedelli çekten dolayı davacının davalıya borcunun olmadığının tespitine ve «çekin istirdatına» karar verilmiştir.
Değerlendirme 1.Dava, 21.11.2014 tarihli ve 12.500,00 TL bedelli, 1147275 numaralı çekteki «lehtar» «ciranta» imzasının sahte olması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/4546 E. , 2022/389 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17.10.2017 tarih ve 2014/1078 E. - 2017/1116 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.12.2019 tarih ve 2018/227 E. - 2019/2325 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, icra müdürlüğünün takip dosyası ile 66.656,00 TL ve 25.000,00 TL bedelli 2 adet çeke dayanılarak müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, bu çeklerden 30/11/2013 düzenleme tarihli 66.656,00 TL bedelli çekte müvekkilinin aval veren olarak gösterildiğini, ancak imzanın müvekkiline ait olmadığını, 30/10/2013 düzenleme tarihli 25.000,00 TL bedelli çekte ise imza yada cirosunun bulunmadığını ve borcu olmadığını belirterek, söz konusu çekler ve takip dosyası nedeniyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kendisini dava dışı şirket yetkilisi ve sahibi olarak tanıtan davacının müvekkili şirket yetkilisine ... ve davalı vekillerinden Av. ...'e borcu ödeyeceğini söylediğini, 03/05/2010 tarihli protokolü faksladığını, 65.656,00 TL bedelli çekin davacı tarafından Jir Mir İnş. Tarım Orman Oto San. Tic. Ltd. Şti.'nin borcu için davalı şirket sorumlusu ...'in önünde bizzat düzenlenerek ve imzalanarak davacı tarafından verildiğini, davacının keşideci gibi sorumlu olduğunu ileri sürerek davanın reddine ve tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; takibe konu 30/10/2013 tarih ve 25.000,00 TL bedelli çekte davacıyı borçlandırır şekilde aval imzası veya ciranta olmadığı, 30/11/2013 tarihli 66.656,00 TL bedelli çekteki aval veren imzasının davacıya ait olmadığı ve dolayısıyla bu çekler nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüyle söz konusu çekler ve icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 25.000,00 TL bedelli çek için İİK. md. 72 uyarınca kötü niyet tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; duruşma yapılarak dava konusu 2 adet çekin keşide tarihlerinden önceki tarihlere ait dosyada bulunan belge asılları ile birlikte davacı adına atfen atılan imzaların davacıya ait olup olmadığı hususunda grofolog bilirkişiden alınan rapordaki imzaların davacı elinden çıkmadığı tespitinin isabetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, takibe konu iki adet çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek 1498820 numaralı çekteki imzaların davalı elinin ürünü olup olmadığının tespiti yönünde araştırma yapılarak grofolog bilirkişiden rapor alınmış gerekçesinde bu delile dayanarak ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde inceleme yapılması ve gerekçe genişletilmiş olması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu durum ise kanuna açık bir aykırılık oluşturur ve re’sen bozma nedeni teşkil eder.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarıda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, yeniden esas hakkında bir karardır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 18/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davalının alacaklı olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine delil toplayan Bölge Adliye mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır. Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.
HMK’daki konuya dair düzenleme:
Duruşma yapılması ve karar verilmesi (2)
MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
7251 sayılı kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir. Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır.
Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Dairemizce işin esasına girilerek sair temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle usul bozulması yapılması şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.18.01.2022
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/742081700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz