Marka Hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/1726 E. 2021/1838 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bilirkişi raporunun denetime elverişliliği↗ güveni kötüye kullanma↗ ziya↗ denetime elverişlilik↗ kâr dağıtımı↗ kötü niyet↗ ihtar↗ ortalama tüketici↗ taahhütname↗ ihtarname↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ ibraz↗ iltibas↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, başvuru kapsamındaki malların ve hizmetlerin, itiraza dayanak markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerle ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi itibariyle tamamen farklı olduğu ve benzer olduklarından söz edilemeyeceği, başvuru standart karekterle yazılmış "ROTEM ARITMA İNŞAAT TAAHHÜT" ibaresinden oluşurken, itiraza dayanak markaların "HYUNDAİ ROTEM",
"ROTEM+şekil" ibarelerinden oluştuğu “rotem” müşterek unsuru nedeniyle markalardaki benzerlik oranının bütünsel olarak çok yüksek olduğu, "Hyundai Rotem" Paris Sözleşmesi anlamında tanınmışsa da emtia benzerliği koşulu gerçekleşmediğinden MarKHK m. 8/1-b’nin şartlarının olmadığı, Hyundai Rotem markası tanınmış olmakla birlikte, ilgili sınıfların marka kapsamından çıkartılmış olması nedeniyle kalan emtia açısından MarKHK m. 8/4’teki üç koşuldan hangisinin nasıl gerçekleşeceğinin davacı vekili tarafından ortaya koyulmadığından 8/4’ün koşullarının olayımızda bulunmadığı, önceki Hyundai Rotem markasının tanınmışlığı, başvurunun 37. sınıfta kara araçlarının, tamiri, bakımı, akaryakıt dolum hizmetleri gibi Hyundai markasının gerçekten çok tanınmış olduğu otomotiv sektörünün kapsamında olan bir alanda yapılmış olması, başvuruda Hyundai’nin kurumsal olarak yoğun biçimde kullandığı koyu mavi renginin tercih edilmiş olması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, markanın “normal” bir saikle tercih edilmediği izleniminin doğduğu, davalının neden “rotem” markasını tercih etmiş olduğunu mantıklı biçimde izah edemediği gerekçesi ile davanın kabulüne, TPMK YİDK’nun 2017-M-3300 sayılı kararının iptaline, 2016/29635 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-) Dava, marka başvurusuna itirazın kısmen reddine dair YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Olaya uygulanacak mülga 556 sayılı Marka KHK'da markanın kötü niyetle tescili açık bir hükümsüzlük sebebi sayılmamış olmakla beraber, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre kötü niyetli tescil bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Marka başvurusunun hangi hallerde kötü niyetle yapıldığı hususu somut olayın özelliklerine göre her bir davada ayrı ayrı değerlendirilecek olmakla birlikte, Daire uygulamalarında daha ziyade markanın kullanmak için değil, başkalarına şantaj yapmak ve para koparmak, başkalarının ticaretine engel olmak veya kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak markayı kendi adına tescil ettirmek, sözleşme hükmüne aykırı olarak markayı adına tescil ettirmek gibi hususlar genel kötü niyet sebepleri olarak görülmektedir. Bu anlamda tanınmış markanın aynısını veya benzerini tescil ettirmek tek başına kötü niyetli marka tescili olarak yorumlanamaz. Zira kanun koyucu, tanınmış markanın aynısı veya benzerini tescil ettirmeye KHK'nın 8/4 (6769 s. SMK'nın 6/5 m) maddesinde ayrı bir sonuç bağlamıştır. Böyle bir durumda, hangi mal ve hizmetler yönünden markanın tescilli tanınmış markaya zarar verecek veya haksız yararlanmaya sebebiyet verecek ise sadece o markalar yönünden başvuru reddedilecektir. Oysa kötü niyetli marka tescilinde, kötü niyetin bölünmezliği ilkesinden hareketle başvuru konusu tüm mal ve hizmetler yönünden marka başvurusunun reddi gerekmektedir.
Mahkemece, davalının, davacının tanınmış markasının çok benzerini tanınmış markada yer alan rengi de kullanarak tescil ettirmeye çalışmasının kötü niyetli bir davranış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, yukarıda da açıklanan ilkeler doğrultusunda başka bir emare olmaksızın salt tanınmış markanın çok benzerinin tescil ettirilmeye çalışılması kötü niyet olarak kabul edilemez. Kaldı ki taraf markaları arasında ayniyet düzeyinde bir benzerlik bulunmamakta, başvuru markası, mesnet markalardan farklı olarak kaligrafik unsurlar ve şekil unsuru içermektedir. Ayrıca, mahkemece, davalının “Rotem” ibaresini neden tercih ettiğini izah edemediği belirtilmişse de, davalı, ticari faaliyetinde ilk kullandığı işaretin “Rotek” ibaresi olduğunu, dava dışı 3. bir kişin kendisine çektiği ihtarnameyle, “Rotek” ibaresinin kendisi adına tescilli olduğundan bahisle kullanımına son vermesini istediğini, bu ihtar üzerine ilk kullandığı ibareden çok da uzaklaşmamak için “Rotem” ibaresini tercih ettiğini belirtmiş ve 30.12.2015 tarihli ihtarnameyi dosyaya ibraz etmiştir. Bu itibarla ve belirtilen hususlar hep bir arada gözetildiğinde Mahkemece, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı sonucuna varılması isabetli görülmemiş ve hükmün davalılar yararına bozulmasını gerektirmiştir.
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, başvuru markası kapsamında kalan mal ve hizmetlerle mesnet markalarda yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığından bahisle iltibas oluşmayacağı, ayrıca davacı yanca, farklı mal ve hizmetler bakımından 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde sayılan risklerin nasıl oluşacağı ortaya konulmadığından tanınmışlığın da bir tescil engeli oluşturmayacağı mütala edilmiştir. Oysa davacı vekili rapora itirazında, somut olarak da tek tek belirterek, taraf markalarında yer alan bazı mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunduğunu savunmuş, örnek kabilinden belirtilecek olursa, başvuru markasında 37. sınıfta yer alan, “...Madencilik, maden çıkartma hizmetleriyle...”, mesnet markalarda yer alan “Maden eritme ocağı” malının benzer olduğunu ifade etmiştir. Mahkemece, rapora yönelik ciddi nitelikteki bu itirazlar değerlendirilmediği gibi, bilirkişi raporunda da denetime elverişli olarak taraf markaları mal ve hizmet dökümleri yapılarak karşılaştırılmamış, mal ve hizmetlerin neden benzer olmadığı hususunda izahat yapılmamıştır. Öte yandan davacının itiraza gerekçe markasının tanınmış olduğu kabul edildiği halde, en azından tanınmışlığın kabul edildiği hizmetler yönünden 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesindeki risklerin doğup doğmayacağı hususunda en azından sektörel benzerlik değerlendirmesi yapılmaması da doğru olmamıştır. Bu itibarla, mahkemece, davacının belirtilen itirazları doğrultusunda inceleme yapılarak, itirazda somut olarak belirtilen mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve iltibas ve tanınmışlık iddiaları bakımından bu incelemenin sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
YİDK kararının iptali | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1491 E. 2023/1561 K.
Ortak:kâr dağıtımı · kötü niyet · ortalama tüketici · iltibas
İncelediğiniz kararda… dia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, başvuru kapsamındaki malların ve hizmetlerin, itiraza dayanak markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerle «ortalama tüketici» kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim «dağıtım» ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi itibariyle tamamen farklı olduğu ve benzer olduklarından söz edilemeyeceği, başvuru standart …
… hangi hallerde kötü niyetle yapıldığı hususu somut olayın özelliklerine göre her bir davada ayrı ayrı değerlendirilecek olmakla birlikte, Daire uygulamalarında daha «ziyade» markanın kullanmak için değil, başkalarına şantaj yapmak ve para koparmak, başkalarının ticaretine engel olmak veya kendisine duyulan «güveni kötüye kullanarak» markayı kendi adına tescil ettirmek, sözleşme hükmüne aykırı olarak markayı adına tescil ettirmek gibi hususlar genel «kötü niyet» sebepleri olarak görülmektedir.
Oysa kötü niyetli marka tescilinde, «kötü niyetin» bölünmezliği ilkesinden hareketle başvuru konusu tüm mal ve hizmetler yönünden marka başvurusunun reddi gerekmektedir.
Benzer bu kararda… "HYUNDAİ ROTEM", "ROTEM+şekil" ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı şahısça yapılan 2016/29635 sayılı "ROTEM ARITMA İNŞAAT TAAHHÜT" ibareli marka başvurusuna «iltibas», tanınmışlık ve «kötü niyet» vakıalarına dayalı olarak yapmış oldukları itirazın Markalar Dairesi tarafından kısmen kabul edildiğini ve başvuru kapsamından bir kısım mal ve hizmetin çıkarılmas …
… 2.2018 tarihli ve 2017/246 E., 2018/15 K. sayılı kararıyla; başvuru kapsamındaki malların ve hizmetlerin, itiraza dayanak markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerle «ortalama tüketici» kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim «dağıtım» ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi itibariyle tamamen farklı olduğu ve benzer olduklarından söz edilemeyeceği, başvuru standart …
… lar yararına bozulmasına karar verildiği, davacının itirazında somut olarak belirttiği mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve «iltibas» ve tanınmışlık iddiaları bakımından bu incelemenin sonucuna göre karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk D …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kazanılmış hak · kötüniyet · dahili dava
Benzer bu karardaMadencilik, maden çıkarma hizmetleri.” ile 42. sınıfta “Bu sınıfa «dahil» olup mühendislik, mimarlık, bilgisayar hizmetleri kapsamına girmeyen her türlü tasarım hizmetleri; grafik sanat tasarım hizmetleri. “ emtiaları ile sınırlı olarak iptaline, 2016/29635 sayılı markanın 37. sınıfta “Isıtma, havalandırma ve su tesisatının kurulması (tesis edilmesi), bakımı ve tamiri hizmetleri.
Madencilik, maden çıkarma hizmetleri.” ile 42. sınıfta “Bu sınıfa «dahil» olup mühendislik, mimarlık, bilgisayar hizmetleri kapsamına girmeyen her türlü tasarım hizmetleri; grafik sanat tasarım hizmetleri." emtiaları ile sınırlı olarak hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
… er yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalı yanın markası kapsamında kalan eşya ve hizmetler için imaj transferi gerçekleşeceğini, davalının «kötüniyetli» olarak tescil başvurusunda bulunduğunu, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu ve marka üzerinde eskiye dayalı hakkının bulunuduğunu belirterek kararın bozulması …
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına «kazanılmış hak» durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/8126 E. 2014/12243 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haksız rekabet
Benzer bu kararda… gerçekleştirilmesinde kendisini HYUNDAI firmasının yetkili servisi imajını doğuracak biçimde tanıtması, bu suretle müşteri kitlesinde yanılmaya sebebiyet vermesinin «haksız rekabet» oluşturacağı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile bu eylemlerinin men’i ve sonuçlarının ortadan …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/17180 E. 2013/22775 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:marka hakkına tecavüz · haksız rekabet
Benzer bu kararda… bir şekilde yetkilendirilmemesine rağmen yetkili satış merkezi imajı yaratarak müşterilerin yanılmasına sebebiyet verdiğini, böylece davalının TTK hükümlerine göre «haksız rekabete» sebebiyet verdiğini ve bu eylemlerinin müvekkilini maddi ve manevi zarara uğrattığını belirterek markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve sonuçlarının ortada …
… gerçekleştirilmesinde kendisini HYUNDAI firmasının yetkili servisi imajını doğuracak biçimde tanıtması, bu suretle müşteri kitlesinde yanılmaya sebebiyet vermesinin «haksız rekabet» oluşturacağı gerekçesi ile davanın kısmen kabulu ile davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile bu eylemlerinin men’i ve sonuçlarının ortadan …
2- Ancak, davalı işyerinde “HYUNDAİ YEDEK PARÇA MERKEZİ” olarak tabela üzerindeki kullanımın «marka hakkına tecavüz» oluşturmadığı kabul edilmiş ise de; davalı bu işyerinde sözkonusu ibare ile davacı şirkete ait yedek parça ürünlerinin satışını gerçekleştirdiğine göre, dava konusu tabela üzerindeki kullanım anılan ürünlerin toptan veya perakende satış hizmetlerine ilişkin bulunmaktadır.
Davacı markasının tanınmış marka olduğu kabul edildiğine göre, koşulları varsa tanınmış markanın asli unsurunu oluşturan “HYUNDAİ” kelimesinin satış hizmetlerinde kullanılması eylemi, 556 sayılı KHK’nın 9/1-(b) ve (c) bentleri ile 62. maddeleri kapsamında aynı zamanda davacının «marka hakkına tecavüz» de oluşturur.
2 benzer karar daha
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3606 E. 2017/5841 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetkili servis sözleşmesi · servis sözleşmesi · hükmün açıklanmasının geri bırakılması · sözleşmenin feshi · fesih · marka hakkına tecavüz · taşıyan · maddi tazminat
Benzer bu kararda… yapılan arama üzerine düzenlenen tutanakta davacı markasına ait emtiaların duvarlardan söküldüğünün, ancak binanın 3. katında led olarak yapılmış Hyundai markasını «taşıyan» büyük bir tabelanın bulunduğunun tespit edildiği, davalı şirket yetkilisine «marka hakkına tecavüz» suçundan verilen hapis ve adli para cezası hakkında «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» karar verildiği, «sözleşmenin feshine» ilişkin ihbarnamenin tebliğinin üzerinden 3 ay gibi bir süre geçtiği halde davalının, davacı markasını tabelalarında kullanmaya devam ettiği, bunun dürüst kullanım olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının HYUNDAI ibareli markasına davalının tecavüzde ve «haksız rekabette» bulunduğunun tespiti ile men ve refine, 23.372,99 TL maddi, takdiren 1.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, itibar tazminatı talebinin reddine, karar kesinleştiğinde özetin «ilanına» karar verilmiştir.
… deki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının «yetkili servis sözleşmesinin» feshinden sonra da davacı markasını «taşıyan» araçlara özel servis hizmeti verileceğinin belirtileceği tanıtıcı işaretlere yönelik ileride gerçekleştirebileceği kullanımının 556 sayılı KHK'nin 12. maddesi kaps …
2- Ancak, davacı, «maddi tazminat» talebinin 556 sayılı KHK'nin 66/b bendi uyarınca markayı kullanmak yoluyla elde edilen gelire göre hesaplanmasını istemiştir.
Davalı, başka markayı «taşıyan» araçlara da hizmet verdiğini, bu araçlardan da gelir elde ettiğini savunmuştur.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/789 E. 2019/6921 K.
Ortak:ihtar
İncelediğiniz kararda… cih ettiğini izah edemediği belirtilmişse de, davalı, ticari faaliyetinde ilk kullandığı işaretin “Rotek” ibaresi olduğunu, dava dışı 3. bir kişin kendisine çektiği «ihtarnameyle», “Rotek” ibaresinin kendisi adına tescilli olduğundan bahisle kullanımına «son» vermesini istediğini, bu «ihtar» üzerine ilk kullandığı ibareden çok da uzaklaşmamak için “Rotem” ibaresini tercih ettiğini belirtmiş ve 30.12.2015 tarihli ihtarnameyi dosyaya «ibraz» etmiştir.
Benzer bu kararda… yda, “HYUNDAI+şekil” unsurlu marka davacı Hyundai Motor Company adına tescilli ise de, davacının Türkiye ana distribütörü olan Hyundai-Assan A.Ş. tarafından markayı «münhasır» lisansla kullanma ve bayilik ilişkisi çerçevesinde markanın kullanımını alt lisans olarak başkalarına verebilme hakkı tanındığı, bu çerçevede Hyundai- Assan ile davalı arasında 01.01.2007 tarihinde ve bir yıl süre ile bayilik ve «yetkili servis sözleşmesi» imzalandığı, ancak sözleşmenin her yıl tekrarlandığı, her ne kadar Hyundai Assan tarafından 10.04.2012 tarihli Noter «ihtarı» ile sözleşmenin sonlandırıldığı bildirilmiş ise de, davalının feshe «rıza» göstermediği, keza feshin «geçersizliği» için İstanbul ve Fethiye mahkemelerinde davalar açtığını ileri sürdüğüne göre, feshin «haklı sebeple fesih» olup olmadığı, sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, «belirsiz süreli sözleşmeye» dönüşüp dönüşmediği ve Hyundai Assan’ın fesih bildiriminin geçerli olup olmadığı, geçerli ise fesih bildiriminin hangi tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağına …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetkili servis sözleşmesi · belirsiz süreli sözleşme · haklı sebeple fesih · servis sözleşmesi · sözleşme özgürlüğü · intifa hakkı · adi ortaklık · kira sözleşmesi
Benzer bu kararda… yda, “HYUNDAI+şekil” unsurlu marka davacı Hyundai Motor Company adına tescilli ise de, davacının Türkiye ana distribütörü olan Hyundai-Assan A.Ş. tarafından markayı «münhasır» lisansla kullanma ve bayilik ilişkisi çerçevesinde markanın kullanımını alt lisans olarak başkalarına verebilme hakkı tanındığı, bu çerçevede Hyundai- Assan ile davalı arasında 01.01.2007 tarihinde ve bir yıl süre ile bayilik ve «yetkili servis sözleşmesi» imzalandığı, ancak sözleşmenin her yıl tekrarlandığı, her ne kadar Hyundai Assan tarafından 10.04.2012 tarihli Noter «ihtarı» ile sözleşmenin sonlandırıldığı bildirilmiş ise de, davalının feshe «rıza» göstermediği, keza feshin «geçersizliği» için İstanbul ve Fethiye mahkemelerinde davalar açtığını ileri sürdüğüne göre, feshin «haklı sebeple fesih» olup olmadığı, sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, «belirsiz süreli sözleşmeye» dönüşüp dönüşmediği ve Hyundai Assan’ın fesih bildiriminin geçerli olup olmadığı, geçerli ise fesih bildiriminin hangi tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağına …
22) 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK'da düzenlenmemiş olan lisans sözleşmeleri bu özellikleri itibariyle, «sözleşme özgürlüğü» çerçevesinde yapılan atipik sözleşmelerdendir.
Lisans sözleşmelerinin sözleşme içeriğine göre, «adi ortaklık», hasılat kirası ve «satım sözleşmelerine» benzeyen yönleri bulunmaktadır.
5846 sayılı FSEK’nın 56/3.maddesinde ise, lisans sözcüğü yerine “ruhsat” tabiri kullanıp, “Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında «intifa hakkına» dair hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme ile lisans sözleşmeleri hakkında, sözleşmenin düzenleniş amacına göre, 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK’da düze …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/1726 E. , 2021/1838 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27.02.2018 tarih ve 2017/246 E. - 2018/15 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 07.11.2019 tarih ve 2018/1585 E. - 2019/1109 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 2007/64883, 2009/115646 sayılı ve "HYUNDAİ ROTEM", "ROTEM+şekil" ibarel markaların sahibi olduğunu, davalı şahısça yapılan 2016/29635 sayılı "ROTEM ARITMA İNŞAAT TAAHHÜT" ibareli marka başvurusuna iltibas, tanınmışlık ve kötü niyet vakıalarına dayalı olarak yapmış oldukları itirazın Markalar Dairesi tarafından kısmen kabul edildiğini ve başvuru kapsamından bir kısım mal ve hizmetin çıkarılmasına karar verildiğini, anılan karara karşı başvurunun tümden reddi gerektiğinden bahisle YİDK nezdinde itirazda bulunduklarını, YİDK tarafından itirazlarının kısmen kabulüne karar verildiğini, oysa başvurunun tümden reddi gerektiğini ileri sürerek, davaya konu YİDK kararının iptaline ve başvuruya konu markanın hükümsüz kılınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şahıs vekili, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, başvuru kapsamındaki malların ve hizmetlerin, itiraza dayanak markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerle ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi itibariyle tamamen farklı olduğu ve benzer olduklarından söz edilemeyeceği, başvuru standart karekterle yazılmış "ROTEM ARITMA İNŞAAT TAAHHÜT" ibaresinden oluşurken, itiraza dayanak markaların "HYUNDAİ ROTEM",
"ROTEM+şekil" ibarelerinden oluştuğu “rotem” müşterek unsuru nedeniyle markalardaki benzerlik oranının bütünsel olarak çok yüksek olduğu, "Hyundai Rotem" Paris Sözleşmesi anlamında tanınmışsa da emtia benzerliği koşulu gerçekleşmediğinden MarKHK m. 8/1-b’nin şartlarının olmadığı, Hyundai Rotem markası tanınmış olmakla birlikte, ilgili sınıfların marka kapsamından çıkartılmış olması nedeniyle kalan emtia açısından MarKHK m. 8/4’teki üç koşuldan hangisinin nasıl gerçekleşeceğinin davacı vekili tarafından ortaya koyulmadığından 8/4’ün koşullarının olayımızda bulunmadığı, önceki Hyundai Rotem markasının tanınmışlığı, başvurunun 37. sınıfta kara araçlarının, tamiri, bakımı, akaryakıt dolum hizmetleri gibi Hyundai markasının gerçekten çok tanınmış olduğu otomotiv sektörünün kapsamında olan bir alanda yapılmış olması, başvuruda Hyundai’nin kurumsal olarak yoğun biçimde kullandığı koyu mavi renginin tercih edilmiş olması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, markanın “normal” bir saikle tercih edilmediği izleniminin doğduğu, davalının neden “rotem” markasını tercih etmiş olduğunu mantıklı biçimde izah edemediği gerekçesi ile davanın kabulüne, TPMK YİDK’nun 2017-M-3300 sayılı kararının iptaline, 2016/29635 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-) Dava, marka başvurusuna itirazın kısmen reddine dair YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Olaya uygulanacak mülga 556 sayılı Marka KHK'da markanın kötü niyetle tescili açık bir hükümsüzlük sebebi sayılmamış olmakla beraber, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre kötü niyetli tescil bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Marka başvurusunun hangi hallerde kötü niyetle yapıldığı hususu somut olayın özelliklerine göre her bir davada ayrı ayrı değerlendirilecek olmakla birlikte, Daire uygulamalarında daha ziyade markanın kullanmak için değil, başkalarına şantaj yapmak ve para koparmak, başkalarının ticaretine engel olmak veya kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak markayı kendi adına tescil ettirmek, sözleşme hükmüne aykırı olarak markayı adına tescil ettirmek gibi hususlar genel kötü niyet sebepleri olarak görülmektedir.
Bu anlamda tanınmış markanın aynısını veya benzerini tescil ettirmek tek başına kötü niyetli marka tescili olarak yorumlanamaz. Zira kanun koyucu, tanınmış markanın aynısı veya benzerini tescil ettirmeye KHK'nın 8/4 (6769 s. SMK'nın 6/5 m) maddesinde ayrı bir sonuç bağlamıştır. Böyle bir durumda, hangi mal ve hizmetler yönünden markanın tescilli tanınmış markaya zarar verecek veya haksız yararlanmaya sebebiyet verecek ise sadece o markalar yönünden başvuru reddedilecektir. Oysa kötü niyetli marka tescilinde, kötü niyetin bölünmezliği ilkesinden hareketle başvuru konusu tüm mal ve hizmetler yönünden marka başvurusunun reddi gerekmektedir.
Mahkemece, davalının, davacının tanınmış markasının çok benzerini tanınmış markada yer alan rengi de kullanarak tescil ettirmeye çalışmasının kötü niyetli bir davranış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, yukarıda da açıklanan ilkeler doğrultusunda başka bir emare olmaksızın salt tanınmış markanın çok benzerinin tescil ettirilmeye çalışılması kötü niyet olarak kabul edilemez. Kaldı ki taraf markaları arasında ayniyet düzeyinde bir benzerlik bulunmamakta, başvuru markası, mesnet markalardan farklı olarak kaligrafik unsurlar ve şekil unsuru içermektedir. Ayrıca, mahkemece, davalının “Rotem” ibaresini neden tercih ettiğini izah edemediği belirtilmişse de, davalı, ticari faaliyetinde ilk kullandığı işaretin “Rotek” ibaresi olduğunu, dava dışı 3.
bir kişin kendisine çektiği ihtarnameyle, “Rotek” ibaresinin kendisi adına tescilli olduğundan bahisle kullanımına son vermesini istediğini, bu ihtar üzerine ilk kullandığı ibareden çok da uzaklaşmamak için “Rotem” ibaresini tercih ettiğini belirtmiş ve 30.12.2015 tarihli ihtarnameyi dosyaya ibraz etmiştir. Bu itibarla ve belirtilen hususlar hep bir arada gözetildiğinde Mahkemece, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı sonucuna varılması isabetli görülmemiş ve hükmün davalılar yararına bozulmasını gerektirmiştir.
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, başvuru markası kapsamında kalan mal ve hizmetlerle mesnet markalarda yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığından bahisle iltibas oluşmayacağı, ayrıca davacı yanca, farklı mal ve hizmetler bakımından 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde sayılan risklerin nasıl oluşacağı ortaya konulmadığından tanınmışlığın da bir tescil engeli oluşturmayacağı mütala edilmiştir. Oysa davacı vekili rapora itirazında, somut olarak da tek tek belirterek, taraf markalarında yer alan bazı mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunduğunu savunmuş, örnek kabilinden belirtilecek olursa, başvuru markasında 37.
sınıfta yer alan, “...Madencilik, maden çıkartma hizmetleriyle...”, mesnet markalarda yer alan “Maden eritme ocağı” malının benzer olduğunu ifade etmiştir. Mahkemece, rapora yönelik ciddi nitelikteki bu itirazlar değerlendirilmediği gibi, bilirkişi raporunda da denetime elverişli olarak taraf markaları mal ve hizmet dökümleri yapılarak karşılaştırılmamış, mal ve hizmetlerin neden benzer olmadığı hususunda izahat yapılmamıştır. Öte yandan davacının itiraza gerekçe markasının tanınmış olduğu kabul edildiği halde, en azından tanınmışlığın kabul edildiği hizmetler yönünden 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesindeki risklerin doğup doğmayacağı hususunda en azından sektörel benzerlik değerlendirmesi yapılmaması da doğru olmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davacının belirtilen itirazları doğrultusunda inceleme yapılarak, itirazda somut olarak belirtilen mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve iltibas ve tanınmışlık iddiaları bakımından bu incelemenin sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ise davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 01.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/652837000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz