İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3155 E. 2021/4855 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hmk 357↗ çek ile ödeme↗ takipsizlik kararı↗ istinaf başvurusunun reddi↗ usulüne uygun tebliğ↗ yemin delili↗ yazılı delil↗ ticari defter kayıtları↗ satış sözleşmesi↗ yemin↗ münhasırlık↗ ciro↗ icra takibine itiraz↗ ticari defter↗ tebligat↗ çek↗ hmk 353(1)b-2↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı tarafından davalıya 100.000.- TL bedelli çekin ciro edilerek verildiği, davacının çek bedelinin tahsil edilerek kendisine verilmesi amacıyla çekin davalıya ciro edildiğini iddia ettiği, davalının ise çekin araç ve malzeme satış bedeline ilişkin olarak verildiğini belirterek, araç satış sözleşmesini ve satış faturalarını sunduğu, araç satış sözleşmesinin noterden düzenlendiği, davalının düzenlediği faturaların usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı şirket yetkilisi hakkında tefecilik suçundan dolayı başlatılan ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının iddia ettiği şekilde çekin piyasadaki adıyla kırdırılmak üzere davalıya verildiğini ve bedelinin kendisine ödenmediğini usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının takip yapmakta kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, çek bir ödeme vasıtası olduğundan kural olarak mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinin kabulü gerektiği, davacı çeki kırdırarak nakit ihtiyacı için davalıya verdiğini iddia etmiş ise de, bu hususta yazılı delil sunamadığı, davalının da, dava konusu çekin satın alınan mal bedeline karşılık verildiğini ve malın teslim edildiğini ileri sürdüğü, ancak mal teslimini kanıtlayamadığı, dava ve takip konusu, 100.000.- TL bedelli çekin 07.02.2015 tarihinde davalı tarafından tahsil edildiği, davacı tarafın dava dilekçesinde, delil listesinde yemin deliline dayandığı, ilk derece yargılamasında yemin delilinin hatırlatılmamış olması sebebiyle davacı tarafa tebligat çıkartılarak yemin deliline başvurup başvurmayacağının sorulduğu, davacı vekilinin usulüne uygun tebliğe rağmen cevap vermediği, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın usul yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
1-Dava, icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek davacıya yemin hakkının hatırlatılması için davetiye gönderilmiş, yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile dayanarak, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:istinaf incelemesi · kefalet · genel kredi sözleşmesi · temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · kefil · bilirkişi incelemesi · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1156 E. 2021/303 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:konşimento · yetki itirazı · acente · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · taşıma sözleşmesi · pasif husumet · husumet yokluğu
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayandığı MSCUXY01907 nolu «konşimento» aslı ile davalının dayandığı aynı seri nolu konşimento arasında taşınan mal ve «acente» bakımından farklılık olduğu, davalının sunduğu konşimentodaki dökme boru cinsinden ürünlerin İzmir Gümrüğüne getirilerek işlemlerinin yapıldığı, ithalatının yasal şekilde tamamlandığı, davacının sunduğu konşimentodaki çinko malzemesi ile ilgili bir işlem yapılmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu sebeple «husumet ehliyeti» bulunmadığı, «yetki itirazının» yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu yükün davalı ...Ş. tarafından taşınmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu nedenle davalıya «husumet» yöneltilemeyeceği, mahkemenin gerekçesin yerinde olduğu gerekçesiyle, göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın «pasif husumet» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, ilk derece mahkemesinin «pasif husumet» nedeniyle davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5070 E. 2021/4974 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · ticari defter · e-defter
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı tarafından davalıya 100.000.- TL bedelli çekin «ciro» edilerek verildiği, davacının «çek» bedelinin tahsil edilerek kendisine verilmesi amacıyla çekin davalıya ciro edildiğini iddia ettiği, davalının ise çekin araç ve malzeme satış bedeline ilişkin olarak verildiğini belirterek, araç «satış sözleşmesini» ve satış faturalarını sunduğu, araç satış sözleşmesinin noterden düzenlendiği, davalının düzenlediği faturaların usulüne uygun tutulmuş «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu, davalı şirket yetkilisi hakkında tefecilik suçundan dolayı başlatılan ceza soruşturmasında «takipsizlik» kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının iddia ettiği şekilde çekin piyasadaki adıyla kırdırılmak üzere davalıya verildiğini ve bedelinin kendisine öden …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı şirketin dava konusu bonoların şirket kasasından «rızası» dışında çıktığı ve davalı yanca tarafların herhangi bir borç-alacak ilişkisi bulunmamasına rağmen doldurularak takibe konulduğunu ileri sürmek suretiyle borcun varlığını inkar ettiği sabit olduğundan «ispat yükünün» davalı üzerinde olduğu, davaya konu senetlerin düzenlendiği tarihin tanzim tarihlerinin şirket hisse devir tarihinden sonra olması değerlendirildiğinde, davalının temel ilişkiyi ispat etmesi gerektiği, senetlerdeki imzaların dava dışı ...'ye ait olduğu, ispat yükü üzerinde olan davalıca ...'nin şirketi borç altına sokacak «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi olduğuna ilişkin bir delil ileri sürülemediği, davacı şirketin «ticari defterlerinde» yapılan «bilirkişi incelemesinde» de davacı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve ticari defterlerinde davaya konu bonolara ilişkin kayıt olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar ve …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:lehtar · kambiyo senedi · eş rızası · ispat yükü · keşideci · bono · bilirkişi incelemesi · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, dava konusu bonoların, tanzim tarihinin 28.03.2011 tarihi olduğu, «keşidecisinin» davacı şirket «lehtarının» davalı ... olduğu, her birinin değerinin 250.000,00.- TL olduğu, bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı şirket adına «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde yapılan araştırma sonucunda gelen vekaletname örneğine göre, davacı şirket adına Nida Kavi'nin 11.03.2011 tarihinde dava dışı ..., ...,...ve ...'u vekil tayin ettiği, sözkonusu vekaletnamede kambiyo senedi düzenleme «yetkisinin» olmadığı, dosya içerisinde yer alan bilgilere göre ve Cumhuriyet Savcılığı dosyasındaki bilgilere göre söz konusu bonolardaki imzaların vekil ... tarafından imzalandığının anlaşıldığı, bu durumda tanzim tarihi itibariyle yetkili olmayan kişi tarafından söz konusu «bonolar» tanzim edildiğinden davacı şirketin bu bonolar nedeniyle borçlu olması hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı şirketin dava konusu bonoların şirket kasasından «rızası» dışında çıktığı ve davalı yanca tarafların herhangi bir borç-alacak ilişkisi bulunmamasına rağmen doldurularak takibe konulduğunu ileri sürmek suretiyle borcun varlığını inkar ettiği sabit olduğundan «ispat yükünün» davalı üzerinde olduğu, davaya konu senetlerin düzenlendiği tarihin tanzim tarihlerinin şirket hisse devir tarihinden sonra olması değerlendirildiğinde, davalının temel ilişkiyi ispat etmesi gerektiği, senetlerdeki imzaların dava dışı ...'ye ait olduğu, ispat yükü üzerinde olan davalıca ...'nin şirketi borç altına sokacak «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi olduğuna ilişkin bir delil ileri sürülemediği, davacı şirketin «ticari defterlerinde» yapılan «bilirkişi incelemesinde» de davacı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve ticari defterlerinde davaya konu bonolara ilişkin kayıt olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar ve …
Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek «kambiyo senedi» düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde araştırma yapılmış, buna ilişkin vekaletname istenmiş, böylece yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile day …
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · tahkikat · denetime elverişlilik · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/3155 E. , 2021/4855 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 31.05.2017 tarih ve 2016/40 E- 2017/575 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.06.2019 tarih ve 2018/103 E- 2019/1294 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının nakit para temini için elindeki çeki kırdırarak ciro ile davalı tarafa verdiğini, ancak bono bedelinin tahsil edilmesine rağmen davacıya bedelinin ödenmediğini, İzmir 19. İcra Müdürlüğü’nün 2015/7169 esas sayılı dosyası ile, davalı aleyhine başlatılan takibin, davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali, takibin devamı ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı tarafından davacıya noter marifeti ile 01.12.2014 tarihinde 48.250.- TL bedelli araç ve 31.01.2015 tarihli fatura ile de otomobil aksesuarları satıldığını, bu iki alışveriş sonucunda davacının 100.000.- TL bedelli çek verdiğini, davalının otomotiv şirketi olduğunu, çek tahsil işi yapmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı tarafından davalıya 100.000.- TL bedelli çekin ciro edilerek verildiği, davacının çek bedelinin tahsil edilerek kendisine verilmesi amacıyla çekin davalıya ciro edildiğini iddia ettiği, davalının ise çekin araç ve malzeme satış bedeline ilişkin olarak verildiğini belirterek, araç satış sözleşmesini ve satış faturalarını sunduğu, araç satış sözleşmesinin noterden düzenlendiği, davalının düzenlediği faturaların usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı şirket yetkilisi hakkında tefecilik suçundan dolayı başlatılan ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının iddia ettiği şekilde çekin piyasadaki adıyla kırdırılmak üzere davalıya verildiğini ve bedelinin kendisine ödenmediğini usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının takip yapmakta kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, çek bir ödeme vasıtası olduğundan kural olarak mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinin kabulü gerektiği, davacı çeki kırdırarak nakit ihtiyacı için davalıya verdiğini iddia etmiş ise de, bu hususta yazılı delil sunamadığı, davalının da, dava konusu çekin satın alınan mal bedeline karşılık verildiğini ve malın teslim edildiğini ileri sürdüğü, ancak mal teslimini kanıtlayamadığı, dava ve takip konusu, 100.000.- TL bedelli çekin 07.02.2015 tarihinde davalı tarafından tahsil edildiği, davacı tarafın dava dilekçesinde, delil listesinde yemin deliline dayandığı, ilk derece yargılamasında yemin delilinin hatırlatılmamış olması sebebiyle davacı tarafa tebligat çıkartılarak yemin deliline başvurup başvurmayacağının sorulduğu, davacı vekilinin usulüne uygun tebliğe rağmen cevap vermediği, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın usul yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
1-Dava, icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek davacıya yemin hakkının hatırlatılması için davetiye gönderilmiş, yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile dayanarak, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/692171500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz