Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/789 E. 2019/6921 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yetkili servis sözleşmesi↗ belirsiz süreli sözleşme↗ haklı sebeple fesih↗ servis sözleşmesi↗ sözleşme özgürlüğü↗ intifa hakkı↗ adi ortaklık↗ kira sözleşmesi↗ münhasırlık↗ eş rızası↗ satım sözleşmesi↗ tbk 99↗ fesih↗ ihtar↗ geçersizlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce tazminat hesap yöntemi itibariyle bozulmuştur.
Davalı vekili, bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Olaya uygulanacak mülga 556 sayılı KHK’nın 15 ve 20. (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 23) maddeleri uyarınca tescilli bir markanın kullanım hakkı kısmen veya tamamen lisans yoluyla başkalarına verilebilir.
Öğretide belirtildiği üzere (Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, s. 22) 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK'da düzenlenmemiş olan lisans sözleşmeleri bu özellikleri itibariyle, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde yapılan atipik sözleşmelerdendir. Bununla birlikte lisans sözleşmelerini, “gayri maddi nitelikteki mülkiyet hakları sahiplerinde kalmak koşuluyla fikri ve sınai hakların başkalarınca kullanımına izin verilmesi” olarak tanımlamak mümkündür. Söz konusu kullanımın, miktar ve süresinin taraflar arasındaki sözleşme koşullarına göre belirlenmesi gerekir. Lisans sözleşmeleri sahiplerine, sözleşmede yer alan koşullarda nispi şahsi haklar sağladığı kabul edilmektedir. 556 sayılı KHK’da ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda yer alan kısmi düzenlemeler, sözleşmenin kurulmasına ve tarafların birbirlerine olan hak ve yükümlülüklerine ilişkin doğrudan hükümler içermemesi nedeniyle lisans sözleşmelerini Kanunda düzenlenmiş bir sözleşme türü olarak değerlendirilmesine imkan vermez. Lisans sözleşmesinin gerek kuruluş, gerek hak ve yükümlülükler ile sona erme açısından hangi kanun hükümlerine tabi olacağını tespit etmek için hangi tür sözleşmelere daha çok benzediğinin tespiti ve imkan verdiği ölçüde bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinin uygulanması gerekir.
Lisans sözleşmelerinin sözleşme içeriğine göre, adi ortaklık, hasılat kirası ve satım sözleşmelerine benzeyen yönleri bulunmaktadır. 5846 sayılı FSEK’nın 56/3.maddesinde ise, lisans sözcüğü yerine “ruhsat” tabiri kullanıp, “Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında intifa hakkına dair hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme ile lisans sözleşmeleri hakkında, sözleşmenin düzenleniş amacına göre, 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK’da düzenlenmiş bir sözleşme türü olan hasılat kirası ve intifa sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Gerek intifa sözleşmeleri, gerekse hasılat kirası sözleşmelerine ilişin, 4721 sayılı TMK (796), 6098 sayılı TBK (367 vd.) ve mülga 818 sayılı BK’daki (285 vd.) düzenlemelerde, sözleşmelerin sona erdirilmesinin belirli koşullara bağlandığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, “HYUNDAI+şekil” unsurlu marka davacı Hyundai Motor Company adına tescilli ise de, davacının Türkiye ana distribütörü olan Hyundai-Assan A.Ş. tarafından markayı münhasır lisansla kullanma ve bayilik ilişkisi çerçevesinde markanın kullanımını alt lisans olarak başkalarına verebilme hakkı tanındığı, bu çerçevede Hyundai- Assan ile davalı arasında 01.01.2007 tarihinde ve bir yıl süre ile bayilik ve yetkili servis sözleşmesi imzalandığı, ancak sözleşmenin her yıl tekrarlandığı, her ne kadar Hyundai Assan tarafından 10.04.2012 tarihli Noter ihtarı ile sözleşmenin sonlandırıldığı bildirilmiş ise de, davalının feshe rıza göstermediği, keza feshin geçersizliği için İstanbul ve Fethiye mahkemelerinde davalar açtığını ileri sürdüğüne göre, feshin haklı sebeple fesih olup olmadığı, sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşüp dönüşmediği ve Hyundai Assan’ın fesih bildiriminin geçerli olup olmadığı, geçerli ise fesih bildiriminin hangi tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağına ilişkin anılan mahkemelerce verilecek karar sonuçlarının bu dosya sonucunu da etkileyebileceği, zira fesih bildiriminin daha ileri tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağının kabulü halinde davalının sözleşmenin sona ermesine kadar ki dönemdeki marka kullanımlarının sözleşme kapsamında alt lisansa dayalı ve hukuka uygun kullanım olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu gözetilerek davalı tarafından İstanbul 9. Asliye Ticacert Mahkemesi ve Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davaların sonucu beklenerek neticesine göre hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile hükmün tazminat yönünden bozulmasına dair Dairemizin 30.10.2017 tarih ve 2016/3606 – 2017/5841 sayılı ilamının (1) ve (2) numaralı bentlerinin kaldırılarak yukarıda anılan nedenlerle mahkeme kararının bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/7482 E. 2023/1628 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kötüleme · haksız eylem · garantörlük · marka hakkına tecavüz · kâr kaybı · taşıyan · maddi tazminat · yasal faiz
Benzer bu kararda… zlasıyla elverişli olduğu, davacıya ait markanın tüketicinin göreceği şekilde ve itibarını etkiler şekilde kullanılmasının tipik bir marka hakkı ihlali olduğu kadar «haksız rekabet» de oluşturduğu, davacı markasının «kötülenmesi» ve yeterince sağlam olmadığı algısına neden olduğu, davalı tarafından davacı markasının itibarının ve tüketici nezdinde markanın «garanti» fonksiyonunun zedelendiği, davacının 556 sayılı KHK’nın 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre talep edebileceği «maddi tazminatın» bulunmadığı,davacı markasının toplumda bilinir ve güvenilir bir araba markası olduğu, söz konusu reklam filmi ile markanın imajının zedelenmesi neticesinde marka itibarının da zedelendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalının davacı Hyundai Motor Company ‘ye karşı eylemi nedeniyle davacıya ait tescilli «marka hakkına tecavüzün» ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, maddi tazminatın yasal şartları oluşmadığından bu yöndeki istemin reddine, manevi tazminat isteminin kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalıdan tahsiline, itibar tazminat isteminin kabulü ile 10.000,00 TL itibar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili …
… , “Arabamız satılıktır, kendisi çok sağlamdır, tank gibidir. ...” dediğini, ardından da Ayşe karakterinin araç üzerinde zıpladığını ve aracın üst kısmında büyük bir «hasarın» meydana geldiğini, davaya konu reklam filminin başta en fazla reyting alan ana akım medya kanallarında olmak üzere, youtube, facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde de yer aldığını, reklam filminde kullanılan araç Hyundai’nin Accent Era modeli olup, Hyundai Motor Company’nin Accent modelinin üretimine 1994 yılında başladığını, 2005 yılından itibaren Hyundai Era olarak isimlendirilen modelin Türkiye’de Hyundai Assan tarafından üretildiğini, reklam filmi ile müvekkili adına tescilli marka hakkında yanıltıcı bilgiler verilerek markanın hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığını, müvekkilinin yarattığı kitlesel tanınmışlık seviyesinin istismar edildiğini, bu sebeple davalının «haksız eyleminin» müvekkiline ait Hyundai markasına tecavüz ve «haksız rekabet» teşkil ettiğini, reklam filminde aracın markasının belli olduğunu, jantlarında müvekkiline ait şekil markasının bulunduğunu, marka değerinin ve itibarının zedelendiğini, marka ve ürünün alenen «kötülendiğini», itibarını zedeleme amacını «taşıyan» reklamının açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini, prestij ve güvenilirliğini zedeleyerek manevi zarara sebebiyet verdiğini ileri sürerek davacı Hyundai Motor Company bakımından «marka hakkına tecavüz» teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 66 ncı maddesine göre 5,000,00 TL maddi, 5.000,00 TL ma …
İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; raporlar arasında çelişki olduğunu, ilk raporda «marka hakkına tecavüzün» bulunmadığının belirtildiği, «haksız rekabetin» de olmadığını, davacının markasının «kötülenmediğini», davacının ticari faaliyetlerini etkilemeyeceğini, reklamın araç satış reklamı olmadığını, itibar «kaybına» neden olacak bir eylemin bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Taraflar arasındaki «marka hakkına tecavüzün», «haksız rekabetin» tespiti ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Marka hakkına tecavüz | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6694 E. 2021/5284 K.
Ortak:intifa hakkı · adi ortaklık · kira sözleşmesi · satım sözleşmesi · fesih
İncelediğiniz karardaLisans sözleşmelerinin sözleşme içeriğine göre, «adi ortaklık», hasılat kirası ve «satım sözleşmelerine» benzeyen yönleri bulunmaktadır.
5846 sayılı FSEK’nın 56/3.maddesinde ise, lisans sözcüğü yerine “ruhsat” tabiri kullanıp, “Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında «intifa hakkına» dair hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme ile lisans sözleşmeleri hakkında, sözleşmenin düzenleniş amacına göre, 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK’da düze …
Gerek intifa sözleşmeleri, gerekse hasılat «kirası sözleşmelerine» ilişin, 4721 sayılı TMK (796), 6098 sayılı TBK (367 vd.) ve mülga 818 sayılı BK’daki (285 vd.) düzenlemelerde, sözleşmelerin sona erdirilmesinin belirli koşullara bağlandığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaLisans sözleşmelerinin, sözleşme içeriğine göre, «adi ortaklık», hasılat kirası ve «satım sözleşmelerine» benzeyen yönleri bulunmaktadır (Sabih Arkan, Marka Hukuku C:2, s.191; Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.435).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; taraflar arasında «yetkili satıcılık sözleşmesinin» imzalandığı, sözleşmenin 20. maddesine göre sözleşme süresinin 5 yıl olarak geçerli olduğu, sözleşmenin bitiminden 1 ay önce sözleşmenin taraflarca «fesih» ihbarında bulunulmaması veya 11. maddedeki şartlar nedeniyle feshedilmediği takdirde sözleşmenin aynı şartlarla ve üretici firmanın aynı şartlarda yaptığı veya yapacağı değişikliklerle 1 yıl daha uzatılacaktır, hükmünün bulunduğu, tarafların 01/09/2013 tarihinden 1 ay evvel sözleşmeyi sona erdirdiklerine veya sözleşmenin feshedildiğine dair beyanlarının veya belgelerinin dosyaya «ibraz» edilmediği, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin 01/09/2013 tarihinden itibaren 1 yıllık süre için uzatıldığı ve 01/09/2014 tarihine kadar taraflar arasında sözleşme ilişkisinin var olduğu kanaatine varıldığı, sözleşme devam ederken davacı tarafın 31/03/2014 tarihinde davalıya «ihtarname» gönderilerek yetkili satıcılık sözleşmesinin sona erdiğini ve emanet olarak «teslim» edilen eşyaların iadesini talep ettiği ancak ihtarnamenin davalının adreste bulunmaması nedeniyle iade edilmesi sonrasında 08/05/2014 tarihinde muhatabın tebellüğden imtina etmesi nedeniyle muhtara teslim edildiği, dolayısıyla davalının 08/05/2014 tarihinde ihtarnameden haberdar olduğu ancak söz konusu ihtarnamede «sözleşmenin feshine» ilişkin herhangi bir beyan olmadığından ihtarnamenin fesih beyanı olarak değerlendirilmediği, bu nedenle davalının 01/09/2013 ile 01/09/2014 tarihleri arasında taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» sona erdirmeyeceği kanaatine ve davalının davacının «marka hakkına tecavüz» etmediği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… desinde ise, lisans sözcüğü yerine “ruhsat” tabiri kullanılmış olup, burada düzenlenmede yer alan “Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında «intifa hakkına» dair hükümler uygulanır” şeklindeki düzenlemeye istinaden, lisans sözleşmeleri hakkında, sözleşmenin düzenleniş amacına göre, 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı B …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetkili satıcılık sözleşmesi · know-how · haklı sebep · sözleşmeden doğan dava · sözleşmenin feshi · bayilik sözleşmesi · marka hakkına tecavüz · ihbar
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; taraflar arasında «yetkili satıcılık sözleşmesinin» imzalandığı, sözleşmenin 20. maddesine göre sözleşme süresinin 5 yıl olarak geçerli olduğu, sözleşmenin bitiminden 1 ay önce sözleşmenin taraflarca «fesih» ihbarında bulunulmaması veya 11. maddedeki şartlar nedeniyle feshedilmediği takdirde sözleşmenin aynı şartlarla ve üretici firmanın aynı şartlarda yaptığı veya yapacağı değişikliklerle 1 yıl daha uzatılacaktır, hükmünün bulunduğu, tarafların 01/09/2013 tarihinden 1 ay evvel sözleşmeyi sona erdirdiklerine veya sözleşmenin feshedildiğine dair beyanlarının veya belgelerinin dosyaya «ibraz» edilmediği, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin 01/09/2013 tarihinden itibaren 1 yıllık süre için uzatıldığı ve 01/09/2014 tarihine kadar taraflar arasında sözleşme ilişkisinin var olduğu kanaatine varıldığı, sözleşme devam ederken davacı tarafın 31/03/2014 tarihinde davalıya «ihtarname» gönderilerek yetkili satıcılık sözleşmesinin sona erdiğini ve emanet olarak «teslim» edilen eşyaların iadesini talep ettiği ancak ihtarnamenin davalının adreste bulunmaması nedeniyle iade edilmesi sonrasında 08/05/2014 tarihinde muhatabın tebellüğden imtina etmesi nedeniyle muhtara teslim edildiği, dolayısıyla davalının 08/05/2014 tarihinde ihtarnameden haberdar olduğu ancak söz konusu ihtarnamede «sözleşmenin feshine» ilişkin herhangi bir beyan olmadığından ihtarnamenin fesih beyanı olarak değerlendirilmediği, bu nedenle davalının 01/09/2013 ile 01/09/2014 tarihleri arasında taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» sona erdirmeyeceği kanaatine ve davalının davacının «marka hakkına tecavüz» etmediği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, basit lisansı kapsayan taraflar arasındaki «yetkili satıcılık sözleşmesi» 01.09.2008- 01.09.2013 tarihleri arasında geçerli ise de sözleşmenin 20. maddesi ile süresinden 1 (bir) ay öncesinde taraflarca feshi «ihbarda» bulunulmaması halinde sözleşmenin 1 yıl süre ile uzayacağı kabul edilmiştir.
Bu durumda «sözleşmenin feshinin», davacı tarafın 28.03.2014 tarihli «fesih» «ihbar» yazısını davalının tebellüğden imtina ettiği 08.05.2014 tarihinden sonraki sözleşme dönemi sonu olan 01.09.2014 tarihi itibarıyla gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Dava, «marka hakkına tecavüzün» tespiti, men'i ve ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/789 E. , 2019/6921 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL (KAPATILAN) 3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 29/12/2015 gün ve 2012/196 - 2015/271 sayılı kararı bozan Daire'nin 30/10/2017 gün ve 2016/3606 - 2017/5841 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dünya çapında tanınmış “HYUNDAI+şekil” ibareli markanın sahibi olduğunu, müvekkilinin Türkiye distribütörü Hyundai-ASSAN ile davalı arasında imzalanan yetkili servis ve satıcılık sözleşmesinin 10.04.2012 tarihli, 7924 ve 7926 yevmiye sayılı Noter ihtarnameleri ile feshedildiğini, bu ihtarnamelerin 18.04.2012 tarihinde davalı tarafa tebliğine ve Sözleşmenin 30.04.20012 tarihinden itibaren sona erdirildiğinin belirtilmesine rağmen, davalının tabela ve sair tanıtım unsurlarında "HYUNDAI" markasını kullanmaya devam etmesi üzerine, kullanımın sonlandırılması istemiyle müvekkilinin 04.06.2012 tarihinde, Hyundai- Assan’ın da 05.06.2012 tarihinde yeni bir ihtarname göndermesi üzerine bir kısım tabelaları söktü ise de, halen işyeri tabelalarında, kartvizitte ve fatura üzerinde markanın kullanımının devam ettiğinin Fethiye Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 23.07.2012 tarih ve 2012/23 D.İş sayılı delil tespit dosyası ile tespit edildiğini, ileri sürerek marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi ve ref’i, 556 sayılı KHK'nin 66/b maddesi uyarınca şimdilik 1.000.- TL maddi, 1.000.- TL manevi ve 1.000.- TL itibar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 07.07.2015 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 23.372,99 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki 01.01.2007 tarihli sözleşme öncesinde, davacının müvekkiline gönderdiği 07.12.2006 tarihli niyet mektubundaki bütün gerekliliklerin müvekkili tarafından yerine getirildiğini, yetkili servis olarak büyük yatırım yaptığını, cevabi ihtarnamede feshin usulsüz ve haksız olduğunu beyan ettiklerini, müvekkilinin feshe rıza göstermemesine rağmen, müvekkilinin bilgisayar erişiminin haksız olarak sonlandırıldığını, bayilik sözleşmesinin feshinin haksız olduğunun tespitine ilişkin İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan davanın devam ettiğini, bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkilinin eyleminin marka hakkına tecavüz olmadığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce tazminat hesap yöntemi itibariyle bozulmuştur.
Davalı vekili, bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Olaya uygulanacak mülga 556 sayılı KHK’nın 15 ve 20. (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 23) maddeleri uyarınca tescilli bir markanın kullanım hakkı kısmen veya tamamen lisans yoluyla başkalarına verilebilir.
Öğretide belirtildiği üzere (Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, s.
22) 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK'da düzenlenmemiş olan lisans sözleşmeleri bu özellikleri itibariyle, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde yapılan atipik sözleşmelerdendir. Bununla birlikte lisans sözleşmelerini, “gayri maddi nitelikteki mülkiyet hakları sahiplerinde kalmak koşuluyla fikri ve sınai hakların başkalarınca kullanımına izin verilmesi” olarak tanımlamak mümkündür. Söz konusu kullanımın, miktar ve süresinin taraflar arasındaki sözleşme koşullarına göre belirlenmesi gerekir. Lisans sözleşmeleri sahiplerine, sözleşmede yer alan koşullarda nispi şahsi haklar sağladığı kabul edilmektedir. 556 sayılı KHK’da ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda yer alan kısmi düzenlemeler, sözleşmenin kurulmasına ve tarafların birbirlerine olan hak ve yükümlülüklerine ilişkin doğrudan hükümler içermemesi nedeniyle lisans sözleşmelerini Kanunda düzenlenmiş bir sözleşme türü olarak değerlendirilmesine imkan vermez.
Lisans sözleşmesinin gerek kuruluş, gerek hak ve yükümlülükler ile sona erme açısından hangi kanun hükümlerine tabi olacağını tespit etmek için hangi tür sözleşmelere daha çok benzediğinin tespiti ve imkan verdiği ölçüde bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinin uygulanması gerekir.
Lisans sözleşmelerinin sözleşme içeriğine göre, adi ortaklık, hasılat kirası ve satım sözleşmelerine benzeyen yönleri bulunmaktadır. 5846 sayılı FSEK’nın 56/3.maddesinde ise, lisans sözcüğü yerine “ruhsat” tabiri kullanıp, “Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında intifa hakkına dair hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme ile lisans sözleşmeleri hakkında, sözleşmenin düzenleniş amacına göre, 6098 sayılı TBK ve mülga 818 sayılı BK’da düzenlenmiş bir sözleşme türü olan hasılat kirası ve intifa sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Gerek intifa sözleşmeleri, gerekse hasılat kirası sözleşmelerine ilişin, 4721 sayılı TMK (796), 6098 sayılı TBK (367 vd.) ve mülga 818 sayılı BK’daki (285 vd.) düzenlemelerde, sözleşmelerin sona erdirilmesinin belirli koşullara bağlandığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, “HYUNDAI+şekil” unsurlu marka davacı Hyundai Motor Company adına tescilli ise de, davacının Türkiye ana distribütörü olan Hyundai-Assan A.Ş. tarafından markayı münhasır lisansla kullanma ve bayilik ilişkisi çerçevesinde markanın kullanımını alt lisans olarak başkalarına verebilme hakkı tanındığı, bu çerçevede Hyundai- Assan ile davalı arasında 01.01.2007 tarihinde ve bir yıl süre ile bayilik ve yetkili servis sözleşmesi imzalandığı, ancak sözleşmenin her yıl tekrarlandığı, her ne kadar Hyundai Assan tarafından 10.04.2012 tarihli Noter ihtarı ile sözleşmenin sonlandırıldığı bildirilmiş ise de, davalının feshe rıza göstermediği, keza feshin geçersizliği için İstanbul ve Fethiye mahkemelerinde davalar açtığını ileri sürdüğüne göre, feshin haklı sebeple fesih olup olmadığı, sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşüp dönüşmediği ve Hyundai Assan’ın fesih bildiriminin geçerli olup olmadığı, geçerli ise fesih bildiriminin hangi tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağına ilişkin anılan mahkemelerce verilecek karar sonuçlarının bu dosya sonucunu da etkileyebileceği, zira fesih bildiriminin daha ileri tarihten itibaren etki ve sonuç doğuracağının kabulü halinde davalının sözleşmenin sona ermesine kadar ki dönemdeki marka kullanımlarının sözleşme kapsamında alt lisansa dayalı ve hukuka uygun kullanım olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu gözetilerek davalı tarafından İstanbul 9.
Asliye Ticacert Mahkemesi ve Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davaların sonucu beklenerek neticesine göre hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile hükmün tazminat yönünden bozulmasına dair Dairemizin 30.10.2017 tarih ve 2016/3606 – 2017/5841 sayılı ilamının (1) ve (2) numaralı bentlerinin kaldırılarak yukarıda anılan nedenlerle mahkeme kararının bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 30.10.2017 tarih ve 2016/3606 – 2017/5841 sayılı kararının (1) ve (2) numaralı bentlerinin kaldırılmasına, yukarıdaki bozma gerekçesinin (1) numaralı bent olarak eklenmesine, (2) numaralı bent olarak da “Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin esasa yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.” ibarelerinin eklenmesine ayrıca ilamın sonuç kısmının da “ Yukarıda (1) numaralı bentte yer alan gerekçelerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte yer alan gerekçelerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına” şeklinde düzeltilmesine, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, 06/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/546677700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz