İbra edilmeme kararının iptalinde hukuki yarar ve yönetim kurulu üyeliği imtiyazı
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2025/137 E. 2025/608 K. · · İlk derece: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Genel kurul kararının iptalikaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık
★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)
İlgili meseleler: ◆ Aday gösterme imtiyazına (TTK 360) aykırı YK seçimi◆ İbra edilmeme kararında hukuki yarar (sorumluluk davası bağı)
Gerekçe özeti
Yönetim kurulu üyesi hakkında genel kurulda sadece ibra edilmeme kararı alınmışsa ya da ibra edilmeme ile birlikte sorumluluk davası açılması kararı alınmış olup henüz sorumluluk davası açılmamışsa, ilgili üyenin bu kararın iptali için dava açmakta hukuki yararı vardır; buna karşılık sorumluluk davası fiilen açılmışsa, ilgili üye itiraz ve def'ilerini o davada ileri sürebileceğinden iptal davası açmakta artık hukuki yararı kalmaz. Esas sözleşme ve ortaklık sözleşmesinde belirli bir pay grubuna veya azlığa yönetim kuruluna aday gösterme imtiyazı tanınmışsa, haklı bir sebep bulunmadığı sürece bu şekilde gösterilen adayın genel kurulca seçilmesi zorunludur; imtiyaza aykırı olarak başka bir adayın seçilmesi esas sözleşmeye ve ortaklık sözleşmesine aykırılık oluşturur ve kararın iptalini gerektirir.
Ele alınan sorunlar
6 no.lu karar (ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılması) yönünden davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı → kabul
İddia: Davalı vekili, müvekkili şirket tarafından davacı hakkında henüz sorumluluk davası açılmadığını, ibranın tek başına icra edilebilir bir karar olmadığını, bu nedenle davacının hukuki yararının bulunmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesi ya da ibra kararının geri alınması durumunun başlı başına iptal davasına konu edilmesinde, sorumluluk davasının açılıp açılmadığının beklenmesi gerektiği; sorumluluk davası açılmaksızın sırf ibra etmeme yönündeki kararların ilgililer hakkında hukuksal sonuç meydana getirmediği kabul edilmektedir. Yargıtay bozma ilamı ile konu ilkesel çerçeveye oturtulmuş: yönetim kurulu üyesi hakkında sadece ibra edilmeme kararı alınmışsa dava açmakta hukuki yarar vardır; ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılması kararı birlikte alınmış ve sorumluluk davası açılmamışsa yine hukuki yarar vardır; ancak sorumluluk davası açılmışsa artık iptal davası açmakta hukuki yarar bulunmaz, çünkü ilgili üye o davada tüm itiraz ve def'ilerini ileri sürebilecektir. Somut olayda davacı hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verilmiş ise de hakkında sorumluluk davası açılmamıştır; bu durumda davacının hukuki yararı bulunduğundan işin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.
Gerekçe kaynağı: özgün
6 no.lu karar yönünden esasa ilişkin değerlendirme (ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılığı) → kabul
Gerekçe: Bozma ilamı gereği davacının fiillerinin 2017 yılı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve zararın açıklaması olmadan ibra edilmemesine karar verilmesinin kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu sonucuna varılmış, bu nedenle gündemin 6. maddesi gereğince alınan ibra edilmeme ve davacı hakkında sorumluluk davası açılması yönündeki kararın iptaline karar verilmiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
7 no.lu karar (yönetim kurulu üyesi seçimi) yönünden esas sözleşme ve ortaklık sözleşmesindeki aday gösterme imtiyazına aykırılık → kabul
İddia: Davalı vekili, azlık grubun yönetim kurulu üyesi belirleme imtiyazının ancak birlikte kullanılabileceğini, davacının tek başına dava açamayacağını, ayrıca TTK 360. maddesi uyarınca haklı sebep bulunduğundan aday gösterilen davacının seçilmemesinin esas sözleşmeye aykırı olmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: TTK'nın 360. maddesi uyarınca esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarına veya azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir; bu hak aday gösterme ya da doğrudan seçilme şeklinde olabilir. Haklı bir sebep bulunmadığı sürece önerilen adayın seçilmesi zorunludur; haklı sebep varsa genel kurulun adayı reddetme yetkisi mevcuttur. Davacının genel kurul toplantısına katılıp kararlara muhalif kaldığı, TTK 446. maddesine göre dava açma hakkının pay oranına bakılmaksızın her pay sahibine tanındığı, bu nedenle davalı vekilinin davacının %15 paya sahip olmadığından dava açmaya yetkili bulunmadığına yönelik istinaf sebebinin yerinde görülmediği belirlenmiştir. Ortaklık sözleşmesinin 4.2.1 maddesi uyarınca yönetim kurulunun 4 üyeden oluşacağı, 1 üyenin azınlık ortaklar tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceği ve bu şekilde aday gösterilen üyeyi genel kurulun seçmek zorunda olduğu düzenlenmiştir. Aday gösterilen davacı, şirketin zarar etmesi, zararın hakim ortak tarafça finanse edilmesi ve azınlık pay sahiplerinin finansmana katılmaması gerekçesiyle reddedilmiş; ancak davacı önceki genel kurul toplantılarında diğer üyelerle birlikte ibra edilmiş, ayrıca aynı genel kuruldan sonra boşalan üyelik için davacıya, kararla çelişki oluşturacak şekilde teklifte bulunulmuştur. Bu durumda esas sözleşmenin 12. maddesi ve ortaklık sözleşmesinin 4.2.1 maddesine aykırı olarak azlık pay sahiplerince aday gösterilen davacının seçilmeyip yerine hakim ortağın gösterdiği adayın seçilmesi, şirket esas sözleşmesine ve ortaklık sözleşmesine aykırıdır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Karar, Yargıtay 11. HD'nin bozma ilamı doğrultusunda, yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme kararının iptalinde hukuki yarar bulunup bulunmadığına ilişkin farklı içtihatları ilkesel bir çerçeveye oturtan kural için uygulama örneğidir; ayrıca esas sözleşmede tanınan aday gösterme imtiyazına aykırı üye seçiminin iptal nedeni oluşturduğu yönünden bölgesel emsal değeri taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesine ilişkin genel kurul kararının iptalini istemekte hukuki yarar, ancak üye hakkında henüz bir sorumluluk davası açılmamışsa mevcuttur; sorumluluk davası açılmışsa iptal davası açmakta hukuki yarar bulunmaz.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
genel kurul kararının iptali↗ ibra edilmeme↗ sorumluluk davası↗ hukuki yarar↗ yönetim kurulunda temsil edilme hakkı (TTK 360)↗ aday gösterme imtiyazı↗ eşit işlem ilkesi↗ iptal davasında dava açma hakkı (TTK 446)↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2025/137
KARAR NO 2025/608
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 16/06/2020
NUMARASI 2018/546 Esas 2020/331 Karar
DAVA
Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ 16/04/2025
Dairemizce verilen kararın Yargıtay 11. HD tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin toplam 16.333.350 hissesinden 1.023.557 adedine sahip olduğunu, 13.009.346 hissenin ... Holding A.Ş.'ye, 1.023.557 adedin ...'a, 1.023.557 adedin ...'a, 163.333 adedin ...'na ait olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun aldığı karar üzerine olağan genel kurul toplantısının 14/05/2018 tarihinde yapıldığını, olağan genel kurulda gündemin 6.maddesi gereğince alınan karar ile müvekkilinin ibra edilmediğini ve hakkında sorumluluk davası açılmasına karar verildiğini, yine olağan genel kurulda gündemin 7.maddesi gereğince alınan karar ile esas sözleşmeye aykırı olarak davalı şirketin sermayesinin en az % 15'ine sahip hissedarlar tarafından önerilen aday yerine davalı şirketin hakim hissedarı konumunda bulunan ...
Holding A.Ş. tarafından önerilen ...'ın yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesine karar verildiğini, olağan genel kurulda alınan 6 ve 7 no.lu kararın kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına, eşit davranma ilkesine ve 7 no.lu kararın esas sözleşmeye aykırı olduğunu belirterek davalı şirketin 14/05/2018 tarihli olağan genel kurulunda alınan 6 ve 7 no.lu kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; 14/05/2018 tarihli olağan genel kurulda alınan 6 ve 7 no.lu kararların kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına, eşit davranma ilkesine ve 7 no.lu kararın esas sözleşmeye aykırı olmadığını, zira davacıya yönelik işlem yapılması kararının davacının pay sahipliği sıfatından değil yönetim kurulu üyeliğinden kaynaklandığını, eşit şartlardaki pay sahiplerinin gerek pay sahipliği haklarını kullanırken, gerek ortaklığa karşı borçlarını ifa ederken eşit muameleye tabi tutulması şeklinde ifade edilebilecek eşit işlem ilkesinin bu sebeple somut olaya uygulanamayacağını, davacının şirkette CEO olarak görevlendirildiğini, bu çerçevede şirketi devamlı zarar ettirerek yüklü miktarda borç altına soktuğunu, davacının yönetim kurulu üyesi olarak vazifelerini ifa etmemekle şirketi zarara soktuğunu, bu nedenle ibra edilmediği gibi hakkında sorumluluk davası açılmasına karar verildiğini, yönetim kurulu üyelerinin tamamının ibrasının zorunlu olmasını gerektiren yasal düzenleme bulunmaması, CEO olarak görevlendirilen davacının da şirketi zarara sokması nedeniyle davacının ibra edilmemesinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığını, genel kurul toplantısında diğer pay sahiplerinin alınan kararlara muhalefet etmediklerini, diğer pay sahiplerinin ancak birlikte yönetim kuruluna aday gösterebileceklerini, tek başına davacının aday gösterme hakkının esas sözleşme gereğince bulunmadığı gibi davacının eldeki davayı da tek başına açamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, davalı şirketin esas sözleşmesinin 12.maddesi ile yönetim kuruluna, sermayeyi temsil eden payların % 15'ini temsil eden pay sahiplerinin 1 üye, kalan %20 paya sahip olanların 1 üye, geriye kalan % 30'a sahip pay sahiplerinin 1 üye ve % 35'e sahip olanların 1 üye aday gösterme hakkının bulunduğunun düzenlendiği, 29/07/2013 tarihli ortaklık sözleşmesinin 4.2.1 maddesinde, yönetim kuruluna 4 üye seçileceği, üyelerden üçünün ... Holding A.Ş., 1'inin azınlık ortaklar tarafından gösterilen adayın genel kurulca seçileceğinin düzenlendiği, somut olayda, 14/05/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısının 6. ve 7.maddeleri ile şirkette % 19,81 oranında pay sahibi olanların aday olarak gösterdiği davacının, geçmiş yıllar özellikle 2017 yılındaki 80.056.832-TL faaliyet zararı nedeniyle ibra edilmeyerek sorumluluk davası açılmasına, azlık pay sahipleri tarafından (%19,81)aday gösterilen davacının yerine ...
Holding AŞ tarafından gösterilen adayın oy çokluğuyla seçilmesine karar verildiği, davacının fiillerinin 2017 yılı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve zararın açıklaması olmadan ibra edilmemesine karar verilmesinin kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu, bu nedenle gündemin 6.maddesi gereğince alınan ibra edilmeme ve davacı hakkında sorumluluk davası açılması yönündeki kararın iptalinin gerektiği, yine esas sözleşmenin 12.maddesi ve ortaklık sözleşmesinin 4.2.1 maddesine aykırı olarak azlık pay sahipleri tarafından yönetim kuruluna aday gösterilen davacının seçilmeyerek yerine ... Holding A.Ş. tarafından gösterilen adayın seçilmesinin şirket esas sözleşmesine ve ortaklık sözleşmesine aykırı olduğu, 7.maddede alınan kararın iptalinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin genel kurulunda ibraya ilişkin 6 no.lu ve yönetim kurulu seçimine ilişkin 7 nolu kararın iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili; 6 nolu kararın iptali bakımından davacının hukuki yararının bulunmadığını, çünkü müvekkili şirket tarafından davacı hakkında henüz sorumluluk davası açılmadığını, ayrıca ibranın tek başına icra edilebilir bir karar olmadığını, 7 nolu karar bakımından davacının tek başına iptal davası açamayacağını, çünkü azlık gruba yönetim kurulu üyesi belirlemek hususundaki imtiyazın ancak birlikte kullanılabileceğini, bu nedenle 7 nolu karar yönünden davanın grup halinde açılabileceğini, bu nedenle davanın taraf dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, Mahkemece davacı tarafından şirketin kötü yönetilip yönetilmediği ile ilgili incelemenin 2017-2018 dönemine münhasır yapılmış ise de geçmiş dönemlere ait defter ve kayıtların da incelenmesi gerektiğini, ayrıca bilirkişi ...'in ticari defter ve belgeleri inceleyebilecek özel ve teknik bilgiye sahip olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda beyan ve itirazların dikkate alınmadan eksik inceleme ile hazırlandığını, gerekçe içermediğini, mahkemece kabul edilmeyen önceki bilirkişi raporları ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda bir farklılık olmadığını, mahkemenin ibra kararını ticari defter ve belgeler incelenmeden karara bağladığını, mahkemenin gerekçeli kararında bilirkişi raporunun kopyalanarak gerekçe oluşturulduğunu, müvekkili şirketin faaliyet alanı ve sektöründeki tecrübesine binaen davacıya müvekkili şirketin idari ve operasyonel yönetiminin tümüyle teslim edildiğini, davacıya bu nedenle genel müdür sıfatının kazandırıldığını, davacının şirketi zarara uğrattığını ve bu hususun tolerans edilemez boyutlara geldiğini, geçmiş yılların incelenmesi ile bu hususun açıkça tespit edilebileceğini, ayrıca davacının müvekkili şirketten kendisinin % 100 hisse ile sahibi olduğu şirketlere kaynak aktarımında bulunduğunu, bu para transferlerinin yetkisiz olarak tek imza ile yapıldığını, müvekkili şirketin defterlerinin yeterli olarak incelenmesi halinde haklı nedenlerin tespit edilebileceğini, TTK'nın 360.
maddesini dikkate almadan şirket esas sözleşmesinin lafzı ile hareket edilmesinin doğru olmadığını, davacının kötü yönetiminin ve davranışlarının şirkete yönetim kurul üyesi olarak seçilmemesi için haklı sebep oluşturduğunu, TTK'nın 360. maddesinde haklı bir sebep bulunması halinde yönetim kuruluna seçmeme imkanı tanındığını, gerekçede TTK'nın 360. maddesinin tartışılmadığını, davalı şirketin 2016 yılınds 76.905.633,57-TL, 2017 yılında 77.390.191,39-TL, 2018 yılında ise 123.244.321,53-TL zararının oluştuğunu, şirketin her iç dönemde de borca batık olduğunu, müvekkili şirkete ait denetim raporlarından da anlaşıldığı üzere davacının CEO olarak görev yaptığı dönemlerde şirketin önemli ölçüde zarara uğratıldığını, ayrıca davacının sahibi olduğu şirketlere toplamda 7.089.815,60-TL aktarıldığını, geri alınması için girişimde bulunmadığını, yönetim kurulu kararı alınmaksızın makam aracı tahsisi nedeniyle 512.893-Euro zarara yol açıldığını, şirket yönetim kurulu kararı olmadan 508.025-TL şirket alacağından vazgeçildiğini, ayrıca atıl durumda olan sabit kıymetler ile hurda halinde bekleyen kıymetler nedeniyle zarar meydana geldiğini, davacının aşkın giderlerinin de şirketi zarara soktuğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE VE SÜREÇ
Davalı vekilinin istinaf başvurusu Dairemizin 2021/54 Esas, 2023/1142 Karar sayılı ilamı ile; "davalı şirketin 14/05/2018 gününde yapılan 2017 yılına ait olağan genel kurul toplantısında davacının ibra edilmemesine ve davacı hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin alınan gündemin 6 no.lu karar ile yönetim kuruluna üye seçimine ilişkin alınan 7 no.lu kararların iptali istemine ilişkindir. Davacının, davalı şirketin 16.333.350 payının 1.023.557'sine sahip olduğu, şirketin 13.009.346 payının ... Holding AŞ'ne, 1.023.557 payın ...'a, 1.023.557 payın ...'a, 163.333 payın ... 'na ait olduğu, davalı şirketin yönetim kurulunun aldığı karar üzerine olağan genel kurul toplantısının 14/05/2018 tarihinde gerçekleştirildiği, olağan genel kurul toplantı tutanağı içeriğinden anlaşılacağı üzere, gündemin 6.maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin 2017 yılı hesap ve faaliyetlerinden dolayı ibraya sunulduğu, neticede davacı hariç olmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğuyla ibra edildiği, davacının ise geçmiş yıllara ve özellikle 2017 faaliyet yılına ilişkin şirketin zarar etmesine sebep olduğundan bahisle ibra edilmemesine ve kendisi hakkında sorumluluk davası açılmasına oy çokluğuyla karar verildiği, gündemin 7.maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, davacının alınan her iki karara muhalefet ettiği ve muhalefet şerhini genel kurul tutanağına yazdırdığı anlaşılmaktadır.
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri ya da daha önce alınan bir ibra kararının yine genel kurul marifeti ile geri alınması halinin başlı başına iptal davasına konu edilmesi durumunda, yerleşik yargı kararlarına göre davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı kabul edilmekte; hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri hakkında ayrı bir sorumluluk davasının makul bir süre de açılıp açılmadığının beklenmesi gerektiği belirtilmektedir. Zira yönetim kurulu üyelerinin görevleri ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin inceleme ve değerlendirmeler sorumluluk davasında somuta indirgenmek suretiyle ele alınarak sonuca bağlanmakta ve sorumluluk davası açılmaksızın sırf ibra etmeme yönündeki kararlar, ilgililer hakkında herhangi bir hukuksal sonuç meydana getirmemektedir (Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi'nin 13/03/2013 tarih, 2013/1578 E. 2013/4933 K. Sayılı ilamı). Somut olayda davacının ibra edilmemesine ve hakkında sorumluluk davası açılmasına dair karar alınmış ise de davacı yönetim kurulu üyesi hakkında genel kurul kararına dayalı olarak açılmış bir sorumluluk davası bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınmaksızın, işin esasına girilerek genel kurulda alınan 6 no.lu kararın iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir.Belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi başlıklı TTK nın 360.maddesinde "(1) Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir.
Bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesi zorunludur. Bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkı, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamaz. Bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemeler saklıdır. (2) Bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan paylar imtiyazlı sayılır." hükmünü ihtiva etmekte olup tanınan imtiyaz hakkı belirli bir pay grubuna veya azlığa bir bütün halinde verilmiştir.
Temsil edilme hakkı, esas sözleşmede belirlenmiş olmak üzere ya yönetim kurulu adaylığı için aday gösterme ya da doğrudan belirli bir grup pay sahibi veya azlık arasından seçilme şeklinde olmakla birlikte, TTK 408/2-a maddesi uyarınca yönetim kurulu üye seçimi genel kurulun görev ve yetkisindedir. Haklı bir sebep bulunmadığı sürece önerilen adayın seçilmesi zorunlu olup, haklı sebebin bulunması halinde ise genel kurulun her zaman adayı reddetme yetkisi mevcuttur.Davacının; genel kurul toplantısına katılarak alınan kararlara muhalif kaldığı, bu nedenle dava açma hakkının bulunduğu, TTK 446.maddesine göre pay oranına bakılmaksızın her pay sahibine tanınan bir hak olduğundan davalı vekilinin davacının %15 paya sahip olmadığı ve dava açmaya yetkili bulunmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Şirket Ortaklık sözleşmesinin Yönetim Kurulu üye sayısı ve dağılımını gösteren 4.2.1 maddesinde "Taraflar, her bir Şirket'in Yönetim Kurulu'nun 4 üyeden oluşacağı, üyelerin 3'ünün Doğuş, 1'inin ise Azınlık Ortaklar tarafından gösterilen adaylar arasından Genel Kurul tarafından seçileceği hususunda mutabıkdır.
Şirket sermayesini temsil eden Pay'ların en az %15'ine sahip olan Pay Sahibi veya Sahipleri'nin ilgili Şirket'in Yönetim Kurulu'na 1 (bir) üye, geri kalan %20'sine sahip olan Pay Sahibi veya Sahipleri'nin 1 (bir) üye, geri kalan %30'una sahip olan Pay Sahibi veya Sahipleri'nin 1 (bir) üye ve geri kalan %35'ine sahip olan Pay Sahibi veya Sahipleri'nin 1 (bir) üye atama hakkı olacaktır. Bu şekilde aday gösterilen üyeyi Genel Kurul, Yönetim Kurulu'na seçmek zorundadır.” hükmünü ihtiva ettiği görülmektedir. Olağanüstü genel kurul tutanağının 7.bendinde aday gösterilen davacı, şirketin zarar etmesi ve zararın pay sahibi ... Holding A.Ş. Tarafından finanse edilmesi, azınlık pay sahiplerinin zararın finanse edilmesine yönelik bir girişimlerinin olmaması, davacının şirketi sürekli zarara uğratması nedeniyle reddedilmiştir.
Ancak davacı önceki olağan genel kurul toplantılarında diğer yönetim kurulu üyeleri ile birlikte ibra edilmiştir. Bunun dışında 14/05/2018 tarihli genel kurul toplantısından sonra, boşalan yönetim kurulu üyeliği için davacıya genel kurul kararı ile çelişki oluşturacak şekilde teklifte bulunulmuştur. Bu durumda esas sözleşmenin 12.maddesi ve ortaklık sözleşmesinin 4.2.1 maddesine aykırı olarak azlık pay sahipleri tarafından yönetim kuruluna aday gösterilen davacının seçilmeyerek yerine ... Holding Anonim Şirketi tarafından gösterilen adayın seçilmesinin şirket esas sözleşmesine ve ortaklık sözleşmesine aykırıdır. Bu nedenle mahkemece genel kurulda alınan 7 nolu kararın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; 14/05/20218 tarihli genel kurulda alınan 6 no.lu karar yönünden davacının hukuki yararının bulunmadığı halde iptaline karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından,yeniden karar verilmesine davanın kısmen kabulüne, 14/05/20218 tarihli genel kurulda alınan 7 nolu kararın iptaline, 6 nolu kararın iptali isteminin reddine" karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11 HD'nin 16/12/2024 Tarih 2023/5361 Esas, 2024/9065 Karar sayılı kararı ile; "Dairemizin konu ile ilgili ilamları irdelendiğinde bir kısım kararlarda, sadece ibra edilmeme yönünde karar verilip sorumluluk davası açılmasına karar verilmediği hallerde, bu durumun tek başına uygulanabilir bir karar olmadığı, haklarında sorumluluk davası açılması yolunda alınmış genel kurul kararı bulunmadan önceki bir aşamada bu kararın iptalinin talep edilebilmesinin mümkün görülmediği, sorumluluk kararı ve davası için makul bir sürenin geçmesi beklenilmeden açılan davanın dinlenilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bazı kararlarda ise, sorumluluk davası açılmasına karar verilmemiş olsa bile ibra edilmeme kararının iptali için dava açmakta hukuki yararın bulunduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.10.2023 tarihli, 2022/3989,2023/6219 karar sayılı kararı) kabul edilmiştir. Diğer bir kısım kararlarda, davacı hakkında genel kurulda alınan ibra edilmeme kararına dayanılarak alınmış bir sorumluluk davası açılması kararı ile açılmış bir sorumluluk davası bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davasının mevcut olduğunun belirlenmesi hâlinde, davacı hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü ile davanın reddi gerektiği, ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması hâlinde ise alınan ibra edilmeme kararının, kanun, ana sözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Bir kısım kararlarda ise, bir yönetim kurulu üyesinin kendisinin ibra edilmemesine dair genel kurul kararının iptali davası açabilmesi için bu kararın alındığı tarihten itibaren makul bir süre geçtiği hâlde aleyhine sorumluluk davası açılmaması gerektiği, aksi hâlde yani bir sorumluluk davası açılması hâlinde, yöneticinin kendisinin ibra edilmemesine dair kararın iptalini istemekte hukuki yararı bulunmadığı, zira anılan ibra edilmeme kararının yerinde olup olmadığının, açılmış bulunan bu sorumluluk davasında somut nedenleriyle birlikte incelenip değerlendirileceği, ancak davacının ibra edilmemesi kararının yanında, aynı zamanda davacı hakkında sorumluluk davası açılmasına da karar verildiği bir durumda, davacı yönetim kurulu üyesinin dava açmakta hukuki yararının bulunduğu içtihat edilmiş olup konuya ilişkin yerleşik bir uygulamanın bulunmadığı anlaşılmıştır.Yargı kararlarının yeknesak olması, birbiriyle çelişkili kararların bulunmaması gerek hukuk güvenliği gerekse kamu düzenini yakından ilgilendiren bir husustur.
Somut vakıa vesilesiyle günümüze dek farklı şekillerde çıkan kararların ilkesel bir çerçeveye oturtulması ve bundan böylede uygulamanın bu şekilde yürütülmesi sonucuna varılmıştır.Açıklanan bu hususlar çerçevesinde; yönetim kurulu üyesi hakkında sadece ibra edilmeme kararı alındığı bir durumda, pay sahibi ilgili yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme kararının iptali için dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyesi hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verildiği bir durumda sorumluluk davası açılmamışsa, pay sahibi ilgili yönetim kurulu üyesinin ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılması yönündeki kararın iptali için dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır.
Yönetim kurulu üyesi hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verildiği bir durumda sorumluluk davası açılmışsa, artık pay sahibi yönetim kurulu üyesinin kararın iptali için dava açmakta hukukî yararının bulunmadığı kabul edilmelidir. Zira açılacak sorumluluk davasında ilgili yönetim kurulu üyesi iptal davasında gündeme getireceği tüm itiraz ve def'ilerini ileri sürme imkân ve kabiliyetine sahip olacağından müstakilen iptal davası açmasında usul ekonomisi yönünden de hukuki yarar bulunmayacaktır. Somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı hakkında ibra edilmeme ve sorumluluk davası açılmasına karar verilmiş ise de hakkında sorumluluk davası açılmamıştır. Bu durumda davacının (6) numaralı kararın iptalini istemekte hukuki yararı bulunduğu gözetilerek dosyadaki deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden ,davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine ,kararın davacı yararına bozulmasına"karar verilmiştir.Usul ve yasaya uygun görülen Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamı 6 nolu karara ilişkin olduğu ; 7 nolu karara ilişkin olarak davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar verilmekle ,bozma kararı dışında kalan hususlar lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak teşkil ettiğinden 7 nolu karara ilişkin hüküm aynen tekrar edilmiş,hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı gereği davacının fiillerinin 2017 yılı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve zararın açıklaması olmadan ibra edilmemesine karar verilmesinin kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu, bu nedenle gündemin 6.maddesi gereğince alınan ibra edilmeme ve davacı hakkında sorumluluk davası açılması yönündeki kararın iptalinin gerektiği sonucuna varıldığından davanın kabulüne, genel kurulda alınan 6 ve 7 nolu kararların iptaline karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/546 Esas - 2020/331 Karar sayılı 16/06/2020 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kabulüne; 14/05/2018 tarihli genel kurulda alınan 6 ve 7 nolu kararın iptaline" İlk derece mahkemesine ilişkin olarak; Alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından, 35,90-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 579,50-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından ödenen toplam 134-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Davacı tarafından yapılan 1250-TL bilirkişi ücreti ve 350-TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.600-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı lehine takdir olunan 30.000-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine" Davalı tarafından yatırılan 54,40-TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve istek halinde davalıya iadesine, Davacı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 395-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nin 361/1.
maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, duruşmalı yapılan inceleme sonunda taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliğiyle karar verildi. 16/04/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/7310 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi