Tıbbi malpractice tazminatı | Sigorta alacağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/342 E. 2021/6946 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aydınlatılmış onam↗ down sendromu↗ hmk 357↗ tıbbi kötü uygulama↗ poliçe limiti↗ zorunlu mali sorumluluk sigortası↗ mali sorumluluk sigortası↗ mazeret↗ sorumluluk sigortası↗ kısıtlılık↗ ba formu↗ teminat kapsamı↗ riziko↗ ek prim↗ iş bölümü↗ olumsuz oy↗ bilirkişi incelemesi↗ ıslah↗ maddi tazminat↗ sigorta poliçesi↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ avans faizi↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı ...'nin 13 haftalık gebelikte iken üçlü testin Opr. Dr. ... tarafından istendiği; hasta kayıtlarında olmasına rağmen testin sonucu hakkında dökümanın dosyada mevcut olmadığı; 11-14 haftalar arasında ultra sonografi ile ense kalınlığı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde olumsuz sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın down sendromlu olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon kısıtlıkları ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan maddi tazminat davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,00 TL, davacı ... için 30.000,00 TL ve davacı ... için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, mazeret beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde ıslah dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde down sendromunun teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, sigorta poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı ..., hamileliği sürecinde Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde farklı tarihlerde farklı doktorlar tarafından muayene edilmiş ise de 25.06.2012-22.10.2012 tarihleri arasında sigortalı doktor ...’a yaklaşık on kez muayene olduğunu, gebelik takibinde yapılması gereken testlerin yapılmadığı ve bebeğin down sendromlu olarak dünyaya geleceğinin tespit edilmediğini, doktorun vekalet görevini gereği gibi yerine getirmediğini iddia etmiş, dava dilekçesinde İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinden gebelik takibine dair hasta dosyasının celbini istemiştir. Mahkemece ilgili hastaneye müzekkere yazılmış ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinden hastaya ilişkin evraklar gönderilmiştir. Ayrıca Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine müzekkere yazılarak davacı ...’nın 2012 yılı gebelik takibine dair tüm evrakların celbi istenmiş ve ilgili evraklar dosyaya sunulmuştur. Hastane kayıtları dosyaya kazandırıldıktan sonra yapılan bilirkişi incelemesinde, davacı 13 haftalık gebe iken 31.08.2012 tarihinde davacıdan 3’lü tarama testinin Dr. ... tarafından istendiği, testin sonucunun dosyada görülmediği, 11-14. haftalar arasında ultrasonografi ile ense saydamlığı ve kombine testin dosyada olmadığı, maternal serum AFP testine dosyada rastlanmadığı, amniyosentez önerilmesi gerektiği, davacının bu testleri reddettiğine dair tutanak bulunmadığı, doktorun ihmalinin olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkemece işbu rapor benimsenerek doktorun ağır kusurlu olduğuna kanaat getirilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilince istinaf dilekçesinde bir kısım hastane evrakları sunulmuş ise Bölge Adliye Mahkemesince sonradan sunulan bu belgeler incelenmeksizin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK 357/1. maddesine göre, istinaf aşamasında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemeyecek ve yeni delillere dayanılamayacak olması kural olmakla birlikte, işbu davada davacı, hekimin sorumluluğuna dayanarak tazminat talep etmekte ve delil olarak da hastane dosyasına dayanmaktadır. Davacı gebelik sürecinde birden fazla hastanede birden fazla hekim tarafından muayene edilmiştir. Davacının, davasını yönelttiği sigorta şirketi nezdinde sigortalı bulunan hekim, sigorta poliçesinden de anlaşıldığı üzere Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görev yapmakta olup, davacının gebelik takibinde görev almıştır. Bu durumda davacıyla ilgili gebelik sürecindeki tüm muayene ve tetkikleri içerir hastane kayıtlarının eksiksiz olarak dosyaya kazandırılması gerekir. Aksi halde eksik evrak üzerinden yapılacak inceleme ile doğru sonuç elde etmek mümkün olmayacaktır. Nitekim, mahkemece, yargılama sürecinde Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi hasta kayıtları da dosyaya kazandırılmıştır. Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi hasta geçmişi raporunda, 31.08.2012 tarihinde Dr. ... tarafından üçlü test (E3-HCG-AFP) istenmiş olduğu anlaşılmıştır. Hasta daha sonra 11.09.2012 tarihinde yine aynı hekim tarafından muayene edilmiştir. Her nekadar davalı vekilince isitnaf dilekçesi ekinde sunulduğu için kabul edilmemiş ise de söz konusu belgeler incelendiğinde, 11.09.2012 tarihli muayeneye ilişkin ekran görüntüsünün mevcut olduğu, ve “Karar ve tedavi: 3’lü testte risk artışı, Tepecik Perinatelojiye yönlendirildi.”, “Hasta notu: Amniyosentez önerildi.OGTT Şekre 196 çıktı. Tepecik riskli bölüme gönderildi.” açıklamalarının yer aldığı görülmüştür. Yine 11.09.2012 tarihli İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi-Tıbbi Genetik Polikliniği- Amniyosentez Aydınlatılmış Onam Formu’nun dosyaya sunulduğu, davacı ...’nın amniyosentez uygulanmasını istemiyorum seçeneğini imzaladığı görülmüştür. Esasen davalı vekilince sunulan işbu belgeler zaten delil olarak dayanılan hasta dosyası içinde bulunan o dosyaya ait belgeler olduğu takdirde ilgili hastanelerce müzekkerede yazılı hususların gereği gibi yerine getirilmediği ve hasta dosyasının ve hasta ile ilgili evrakların mahkemeye eksik sunulduğu sonucuna varılacaktır.
Bu durumda, mahkemece, bu belgeler eklenerek bu belgelerin dosya muhteviyatı olup olmadığının sorularak davacı ...’nın İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bulunan gebelik takibiyle ilgili tüm hasta kayıtlarının eksiksiz şekilde dosya kapsamına alınmasından sonra yapılacak değerlendirmeye göre bir sonuca varılması gerekmekle eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Davacılar vekili, dava dilekçesinde sigorta şirketinden manevi tazminat da talep etmiştir. Dosya kapsamında bulunan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi incelendiğinde, ilk sayfasında poliçe limitlerine dair açıklamaya ve prim tutarına, devamında ise Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına yer verildiği görülmüştür. Ancak poliçede özel şartların olup olmadığı ve manevi tazminat taleplerinin de poliçe kapsamında teminat altına alınıp alınmadığı anlaşılamamıştır. Her ne kadar, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimatı’nın A.3. numaralı bendinde, teminat tutarının manevi tazminat için de geçerli olduğuna dair düzenlemeye yer verilmiş ise de; poliçenin teminat kapsamına manevi tazminat klozunun da ayrıca ve açıkça dahil edilip edilmediğinin ve sigortalı tarafından ödenen primler hesaplanırken manevi tazminat klozunun gözetilip gözetilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda, davalı tarafça sigorta poliçesi eksiksiz olarak dosyaya sunulduktan sonra mahkemece bu yöne ilişkin bir değerlendirme yapılarak sonuca varılması gerekirken, manevi tazminat klozunun varlığı yada yokluğu hususunda hiçbir değerlendirme yapılmamış olması doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1620 E. 2022/7142 K.
Ortak:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · sorumluluk sigortası · ba formu · ıslah · sigorta poliçesi · teminat
İncelediğiniz kararda… alı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, «mazeret» beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde «ıslah» dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde «down sendromunun» teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, «sigorta poliçesi» kapsamında «rizikonun» gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf …
… ı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde «olumsuz» sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon «kısıtlıkları» ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan «maddi tazminat» davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,0 …
2- Dava, «tıbbi kötü uygulama» nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaŞirketinin maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dâhilinde «teminatla» sınırlı olarak yüklendiği gerekçesiyle davacının «ıslah» ettiği davasının davalı ... yönünden kabulüne davalı ...Ş.'ye açılan davanın «husumetten» reddine karar verilmiştir.
14.04.2011, 14.06.2011 ve 15.07.2011 tarihlerinde İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından «dosyaya gönderilen» muayene olduğuna ilişkin poliklinik «defter» «kaydına» göre, tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam formunun yer almadığı, dosyadaki mevcut tıbbi kayıtlardan hastanın Down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma «formu») düzenlenmediği, hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiği hususunun geçerli delillerle ispatlayamadığı, bu durumda davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve davacı ...'un «down sendromlu» olarak doğumunda kusurlu olduğu, davalının sigortalısı olan hekimin aydınlatma yükümlülüğü dışında kusurunun olmaması nedeniyle belirlenen tazminattan taktiren %20 oranında indirim yapılabileceği, ancak davacı vekili, dava değerini 280.000.- TL olarak «ıslah» ettiğinden takdiri indirimin sonuca etkili olmadığı,davacı ...'un down sendromlu olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %79 olduğu anne ve babanın, down sendromlu davacı çocukları ile birlikte bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları bu durumun manevi yönden a …
… ş bu yukarıdaki kanun hükmü gereğince ancak devlet eliyle olabilecek olup, olaya zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı bakımından bakıldığında ise, zorunlu hekim «sorumluluğu sigortası» uyarınca sigortacının zarar görenin zararını tazmin yükümlülüğünün ancak sigortalı hekimin sorumlu olması koşuluyla doğduğu; sigortalı hekimin de mesleki faaliyetini «ifa» ederken üçüncü kişilere verdiği zarardan ancak «kusuru» varsa sorumlu tutalacağı nazara alındığında bebeğin «down sendromlu» olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile hekimin mesleki faaliyetindeki ihmal arasında «nedensellik bağı» olması gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maluliyet oranı · aydınlatma yükümlülüğü · nedensellik bağı · dosyanın gönderilmesi · dava dilekçesinin tebliği · ihbar olunan · ispat yükü · ifa
Benzer bu kararda14.04.2011, 14.06.2011 ve 15.07.2011 tarihlerinde İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından «dosyaya gönderilen» muayene olduğuna ilişkin poliklinik «defter» «kaydına» göre, tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam formunun yer almadığı, dosyadaki mevcut tıbbi kayıtlardan hastanın Down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma «formu») düzenlenmediği, hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiği hususunun geçerli delillerle ispatlayamadığı, bu durumda davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve davacı ...'un «down sendromlu» olarak doğumunda kusurlu olduğu, davalının sigortalısı olan hekimin aydınlatma yükümlülüğü dışında kusurunun olmaması nedeniyle belirlenen tazminattan taktiren %20 oranında indirim yapılabileceği, ancak davacı vekili, dava değerini 280.000.- TL olarak «ıslah» ettiğinden takdiri indirimin sonuca etkili olmadığı,davacı ...'un down sendromlu olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %79 olduğu anne ve babanın, down sendromlu davacı çocukları ile birlikte bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları bu durumun manevi yönden a …
Mahkemece, uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama ve bilirkişi raporuna göre, bebeğin «down sendromlu» olup olmadığının tespiti için «kesin» tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemler de düşük gibi riskleri beraberinde getirtiği, bu durumda hekim, test sonucunda elde edilen sonucu, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklaması ve aydınaltılması gerektiiği ve bu yükümlülüğünün yerine getirildiğini «ispat yükü» ise hekimde olduğu, sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevinin hekime ait olduğu, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkının bulunduğu, bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini ispatlamak zorunda olduğu, davacı annenin muayenelerine ilişkin olarak Özel İr …
… ş bu yukarıdaki kanun hükmü gereğince ancak devlet eliyle olabilecek olup, olaya zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı bakımından bakıldığında ise, zorunlu hekim «sorumluluğu sigortası» uyarınca sigortacının zarar görenin zararını tazmin yükümlülüğünün ancak sigortalı hekimin sorumlu olması koşuluyla doğduğu; sigortalı hekimin de mesleki faaliyetini «ifa» ederken üçüncü kişilere verdiği zarardan ancak «kusuru» varsa sorumlu tutalacağı nazara alındığında bebeğin «down sendromlu» olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile hekimin mesleki faaliyetindeki ihmal arasında «nedensellik bağı» olması gereklidir.
Davalı ve «ihbar olunan» vekili, kararı temyiz etmiştir.
-
Tıbbi malpractice tazminatı | Manevi tazminat | Kararın kaldırılması | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3914 E. 2023/6113 K.
Ortak:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · zorunlu mali sorumluluk sigortası · mali sorumluluk sigortası · sorumluluk sigortası · ba formu · maddi tazminat · sigorta poliçesi
İncelediğiniz kararda… ı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde «olumsuz» sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon «kısıtlıkları» ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan «maddi tazminat» davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,0 …
… alı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, «mazeret» beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde «ıslah» dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde «down sendromunun» teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, «sigorta poliçesi» kapsamında «rizikonun» gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf …
2- Dava, «tıbbi kötü uygulama» nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine» dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Sevtap Alkan'ın kusurlu bulunduğu, davalının dava dışı sigortalısının «kusuru» ile oluşan maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dâhilinde «teminatla» sınırlı olarak yüklendiği ve davalı ... şirketinin sorumluluğunun toplam teminat tutarı olarak belirlenmiş 800.000,00 TL ile sınırlı bulunduğu, davacı ...'nın «maddi tazminat» tutarının takdiri indirim uygulanmaksızın 1.317.052,20 TL olduğu, buna göre takdiri indirim uygulandığı taktirde de en az 1.053.641,76 TL olabileceği, işbu dava açısından sonuca etkili olmadığından takdiri indirim yapılıp yapılmamasının öneminin bulunmadığı, davacı ... vekili'nin 09.03.2020 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat miktarını 760.000,00 TL'ye yükselttiği gerekçesiyle davacı ...'nın maddi tazminat davasının kabulü ile, 760.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacıya ödenmesine, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun olarak, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde manevi tazminat davasının …
… k Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gebelik süreci ile ilgili tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam «formu» yer almadığının saptandığı, bu durumda davacı annenin, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı uzman doktor veya başka doktorlar tarafından, davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı hususunu hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan «ihbar olunan» hekim tarafından mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %93 olduğu, davacının yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı bulunduğu, bu duruma bağlı olarak diğer davacılar olan anne ve babanın, down …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maluliyet oranı · aydınlatma yükümlülüğü · nedensellik bağı · vekalet sözleşmesi · kusursuz sorumluluk · kusur oranı · ihbar olunan · illiyet bağı
Benzer bu kararda… k Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gebelik süreci ile ilgili tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam «formu» yer almadığının saptandığı, bu durumda davacı annenin, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı uzman doktor veya başka doktorlar tarafından, davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı hususunu hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan «ihbar olunan» hekim tarafından mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %93 olduğu, davacının yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı bulunduğu, bu duruma bağlı olarak diğer davacılar olan anne ve babanın, down …
… vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada yer alan tüm raporlarda sigortalı hekimin tıbbı uygulama hatasının ve kusurunun bulunmadığının açıkça tespit edildiğini, «vekalet sözleşmesi» ile ilgili «kusursuz sorumluluk» öngörülmediğini, bu yönüyle mahkeme kararının hatalı olduğunu, mahkemenin bilgilendirmeye yönelik değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, her gebede amniyosentez bilgilendirilmesi yapılacağına veya her gebeye amniyosentez önerilerek «down sendromunun» «kesin» teşhis edilebilir bir hastalık olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, amniosentez ve kordosentez gibi işlemlerin 1/100 oranında düşük riski içerdiğini, hiç bir ön inceleme ve ön koşul olmaksızın her gebeye amniyo sentez önerilmesi halinde sağlıklı bebeklerin ölüm riskinin doğacağını, gebede yaş riskinin düşük öyküsünün, anomalili doğum öyküsü, tarama testlerinde down bulgusunun bulunmadığı hallerde eksik bilgilendirmeden söz edilemeyeceğini, hastaya onam «formu» imzalatılması gibi yasal bir zorunluluk bulunmadığını, sigortalı hekimin gebeden tarama testlerini istediğini, bu aşamadan sonra gebenin tarama testlerini yaptırıp yaptırmamasının kendi ihtiyarında olduğunu, gebelik takibinin dört aşamada yapıldığını, birinci aşamada tarama testleri ve risk grubu tespiti, ikinci aşamada yüksek risk tespit edilen gebelerde perinatoloji muayenesi, üçüncü aşamada amniyosentez kordosentez, «son» aşamada ise gebeliğin sonlandırılması şeklinde devam ettiğini, düşük risk grubunda olan hastalara amniyosentez önerilmediğini, mahkemece bu noktada hata yapıldığını, hesap raporunun hatalı olduğunu, sigortalı hekimin kusurunun bulunmadığı halde hesapların % 100 «kusur oranına» göre yapıldığını, dosyada alınan ve taraflarına tebliğ edilen maluliyet raporu bulunmadığını, Adli Tıp Kurumu 3.
İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, dosyada davacı küçüğün sürekli bakıma muhtaç olduğuna dair yapılmış bir tespit bulunmadığını, «down sendromlu» olduğu iddia edilen küçüğün bakiye ömrünün buna göre belirlenmesi gerektiğini, ortalama yaşam süresinin buna göre belirlenmesi gerektiğini, Özürlülük Ölçütü ve Engelli Sağlık Kurulları Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikle 18 yaşından küçükler hakkında bu yönetmeliğin uygulanmayacağının belirtildiğini, küçüğün 18 yaşına kadar ebeveynlerinin bakım ve gözetimi ve desteği altında olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, hekimin davranışıyla çocukta down sendromu arasında «illiyet bağı» bulunmadığını, hastaya yapılacak bildirimlerin hastanın mevcut durumu aydınlatması yapılacak işlemin endikasyonlarının bulunmasına bağlı olduğunu, sigortalının yas …
… ş bu yukarıdaki kanun hükmü gereğince ancak devlet eliyle olabilecek olup, olaya zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı bakımından bakıldığında ise, zorunlu hekim «sorumluluğu sigortası» uyarınca sigortacının zarar görenin zararını tazmin yükümlülüğünün ancak sigortalı hekimin sorumlu olması koşuluyla doğduğu; sigortalı hekimin de mesleki faaliyetini «ifa» ederken üçüncü kişilere verdiği zarardan ancak «kusuru» varsa sorumlu tutalacağı nazara alındığında bebeğin «down sendromlu» olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile hekimin mesleki faaliyetindeki ihmal arasında «nedensellik bağı» olması gereklidir.
-
Tıbbi malpractice tazminatı | Manevi tazminat | Kararın kaldırılması | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3914 E. 2023/6113 K.
Ortak:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · zorunlu mali sorumluluk sigortası · mali sorumluluk sigortası · sorumluluk sigortası · ba formu · maddi tazminat · sigorta poliçesi
İncelediğiniz kararda… ı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde «olumsuz» sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon «kısıtlıkları» ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan «maddi tazminat» davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,0 …
… alı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, «mazeret» beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde «ıslah» dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde «down sendromunun» teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, «sigorta poliçesi» kapsamında «rizikonun» gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf …
2- Dava, «tıbbi kötü uygulama» nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine» dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Sevtap Alkan'ın kusurlu bulunduğu, davalının dava dışı sigortalısının «kusuru» ile oluşan maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dâhilinde «teminatla» sınırlı olarak yüklendiği ve davalı ... şirketinin sorumluluğunun toplam teminat tutarı olarak belirlenmiş 800.000,00 TL ile sınırlı bulunduğu, davacı ...'nın «maddi tazminat» tutarının takdiri indirim uygulanmaksızın 1.317.052,20 TL olduğu, buna göre takdiri indirim uygulandığı taktirde de en az 1.053.641,76 TL olabileceği, işbu dava açısından sonuca etkili olmadığından takdiri indirim yapılıp yapılmamasının öneminin bulunmadığı, davacı ... vekili'nin 09.03.2020 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat miktarını 760.000,00 TL'ye yükselttiği gerekçesiyle davacı ...'nın maddi tazminat davasının kabulü ile, 760.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davacıya ödenmesine, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun olarak, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde manevi tazminat davasının …
… k Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gebelik süreci ile ilgili tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam «formu» yer almadığının saptandığı, bu durumda davacı annenin, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı uzman doktor veya başka doktorlar tarafından, davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı hususunu hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan «ihbar olunan» hekim tarafından mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %93 olduğu, davacının yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı bulunduğu, bu duruma bağlı olarak diğer davacılar olan anne ve babanın, down …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maluliyet oranı · aydınlatma yükümlülüğü · nedensellik bağı · vekalet sözleşmesi · kusursuz sorumluluk · kusur oranı · ihbar olunan · illiyet bağı
Benzer bu kararda… k Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gebelik süreci ile ilgili tıbbi kayıtlar arasında hasta tarafından imzalanmış herhangi bir onam «formu» yer almadığının saptandığı, bu durumda davacı annenin, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı uzman doktor veya başka doktorlar tarafından, davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı hususunu hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan «ihbar olunan» hekim tarafından mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu ve «maluliyet oranının» %93 olduğu, davacının yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı bulunduğu, bu duruma bağlı olarak diğer davacılar olan anne ve babanın, down …
… vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada yer alan tüm raporlarda sigortalı hekimin tıbbı uygulama hatasının ve kusurunun bulunmadığının açıkça tespit edildiğini, «vekalet sözleşmesi» ile ilgili «kusursuz sorumluluk» öngörülmediğini, bu yönüyle mahkeme kararının hatalı olduğunu, mahkemenin bilgilendirmeye yönelik değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, her gebede amniyosentez bilgilendirilmesi yapılacağına veya her gebeye amniyosentez önerilerek «down sendromunun» «kesin» teşhis edilebilir bir hastalık olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, amniosentez ve kordosentez gibi işlemlerin 1/100 oranında düşük riski içerdiğini, hiç bir ön inceleme ve ön koşul olmaksızın her gebeye amniyo sentez önerilmesi halinde sağlıklı bebeklerin ölüm riskinin doğacağını, gebede yaş riskinin düşük öyküsünün, anomalili doğum öyküsü, tarama testlerinde down bulgusunun bulunmadığı hallerde eksik bilgilendirmeden söz edilemeyeceğini, hastaya onam «formu» imzalatılması gibi yasal bir zorunluluk bulunmadığını, sigortalı hekimin gebeden tarama testlerini istediğini, bu aşamadan sonra gebenin tarama testlerini yaptırıp yaptırmamasının kendi ihtiyarında olduğunu, gebelik takibinin dört aşamada yapıldığını, birinci aşamada tarama testleri ve risk grubu tespiti, ikinci aşamada yüksek risk tespit edilen gebelerde perinatoloji muayenesi, üçüncü aşamada amniyosentez kordosentez, «son» aşamada ise gebeliğin sonlandırılması şeklinde devam ettiğini, düşük risk grubunda olan hastalara amniyosentez önerilmediğini, mahkemece bu noktada hata yapıldığını, hesap raporunun hatalı olduğunu, sigortalı hekimin kusurunun bulunmadığı halde hesapların % 100 «kusur oranına» göre yapıldığını, dosyada alınan ve taraflarına tebliğ edilen maluliyet raporu bulunmadığını, Adli Tıp Kurumu 3.
İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, dosyada davacı küçüğün sürekli bakıma muhtaç olduğuna dair yapılmış bir tespit bulunmadığını, «down sendromlu» olduğu iddia edilen küçüğün bakiye ömrünün buna göre belirlenmesi gerektiğini, ortalama yaşam süresinin buna göre belirlenmesi gerektiğini, Özürlülük Ölçütü ve Engelli Sağlık Kurulları Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikle 18 yaşından küçükler hakkında bu yönetmeliğin uygulanmayacağının belirtildiğini, küçüğün 18 yaşına kadar ebeveynlerinin bakım ve gözetimi ve desteği altında olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, hekimin davranışıyla çocukta down sendromu arasında «illiyet bağı» bulunmadığını, hastaya yapılacak bildirimlerin hastanın mevcut durumu aydınlatması yapılacak işlemin endikasyonlarının bulunmasına bağlı olduğunu, sigortalının yas …
… ş bu yukarıdaki kanun hükmü gereğince ancak devlet eliyle olabilecek olup, olaya zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı bakımından bakıldığında ise, zorunlu hekim «sorumluluğu sigortası» uyarınca sigortacının zarar görenin zararını tazmin yükümlülüğünün ancak sigortalı hekimin sorumlu olması koşuluyla doğduğu; sigortalı hekimin de mesleki faaliyetini «ifa» ederken üçüncü kişilere verdiği zarardan ancak «kusuru» varsa sorumlu tutalacağı nazara alındığında bebeğin «down sendromlu» olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile hekimin mesleki faaliyetindeki ihmal arasında «nedensellik bağı» olması gereklidir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3562 E. 2023/7555 K.
Ortak:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · riziko · olumsuz oy · teminat
İncelediğiniz kararda… ı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde «olumsuz» sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon «kısıtlıkları» ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan «maddi tazminat» davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,0 …
… alı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, «mazeret» beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde «ıslah» dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde «down sendromunun» teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, «sigorta poliçesi» kapsamında «rizikonun» gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf …
2- Dava, «tıbbi kötü uygulama» nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda… edilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi heyetinin 3'lü test sonuçlarının da görüş ve kanaatlerini değiştirmeyeceğini belirttiklerini, seçilen bilirkişi heyetinin her «down sendromlu» çocukla ilgili açılan davalarda hep «olumsuz» rapor verdiklerini, bu konuda İstanbul 7.
Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 26.04.2019 tarihli raporunun önemli değerlendirmeler içerdiğini, sigorta şirketinin sorumluluğu için hekimin kusurunun şart olmadığını, «rizikonun» «teminat» dışında kaldığı hallerin Genel Şartlar'ın A3 hükmünde gösterilmiş olup davalının bu hallerden herhangi birine dayanmadığını, müvekkiline yapılan tetkik ve testlerin tanı değil tarama testi olduğuna ilişkin bilgilendirmenin doktor tarafından yapılmadığını, bilgilendirmeye ilişkin herhangi somut bir delilin dosyaya «ibraz» edilmediğini, hasta hekim ilişkisinin vekâlet sözleşmesi kapsamında olup en «hafif kusurun» dahi zararın tamamından sorumlu olmak için yeterli olduğunu, Yargıtay'ın bu yönde içtihatları olduğunu, doktorun davacı kadına amniyosentez önerdiği ve müvekkilini …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin müşterek çocuklarının 01.07.2011 tarihinde «down sendromlu» olarak dünyaya geldiğini, hamilelik süresince müvekkili ...'nin gebelik takibinin Dr.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:hafif kusur · delil avansı · kesin mehil · ihtarat · bilirkişi ücreti · ek mehil · bilirkişi raporuna itiraz · ara karar
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekiline 25.06.2019 tarihli duruşmanın 1 no.lu «ara» kararı uyarınca bilirkişi ek ücretini yatırması için 2 haftalık «kesin süre» verildiği, söz konusu kesin sürenin «ihtarının» yapıldığı, «ihtarata» rağmen davacı tarafından «bilirkişi ücretinin» yatırılmadığı, bundan dolayı celse talikine sebebiyet verildiği görülmüş olup tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının verilen kesin süreye rağmen …
Ancak bu madde hükmüne göre, yatırılacak avansın «delil avansı» olduğu ve verilecek «kesin mehil» içinde yatırılmaması halinde rapora itirazlarından ve ek rapor talebinden ve bu delilden vazgeçmiş sayılacağı ve dosyadaki delillere göre karar verileceği hususunun açıkça «ihtar» edilmesi gerekir.
… hazırlanmasının istenilmesine, bilirkişilere ayrı ayrı 250,00'şer TL'den toplam 750,00 TL ek ücret takdirine, söz konusu ücretin davacı vekili tarafından 2 haftalık «kesin süre» içerisinde mahkeme veznesine yatırılmasının istenilmesine, («ihtarat» yapıldı.),’ şeklinde «ara» karar verilmiş, davacı vekili tarafından bu ücret yatırılmadığı için davacının bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayıldığı ve davacının davasını ispatlayamadığı gerek …
Ek bilirkişi raporu alınması için yatırılması gereken avans, Mahkemece «ara» karar kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinde ifade edilen «delil avansı» niteliğindedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5470 E. 2024/1868 K.
Ortak:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · riziko · sigorta poliçesi · avans faizi · teminat
İncelediğiniz kararda… alı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, «mazeret» beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde «ıslah» dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde «down sendromunun» teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, «sigorta poliçesi» kapsamında «rizikonun» gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf …
… ı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde «olumsuz» sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın «down sendromlu» olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon «kısıtlıkları» ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ... tarafından, davalı aleyhine açılan «maddi tazminat» davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,0 …
2- Dava, «tıbbi kötü uygulama» nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, poliçenin azami «teminat» limitinin olay başına 400.000,00 TL olduğunu, 01.01.2014 tarihinde meydana gelen doğum için 10.08.2015 tarihinden önce sigortalıya bir bildirimde bulunulmuş ise, iddia edilen «rizikonun» poliçe vadesinden önce gerçekleşmiş sayılacağını, ayrıca önceki dönem poliçelerinde 1 aydan fazla boşluk bulunmaması gerektiğini, davacının iddialarını, illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, «down sendromunun» tüm testler yapılsa dahi tam olarak tespitinin mümkün olmadığını, tespit edilmiş olması halinde de tedavisinin anne karnında mümkün olmadığını, hastalığın kötü tıbbi müdahale nedeniyle oluşan bir hastalık olmadığını, önlenmesi ve tedavisinin mümkün olmadığını, hastalığın kalıtsal ve doğuştan olduğunu, çalışma gücünde daha önce bir eksikliğin bulunmaması, başkasının kusurlu hareketi ile var olan çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi gerektiğini, dolayısıyla down sendromlu kişinin çalışma gücü kaybından bahsedilemeyeceğini belirterek, davanın sigortalıya «ihbarına» ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde, ...'in, diğer davacıların çocuğu olduğunu, «ihbar olunan» Doktor ...'nın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında davalı şirket nezdinde sigortalı olduğunu, davalı ...'in hamileliği boyunca sigortalı doktor tarafından takip edildiğini, doktorun kötü tıbbi uygulamaları neticesinde davacı çocuğun «down sendromlu» olarak doğduğunu, hamilelik süresince doktor tarafından eksik yapılan uygulamalar ile çocuğun down sendromlu olduğunun tespitinin yapılmadığını, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Özürlü Raporu ile özrün %82 olarak tespit edildiğini, doktorun tam kusuruna dayanılmadığını, müteselsilen talepte bulunulduğunu, ... için 10.000,00 TL iş göremezlik ve 20.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 50.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… ...’in hamileliği boyunca 8 farklı kadın doğum hekimi tarafından muayene edildiği, bu muayenelerden sadece birinin, gebeliğinin 24. haftasında 23.08.2013 tarihinde «ihbar olunan» sigortalı Dr. ... tarafından yapıldığı, ek rapora göre «down sendromu» tarama testi olan üçlü tarama testinin sigortalı hekim tarafından istenmediği, üçlü tarama testi istem tarihi 09.07.2013 olup, davacı annenin sigortalı hekime yapt …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:aydınlatma yükümlülüğü · delil değerlendirmesi · ihbar olunan · ihbar · taşıyan · ibraz
Benzer bu karardaDAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde, ...'in, diğer davacıların çocuğu olduğunu, «ihbar olunan» Doktor ...'nın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında davalı şirket nezdinde sigortalı olduğunu, davalı ...'in hamileliği boyunca sigortalı doktor tarafından takip edildiğini, doktorun kötü tıbbi uygulamaları neticesinde davacı çocuğun «down sendromlu» olarak doğduğunu, hamilelik süresince doktor tarafından eksik yapılan uygulamalar ile çocuğun down sendromlu olduğunun tespitinin yapılmadığını, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Özürlü Raporu ile özrün %82 olarak tespit edildiğini, doktorun tam kusuruna dayanılmadığını, müteselsilen talepte bulunulduğunu, ... için 10.000,00 TL iş göremezlik ve 20.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 50.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… ...’in hamileliği boyunca 8 farklı kadın doğum hekimi tarafından muayene edildiği, bu muayenelerden sadece birinin, gebeliğinin 24. haftasında 23.08.2013 tarihinde «ihbar olunan» sigortalı Dr. ... tarafından yapıldığı, ek rapora göre «down sendromu» tarama testi olan üçlü tarama testinin sigortalı hekim tarafından istenmediği, üçlü tarama testi istem tarihi 09.07.2013 olup, davacı annenin sigortalı hekime yapt …
İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; varsayım üzerine karar verildiğini, davacı müvekkilleri ... ve ...'in okur yazar olmadıklarının dosyaya «ibraz» edilen 17.03.2016 tarihli vekaletnameden açıkça anlaşıldığını, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin Bilgi Vermenin Usulü başlığını «taşıyan» 18. maddesinde " ...
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, poliçenin azami «teminat» limitinin olay başına 400.000,00 TL olduğunu, 01.01.2014 tarihinde meydana gelen doğum için 10.08.2015 tarihinden önce sigortalıya bir bildirimde bulunulmuş ise, iddia edilen «rizikonun» poliçe vadesinden önce gerçekleşmiş sayılacağını, ayrıca önceki dönem poliçelerinde 1 aydan fazla boşluk bulunmaması gerektiğini, davacının iddialarını, illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, «down sendromunun» tüm testler yapılsa dahi tam olarak tespitinin mümkün olmadığını, tespit edilmiş olması halinde de tedavisinin anne karnında mümkün olmadığını, hastalığın kötü tıbbi müdahale nedeniyle oluşan bir hastalık olmadığını, önlenmesi ve tedavisinin mümkün olmadığını, hastalığın kalıtsal ve doğuştan olduğunu, çalışma gücünde daha önce bir eksikliğin bulunmaması, başkasının kusurlu hareketi ile var olan çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi gerektiğini, dolayısıyla down sendromlu kişinin çalışma gücü kaybından bahsedilemeyeceğini belirterek, davanın sigortalıya «ihbarına» ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/342 E. , 2021/6946 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13.HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.04.2018 tarih ve 2015/120 E- 2018/471 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 27.11.2019 tarih ve 2018/1320 E- 2019/1676 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 07.12.2021 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı .... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, ...'nın hamileliğinin kadın doğum uzmanı doktor ... tarafından takip edildiğini, doktorun genel olarak kötü uygulaması yapılması gereken testleri yapmaması ve sonuçları hakkında bilgi vermemesi sonucunda down sendromunun hamilelikte teşhis edilmediğini, küçük ...'un down sendromlu olarak doğduğunu, davalı ... şirketinin doğum uzmanını tıbbi kötü uygulamalarına ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile maddi ve manevi zarardan doğan sorumluluğunu üstlenmiş bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL işgöremezlik ve bakıcı ücreti, 60.000,00 TL çocuk için manevi tazminat davacı anne ve baba için ayrı ayrı 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam:130.000,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile tazminat talebini arttırmıştır.
Davalı vekili, davalı ... şirketinin poliçe sorumluluk limitinin 400.000.00 TL ile sınırlı olduğunu sorumluluklarının sigortalının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu davacıların söz konusu kusuru ve zararı ispat etmesi gerektiğini, tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddine istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı ...'nin 13 haftalık gebelikte iken üçlü testin Opr. Dr. ... tarafından istendiği; hasta kayıtlarında olmasına rağmen testin sonucu hakkında dökümanın dosyada mevcut olmadığı;
11- 14 haftalar arasında ultra sonografi ile ense kalınlığı ve kombine testin dosyada görülmediği;
16- 20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde olumsuz sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı, dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğu, bu sürecin sonunda davacı ...'nın down sendromlu olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu ...'nın down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon kısıtlıkları ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu, bakıcıya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle davacı ...
tarafından, davalı aleyhine açılan maddi tazminat davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, davacı ... için 60.000,00 TL, davacı ... için 30.000,00 TL ve davacı ... için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmediği, istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmadığı, mazeret beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmadığı gibi alınan bilirkişi raporlarına da itiraz etmediği, yasal süresi içinde ıslah dilekçesine karşı da cevap vermediği, bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği delillerin incelenemeyeceği, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde down sendromunun teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığı, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiği ve bu hususların takibinin yapıldığı ispatlanamadığından kusurlu olduğu, sigorta poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleştiği, doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1.
maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı ..., hamileliği sürecinde Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde farklı tarihlerde farklı doktorlar tarafından muayene edilmiş ise de 25.06.2012-22.10.2012 tarihleri arasında sigortalı doktor ...’a yaklaşık on kez muayene olduğunu, gebelik takibinde yapılması gereken testlerin yapılmadığı ve bebeğin down sendromlu olarak dünyaya geleceğinin tespit edilmediğini, doktorun vekalet görevini gereği gibi yerine getirmediğini iddia etmiş, dava dilekçesinde İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinden gebelik takibine dair hasta dosyasının celbini istemiştir.
Mahkemece ilgili hastaneye müzekkere yazılmış ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinden hastaya ilişkin evraklar gönderilmiştir. Ayrıca Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine müzekkere yazılarak davacı ...’nın 2012 yılı gebelik takibine dair tüm evrakların celbi istenmiş ve ilgili evraklar dosyaya sunulmuştur. Hastane kayıtları dosyaya kazandırıldıktan sonra yapılan bilirkişi incelemesinde, davacı 13 haftalık gebe iken 31.08.2012 tarihinde davacıdan 3’lü tarama testinin Dr. ... tarafından istendiği, testin sonucunun dosyada görülmediği, 11-14. haftalar arasında ultrasonografi ile ense saydamlığı ve kombine testin dosyada olmadığı, maternal serum AFP testine dosyada rastlanmadığı, amniyosentez önerilmesi gerektiği, davacının bu testleri reddettiğine dair tutanak bulunmadığı, doktorun ihmalinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Mahkemece işbu rapor benimsenerek doktorun ağır kusurlu olduğuna kanaat getirilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilince istinaf dilekçesinde bir kısım hastane evrakları sunulmuş ise Bölge Adliye Mahkemesince sonradan sunulan bu belgeler incelenmeksizin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK 357/1. maddesine göre, istinaf aşamasında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemeyecek ve yeni delillere dayanılamayacak olması kural olmakla birlikte, işbu davada davacı, hekimin sorumluluğuna dayanarak tazminat talep etmekte ve delil olarak da hastane dosyasına dayanmaktadır. Davacı gebelik sürecinde birden fazla hastanede birden fazla hekim tarafından muayene edilmiştir. Davacının, davasını yönelttiği sigorta şirketi nezdinde sigortalı bulunan hekim, sigorta poliçesinden de anlaşıldığı üzere Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görev yapmakta olup, davacının gebelik takibinde görev almıştır. Bu durumda davacıyla ilgili gebelik sürecindeki tüm muayene ve tetkikleri içerir hastane kayıtlarının eksiksiz olarak dosyaya kazandırılması gerekir.
Aksi halde eksik evrak üzerinden yapılacak inceleme ile doğru sonuç elde etmek mümkün olmayacaktır. Nitekim, mahkemece, yargılama sürecinde Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi hasta kayıtları da dosyaya kazandırılmıştır. Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi hasta geçmişi raporunda, 31.08.2012 tarihinde Dr. ... tarafından üçlü test (E3-HCG-AFP) istenmiş olduğu anlaşılmıştır. Hasta daha sonra 11.09.2012 tarihinde yine aynı hekim tarafından muayene edilmiştir. Her nekadar davalı vekilince isitnaf dilekçesi ekinde sunulduğu için kabul edilmemiş ise de söz konusu belgeler incelendiğinde, 11.09.2012 tarihli muayeneye ilişkin ekran görüntüsünün mevcut olduğu, ve “Karar ve tedavi: 3’lü testte risk artışı, Tepecik Perinatelojiye yönlendirildi.”, “Hasta notu: Amniyosentez önerildi.OGTT Şekre 196 çıktı.
Tepecik riskli bölüme gönderildi.” açıklamalarının yer aldığı görülmüştür. Yine 11.09.2012 tarihli İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi-Tıbbi Genetik Polikliniği- Amniyosentez Aydınlatılmış Onam Formu’nun dosyaya sunulduğu, davacı ...’nın amniyosentez uygulanmasını istemiyorum seçeneğini imzaladığı görülmüştür. Esasen davalı vekilince sunulan işbu belgeler zaten delil olarak dayanılan hasta dosyası içinde bulunan o dosyaya ait belgeler olduğu takdirde ilgili hastanelerce müzekkerede yazılı hususların gereği gibi yerine getirilmediği ve hasta dosyasının ve hasta ile ilgili evrakların mahkemeye eksik sunulduğu sonucuna varılacaktır.
Bu durumda, mahkemece, bu belgeler eklenerek bu belgelerin dosya muhteviyatı olup olmadığının sorularak davacı ...’nın İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bulunan gebelik takibiyle ilgili tüm hasta kayıtlarının eksiksiz şekilde dosya kapsamına alınmasından sonra yapılacak değerlendirmeye göre bir sonuca varılması gerekmekle eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Davacılar vekili, dava dilekçesinde sigorta şirketinden manevi tazminat da talep etmiştir. Dosya kapsamında bulunan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi incelendiğinde, ilk sayfasında poliçe limitlerine dair açıklamaya ve prim tutarına, devamında ise Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına yer verildiği görülmüştür. Ancak poliçede özel şartların olup olmadığı ve manevi tazminat taleplerinin de poliçe kapsamında teminat altına alınıp alınmadığı anlaşılamamıştır. Her ne kadar, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimatı’nın A.3. numaralı bendinde, teminat tutarının manevi tazminat için de geçerli olduğuna dair düzenlemeye yer verilmiş ise de;
poliçenin teminat kapsamına manevi tazminat klozunun da ayrıca ve açıkça dahil edilip edilmediğinin ve sigortalı tarafından ödenen primler hesaplanırken manevi tazminat klozunun gözetilip gözetilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda, davalı tarafça sigorta poliçesi eksiksiz olarak dosyaya sunulduktan sonra mahkemece bu yöne ilişkin bir değerlendirme yapılarak sonuca varılması gerekirken, manevi tazminat klozunun varlığı yada yokluğu hususunda hiçbir değerlendirme yapılmamış olması doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 08/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin hamileliğini takip eden doktorun kötü uygulaması sonucu down sendromu riskinin hamilelikte teşhis edilemediğini ve bu nedenle diğer müvekkili ...’un down sendromlu olarak doğduğunu bundan dolayı müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Davanın kabulüne dair ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili bu kez istinaf mahkemesi kararı hakkında temyiz kanun yoluna müracaat etmiştir.
Uyuşmazlığın doğru bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için davacıların netice-i talebine mesned vakıaların (dava sebebinin) neler olduğunu ortaya koymak gerekmektedir.
Davacılar hamileliğin anne için hayati tehlike arz etmesine rağmen doktorun bu durumu teşhis etmediği yönünde bir iddiada bulunmamaktadır. Yine davacılar anne rahmine sağlıklı düşen ve sağlıklı gelişen ceninin doktorun yanlış teşhis ve tedavisi ile down sendromlu hale geldiğini de iddia etmemektedir. Aynı şekilde anne karnında tedavisi mümkün iken doktorun gerekli tedaviyi uygulamaması sonucu down sendromlu olarak doğumun gerçekleştiği savında da değillerdir. Zaten bilim, down sendromu hastalığının anne karnında tedavisi imkanını henüz bulamamıştır. Bütün bu hallerin varlığında pek tabiidir ki davacıların dava açmakta hukuki mefaati olacaktır. Lâkin davacılar bu durumların hiçbirine dava sebebi olarak dayanmamaktadır.
Davacılar küçük ...’un anne rahmine down sendromlu olarak düştüğünü, bu şekilde gelişme evrelerini tamamladığını ancak bu durumdan doktorun kendilerini haberdar etmediğini haberdar etseydi hamileliği sonlandıracaklarını (cenini öldüreceklerini) doktorun ihmali ile bu imkandan yoksun kaldıklarını, çocuğun down sendromlu olarak doğduğunu, bundan dolayı bakıcı ücreti dahil maddi ve manevi zarara uğradıklarını iddia etmektedirler.
Acaba davacıların bu iddiasında korunmaya değer hukuki bir mefaatleri var mıdır?
Bu soruyu cevaplayabilmek için öncelikle yaşam hakkının niteliğini, uyuşmazlıkta zarar olarak değerlendirilen hususu ve doktorun fiili ile zarar olarak tasvir edilen durum arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı mevzularının açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç vardır.
Yaşam hakkı ilk insandan bu yana var olan, insanın sırf insan olduğu için sahip olduğu vazgeçilmez, devredilmez mutlak bir haktır. Diğer bütün insan hakları yaşam hakkının varlığına bağlıdır. Yaşam hakkı başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere insan haklarıyla ilgili bütün uluslar üstü belgelerde koruma altına alınmış bir haktır. Aynı şekilde 1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da yaşam hakkını teminat altına almıştır. Nitekim Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu vurgulanmış, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması başlıklı 15.
maddesinin ikinci fıkrasında ise savaş hukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler haricinde kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Yine Temel Hak ve Hürriyetlerin sınırlanması başlıklı 13. maddesine temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini, bu sınırlamanın Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hususu düzenlenmiştir.
Bunun gibi Türk Medeni Kanunu'nun 8. maddesi her insanın hak ehliyetinin var olduğunu, bütün insanların, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşit olduklarını, 28. maddesinin ikinci fıkrası, çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde edeceğini, 23. maddesi ise, kimsenin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceğini, kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğini vaya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamayacağını hüküm altına almıştır.
Benzer şekilde Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesi tarafların bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebileceğini 27. maddesi ise kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olacağını vazetmiştir.
Keza Türk Ceza Kanunu'nun 99. maddesi rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişinin cezalandırılacağını, tıbbî zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu düşürten kişinin ve kadının cezalandırılacağını, 100. maddesi ise, gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde cezalandırılacağını kaydetmiştir.
Dosyada mevcut Sigortalı Doktor ... ile 06.08.2014 tarihinde yapılan Tıbbî Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Sözleşmesinin sigortanın konusu başlıklı A1 maddesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içindeki mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği "ZARARLARA" bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine ve bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize karşı, poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar hükmü havidir.
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde değinilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere yaşam hakkı vazgeçilmez, devredilmez mutlak bir haktır. Çocuk bu hakkı sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü anda elde eder. Hak sahibinin bu haktan vazgeçmesi mümkün olmadığı gibi onun adına hareket eden kanuni temsilcisi (anne)de bu haktan vazgeçemez. Ana rahmine down sendromlu olarak düşmüş ve bu şekilde gelişmiş olmak da haktan vazgeçmenin haklı sebebini oluşturmaz. Nitekim Türk Ceza Kanun'u başkasının yaşam hakkına son verme sonucunu doğuracak şekilde çocuk düşürtme ve düşürme fiillerini suç saymıştır. Suç tanımı yapılırken çocuğun engelli olması çocuk düşürtmek için fiilin hukuka aykırılığını gideren haklı bir neden olarak gösterilmemiştir.
Down sendromlu olma durumu TCK 99/2 maddesinde bahsedilen tıbbî zorunluluk kapsamına da girmez. Kaldı ki doğrudan çocuk düşürmeyi düzenleyen TCK'nın 100. maddesi tıbbî zorunluluktan dahi bahsetmemiştir. Yine TMK 28. maddesi engelli, engelsiz ayrımı yapmadan yaşam hakkının sağ doğmak koşuluyla çocuğun ana rahmine düşmesiyle başlayacağını, 23. maddesi de aynı şekilde engelli engelsiz ayrımı yapmadan kimsenin hak ve fiil ehliyeti ile özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğinden bahsetmiştir. Down sendromlu (engelli) olmak yaşam hakkından vazgeçmeyi haklı kılmaz. Zaten buna cevaz veren herhangi bir pozitif hukuk kuralı da yoktur.
Önümüzdeki uyuşmazlıkta çocuk zaten down sendromlu olarak ana rahmine düşmüştür. Doktorun yanlış tedavisi sonucu down sendromlu hale geldiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı gibi davacıların da bu yönde bir iddiası yoktur. Keza down sendromlu olmasına rağmen çocuk daha doğmadan anne karnında tedavisi mümkün iken bunun ihmal edildiğine dair de davacıların bir iddiası bulunmamaktadır ki günümüz tıbbî de henüz böyle bir tedavi yöntemini keşfetmemiştir. Bunun gibi çocuğun down sendromlu olarak anne karnında bulunmasının annenin hayatı için tehlike arz ettiğine dair de dosyada herhangi bir veri yoktur, davacıların da böyle bir iddiası bulunmamaktadır. Davacılar, çocuğun down sendromlu olduğunu, doktorun zamanında kendilerine bildirmesi durumunda hamileliği sonlandıracaklarını, ancak doktorun bu durumu bildirmemesi nedeniyle bu imkandan mahrum kaldıklarını ve böylece maddi manevi zarara uğradıklarını iddia etmişlerdir.
Dosya kapsamına göre sigortalı doktor cenin 13 haftalık iken hastayı tedavi ve takip etmeye başlamıştır. Mevzuata göre 10 haftadan sonra tıbbi zorunluluk olmadıkça çocuk aldırmak suçtur. Bu durumda davacıların doktor bildirseydi hamileliğe son verecektik savı da hukuken dinlenilebilir değildir. Yukarıda da değinildiği gibi hastanın hayatını tehlikeye düşürmediği müddetçe engelli olmak (down sendromu) hamileliği sonlandırmak için bir tıbbi zorunluluk değildir. Doktor durumu bildirseydi hastanın çocuğu aldırmaktan başka (örneğin anne karnında tedavi) bir seçeneği de olmadığına göre çocuğun öldürülmesi sonucunu doğuracak böyle bir bildirimde bulunulmamasına da hukuk düzeni kıymet atfetmez. Aksi durumun kabulü bugün dünyada yaşayan bütün engelli insanlara öldürülmeye müstahak ancak hasbel kader annesinin, tercihini yaşamasından yana kullandığı için şans eseri yaşayan canlılar olarak bakmayı gerektirir ki böyle bir durumu insan onuruyla bağdaştırmak mümkün olmadığı gibi anılan duruma evrensel hukukun cevaz vermesinden bahsetmek de abesle iştigal olur.
Hele hele küçük ... adına dava açmak ortaya ilginç bir o kadar da trajikomik bir durum çıkarmaktadır. Zira küçük ...'un "Ey doktor, benim down sendromlu olduğumu anneme bildirseydin annem beni daha doğmadan öldürecekti. Bildirmediğin için annem beni öldürme imkanından yoksun kaldı ve ben engelli doğdum. Bu durumdan hem annem-babam hem de ben maddi-manevi zarara uğradık, buna sen sebep oldun, o halde bunu tazmin et"şeklinde bir beyanda bulunması da mümkün değildir. Kaldı ki hamilelikte yapılan testlerin her zaman yüzde yüz doğru sonucu vermediği, testlerde down sendromlu olduğu yorumlanan çocukların sağlıklı bir şekilde dünyaya geldikleri tıp litaratüründe sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Hukuki olarak hamileliğe son verebilme süresi olan 10 hafta dolduktan çok sonra (13 hafta) hastayı takip etmeye başlayan doktorun (testler down sendromu sonucunu ortaya koysa da, test verilerine rağmen çocuğun sağlıklı doğma ihtimali de bilimsel olarak halen devam ettiğinden) beyanının, çocuğu doğurmaktan başka bir yolun kalmadığı sonucunu değiştirmeyeceği açıktır.
Dolayısıyla davacıların "hukuka aykırı şekilde yaşam hakkı ortadan kaldırılması ve yaşamın devamı zarara yol açtı, maluliyet durumu bildirilseydi, yaşama son verilecekti, böylece zarar da görmeyecektik"iddiasıyla dava açmalarında hukuken korunmaya değer menfaatleri bulunmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmesi hatalı olmuştur.
Öte yandan sigorta poliçesinin A1 maddesinde doktorun mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zarardan bahsedilmektedir. Önümüzdeki uyuşmazlıkta doktorun hatası sonucu çocuk down sendromlu hale gelmemiştir. Çocuk zaten down sendromlu olarak ana rahmine düşmüştür. Doktor, hastayı, çocuğun hukuka uygun bir şekilde (rıza ile) aldırılabileceği ilk 10 haftadan sonra takibe başladığından ve çocuğun down sendromlu olması başlıbaşına çocuğu aldırmak için tıbbi bir zorunluluk da olmadığından, hastanın çocuğu doğurmaktan başka hukuka uygun bir yolu (çaresi) de kalmamıştır. Bu durumda doktorun bildirimde bulunmaması sonucu değiştirmeyeceğinden doktorun verdiği bir zarardan bahsetmek de mümkün değildir. Kaldı ki down sendromlu olmak tek başına bir zarar sebebi olmadığı gibi bu duruma doktorun müdahalesi de neden olmamıştır.
Doktor mesleki faaliyeti sonucu herhangi bir zarara sebebiyet vermediğinden sigorta poliçesi kapsamında teminat altına alınan bir zarardan bahsetmek de mümkün değildir. Kaldı ki poliçede down sendromu ve bundan doğacak riskler bu bağlamda doktorun durumu bildirmemesi hususunda açık bir düzenleme de yoktur. Dolayısıyla, davanın bu nedenle esastan da reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının "davanın gerek usulden gerekse esastan reddine karar verilmesi gerekirken" gerekçesiyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan araştırmaya dönük gerekçe ile bozma yönündeki çoğunluk kanaatine iştirak etmiyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/723242700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz