Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/7703 E. 2022/1619 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari teamül↗ istinaf başvurusunun reddi↗ teamül↗ tahkikat↗ ticari defter ve kayıtlar↗ ticari defter kayıtları↗ münhasırlık↗ ek prim↗ ispat yükü↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ hmk 353(1)b-2↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri teslimine ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek primine ilişkin olduğu iddiasını ispat yükünün davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir teamülün varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı ticari defter ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacağın tahsili istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, tahkikat yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır. Yapılan inceleme sonucunda ise istinaf aşamasında alınan bilirkişi raporuyla ilk defa tespit edilen delillere de dayanılarak İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir. Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar”
olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6659 E. 2023/6322 K.
Ortak:ticari teamül · istinaf başvurusunun reddi · teamül · tahkikat · münhasırlık · ek prim · ispat yükü · bilirkişi incelemesi · Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı «ticari defter» ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek «prim» faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve …
Bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır.
Benzer bu kararda… KEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.04.017 tarihli ve 2014/26 E., 2017/130 K. sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30.04.2012 tarihinde başlayıp 10.01.2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10.01.2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 253.789,20 TL'nin 10.000,00 TL'sine «temerrüt tarihi» olan 02.11.2012 tarihinden, 243.789,00 TL'sine ise «ıslah» tarihi olan 27.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yıllık «ticari avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Diğer faturaların kabul edilmesinin taraflar arasında bu konuda bir «ticari teamül» olduğunu gösterdiğini, 4.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2017/2141 E., 2020/616 K. sayılı kararıyla taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı «ticari defter» ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek «prim» faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:prim alacağı · ticari temerrüt faizi · harcın tamamlanması · ticari defter incelemesi · i̇i̇k 258 · ticari avans faizi · temerrüt tarihi · ciro
Benzer bu kararda… larda satıldığı, taraflar arasındaki satıma dayalı ilişkinin 13.07.2012 ila 10.01.2014 tarihleri arasında sürdüğü, yazılı bir sözleşme olmadığı, davacının ödenmeyen «258».211,10 TL alacağının tahsili için 10.000,00 TL bedelli dava açtığı, tarafların «ticari defter» ve kayıtlarının incelenmesi ile cari hesaba göre davacı alacağının 253.789,20 TL olduğu, davacının davasını «ıslah» ederek, 243.789,20 TL olarak «harcı tamamladığı», davalının bu bedelden "destek «prim»" açıklamalı olarak düzenlediği, 26.09.2012 tarihli 168.909,84 TL ve 26.09.2012 tarihli 84.879,36 TL bedelli iki adet faturadan kaynaklı uyuşmazlığın incelenmesinde, davacı kayıtlarında bu faturanın bulunmadığı, davalı tarafça gönderilen bu faturaların iade edildiği, davalı tarafça delil olarak sunulan taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarının incelenmesinde, toplam «cironun» 21.507,559 TL olması halinde %1 prim faturasının mümkün olabileceğinin belirtildiği, yıllar içinde davacı tarafın bu ciroya ulaşamadığının tespit edildiği, bu durumda davalı tarafça «prim alacağına» hak kazandığının ispatlanmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, 10.000,00 TL'nin «temerrüt tarihi» olan 02.11.2012 tarihinden itibaren, 243.789,20 TL'nin ıslah tarihi olan 27.06.2016 tarihlerinden itibaren işleyecek yıllık «ticari temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
… KEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.04.017 tarihli ve 2014/26 E., 2017/130 K. sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30.04.2012 tarihinde başlayıp 10.01.2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10.01.2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 253.789,20 TL'nin 10.000,00 TL'sine «temerrüt tarihi» olan 02.11.2012 tarihinden, 243.789,00 TL'sine ise «ıslah» tarihi olan 27.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yıllık «ticari avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince davalı şirketin «defter» kayıtlarının yerinde incelenmediğini, yalnızca davacı «ticari defterlerinin incelendiğini», 2.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/434 E. 2021/941 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince bu yöne ilişkin istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bankacılık alanında uzman bir bilirkişiden yeni bir rapor alınmıştır.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil kefil · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · istirdat · kötü niyet
Benzer bu kararda… davalı banka arasında 13/04/2010 tarihinde kredi genel sözleşmesi imzalandığı ve bu kredi çerçevesinde ...’a taşıt kredisi kullandırıldığı, davacıların müşterek ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladıkları bu kredinin 23.02.2015 tarihinde ödenmek suretiyle kapatılmasından sonra aynı gün ...’la davalı banka arasında yeni bir «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı ve kredi kullandırıldığı, davacıların sonraki tarihli krediye ilişkin «kefaletlerinin» bulunmadığı, davacılardan talep edilen ve «bononun» takibe konulmasına sebep olan borcun sonraki tarihli ve davacıların kefaletnamesinin bulunmadığı krediden kaynaklandığı, davalı yanca, 13.04.2010 tarihli kredi için verilen kefaletin sonraki tarihli kredi için de geçerli olduğu iddia edilmişse de, bankanın önceki tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde kredi tahsisi yoluna gitmeyip, ...’le yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalama yoluna gittiği ve borcu doğuran hususun bu kredinin ödenmemesi olduğu, bu nedenle davacıların 13/04/2010 tarihli kefaletlerinin geçerliliğini yitirdiği zira bononun düzenleme tarihinin 13.04.2010 olduğu da gözetildiğinde davacıların kefillik iradesinin 2010 tarihli krediye ilişkin olduğunun anlaşıldığı ve davacıların davalı bankanın takipteki «kötü niyetini» ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.457,08 TL'nin davalıdan tahsiline, «kötü niyet tazminatı» talebinin ise reddine karar verilmiştir.
… e ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesinin isabetli olduğu, davalı yanca, taşıt kredisinin kapatılmış olmasının «kefaleti» sona erdirmeyeceği savunulmuş ise de, davalı vekilinin aşamalardaki beyanlarında dava konusu icra takibinin dayanağı olan «bononun» 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında verildiği iddiasına itiraz etmediği, bunun yanında istinaf aşamasında aldırılan bilirkişi raporuyla, davalı bankanın kayıtlarında söz konusu bononun 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin munzam «teminatı» olarak alındığının kayıtlı olduğu bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacıların takipteki «kötü niyeti» ispat edemediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
1-) Dava, icra tehdidi altında ödenen «bono» bedelinin «istirdadı» istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · denetime elverişlilik · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · bilirkişi incelemesi
İncelediğiniz karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:istinaf incelemesi · kefalet · genel kredi sözleşmesi · temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · kefil · kredi sözleşmesi · dahili dava
Benzer bu kararda… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
İlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1156 E. 2021/303 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:konşimento · yetki itirazı · acente · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · taşıma sözleşmesi · pasif husumet · husumet yokluğu
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayandığı MSCUXY01907 nolu «konşimento» aslı ile davalının dayandığı aynı seri nolu konşimento arasında taşınan mal ve «acente» bakımından farklılık olduğu, davalının sunduğu konşimentodaki dökme boru cinsinden ürünlerin İzmir Gümrüğüne getirilerek işlemlerinin yapıldığı, ithalatının yasal şekilde tamamlandığı, davacının sunduğu konşimentodaki çinko malzemesi ile ilgili bir işlem yapılmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu sebeple «husumet ehliyeti» bulunmadığı, «yetki itirazının» yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu yükün davalı ...Ş. tarafından taşınmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu nedenle davalıya «husumet» yöneltilemeyeceği, mahkemenin gerekçesin yerinde olduğu gerekçesiyle, göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın «pasif husumet» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, ilk derece mahkemesinin «pasif husumet» nedeniyle davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/7703 E. , 2022/1619 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Eşme Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 21.04.2017 tarih ve 2014/26 E. - 2017/130 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.07.2020 tarih ve 2017/2141 E. - 2020/616 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında ticari ilişkisi bulunduğunu, bu ilişki kapsamında davacı şirketin davalı tarafa emtia teslim ettiğini, faturalar keşide ettiğini, karşı tarafında bir kısım ödemeler yaptığını, bu fatura bedelleri ve ödemeler mahsup edildiğinde davacı tarafın davalı taraftan 258.211,10 TL alacağı bulunduğunu, davalı şirketin cari hesap ilişkisine dayandığı iddiası ile 168.909,84 TL ve 84.879,36 TL bedelli 2 adet fatura keşide edip gönderdiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun olmayan fiktif olan bu faturalara süresinde itiraz ettiklerini, her iki fatura açıklamasında davacı şirkete "destek primi" adı altında borç çıkartılmak istendiği ancak davacı ve davalı taraf arasında böyle bir prime ilişkin anlaşma bulunmadığını, bu hususun ihtarnamelerde de açıklandığını, davacı tarafça teslim edilen emtialara herhangi bir itiraz bulunmadığı halde cari hareketten doğan borcu ödemekten kaçınan davalıdan bu alacağın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, davacı şirketin davalı şirketten alacağı bulunmadığını, aksine davalı şirketin davacı şirketten aksiyon/sayış fiyat indirimine ilişkin alacağı bulunduğunu, bu alacağa istinaden dava konusu 2 adet faturanın gönderildiğini, davalının itiraz ederek faturaları iade ettiğini, davalının karşı ihtarname ile faturaları birkez daha gönderdiğini, davacı şirket ile yeniden defalarca ihtarlaştıklarını, dava dilekçesinde alacağın nedeninin açıklanmadığını, buna ilişkin bir belge sunulmadığını, dava konusu 2 adet faturanın davacı şirketin aksiyon/satış fiyatı indirimine ilişkin olarak davacı şirket ile anlaşılarak düzenlendiğini, davalı şirketin kabulü ve mutabakatı bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri teslimine ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek primine ilişkin olduğu iddiasını ispat yükünün davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir teamülün varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı ticari defter ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacağın tahsili istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, tahkikat yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır. Yapılan inceleme sonucunda ise istinaf aşamasında alınan bilirkişi raporuyla ilk defa tespit edilen delillere de dayanılarak İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir. Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar”
olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 08/03/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, alacağın tahsili istemine ilişkin olup, İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davanın kabulünene karar verilmiştir. Davalının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine yeni bilirkişi raporu alan Bölge Adliye Mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunu esastan reddine karar vermiştir. Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır. HMK’daki konuya dair düzenleme: Duruşma yapılması ve karar verilmesi (2) MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir. 7251 sayılı kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge Adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen İlk Derece
Mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir. Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Dairemizce işin esasına girilerek sair temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle usul bozulması yapılması şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/748887000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz