Borçlu olmadığının tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5144 E. 2021/7204 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ilamların icrası↗ 6325 sayılı kanun 18/a-15↗ dava şartı arabuluculuk↗ arabuluculuk dava şartı↗ arabuluculuk başvurusu↗ cebri icra↗ arabuluculuk↗ menfi tespit davası↗ davanın konusu↗ emredici hüküm↗ tespit davası↗ dava şartı yokluğu↗ tazminat davası↗ infaz↗ olumsuz oy↗ istirdat↗ usulden reddi↗ menfi tespit↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, arabulucuya başvurulmadan iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, davanın açılış tarihinin 02.09.2019 tarihi olduğu, dava tarihinden önce arabuluculuk yoluna başvurulmadığı, dava tarihinden sonra verilen süre içerisinde bu yola başvurulduğu, halbuki konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasının gerektiği ve bu hususun bir dava şartı olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince, usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bir ticari davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre; (a) Öncelikle konusu, bir miktar paranın ödenmesi olmalı, (b) Sonra dava konusu olan bir miktar paranın ödenmesi için yapılan talep, bir alacak veya tazminat talebi olarak ileri sürülmelidir. Bu koşulların bulunması halinde dava açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olacaktır. Bu koşulların gerçekleşmediği ticari davalarda davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak kabul edilmeyecektir.
Kanun maddesinin metni ve gerekçesi bu kadar açık ve net olup zorlamayla da olsa genişletici bir yorum yapılmasına elverişli değildir. Zaten ileri ve özgürlükçü hukuk düzenlerinde zorunlu ve emredici kuralların dar yorumlanması esastır. Menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır. Bu itibarla kanun hükmünde öngörülen açık ifadelere rağmen dava şartı arabuluculuğun uygulama alanının genişletilmesi doğru değildir.
HMK’nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir şekli olan menfi tespit davası, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olarak nitelendirilemez. Bu dava sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması halinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü hâllerde dahi olumsuz tespit hükmü kurulması gerekmektedir. Başka bir deyişle, menfi tespit davasının niteliği gereği verilen kararlarda, yalnızca davacının borçlu olup olmadığı belirlenmekte, borçlu olmadığı kısma ilişkin olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Bu hüküm, herhangi bir alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir ilam olmadığından esasa yönelik olarak İİK'nın 32. maddesi uyarınca doğrudan ilamların icrası yolu ile takibe konulamaz. Oysa arabuluculuk sonucu verilen kararlar ilam hükmünde olup, cebri icra yoluna başvurulabilecek niteliktedir. Ancak menfi tespit davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden, ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece arabulucuya başvurulmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Menfi tespit 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2891 E. 2021/4366 K.
Ortak:ilamların icrası · dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · cebri icra · arabuluculuk · menfi tespit davası · davanın konusu · emredici hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bir ticari davanın açılmasından önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, somut uyuşmazlıkta, davanın «kambiyo senedine» dayalı açılan «menfi tespit davası» olduğu, kambiyo senetlerinin Ticaret Kanunu'nda düzenlendiği, bu tür davaların TTK'nın 3 ve 4/1-a maddeleri uyarınca ticari dava niteliğinde olduğu, ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabuluculuğa başvurulmuş» olması dava şartı olarak kabul edilmiş olup tarafların arabulucuya başvurmadığı anlaşıldığından mahkemece dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5/A-1 maddesi ve 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi gereği, «arabuluculuğa başvurmadan» dava açılmış olduğu gerekçesiyle dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:dava dilekçesinin tebliği · kambiyo senedi · bono · istinaf yoluna başvurulabilirlik
Benzer bu karardaDava, «bonoya» dayalı «menfi tespit» talebine ilişkindir.
Davalıya dava «dilekçesi tebliğ» edilmemiştir.
Karara karşı, davalı tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Bölge Adliye Mahkemesince, somut uyuşmazlıkta, davanın «kambiyo senedine» dayalı açılan «menfi tespit davası» olduğu, kambiyo senetlerinin Ticaret Kanunu'nda düzenlendiği, bu tür davaların TTK'nın 3 ve 4/1-a maddeleri uyarınca ticari dava niteliğinde olduğu, ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabuluculuğa başvurulmuş» olması dava şartı olarak kabul edilmiş olup tarafların arabulucuya başvurmadığı anlaşıldığından mahkemece dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4396 E. 2021/3198 K.
Ortak:ilamların icrası · dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · cebri icra · arabuluculuk · menfi tespit davası · davanın konusu · emredici hüküm · dava şartı · Borçlu olmadığının tespiti
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bir ticari davanın açılmasından önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılamaya göre, «bankacılık işlemi» niteliğindeki tarımsal «kredi sözleşmesinden» kaynaklı alacağın tahsiline yönelik yapılan «ilamsız icra takibinin» dayanağı olan tarımsal kredi sözleşmesinde davacının kefilliğinin bulunmamasına dayalı olarak «menfi tespit davası» açıldığı, Tarımsal Kredi Sözleşmesi'ne dayalı davalar TTK'nın 4/1-f maddesi kapsamında «mutlak ticari» dava niteliği bulunduğundan «görevli» mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğu, yargı çevresinde münferit yargılama yapan ticaret mahkemesi bulunmadığından davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakıldığı, diğer yandan eldeki davanın 6102 sayılı TTK’nun 5/A maddesi kapsamında dava «şartı arabuluculuğa» tabi davalardan olduğunun anlaşıldığı, davacının dava açmadan önce «arabuluculuğa başvurmadığı», davada davacının dava açmadan önce 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi kapsamında dava şartı arabulucuya başvurmadan dava açtığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine», davaya esastan karar verilmediğinden davalının «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Ancak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemesince, davacı, dava açmadan önce «arabuluculuğa başvurduğuna» dair beyanda bulunmadığı gibi dosya içerisinde de arabuluculağa başvuruya (ve sona ermesine) ilişkin belge de bulunmadığı, bu durumda 6325 sayılı yasanın 18/A-2 maddesine göre davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesinde yasaya aykırı bir hal söz konusu olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:mutlak ticari dava · bankacılık işlemi · ilamsız icra takibi · kötüniyet tazminatı · kredi sözleşmesi · kötüniyet · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılamaya göre, «bankacılık işlemi» niteliğindeki tarımsal «kredi sözleşmesinden» kaynaklı alacağın tahsiline yönelik yapılan «ilamsız icra takibinin» dayanağı olan tarımsal kredi sözleşmesinde davacının kefilliğinin bulunmamasına dayalı olarak «menfi tespit davası» açıldığı, Tarımsal Kredi Sözleşmesi'ne dayalı davalar TTK'nın 4/1-f maddesi kapsamında «mutlak ticari» dava niteliği bulunduğundan «görevli» mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğu, yargı çevresinde münferit yargılama yapan ticaret mahkemesi bulunmadığından davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakıldığı, diğer yandan eldeki davanın 6102 sayılı TTK’nun 5/A maddesi kapsamında dava «şartı arabuluculuğa» tabi davalardan olduğunun anlaşıldığı, davacının dava açmadan önce «arabuluculuğa başvurmadığı», davada davacının dava açmadan önce 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi kapsamında dava şartı arabulucuya başvurmadan dava açtığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine», davaya esastan karar verilmediğinden davalının «kötüniyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4837 E. 2022/8477 K.
Ortak:ilamların icrası · arabuluculuk başvurusu · cebri icra · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · olumsuz oy · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaBu nitelikte bir talep içermeyen «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması doğru değildir.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin «kambiyo senedine» dayalı olarak açılan «menfi tespit» davasında, davadan önce «arabuluculuğa başvurulmadığı», anlaşmazlık tutanağının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmesine ilişkin davacı vekilinin istinaf isteminin HMK'nin 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece «arabulucuya başvurulmadığından» davanın dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borçlu olunmadığının tespiti · kambiyo senedi
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin «kambiyo senedine» dayalı olarak açılan «menfi tespit» davasında, davadan önce «arabuluculuğa başvurulmadığı», anlaşmazlık tutanağının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmesine ilişkin davacı vekilinin istinaf isteminin HMK'nin 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Dava, ödendiği belirtilen ve takibe konulan kambiyo senedinden dolayı «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince yukarıda özetlendiği üzere davanın TTK'nun 5/A ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2.maddesi ile HMK'nın 114/2 ve 115.maddeleri gereğince dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5986 E. 2021/3832 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · menfi tespit · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
… sinden anlaşıldığı üzere davaya konu icra takibinin dayanağının kambiyo senetleri olduğu, kambiyo senetlerinden kaynaklanan davaların 6102 sayılı Kanun çerçevesinde «ticari nitelikte» olduğu, davacının davasını Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açtığı, bu durumda 6102 SK 5/A maddesi ve 6325 SK 18/a maddesi gereği ticari davalarda «zorunlu arabuluculuğa başvurma» dava şartının yerine getirilmeden davanın açılmış olduğu gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının «arabulucuya başvurmadan» 09/12/2019 tarihinde eldeki davayı açtığı, bu durumda ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zorunlu arabuluculuk · ticari dava niteliği
Benzer bu kararda… sinden anlaşıldığı üzere davaya konu icra takibinin dayanağının kambiyo senetleri olduğu, kambiyo senetlerinden kaynaklanan davaların 6102 sayılı Kanun çerçevesinde «ticari nitelikte» olduğu, davacının davasını Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açtığı, bu durumda 6102 SK 5/A maddesi ve 6325 SK 18/a maddesi gereği ticari davalarda «zorunlu arabuluculuğa başvurma» dava şartının yerine getirilmeden davanın açılmış olduğu gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabulucuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6050 E. 2021/4519 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · menfi tespit · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, «arabulucuya başvurulmadan» dava açıldığı gerekçesiyle, Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava «şartı yokluğu» gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» ilişkin verilen karara yönelik istinaf başvurusunun, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari dava niteliği
Benzer bu karardaAçıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabulucuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/139 E. 2022/3987 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · menfi tespit · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın niteliğe göre dava «şartı arabuluculuğa» tabi olduğu, 6325 sayılı Yasanın 18/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca «ara» kararla verilen «kesin süreye» rağmen «arabuluculuk son tutanağının» aslı yada arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin «ibraz» edilmediği gerekçesi ile davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabuluculuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:arabuluculuk son tutanağı · son tutanak · ticari dava niteliği · ara karar · kambiyo senedi · kesin süre · vekalet ücreti · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın niteliğe göre dava «şartı arabuluculuğa» tabi olduğu, 6325 sayılı Yasanın 18/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca «ara» kararla verilen «kesin süreye» rağmen «arabuluculuk son tutanağının» aslı yada arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin «ibraz» edilmediği gerekçesi ile davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nin 353/(1).b.2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının «vekalet ücreti» yönünden düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesine davalı vekili için 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Dava, «kambiyo senedine» dayalı «menfi tespit» talebine ilişkindir.
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabuluculuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesi doğru görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5495 E. 2022/1020 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · menfi tespit · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça, çeklerin «bedelsiz» kalması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» karar verilmesi istemi «tespit davası» olarak değerlendirildiğinde uyuşmazlığın TTK 4/1-a maddesi gereğince «mutlak ticari» dava olduğu, TTK' nın 5/A maddesi gereğince dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olarak gözetileceği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi gereğince davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin «son tutanağın» aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunluluğu bulunduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık «kesin süre» içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği «ihtarını» içeren davetiye gönderileceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın «usulden reddine» karar verileceği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafın TTK.’nin 5/A maddesine göre «zorunlu arabulucuk» yoluna başvurmadığı gerekçesi ile H.M.K.'nun 114/2 delaletiyle T.T.K.'nun 5/A, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 ve H.M.K.'nun 115/2. maddeleri gereğince arabuluculuğa yönelik dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:son tutanak · zorunlu arabuluculuk · mutlak ticari dava · borçlu olunmadığının tespiti · ticari dava niteliği · bedelsizlik · kesin süre · ihtar
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça, çeklerin «bedelsiz» kalması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» karar verilmesi istemi «tespit davası» olarak değerlendirildiğinde uyuşmazlığın TTK 4/1-a maddesi gereğince «mutlak ticari» dava olduğu, TTK' nın 5/A maddesi gereğince dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olarak gözetileceği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi gereğince davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin «son tutanağın» aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunluluğu bulunduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık «kesin süre» içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği «ihtarını» içeren davetiye gönderileceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın «usulden reddine» karar verileceği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafın TTK.’nin 5/A maddesine göre «zorunlu arabulucuk» yoluna başvurmadığı gerekçesi ile H.M.K.'nun 114/2 delaletiyle T.T.K.'nun 5/A, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 ve H.M.K.'nun 115/2. maddeleri gereğince arabuluculuğa yönelik dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabulucuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3235 E. 2021/5629 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · menfi tespit · dava şartı
İncelediğiniz karardaAncak «menfi tespit» davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden, ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, «arabulucuya başvurulmadan» iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava «şartı yokluğu» sebebiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Menfi «tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, «menfi tespit davalarının» gerek taraflar arasındaki hukuki sonucun niteliği, gerek «zorunlu arabuluculuk» yasasının ve gerekse TTK'nın 5. maddesinde arabuluculuğa ilişkin yapılan düzenlemenin hedefi şekil ve öz açısından bir arada değerlendirildiğinde ticari davalarda menfi tespit davalarının da zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, 6325 sayılı Arabuluculuk Yasası’nın 18/A maddesinin ve özellikle 2. fıkrasında zorunlu arabuluculuğa tabi davanın açıldığı hallerde, «arabuluculuğa başvurulduğu» anlaşılıyor ise, davacı tarafa arabuluculuk tutanağını sunmak üzere bir haftalık «kesin süre» içeren davetiye gönderilmesi gerektiği, arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise, herhangi bir işlem yapmaksızın mahkemece davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine» karar verileceği düzenlendiğinden, davacının arabuluculuğa başvurmadan dava açtığının sabit olduğu, yerel mahkemece davanın yasa kapsamında dava şartı yokluğu nede …
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; görev dava şartı eksikliği nedeniyle davanın «usulden reddi» kararı istinaf edilmeden kesinleşmiş davacı vekilinin talebi ile «dosyanın gönderildiği» asliye ticaret mahkemesince davanın 06/05/2019 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereği «arabulucuya başvurulmasının» dava şartlarından olduğu, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğuna dair beyan bulunmadığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2 maddesi doğrultusunda davacıya «son tutanağın» 1 haftalık «kesin sürede» «ibrazı» için süre verilmesine gerek bulunmadığı ve bu dava şartı eksikliğinin giderilmesinin mümkün olmadığı, HMK'nın 138. maddesine göre mahkemenin öncelikle dava şartı ve «ilk itirazlar» hakkında dosya üzerinden karar verilebileceği, verilen kararın niteliğine göre ön «inceleme duruşmasının» yapılmasına da gerek olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:son tutanak · zorunlu arabuluculuk · dosyanın gönderilmesi · ilk itiraz · ön inceleme duruşması · ticari dava niteliği · kesin süre · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; görev dava şartı eksikliği nedeniyle davanın «usulden reddi» kararı istinaf edilmeden kesinleşmiş davacı vekilinin talebi ile «dosyanın gönderildiği» asliye ticaret mahkemesince davanın 06/05/2019 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereği «arabulucuya başvurulmasının» dava şartlarından olduğu, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğuna dair beyan bulunmadığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2 maddesi doğrultusunda davacıya «son tutanağın» 1 haftalık «kesin sürede» «ibrazı» için süre verilmesine gerek bulunmadığı ve bu dava şartı eksikliğinin giderilmesinin mümkün olmadığı, HMK'nın 138. maddesine göre mahkemenin öncelikle dava şartı ve «ilk itirazlar» hakkında dosya üzerinden karar verilebileceği, verilen kararın niteliğine göre ön «inceleme duruşmasının» yapılmasına da gerek olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, «menfi tespit davalarının» gerek taraflar arasındaki hukuki sonucun niteliği, gerek «zorunlu arabuluculuk» yasasının ve gerekse TTK'nın 5. maddesinde arabuluculuğa ilişkin yapılan düzenlemenin hedefi şekil ve öz açısından bir arada değerlendirildiğinde ticari davalarda menfi tespit davalarının da zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, 6325 sayılı Arabuluculuk Yasası’nın 18/A maddesinin ve özellikle 2. fıkrasında zorunlu arabuluculuğa tabi davanın açıldığı hallerde, «arabuluculuğa başvurulduğu» anlaşılıyor ise, davacı tarafa arabuluculuk tutanağını sunmak üzere bir haftalık «kesin süre» içeren davetiye gönderilmesi gerektiği, arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise, herhangi bir işlem yapmaksızın mahkemece davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine» karar verileceği düzenlendiğinden, davacının arabuluculuğa başvurmadan dava açtığının sabit olduğu, yerel mahkemece davanın yasa kapsamında dava şartı yokluğu nede …
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabuluculuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/5144 E. , 2021/7204 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02.10.2019 tarih ve 2019/488 E- 2019/783 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nce verilen 06.12.2019 tarih ve 2019/88 E- 2019/90 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ve davalının 16.03.2017 tarihinde evlendiğini, ancak 02.05.2017 tarihinde davacının davalıya boşanma davası açtığını, bu kapsamda tarafların arasında 13.09.2017 tarihli boşanma protokolünün düzenlendiğini, bu protokolün 6. maddesine göre davacı tarafından, bir miktar paranın ve düzenlenecek senetlerin davalıya verilmesine ve tazminat ödenmesinin kararlaştırıldığını, fakat Kayseri 4. Aile Mahkemesi'nin 2017/393 esas ve 2017/813 karar sayılı ilamından anlaşılacağı üzere tarafların 22.09.2017 tarihli başka bir boşanma protokolü tanzim ederek bu protokole göre boşandıklarını, bunun 11. maddesinde ise "ziynet, maddi ve manevi tazminat, çeyiz ve nafaka ile ilgili konularda tarafların birbirini ibra ettiği ve birbirlerinden başka bir talebinin bulunmadığı" nın kararlaştırıldığını, bu nedenle davalı tarafından eski tarihli protokol uyarınca tanzim edilen senetlere dayalı başlatılan icra takibinden dolayı borçlu bulunmadığını, senetlerin düzenlenme sebebi olan eski tarihli protokolün geçerli olmadığını, bu protokolün hakim tarafından onaylanmadığını ve geçersiz hale geldiğini, hakim tarafından onaylanan ve hükme esas alınan protokolün sonraki tarihli protokol olduğunu belirterek icra takibinin tedbiren durdurularak, takibe konu bono ile takibe konu edilmeyen 30.04.2019 vade tarihli 100.000.-TL bedelli bono;
30. 10.2019 vade tarihli 100.000.-TL bedelli bono ile 30.04.2020 vade tarihli 100.000.-TL bedelli bonolardan dolayı borçlu bulunmadığının tespitine ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının arabuluculuk yoluna ilişkin tutanağı sunmadan işbu davayı açtığını, bu sebeple davacının dava şartını yerine getirmediğini, davacının ödeme veya imzaya ilişkin bir iddiasının bulunmadığını, borcun sebebini inkar etmediğini, bonoların protokol ile ibra edilemeyeceğini, bonoların sebepten mücerret olduğunu, ispat yükünün davacıda olduğunu belirterek davanın reddine ve %20 oranında tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, arabulucuya başvurulmadan iş bu davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Kanun'un 18/A. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, davanın açılış tarihinin 02.09.2019 tarihi olduğu, dava tarihinden önce arabuluculuk yoluna başvurulmadığı, dava tarihinden sonra verilen süre içerisinde bu yola başvurulduğu, halbuki konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasının gerektiği ve bu hususun bir dava şartı olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince, usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bir ticari davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre; (a) Öncelikle konusu, bir miktar paranın ödenmesi olmalı, (b) Sonra dava konusu olan bir miktar paranın ödenmesi için yapılan talep, bir alacak veya tazminat talebi olarak ileri sürülmelidir. Bu koşulların bulunması halinde dava açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olacaktır. Bu koşulların gerçekleşmediği ticari davalarda davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak kabul edilmeyecektir.
Kanun maddesinin metni ve gerekçesi bu kadar açık ve net olup zorlamayla da olsa genişletici bir yorum yapılmasına elverişli değildir. Zaten ileri ve özgürlükçü hukuk düzenlerinde zorunlu ve emredici kuralların dar yorumlanması esastır. Menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır. Bu itibarla kanun hükmünde öngörülen açık ifadelere rağmen dava şartı arabuluculuğun uygulama alanının genişletilmesi doğru değildir.
HMK’nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir şekli olan menfi tespit davası, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olarak nitelendirilemez. Bu dava sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması halinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü hâllerde dahi olumsuz tespit hükmü kurulması gerekmektedir. Başka bir deyişle, menfi tespit davasının niteliği gereği verilen kararlarda, yalnızca davacının borçlu olup olmadığı belirlenmekte, borçlu olmadığı kısma ilişkin olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Bu hüküm, herhangi bir alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir ilam olmadığından esasa yönelik olarak İİK'nın 32.
maddesi uyarınca doğrudan ilamların icrası yolu ile takibe konulamaz. Oysa arabuluculuk sonucu verilen kararlar ilam hükmünde olup, cebri icra yoluna başvurulabilecek niteliktedir. Ancak menfi tespit davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden, ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece arabulucuya başvurulmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi yerinde değildir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun HMK 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun bulunmasına, 6102 sayılı Yasa'nın 5/a maddesinde getirilen düzenlemenin dava çeşidine ilişkin olmayıp madde metninde de açıkça ifade edildiği üzere dava konusuna ilişkin olmasına, menfi tespit davalarının da konusu itibariyle bir alacağın tahsiline ilişkin bulunmasına göre davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/729244500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz