İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/2799 E. 2021/1355 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
elbirliği mülkiyeti↗ yabancılık unsuru↗ tereke↗ itirazın iptali davası↗ mirasçılık↗ icra takibine itiraz↗ muvafakat↗ tmsf↗ iptal davası↗ yetki↗ dahili dava↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye dahil olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan (mirasçılardan) sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının tereke adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye temsilci tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının babasının vefat ettiği, davacı dışında başka mirasçıların da bulunduğu, miras Türkiye'de bulunduğundan iktisabı ve taksimine ilişkin olarak Türk Kanunlarının uygulanacağı, mirasın elbirliği ile mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, tüm mirasçılar tarafından tasarruf edilebileceği, davacı tarafça mirasçıların muvaffakatının sağlanabileceği ileri sürülmüş ise de davacının icra takibini tek başına yaptığı, eksikliğin sonradan giderilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davalı TMSF'ye devredilen mevduatın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin mirasın elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, terekeye dahil bir alacağın mirasçılardan biri tarafından tek başına istenemeyeceği yönündeki genel gerekçeleri doğru ise de, yabancı uyruklu davacının icra takibinde dayanak gösterdiğini 09.03.2015 tarihli TMSF yazısı da dikkate alındığında icra takibinin davacı adına değil murisin terekesi adına yapıldığının kabulü gerekir. Davacının mahkemeye ibraz ettiği Libya Devleti Jabal Ahdar Noterliği'nin 25 Ramazan 1435/ 23.07.2014 tarihli vekaletnamesi de İcra Takip tarihi olan 20.11.2015 tarihinden önce düzenlenmiştir. Anılan vekaletnamede murisin davacı dışındaki diğer mirasçıları ..., ..., ..., ..., ...,... ve ...'ın davacıyı, murisin Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Ulusal Bank'ta sahip olduğu 340-129-2 nolu hesabından para çekmeye ve "konuyla ilgili en geniş yetkiye sahip olmaya" mezun ve yetkili olmak üzere vekil tayin ettiği anlaşılmaktadır. Davacıya verilen bu yetkinin konunun yabancılık unsuru da dikkate alındığında Türk Hukukunda mirasçılardan birinin tereke adına takip yapmasına ve itirazın iptali davası açmasına muvafakat verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3193 E. 2015/4916 K.
Ortak:mirasçılık · muvafakat · temsil
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye «dahil» olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan («mirasçılardan») sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının «tereke» adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye «temsilci» tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan …
Davacıya verilen bu «yetkinin» konunun «yabancılık unsuru» da dikkate alındığında Türk Hukukunda «mirasçılardan» birinin «tereke» adına takip yapmasına ve «itirazın iptali davası» açmasına «muvafakat» verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının babasının vefat ettiği, davacı dışında başka «mirasçıların» da bulunduğu, miras Türkiye'de bulunduğundan iktisabı ve taksimine ilişkin olarak Türk Kanunlarının uygulanacağı, mirasın elbirliği ile mülkiyet hükümlerine tabi o …
Benzer bu karardaBu itibarla, elbirliği halindeki mülkiyet kuralları gereğince «miras ortaklığının» tümüne ilişkin davaların bütün «mirasçılar» tarafından açılması gerektiğinden, mahkemece diğer mirasçının davaya katılımının sağlanması ve bu doğrultuda «muvafakatının» alınması veya terekeye «temsilci» tayin ettirilmesi için davacılara uygun bir süre verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar nazara alınmaksızın davanın esastan incelenmek suretiyle karar verilmesi …
Ancak, davacıların murisinin davacılar dışında... adında bir «mirasçısının» daha bulunduğu dosya içerisinde bulunan veraset ilamından anlaşılmaktadır.
4721 sayılı TMK'nın 640. maddesi uyarınca birden çok «mirasçı» bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:miras ortaklığı · keşif · tüzel kişilik · taraf ehliyeti
Benzer bu karardaMiras ortaklığının «tüzel kişiliği» ve taraf «ehliyeti» yoktur.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı nazara alınarak, davacının talebinin kabulü ile davacıların Murisi 13/07/2012 tarihinde vefat eden...'in «keşif» tarihi ve ölüm tarihi itibariyle davalı bankanın ...
Anılan yasa hükmünde de belirtildiği üzere «mirasçının» birden fazla olması halinde terekenin taksimine kadarki durumuna «miras ortaklığı» denir.
Bu itibarla, elbirliği halindeki mülkiyet kuralları gereğince «miras ortaklığının» tümüne ilişkin davaların bütün «mirasçılar» tarafından açılması gerektiğinden, mahkemece diğer mirasçının davaya katılımının sağlanması ve bu doğrultuda «muvafakatının» alınması veya terekeye «temsilci» tayin ettirilmesi için davacılara uygun bir süre verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar nazara alınmaksızın davanın esastan incelenmek suretiyle karar verilmesi …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/195 E. 2019/7049 K.
Ortak:elbirliği mülkiyeti · tereke · mirasçılık · muvafakat · dahili dava · temsil
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye «dahil» olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan («mirasçılardan») sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının «tereke» adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye «temsilci» tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan …
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin mirasın «elbirliği mülkiyeti» hükümlerine tabi olduğu, terekeye «dahil» bir alacağın «mirasçılardan» biri tarafından tek başına istenemeyeceği yönündeki genel gerekçeleri doğru ise de, yabancı uyruklu davacının icra takibinde dayanak gösterdiğini 09.03.2015 tarihli TMSF yazısı da dikkate alındığında icra takibinin davacı adına değil murisin terekesi adına yapıldığının kabulü gerekir.
Davacıya verilen bu «yetkinin» konunun «yabancılık unsuru» da dikkate alındığında Türk Hukukunda «mirasçılardan» birinin «tereke» adına takip yapmasına ve «itirazın iptali davası» açmasına «muvafakat» verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer bu karardaTMK’nın 640. maddesine göre, «mirasçılar» arasında «iştirak halinde mülkiyet» hükümleri geçerli olup, mirasçılar «tereke» üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden davanın, diğer mirasçıların «muvafakatlarının» sağlanması veya TMK'nın 640/3 madde ve fıkrası uyarınca yetkili mahkemece terekeye «temsilci» tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekir.
Davacı, dava dilekçesinde müteveffa babasına ait hisse senetlerinin ve kar paylarının da tespitini talep etmiş olup dava dilekçesi ekindeki 15.10.2012 tarihli «mirasçılık» belgesinin incelenmesinde davacının tek başına mirasçı olmadığı anlaşılmakla, 4721 sayılı TMK’nın 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan «temsil» ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri ve TMK’nın 702/1. maddesinde ise «elbirliği mülkiyetinde» ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir.
Anılan hükümlere göre «miras ortaklığı» mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, «tereke» payları ayrılmaksızın ortaklığa «dahil» olan «mirasçılara» aittir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:miras ortaklığı · iştirak halinde mülkiyet · eda davası · tespit davası · taraf ehliyeti · hukuki yarar
Benzer bu kararda… vasıyla yerine getirilmesinin mümkün olduğu, 6100 sayılı HMK’nın 109-(2) fıkrasının 01/4/2015 tarihinde 6644 sayılı Kanunun 4. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, «eda davası» açılması mümkün olan hallerde «tespit davası» açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı gereçesiyle davanın 6100 sayılı HMK’nın 106/2-3 maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
1-) Dava, davacıya ve davacının müteveffa babasına ait hisse senetlerinin ve ödenmemiş kar paylarının tespiti istemine ilişkin olup mahkemece, «hukuki yarar» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Anılan hükümlere göre «miras ortaklığı» mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, «tereke» payları ayrılmaksızın ortaklığa «dahil» olan «mirasçılara» aittir.
TMK’nın 640. maddesine göre, «mirasçılar» arasında «iştirak halinde mülkiyet» hükümleri geçerli olup, mirasçılar «tereke» üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden davanın, diğer mirasçıların «muvafakatlarının» sağlanması veya TMK'nın 640/3 madde ve fıkrası uyarınca yetkili mahkemece terekeye «temsilci» tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/674 E. 2022/4484 K.
Ortak:elbirliği mülkiyeti · tereke · mirasçılık · muvafakat · dahili dava · temsil
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye «dahil» olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan («mirasçılardan») sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının «tereke» adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye «temsilci» tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan …
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin mirasın «elbirliği mülkiyeti» hükümlerine tabi olduğu, terekeye «dahil» bir alacağın «mirasçılardan» biri tarafından tek başına istenemeyeceği yönündeki genel gerekçeleri doğru ise de, yabancı uyruklu davacının icra takibinde dayanak gösterdiğini 09.03.2015 tarihli TMSF yazısı da dikkate alındığında icra takibinin davacı adına değil murisin terekesi adına yapıldığının kabulü gerekir.
Davacıya verilen bu «yetkinin» konunun «yabancılık unsuru» da dikkate alındığında Türk Hukukunda «mirasçılardan» birinin «tereke» adına takip yapmasına ve «itirazın iptali davası» açmasına «muvafakat» verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer bu karardaTMK’nın 640. maddesine göre, «mirasçılar» arasında «iştirak halinde mülkiyet» hükümleri geçerli olup, mirasçılar «tereke» üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden davanın, diğer mirasçıların «muvafakatlarının» sağlanması veya TMK'nın 640/3 madde ve fıkrası uyarınca yetkili mahkemece terekeye «temsilci» tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekir.
Dava dilekçesi ekindeki 17.02.2014 tarihli «mirasçılık» belgesinin incelenmesinde davacının tek başına mirasçı olmadığı anlaşılmakla, 4721 sayılı TMK’nın 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan «temsil» ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri ve TMK’nın 702/1. maddesinde ise «elbirliği mülkiyetinde» ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir.
Anılan hükümlere göre «miras ortaklığı» mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, «tereke» payları ayrılmaksızın ortaklığa «dahil» olan «mirasçılara» aittir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:miras ortaklığı · ibra sözleşmesi · iştirak halinde mülkiyet · sözleşmenin feshi · ibra · ciro · hisse devir sözleşmesi · fesih
Benzer bu karardaMahkemece tüm dosya kapsamına göre; «protokole» göre devredilecek taşınmaz ... adına kayıtlı ise de davalı, bu taşınmazın bedeline karşılık gelen 80.000.-TL bedelli senedi ...'a vermiş ve «bonoda» "«hisse devir sözleşmesine» göre devredilecek arsaya karşılık «teminat» olarak verildiğinin ve «ciro» edilemeyeceğinin" belirtilmiş olduğu, ... tarafından noter «ihtarnamesi» ile taşınmaz devredilmediği takdirde bonoyu takibe koyacağını belirtilerek icra takibi başlatıldığı, miras bırakanın tercihini «sözleşmenin feshi» yerine alacağını tahsil yönünde kullandığından protokolün kandırılmak suretiyle imzalatıldığının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, k …
Bölge Adliye Mahkemesince; «protokolde» belirtilen taşınmazın müteveffa adına kayıtlı olması nedeniyle devri mümkün olmadığından sözleşme «geçersiz» sayılabilecek ise de, müteveffanın sözleşmede devir bedeli olarak kararlaştırılan 80.000,00 TL'nın «teminatı» olan senedi icraya koymakla iradesini «fesih» yönünde kullanmadığı, davalı da sözleşmede devir bedeli olarak gösterilen tutardaki bonoyu ...'a vermekle sözleşmenin bu hükmüne göre edimi yerine getirmiş olduğundan, müteveffa ...'un aldatıldığı gerekçesiyle sözleşmenin geçersiz olduğundan bahsedilemeyeceği, «sulh» ve «ibra sözleşmesinde» hisse devir bedeline karşılık alınan diğer senetlerin ödenmemesi ise alacak davasının konusu olup protokolün geçersiz sayılmasını gerektirmeyeceği gerekçesiyle dav …
1- Dava, «geçersiz» «limited şirket» «hisse devir sözleşmesiyle» devredilen hisselerin miras «payı» oranında tescili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı ile davacının babası arasında yapılan «hisse devir sözleşmesinin» batıl olduğunu, davacının babasının sözleşmenin ifasından sonra vefat ettiğini, sözleşmenin «geçersizliği» nedeniyle iptali ile murisin davalıya devrettiği «limited şirket» hisselerinin miras «payı» oranında davacı adına tescilini talep etmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11526 E. 2018/4926 K.
Ortak:elbirliği mülkiyeti · tereke · mirasçılık · dahili dava
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye «dahil» olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan («mirasçılardan») sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının «tereke» adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye «temsilci» tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan …
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin mirasın «elbirliği mülkiyeti» hükümlerine tabi olduğu, terekeye «dahil» bir alacağın «mirasçılardan» biri tarafından tek başına istenemeyeceği yönündeki genel gerekçeleri doğru ise de, yabancı uyruklu davacının icra takibinde dayanak gösterdiğini 09.03.2015 tarihli TMSF yazısı da dikkate alındığında icra takibinin davacı adına değil murisin terekesi adına yapıldığının kabulü gerekir.
Davacıya verilen bu «yetkinin» konunun «yabancılık unsuru» da dikkate alındığında Türk Hukukunda «mirasçılardan» birinin «tereke» adına takip yapmasına ve «itirazın iptali davası» açmasına «muvafakat» verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Benzer bu kararda4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599. maddesine göre «tereke» iştirak halinde «mirasçılara» geçer.
Bir başka söyleyişle, «elbirliği mülkiyeti» hallerinden birisi de miras şirketi olup miras şirketinden bahsedilebilmesi için murisin terekesi üzerinde «mirasçı» sıfatını haiz birden fazla kişinin bulunması gereklidir.
Terekeye «dahil» mal veya haklar üzerinde tüm «mirasçılar» iştirak halinde maliktir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dava açma ehliyeti · müzayaka · hisse devri sözleşmesi · rayiç değer · genel kurul kararının iptali · bedelsizlik · hisse devri · pasif husumet
Benzer bu karardaA.Ş genel kurulunun almış olduğu bedelli ve «bedelsiz» sermaye arttırımı kararları nedeniyle, davacının muris eşinin «müzayaka» halinde kalarak «hisse devri» yaptığı iddiasına dayalı olarak hisse değerinin tespiti ve davacının miras «payının» tahsilinin talep edildiği, dolayısıyla istemin «anonim şirket» «genel kurul kararının iptali» ve anonim şirket «hisse devri sözleşmesinin» «geçersizliğine» ilişkin iddialara dayalı olduğu, davanın şirkete karşı açılması gerektiği, davacının alacaklı olduğu belirlendiğinde ve şirketten alacağın tahsili imkanı olmadığı takdirde davanın ilgililer aleyhine açılması gerektiği, bu aşamada davalılar aleyhine davanın zamansız açıldığı gerekçesiyle davanın «pasif husumetten» reddine karar verilmiştir.
A.Ş'deki paylarının davalıların haksız eylemleri nedeniyle alınan sermaye arttırım kararları ve «limited şirket» hisse devirleri sonrasında sıfırlandığı ileri sürülerek, davacının muris eşi ...’den gelen miras hakkının gerçek ve güncel «rayiç değerinin» dava tarihi itibariyle tespiti ile davacıya isabet eden miras «payının» tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.
Bu itibarla, davacının tek başına dava «açma ehliyeti» bulunmadığından mahkemece, davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/2799 E. , 2021/1355 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.05.2017 tarih ve 2016/897 E- 2017/312 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 11.04.2019 tarih ve 2017/5330 E- 2019/819 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 16.02.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı TMSF vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin babasının 07.07.2000 tarihinde Ulusal […]A.Ş. nezdinde 3 aya vadeli 27.558.- USD tutarlı bir hesap açtırdığını, hesabın çeşitli devirler ve hisse devirleri sonunda davalı Banka'ya geçtiğinin bildirildiğini, hesap sahibinin vefatı üzerine müvekkilinin tüm mirasçıları temsil etmek üzere görevlendirildiğini, 29.300,20 USD'ye baliğ olan mevduat ödenmeyince tahsili için davalılar aleyhine başlatılan icra takibine itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, zamanaşımına uğrayan alacakların ilan ve tebliği ile ilgili hükümlerin davalı banka tarafından yerine getirilmesi gerektiğini, banka tarafından yapılması gereken işlemlerin yerine getirilip getirilmemesi, usulsüzlük yapılıp yapılmadığı hususlarında müvekkilinin bilgisi ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Banka vekili, son olarak Kent Bank A.Ş.'nin devri ile dava konusu hesabın da müvekkiline geçtiğini, bu hesaptaki son işlem üzerinde 10 yıldan fazla süre ile işlem yapılmadığından hak sahibine de ulaşılamaması nedeniyle ilanları müteakip mevduatın Fon'a devredildiğini, dava konusu tutarın TMSF nezdinde ve tasarrufunda bulunduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada ve takipte miras yoluyla terekeye dahil olduğu iddia edilen banka mevduat hesabında bulunan paranın tahsili konusunda ortaklardan (mirasçılardan) sadece biri tarafından takip yapılıp dava açıldığı, davacının tereke adına değil kendi miras hakkına dayalı talepte bulunduğu, bu durumda mirasçının (davacının) açtığı davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların da davaya katılmasının sağlanması veya terekeye temsilci tayin ettirmesi için davacıya uygun bir süre vermesine de gerek olmadığı gerekçesiyle TMK'nın 640/2, HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca koşulları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının babasının vefat ettiği, davacı dışında başka mirasçıların da bulunduğu, miras Türkiye'de bulunduğundan iktisabı ve taksimine ilişkin olarak Türk Kanunlarının uygulanacağı, mirasın elbirliği ile mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, tüm mirasçılar tarafından tasarruf edilebileceği, davacı tarafça mirasçıların muvaffakatının sağlanabileceği ileri sürülmüş ise de davacının icra takibini tek başına yaptığı, eksikliğin sonradan giderilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davalı TMSF'ye devredilen mevduatın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin mirasın elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, terekeye dahil bir alacağın mirasçılardan biri tarafından tek başına istenemeyeceği yönündeki genel gerekçeleri doğru ise de, yabancı uyruklu davacının icra takibinde dayanak gösterdiğini 09.03.2015 tarihli TMSF yazısı da dikkate alındığında icra takibinin davacı adına değil murisin terekesi adına yapıldığının kabulü gerekir. Davacının mahkemeye ibraz ettiği Libya Devleti Jabal Ahdar Noterliği'nin 25 Ramazan 1435/ 23.07.2014 tarihli vekaletnamesi de İcra Takip tarihi olan 20.11.2015 tarihinden önce düzenlenmiştir.
Anılan vekaletnamede murisin davacı dışındaki diğer mirasçıları ..., ..., ..., ..., ...,... ve ...'ın davacıyı, murisin Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Ulusal Bank'ta sahip olduğu 340-129-2 nolu hesabından para çekmeye ve "konuyla ilgili en geniş yetkiye sahip olmaya" mezun ve yetkili olmak üzere vekil tayin ettiği anlaşılmaktadır. Davacıya verilen bu yetkinin konunun yabancılık unsuru da dikkate alındığında Türk Hukukunda mirasçılardan birinin tereke adına takip yapmasına ve itirazın iptali davası açmasına muvafakat verildiği yönünde değerlendirilmesi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/646326400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz