Pay tespit ve tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/6536 E. 2013/23058 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
alım (iştira) hakkı↗ yönetim kurulu kararının iptali↗ asli müdahale↗ cebri icra↗ vekalet ilişkisi↗ ortaklık sıfatı↗ davanın konusu↗ pay defteri↗ üçüncü kişi↗ olumsuz oy↗ iptal davası↗ anonim şirket↗ ortaklık ilişkisi↗ iflas↗ yönetim kurulu kararı↗ temsil↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirket, asli müdahil ve davalı şirketin bağlı bulunduğu holdingin avukatı olarak vekilliğini üstlendiği, bu vekalet ilişkisi başladığında davacının, davalı şirketle ortaklık ilişkisinin olmadığı, daha sonra dava dışı iki ayrı kişinin 29.03.2005 tarihinde ortaklığını devir almak suretiyle davalı şirkette ortaklığının başladığı, uyuşmazlığın çıktığı tarih itibariyle ortaklık sıfatını kazandığı, iflas dosyasında davacının, ne asli müdahil, ne davalı şirket ne de davalı şirketin bağlı bulunduğu holdingin vekili sıfatıyla işlemde bulunduğunun tespit edilemediği, bu nedenle Avukatlık Kanunu 47. maddesi kapsamında inceleme yapılmadığı, iflas dosyasında tüm işlemlerin davacı adına yapıldığı, dolaylı temsilin varlığının kanıtlanmadığı, icra yoluyla hisse satışından davalı şirketin haberdar olduğu, başka bir anlatımla yöneticilerinin haberinin bulunduğu, şirketin ortaklarının haberi olduğunun kabul edilemeyeceği, TTK'nın 418. maddesinin düzenlemesinin en önemli amacının şirkette yabancılaşmayı önlemek olduğu, bu nedenle ön alım hakkının daha önce şirket ortaklığını kazanan kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinin kabul edilmesi gerektiği, aksi yönde davalı şirket yönetim kurulunda karar alındığı, ancak bu kararın davacının kişisel hakkının ihlal ettiği, mahkemece verilen süre içinde davacının yönetim kurulu kararının iptali davası açtığı, eldeki davayla birleştirildiği, anılan kararın yerinde bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davanın kabulüne, davalı şirketin yönetim kurulu kararının davalı gerçek kişi ile ilgili kısmının iptaline, asli müdahil adına tescil edilen payların davacı adına tesciline, asıl davanın da kabulüne, davacının icra yoluyla satın aldığı davalı şirketin 11.061.876.549 adet payın davalı şirket pay defterine davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davanın davalısı şirket vekili ile asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1-Asıl dava, cebri icra yoluyla satın alınan davalı anonim şirket hisselerinin varlığının tespiti ile pay defterine yazılması, bu davaya asli müdahale, anılan paylar ile davacının önceki payların vekalet kapsamında asli müdahile ait olduğunun tespiti ile adına tescili, birleşen dava ise, asıl davanın konusu hisselerin TTK'nın 418/4. maddesi uyarınca davacı ile asli müdahilin önceki payları oranında pay defterine kaydedilmesine yönelik yönetim kurulu kararının, asli müdahil bakımından iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.
İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir kişi, bu dava konusu olan şey veya hak üzerinde tamamen veya kısmen bir hak sahibi olduğunu ileri sürerek, aynı mahkemede talepte bulunmasına asli müdahale denir. Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'ta düzenlenmeyen asli müdahale kurumu, Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmiş, bir davaya asli müdahalenin mümkün olduğu benimsenmiştir. Yargılama devam ederken yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 65. maddesinde de açıkça düzenlenerek yasal bir dayanak kazanmıştır. Asli müdahale istemi, asıl davayla birlikte yürütülür ve karara bağlanır. Başka bir anlatımla, asli müdahale istemiyle ilgili olarak, asıl davadan ayrı bir karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda karar gerekçesinde asli müdahale isteminin yerinde olmadığı kabul edilmesine rağmen bu istemle ilgili olarak hükümde olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
Bu durum karşısında, asli müdahale istemiyle ilgili hüküm kurulmaması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekilinin diğer, asıl ve birleşen davanın davalısı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/5663 E. 2012/13032 K.
Ortak:anonim şirket
İncelediğiniz kararda1-Asıl dava, «cebri icra» yoluyla satın alınan davalı «anonim şirket» hisselerinin varlığının tespiti ile «pay defterine» yazılması, bu davaya «asli müdahale», anılan paylar ile davacının önceki payların vekalet kapsamında asli müdahile ait olduğunun tespiti ile adına tescili, birleşen dava ise, asıl «davanın konusu» hisselerin TTK'nın 418/4. maddesi uyarınca davacı ile asli müdahilin önceki payları oranında pay defterine kaydedilmesine yönelik «yönetim kurulu» kararının, asli müdahil bakımından iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda1-Dava, «ticaret sicilinden terkin» edilen «anonim şirketin» bu «kaydının» «kaldırılarak yeniden» «tüzel kişilik» kazanmasına karar verilmesi istemine ilişkindir.
Somut olayda «ticaret sicilinden terkin» edilen «anonim şirketin» yeniden «tüzel kişilik» kazanması için açılan işbu davada salt «ticaret sicil» memurluğu davalı olarak gösterilmiş, mahkemece kendiliğinden «tasfiye memuru» olan kişi davaya «dahil» ettirilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticaret sicilinden terkin · yasal hasım · şirketin tasfiyesi · tasfiye memuru · tüzel kişilik · kaldırma ve yeniden hüküm · hukuki yarar · ticaret sicili
Benzer bu karardaSomut olayda «ticaret sicilinden terkin» edilen «anonim şirketin» yeniden «tüzel kişilik» kazanması için açılan işbu davada salt «ticaret sicil» memurluğu davalı olarak gösterilmiş, mahkemece kendiliğinden «tasfiye memuru» olan kişi davaya «dahil» ettirilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının hizmet tespiti için davalı şirket aleyhine dava açtığı, öncesinde davalı «şirketin tasfiyesine» karar verilerek «ticaret sicilinden terkin» edildiği, davanın davayı açmada «hukuki yararının» olduğu gerekçesiyle davalı şirketin davacının açtığı davayla sınırlı olmak üzere ihyasına karar verilmiştir.
1-Dava, «ticaret sicilinden terkin» edilen «anonim şirketin» bu «kaydının» «kaldırılarak yeniden» «tüzel kişilik» kazanmasına karar verilmesi istemine ilişkindir.
Ticaret sicilinden «terkin» edilen bir ticaret şirketinin «tüzel kişiliğinin» yeniden kazanması istemli davanın «tasfiye memuru» veya memurları ile «ticaret siciline» «husumet» yöneltilerek açılması gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15247 E. 2011/3220 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4086 E. 2013/20878 K.
Ortak:asli müdahale · üçüncü kişi
İncelediğiniz kararda1-Asıl dava, «cebri icra» yoluyla satın alınan davalı «anonim şirket» hisselerinin varlığının tespiti ile «pay defterine» yazılması, bu davaya «asli müdahale», anılan paylar ile davacının önceki payların vekalet kapsamında asli müdahile ait olduğunun tespiti ile adına tescili, birleşen dava ise, asıl «davanın konusu» hisselerin TTK'nın 418/4. maddesi uyarınca davacı ile asli müdahilin önceki payları oranında pay defterine kaydedilmesine yönelik «yönetim kurulu» kararının, asli müdahil bakımından iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.
İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir kişi, bu «dava konusu» olan şey veya hak üzerinde tamamen veya kısmen bir hak sahibi olduğunu ileri sürerek, aynı mahkemede talepte bulunmasına «asli müdahale» denir.
Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'ta düzenlenmeyen «asli müdahale» kurumu, Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmiş, bir davaya asli müdahalenin mümkün olduğu benimsenmiştir.
Benzer bu karardaBir dava sonucunda verilen hüküm bir «üçüncü kişinin» hukuki durumunu da dolaylı olarak etkileyebilir.
Bu hallerde, «üçüncü kişinin» o davaya katılmasında (müdahale etmesinde) «hukuki yararı» vardır.
Fakat, «üçüncü kişi» davaya (üçüncü) bir taraf gibi katılamaz.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feri müdahale · feri müdahil · maddi hata · temerrüt faizi · hukuki yarar · haciz · harç · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının amacının satın almış olduğu taşınmaz üzerindeki «haciz» işlemini kaldırmak için Vakıflar Genel Müdürlüğünün davalı nezdindeki hesaba para yatırmak olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 48.184,25 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olayda esasen iki ayrı dava bulunmakta olup, mahkemece, «asli müdahale» dilekçesinin davacı (davalı) Adnan ve davalı bankaya tebliği sağlanarak her iki dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı hatalı yorum ile asli müdahilin talebinin «feri müdahil» olarak nitelendirilmesi sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bu hallerde, «üçüncü kişinin» o davaya katılmasında (müdahale etmesinde) «hukuki yararı» vardır.
Bunu sağlayan müesseseye «feri müdahale» denir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/6536 E. , 2013/23058 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.09.2011 tarih ve 2011/94-2011/9 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davanın davalısı şirket vekili ile asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17.12.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı ...A.Ş. vekili Av. ... ile asli müdahil vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %75,77 oranındaki hissesini cebri icra yoluyla satın aldığını, iflas müdürlüğünce tanzim edilen belgeyle hisselerin pay defterine yazımı için 30.05.2007 tarihinde davalıya başvurduğunu, başvuruya cevap verilmemesi sonrasında 18.06.2007 tarihli noter ihtarıyla aynı isteğin yinelendiğini, davalı yönetim kurulunun bu yazıya, mevcut hissedarlar ile yönetim kurulu üyelerinin TTK'nın 418/son maddesi uyarınca yasal hakları olduğundan bahisle davetiye gönderildiğini, 22.06.2007 tarihine kadar kullanmalarının istendiğinin bildirildiğini, oysa müvekkilinin davalı şirkette önceden hissedar olduğunu, TTK'nın 418/son maddesinde belirtilen hakkın, ancak ortak olmayan kişilerin devir almasında kullanılabileceğini, davalı işleminin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin yeni paylarının tespiti ile bu payları pay defterine kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK'nın 418/son maddesi hükmünün şirket yönetim kurulunun hisse devrinin pay defterine işlemekten kaçınmak yetkisine getirilen istisnanın istisnasına ilişkin olduğunu, bu yönüyle ortaklar arası eşitliğin bulunduğunu, cebri icra yoluyla da satın alınsa bile, ortaklar ve yönetim kurulu üyeleri satın almak istedikleri takdirde, kayıttan imtina edilmesinin mümkün olduğunu, davacının ortak olmasının, diğer ortaklara bu hakkı kullanmasına engel olmayacağını, davacının avukat olarak vekilliğini yaptığı ortak ...'nin müvekkiline başvurarak, ön alım hakkını kullanmak istediğini bildirdiğini, yönetim kurulunun davacı ile ...'nin sermayedeki hisseleri oranında cebri icra yoluyla satılan payların adlarına paylaştırılmasına karar verdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Asıl davaya asli müdahale talep eden ... vekili, davacının 15.01.1999 tarihinde ve sonrasında düzenlenen vekaletnameler uyarınca müvekkilinin, müvekkilinin doğrudan doğruya ve dolaylı şekilde pay sahibi olduğu Türk Petrol Hol. A.Ş, davalı şirket dahil, bu holding bünyesindeki şirketlerin vekili olarak atandığını, davacının ne davalı ne de anılan holding ve bünyesinde yer alan şirketlerin hiç birisinde pay sahibi olmadığını, tamamen üstlendiği vekalet görevi kapsamında hareket ettiğini, yaptığı tüm hukuki işlemleri 'kendi nam ve hesabına' yapmadığını, davalı şirketteki %0.047 oranındaki ve uyuşmazlığa konu icra satışı nedeniyle aldığını ileri sürdüğü %75,77 oranındaki hisseyi kendi nam ve hesabına iktisap ettiği iddiasının hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, işlemlerin Avukatlık Kanunu ile BK'nın 392 ve 393.
maddeleri uyarınca değerlendirilmesinin gerektiğini, davacının 05.10.2007 tarihinde müvekkili vekaletinden istifa ettiğini, icrada müvekkili adına satın aldığı uyuşmazlık konusu hisseleri devir etmesinin ihtar edildiğini, bedelin ödenmesi isteminin kabul edilmediğini, tevdii mahalli tayin ettirilerek ödeme yapıldığını, ayrıca ön alım hakkının kullanılacağının da bildirildiğini ileri sürerek, davacının vekalet ilişkisi çerçevesinde müvekkili adına iktisap ettiği davalı şirketin %0.047 oranındaki hissesi ile icra kanalıyla satın alınan davalı şirketin %75,77 oranındaki hissesi üzerinde BK'nın 393. maddesi uyarınca hak sahipliğinin doğduğunun tespiti ile anılan hisselerin müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada davacı vekili, asıl davadaki maddi vakıaları tekrar ederek ve dava aşamasını anlatarak, davalı şirketin 14.09.2007 tarihli yönetim kurulu kararı ile müvekkilinin icradan satın aldığı hisselerin TTK'nın 418/son maddesi uyarınca diğer davalının ön alım hakkını kullandığı gerekçesiyle mevcut sermaye payları dikkate alınarak müvekkili ile bu davalı adına pay defterine yazılmasına karar verildiğini, müvekkilinin 2005 yılından itibaren davalı şirkette pay sahibi olduğunu, TTK'nın 418/son maddesi uyarınca yönetim kurulu kararının dayanağının bulunmadığını açıklayarak, anılan yönetim kurulu kararının davalı ... bakımından iptaline, bu davalı adına kaydedilmesine karar verilen payların müvekkili adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirket, asli müdahil ve davalı şirketin bağlı bulunduğu holdingin avukatı olarak vekilliğini üstlendiği, bu vekalet ilişkisi başladığında davacının, davalı şirketle ortaklık ilişkisinin olmadığı, daha sonra dava dışı iki ayrı kişinin 29.03.2005 tarihinde ortaklığını devir almak suretiyle davalı şirkette ortaklığının başladığı, uyuşmazlığın çıktığı tarih itibariyle ortaklık sıfatını kazandığı, iflas dosyasında davacının, ne asli müdahil, ne davalı şirket ne de davalı şirketin bağlı bulunduğu holdingin vekili sıfatıyla işlemde bulunduğunun tespit edilemediği, bu nedenle Avukatlık Kanunu 47.
maddesi kapsamında inceleme yapılmadığı, iflas dosyasında tüm işlemlerin davacı adına yapıldığı, dolaylı temsilin varlığının kanıtlanmadığı, icra yoluyla hisse satışından davalı şirketin haberdar olduğu, başka bir anlatımla yöneticilerinin haberinin bulunduğu, şirketin ortaklarının haberi olduğunun kabul edilemeyeceği, TTK'nın 418. maddesinin düzenlemesinin en önemli amacının şirkette yabancılaşmayı önlemek olduğu, bu nedenle ön alım hakkının daha önce şirket ortaklığını kazanan kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinin kabul edilmesi gerektiği, aksi yönde davalı şirket yönetim kurulunda karar alındığı, ancak bu kararın davacının kişisel hakkının ihlal ettiği, mahkemece verilen süre içinde davacının yönetim kurulu kararının iptali davası açtığı, eldeki davayla birleştirildiği, anılan kararın yerinde bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davanın kabulüne, davalı şirketin yönetim kurulu kararının davalı gerçek kişi ile ilgili kısmının iptaline, asli müdahil adına tescil edilen payların davacı adına tesciline, asıl davanın da kabulüne, davacının icra yoluyla satın aldığı davalı şirketin 11.061.876.549 adet payın davalı şirket pay defterine davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davanın davalısı şirket vekili ile asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1-Asıl dava, cebri icra yoluyla satın alınan davalı anonim şirket hisselerinin varlığının tespiti ile pay defterine yazılması, bu davaya asli müdahale, anılan paylar ile davacının önceki payların vekalet kapsamında asli müdahile ait olduğunun tespiti ile adına tescili, birleşen dava ise, asıl davanın konusu hisselerin TTK'nın 418/4. maddesi uyarınca davacı ile asli müdahilin önceki payları oranında pay defterine kaydedilmesine yönelik yönetim kurulu kararının, asli müdahil bakımından iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.
İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir kişi, bu dava konusu olan şey veya hak üzerinde tamamen veya kısmen bir hak sahibi olduğunu ileri sürerek, aynı mahkemede talepte bulunmasına asli müdahale denir. Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'ta düzenlenmeyen asli müdahale kurumu, Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmiş, bir davaya asli müdahalenin mümkün olduğu benimsenmiştir. Yargılama devam ederken yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 65. maddesinde de açıkça düzenlenerek yasal bir dayanak kazanmıştır. Asli müdahale istemi, asıl davayla birlikte yürütülür ve karara bağlanır. Başka bir anlatımla, asli müdahale istemiyle ilgili olarak, asıl davadan ayrı bir karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda karar gerekçesinde asli müdahale isteminin yerinde olmadığı kabul edilmesine rağmen bu istemle ilgili olarak hükümde olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
Bu durum karşısında, asli müdahale istemiyle ilgili hüküm kurulmaması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekilinin diğer, asıl ve birleşen davanın davalısı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın asıl davada asli müdahil yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada asli müdahil, birleşen davada davalı ... Varol Dereli vekilinin diğer, asıl ve birleşen davanın davalısı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı ... davacıdan alınarak asli müdahile verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcını istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 17.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/571472700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz