Sorumluluk davasında ortaklar kurulu kararı dava şartıdır
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2428 E. 2019/8116 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Şirket hesabından yapılan aktarımlar nedeniyle açılan davada, dava konusu eylem ve işlemlerin davalının müdür olduğu döneme mi yoksa çalışan olduğu döneme mi ait olduğu öncelikle açıklattırılıp tespit edilmelidir. Müdürlük dönemine ilişkinse dava sorumluluk davasıdır ve açılabilmesi için bu yönde alınmış ortaklar kurulu kararı bulunması dava şartı olup, şirketin tek ortaklı olması bu şartı ortadan kaldırmaz. Çalışan olduğu döneme ilişkinse, kişinin zaman-bağımlılık-ücret unsurları ile şirket içindeki pozisyonu, yetkisinin kapsamı, gördüğü iş ve çalışma koşulları birlikte değerlendirilerek işçi mi, ticari temsilci mi, ticari vekil mi olduğu belirlenmeli; işçi olduğu tespit edilirse davaya iş mahkemesince bakılmalıdır.
Ele alınan sorunlar
Dava konusu eylem ve işlemlerin hangi döneme ait olduğu ve davanın hukuki niteliği belirlenmeden sorumluluk davası olarak görülüp görülemeyeceği → kabul
İddia: Davacı, davalının şirketteki hissesini devrettikten sonra da mali işlerden sorumlu olmayı sürdürdüğünü ve banka yetkilerinin devam ettiğini, bu dönemde şirket hesabından kendi şahsi hesabına ve hissedarı olduğu dava dışı şirkete karşılıksız para aktardığını ileri sürerek aktarılan tutarların tahsilini istemiştir.
Gerekçe: Davacı, cevaba cevap dilekçesinde davalının usulsüz para aktarımlarını şirkette sigortalı olarak çalıştığı dönemde yaptığını ileri sürerken, aynı zamanda davalının müdür olarak görev yaptığı dönemi kastederek kayıtları istediği gibi düzenlediğini iddia etmiştir. Bu durumda öncelikle davacının iddiası açıklattırılmalı ve delilleri değerlendirilmek suretiyle, davalının hangi eylem ve işlemlerinin dava konusu yapıldığı ile bunların davalının şirket müdürü olduğu döneme mi yoksa sigortalı çalışan olarak şirketin mali işlerini yürüttüğü döneme mi ait olduğu tespit edilmelidir. Yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın davaya sorumluluk davası olarak bakılarak karar verilmesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Limited şirket müdürü aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi için ortaklar kurulu kararı bulunmasının dava şartı olup olmadığı ve tek ortaklı şirkette de aranıp aranmayacağı → kabul
Gerekçe: Dava konusu eylem ve işlemlerin davalının müdür olduğu döneme ilişkin olması hâlinde davaya sorumluluk davası olarak bakılması gerekir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirkete ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanır. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekir ve bu husus dava şartıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulaması da aynı yöndedir (m. 618/son). Bu nedenle mahkemenin, davacının tek ortaklı limited şirket olması sebebiyle ortaklar kurulu kararı alınmasına gerek olmadığı yönündeki gerekçesine itibar edilemez.
Gerekçe kaynağı: özgün
Şirkette çalışan kişinin işçi mi, ticari temsilci mi, ticari vekil mi olduğunun belirlenmesi ve işçi ise görevli mahkeme → kabul
Gerekçe: Dava konusu eylem ve işlemler davalının şirkette çalışan olduğu döneme ilişkinse, davalının işçi mi yoksa ticari temsilci mi olduğu noktasında bir ayrım yapılmalıdır. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için iş sözleşmesi ile çalışması koşuldur; iş sözleşmesinin unsurları zaman, bağımlılık ve ücrettir. Zaman unsuru kişinin günlük belirli bir zaman dilimi içinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesini, bağımlılık unsuru işveren emir ve talimatları doğrultusunda çalışmayı, ücret unsuru ise görülen iş karşılığı belli bir zaman dilimi için ödenen bedeli ifade eder. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1 ve 6098 sayılı TBK'nın 547/1. maddelerinde ticari temsilci, işletme sahibinin ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında kendisini temsil etmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi olarak tanımlanmıştır; ticari vekil ise ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin işletmeyi yönetmek veya bazı işleri yürütmek için yetkilendirilen kişidir. Ticari vekâlet de ticari temsil gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. Hukuksal statüsü belirlenecek kişinin şirket içindeki pozisyonu, yetkisinin kapsamı, gördüğü iş, çalışma koşulları ve aldığı ücret birlikte değerlendirilerek işçi mi, ticari temsilci mi, yoksa ticari vekil mi olduğu belirlenmelidir. İşçi olduğunun tespiti hâlinde davaya iş mahkemesi tarafından bakılması gerekir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Limited şirket müdürü aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi için ortaklar kurulu kararının dava şartı olduğu ve tek ortaklı şirkette de arandığı; ayrıca şirkette çalışan kişinin işçi/ticari temsilci/ticari vekil ayrımının yapılması ve işçi ise iş mahkemesinin görevli olacağı yönünden bağlayıcı emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- Şirkette çalışan kişinin işçi olduğunun tespiti hâlinde davaya iş mahkemesi tarafından bakılır.
- Dava şartı
- limited şirket müdürü aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi için bu yönde alınmış ortaklar kurulu kararı bulunması (tek ortaklı şirkette de aranır)
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
limited şirket müdürünün sorumluluğu↗ sorumluluk davası↗ ortaklar kurulu kararı↗ dava şartı↗ tek ortaklı limited şirket↗ işçi↗ ticari temsilci↗ ticari vekil↗ iş sözleşmesinin unsurları↗ ortaklar cari hesabı↗ re'sen bozma↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/54 E. 2015/13314 K.
Ortak:ticari temsilci
İncelediğiniz karardaDavaya konu eylem ve işlemlerin davalının davacı şirkette çalışan olduğu döneme ilişkin olması halinde ise, davalının işçi mi yoksa «ticari temsilci» mi olduğu noktasında bir ayrım yapılması gerekir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde «ticari temsilcinin» «tanımı»; “ticari temsil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise «ticari temsilciyi» “Ticari temsilci, işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Benzer bu karardaÖte yandan, Türk Borçlar Kanunu «ticari temsilciyi» “işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1).
Aynı kanunun 554. maddesinde «ticari temsilci» ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir.
Kısacası «ticari temsilci» ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hizmet akdi · limited şirket ortaklığı · esnaf · temsil yetkisi · esas sözleşme · ticari işletme · ziya · ticaret unvanı
Benzer bu karardaBu kişiler; herhangi bir işverene «hizmet akdi» ile bağlı olmayan «esnaf» ve sanatkarlar, kolektif, komandit ve «limited şirket ortakları», «anonim şirket» kurucu ortakları, «yönetim kurulu» üyeleri gibi kimselerdir.
Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu «ticari temsilciyi» “işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1).
… ğı, yavru balıkların ölümünün, her zaman için davacı şirket adına bir risk teşkil ettiği, meydana gelen balık ölümlerinin faaliyet zararı olmayıp bizatihi davalının «kusuru» nedeniyle öldükleri hususunun da ispat edilmiş olmadığı, davalıya atfı kabil bir kusurun bulunmadığı, «esas sözleşmeyle» verilmeyen bir yetkiden dolayı bir ortağa sorumluluk tahmil edilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Belirtilen unsurlara göre bir veya birden «ziyade» işveren emrinde çalışmasını sürdüren kişiler işçi statüsünde kabul edilir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/14212 E. 2014/15681 K.
Ortak:ticari vekil
İncelediğiniz karardaBunun yanında «ticari vekilin» «tanımı», ticari vekil, bir «ticari işletme» sahibinin, kendisine «ticari temsilcilik yetkisi» verilmeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir şeklinde yapılmıştır.
Hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin; şirket içerisindeki pozisyonu, «yetkisinin» kapsamı, gördüğü iş, çalışma koşulları, aldığı ücret vs birlikte değerlendirilerek işçi mi «ticari temsilci» mi yoksa «ticari vekil» mi olduğu belirlenmelidir.
Benzer bu kararda… üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimse olduğu, 450. maddede, ticari mümessilin, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı, müessese sahibi hesabına «kambiyo taahhütlerinde» bulunmak ve onun namına müessesenin gayesine «dahil» olan bilümum tasarrufları yapmak salahiyetini haiz sayıldığı belirtilmiş; ticari vekillere ilişkin 453. maddede ise «ticari vekilin», ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için «temsile» memur edilen kimse olduğu, ticari vekilin kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemeyeceği, kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamayaca …
K.'ya «teslim» edilmiş olması hususları karşısında, bu şahsın yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler uyarınca davacı şirketin ticari mümessili veya «ticari vekili» olarak kabul edilip edilmeyeceği ile şirket adına «çek» keşide etme «yetkisinin» bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılması, yapılacak araştırma sonucu Yüksel Kayalı'nın davacı şirket adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğu sonucuna varıldığında, bu çekten dolayı davacının üçüncü kişilere karşı sorumlu olup, «temsilcisinin» temsil yetkisini kötüye kullanarak yaptığı işlemlerden dolayı uğradığı zararı iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceği, ancak kendi temsilcisine bunu «rücu» edebileceği hususları da göz önüne alınarak, tüm bu konularda yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kambiyo taahhüdü · yetkisiz temsil · keşide tarihi · lehdar · kötü niyet tazminatı · rücu · keşideci · istirdat
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre dava dışı Y.K. çekin «keşide tarihi» olan 05.05.2006 tarihi itibarıyla davacı şirketi «temsile» yetkili olmayıp davalı şirket, ticari ilişkiye girilmemiş olan bir şirketi temsilen keşide edilen çekin, gerçekten de davacı/«keşideci» şirketi temsile yetkili kişi tarafından keşide edilip edilmediğini denetleme yükümlülüğü altında bulunduğu, eldeki davada «yetkisiz temsilcinin» keşide ettiği bir «çek» söz konusu olduğundan davacı şirketin dava konusu çek nedeniyle sorumlu olmadığı, anılan çek nedeniyle sorumluluğun yetkisiz temsilci niteliğindeki dava dışı Y.K.'ya ait bulunduğu, davacı tarafça icra dosyasına yapılan ödeme karşısında davalı taraf, geçerli bir sebep bulunmaksızın davacı yan aleyhine zenginleştiğinden BK'nın 61. maddesi hükmü uyarınca esasen davalı şirketin bir kusurunun bulunup bulunmamasının önem arz etmediği, icra dosyasına yatan miktar üzerinden davanın kısmen kabulü gerektiği sonucuna varılarak, 20.985,56 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin talep ile «kötü niyet tazminatı» talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Dava, davalı tarafından yapılan icra takibi nedeniyle davacı tarafından ödenen bedelin «istirdadı» istemine ilişkindir.Davalı şirket tarafından 05.05.2006 keşide tarihli, 15.688,00 TL bedelli «çek» için davacı aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü «haciz» yolu ile takip sonucu davacı şirket tarafından takibe konu borcun ödendiği anlaşılmıştır.Takip borçlusu K.
A.Ş.'ye karşı gerçekte bir borcunun olmadığını, takibe konu çeke ilişkin olarak davalı şirketten herhangi bir mal alışverişinde bulunmadığını ileri sürerek açtığı işbu davada, icra takibi sırasında ödediği miktarın «istirdadını» istemiştir.
Takibe konu «çek» incelendiğinde, muhatap bankanın Ş.Kırşehir Şubesi olduğu, çek «lehdarının» K.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/2428 E. , 2019/8116 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/10/2016 tarih ve 2014/522 E- 2016/725 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 15/02/2018 tarih ve 2017/399 E- 2018/112 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 10.12.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin %60 hissesinin davalıya, %40 hissesinin ise dava dışı ...'e ait olduğunu, davalının şirketin müdürü olduğunu, bilahare davalı ...'ın şirketteki %60 hissesini, şirketin diğer ortağı dava dışı ...'e devrettiğini, 11/02/2013 tarihinden itibaren şirketin müdürü ve tek ortağının ... olduğunu, davalı ortaklık payını devretmiş olmasına rağmen şirket içindeki mali işlerden sorumlu olma ve mali işleri takip etme görevine aynen devam ettiğini, şirketin tüm defter ve kayıtlarını bizzat tuttuğunu, şirketin ödemelerini yapmak için bankalardaki yetkilerinin devam ettiğini,yapılan incelemede davalının bizzat kendi kullanıcı adı ve şifreleriyle İş Bankası internet bankası aracılığıyla 09/11/2011 tarihinde 08/07/2013 tarihine kadar davacı şirket hesabından şahsi hesabına karşılıksız olmak üzere toplam 268.292,10 TL aktardığının tespit edildiğini, aynı şekilde davalı adına kayıtlı Ataberk Gıda Paz.
ve Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne toplam 143.053,02 TL aktardığını, davacı şirket, davalı adına kayıtlı Shell taşıt tanıma sistemini araçlarda kullanmak suretiyle akaryakıt satın aldığını, davalının hala tüm itirazlara rağmen şirket merkezinde çalıştığını, tüm ticari defter ve kayıtları teslim etmediğini belirterek tüm ticari defter, fatura ve her türlü muhasebe kayıtlarının vekil edene teslim edilmesine dair tedbir kararı verilmesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak koşuluyla davalının hesabına aktardığı 268.292,16 TL, davalının kendi adına kayıtlı olan Ataberk Gıda Paz. ve Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aktardığı 143.053,02 TL'den şimdilik 1.707,84 TL olmak üzere toplam 270.000.- TL'nin havale tarihinden başlayacak şekilde ayrı ayrı işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin devir işleminden sonra ihracat ve finans işlerini yürütmek üzere şirkette SGK'lı olarak çalışmaya devam ettiğini, davacının iddia ettiği gibi şirketin tüm defter ve kayıtlarını davalı müvekkilinin tutmadığını, dava dışı ...'in davalı ...'ın banka yetkilerini iptal etmediğini, kendisinin onayı ve bilgisi dahilinde davalı ...'ın yetkilerinin devam ettirildiği, maaş ve vergi ödemelerinin davalı ... tarafından idame ettirildiğini, davalı ...'ın şahsi hesabından aktarılmış tutar tüm masraf ve maaşlarda dahil olmak üzere 196.863,19 TL olduğunu, yine şirketin kuruluşundan davalı ...'ın ayrılış tarihine kadar kendi şahsi hesabından Anc Su Teknolojisi Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd.
Şti. Hesabına yatan toplam paranın 245.500.- TL olduğunu, ... hesabına aktarılmış olan 196.863,19 TL'nin içinde maaş, hakedişlerin mevcut olduğunu, davalı ...'ın ayrılma tarihine kadar aylık ücret toplamının 68.485,86 TL olduğunu, yani davacının sunmuş olduğu banka ekstrelerine göre 117.112,26 TL alacaklı olduğunu, Ataberk Gıda şirketi ile ilgili olarak toplam rakamın 143.053,02 TL değil, 116.246,90 TL olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi, davacıya ait ticari defter kayıtlarına göre davacı şirket ile davalı ve davacı şirket ile dava dışı Ataberk Gıda Paz. ve Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, davacı şirkette ortaklar arasında cari hesabın kullanılmasının bir teamül haline geldiği, davalıdan sonra şirket müdürü olan ... adına da ortaklar cari hesabının açıldığı, dava dışı şirkete yapılan ödemelerin cari hesaba bağlı olarak yapıldığı, davalıya yapılan ödemelerinde davacı şirkette çalıştığı döneme ait ücretler sebebiyle ve cari hesap ilişkisi nedeniyle yapıldığı gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar vermiş; bu karar karşı davacı tarafça istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk derece mahkemesince davacının iddia ettiği T.İş Bankası üzerinden yapılan işlemlere ilişkin hesap hareketleri ilgili yerden getirtildiği gibi davacı şirket ile dava dışı Ataberk şirketi arasındaki ticari ilişkiyi gösteren cari hesap belgeleri ve faturalarında dosya getirtildiği yine davacı ve dava dışı Ataberk şirketinin Ticaret Sicil kayıtlarının ve ana sözleşmelerinin getirtildiği görülmüştür. Davacının Anc Su Teknolojisi Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'deki 60.000.- TL tutarındaki %60 hissesini şirket ortağı ...'e 29.01.2013 tarihinde devrettiği ve şirketten ayrıldığı bu tarihten sonra şirketi temsil etme görevinin ...'e bırakıldığı, ancak davalının 11.7.2013 tarihine kadar şirkette sigortalı olarak çalışmaya devam ettiği, ilk derece mahkemesince dosyaya getirtilen Ataberk cari hesap kayıtları ile faturalar ve mutabakat yazıları bilirkişi kurulunca birlikte incelenmesi neticesinde, 31.12.2012 tarihi itibariyle davalının davacı şirkete borcu olmadığı gibi 8.838,34 TL alacaklı gözüktüğü, davacı şirketin bu borçla ilgili mutabakat bildirimine karşı 25.01.2013 tarihli cevabi yazıya göre “mutabık” olduklarını bildirdikleri, davacı şirketin cari hesap belgeleri ve mutabakat yazıları ile faturaların sahteliğini iddia etmediği gibi bu konuda yargılama aşamasında her hangi bir işlemde yapmadığı, yine davacının T.İş Bankası hesapları üzerinden davalıya para aktarıldığı iddiasının ise;
davacı şirket hesaplarından T.İş Bankası üzerinden davalıya para gönderildiği gibi davalınında şirket için T.İş Bankası üzerinden paralar yatırdığı ve harcamalar yaptığı, İş Bankası ekstresine göre çekilen paraların toplamı 195.863,19 TL iken yatırılan paraların toplamının 205.500.- TL olduğu göz önüne alındığında davalının çektiği paradan çok T.İş Bankasına para yatırdığı, yine davacı şirketin 2013 yılı defter ve kayıtlarına göre, davalının davacı şirketten alacağının 30.761,46 TL olduğu yine davalıya 2013 yılında davacı şirkette çalışması karşılığı oluşan ücretler nedeniyle de banka üzerinden ödemeler yapıldığı, her ne kadar Ataberk şirketine karşılıksız para aktarıldığı iddiası var ise de, devir tarihine kadar Ataberk şirketi gibi davacı şirketin de hakim ortağının davalı olduğu, hakim ortağı bulunduğu iki şirketten birinin zararına işlemler yaptığı iddiasının hayatın olağan akışına da uygun olmadığı ,davalının fiilen ayrıldığı tarihten sonra da yıl sonu itibariyle hesapta mutabık olunduğunun bildirildiği, şirketin tek sahibi olan ...
tarafından ortaklar cari hesabı açılarak kullanıldığının anlaşıldığı, ortaklar cari hesabında banka kanalıyla yapılan ödemeler karşılaştırılarak davalının bir borcu olmadığının anlaşılması karşısında davanın reddine ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
(1) Davacı, şirket ortağı olan davalının davacı şirkette ilk 20 yıl için münferiden temsile yetkili müdür olarak atandığını, davalının şirketteki tüm hissesini dava dışı ortak ...'e devrettiğini, bunun üzerine müdürlük ve imza yetkisinin kaldırıldığını ve ...'in şirketi münferiden temsile yetkili müdür olarak atandığını, davalının şirkette sigortalı olarak çalışmaya başladığını, mali işler ile ilgilenmeyi sürdürdüğünü, bankalar nezdinde yetkilerinin de devam ettiğini belirterek, şirketin banka hesabından davalının şahsi hesabına aktarılan ve davalının hissedarı olduğu dava dışı Ataberk Gıda Ltd Şti'ye aktarılan paradan şimdilik toplam 270.000.- TL'nin tahsilini talep etmiştir.
Davacı cevaba cevap dilekçesinde, davalının usulsüz para aktarımlarını şirkette sigortalı olarak çalıştığı dönemde yaptığını, ortaklığı devam ederken farklı davranarak güven kazandığını ileri sürerken, yine davalının müdür olarak görev yaptığı dönemi kastederek, davalının hem davacı şirketin hem de dava dışı şirketin temsilcisi olması sebebiyle kayıtları istediği gibi düzenlediğini iddia etmiştir. Bu durumda öncelikle, davacının iddiası açıklattırılmak ve delilleri değerlendirilmek sureti ile, davalının hangi eylem ve işlemlerinin dava konusu yapıldığı, bunların davalının şirket müdürü olduğu döneme mi yoksa sigortalı çalışan olarak şirketin mali işlerini yürüttüğü döneme mi ait olduğunun tespiti gerekmektedir.
Davaya konu eylem ve işlemlerin davalının müdür olduğu döneme ilişkin olması halinde, davaya sorumluluk davası olarak bakılması gerekir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacaktır. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup, bu husus dava şartıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulaması da aynı yöndedir. ( m. 618/son ) Bu nedenle, mahkemenin davacının tek ortaklı limited şirket olması sebebiyle ortaklar kurulu kararı alınmasına gerek olmadığı yönündeki gerekçesine itibar edilemez.
Davaya konu eylem ve işlemlerin davalının davacı şirkette çalışan olduğu döneme ilişkin olması halinde ise, davalının işçi mi yoksa ticari temsilci mi olduğu noktasında bir ayrım yapılması gerekir. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için iş sözleşmesi ile çalışması koşuldur. İş sözleşmesinin unsurları ise “zaman”, “bağımlılık” ve “ücret” unsurlarından ibarettir. Zaman unsurundan amaç; bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesi, bağımlılık unsurundan amaç ise çalışan kişinin işveren emir ve talimatları doğrultusunda çalışmasını sürdürmesidir. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel ise ücret unsurunu oluşturur.
Belirtilen unsurlara göre bir veya birden ziyade işveren emrinde çalışmasını sürdüren kişiler işçi statüsünde kabul edilir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari temsilcinin tanımı; “ticari temsil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari temsilciyi “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bunun yanında ticari vekilin tanımı, ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir şeklinde yapılmıştır. Ticari temsilci gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari temsil gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. Hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin; şirket içerisindeki pozisyonu, yetkisinin kapsamı, gördüğü iş, çalışma koşulları, aldığı ücret vs birlikte değerlendirilerek işçi mi ticari temsilci mi yoksa ticari vekil mi olduğu belirlenmelidir.
İşçi olduğunun tespiti halinde, davaya iş mahkemesi tarafından bakılmasının gerekeceği izahtan varestedir.
Bu açıklamalara göre, mahkemece yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın davaya sorumluluk davası olarak bakılarak karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün resen bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının resen BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/569270900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz