Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/54 E. 2015/13314 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari temsilci↗ hizmet akdi↗ limited şirket ortaklığı↗ esnaf↗ temsil yetkisi↗ esas sözleşme↗ ticari işletme↗ ziya↗ ticaret unvanı↗ tüzel kişilik↗ anonim şirket↗ limited şirket↗ görevsizlik kararı↗ yetki↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, uzmanlık isteyen faaliyet konusu olan balıkçılıkta herhangi bir uzmanlığı bulunmayan davalının tek yetkili ve sorumlu kabul edilmesinin, davacı şirketi sorumluluktan kurtarmayacağı, yavru balıkların ölümünün, her zaman için davacı şirket adına bir risk teşkil ettiği, meydana gelen balık ölümlerinin faaliyet zararı olmayıp bizatihi davalının kusuru nedeniyle öldükleri hususunun da ispat edilmiş olmadığı, davalıya atfı kabil bir kusurun bulunmadığı, esas sözleşmeyle verilmeyen bir yetkiden dolayı bir ortağa sorumluluk tahmil edilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı şirketi ortağı ve çalışanı olan davalının verdiği zararın tahsili istemine ilişkin olup, davacı davalının hem ortak hem de çalışan olması hukuksal olgularına dayanmıştır. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için iş sözleşmesi ile çalışması koşuldur. İş sözleşmesinin unsurları ise “zaman” ve “bağımlılık” ve “ücret” unsurlarından ibarettir. Zaman unsurundan amaç; bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesi, bağımlılık unsurundan amaç ise çalışan kişinin işveren emir ve talimatları doğrultusunda çalışmasını sürdürmesidir. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel ise ücret unsurunu oluşturur. Belirtilen unsurlara göre bir veya birden ziyade işveren emrinde çalışmasını sürdüren kişiler işçi statüsünde kabul edilir.
Buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişiler ise işçi statüsünde kabul edilemezler. Bu kişiler; herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmayan esnaf ve sanatkarlar, kolektif, komandit ve limited şirket ortakları, anonim şirket kurucu ortakları, yönetim kurulu üyeleri gibi kimselerdir.
Hukuksal olgu belirtilen şekilde olmakla birlikte, iş hayatında ayrık durumların ortaya çıkması mümkündür. Bir kimsenin biçimsel anlamda şirket ortağı gözükmesine karşın, bağımlı çalışma koşulları ve aldığı ücret, bağımsız çalışma ve kazanç sağlama durumundan baskınsa bu takdirde salt, ortaklık statüsünden hareketle sonuca gidilemez. Hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin; şirket içerisindeki pozisyonu, gördüğü iş, çalışma koşulları, aldığı ücret birlikte değerlendirilerek ekonomik yaşamının ne şekilde sürdürüldüğü ortaya konularak sorun çözümlenir.
Somut olayda dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalının davacı şirketin %10’u oranında ortağı olduğu, davalının davacının iş sözleşmesi altında iş verene bağımlı onun denetimi altında ve ücret karşılığı çalışmasının baskın olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu ticari temsilciyi “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1). Aynı kanunun 554. maddesinde ticari temsilci ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir. Kısacası ticari temsilci ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir. Şirketlerde tüzel kişiliği temsil eden genel müdür veya müdürlerin ticari temsilci oldukları açıktır. Ticari temsilcinin gerçek anlamda ortak olmadıkça, bağımsız hareket etmedikçe ve murahhas üye olmadığı sürece, iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.
Bu durumda, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta baskın unsurun iş ilişkisi olması nedeniyle uyuşmazlığın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerektiği nazara alınarak görevsizlik kararı verilmek gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Sorumluluk davasında ortaklar kurulu kararı dava şartıdır
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2428 E. 2019/8116 K.
Ortak:ticari temsilci
İncelediğiniz karardaÖte yandan, Türk Borçlar Kanunu «ticari temsilciyi» “işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1).
Aynı kanunun 554. maddesinde «ticari temsilci» ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir.
Kısacası «ticari temsilci» ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir.
Benzer bu karardaDavaya konu eylem ve işlemlerin davalının davacı şirkette çalışan olduğu döneme ilişkin olması halinde ise, davalının işçi mi yoksa «ticari temsilci» mi olduğu noktasında bir ayrım yapılması gerekir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde «ticari temsilcinin» «tanımı»; “ticari temsil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise «ticari temsilciyi» “Ticari temsilci, işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluk davası · ortaklar kurulu kararı · tek ortaklı limited şirket · ticari vekil · ortaklar cari hesabı
Benzer bu kararda618/«son» ) Bu nedenle, mahkemenin davacının «tek ortaklı limited şirket» olması sebebiyle «ortaklar kurulu» kararı alınmasına gerek olmadığı yönündeki gerekçesine itibar edilemez.
Şti. arasında bir «cari hesap ilişkisi» bulunduğu, davacı şirkette ortaklar arasında cari hesabın kullanılmasının bir «teamül» haline geldiği, davalıdan sonra «şirket müdürü» olan ... adına da «ortaklar cari hesabının» açıldığı, dava dışı şirkete yapılan ödemelerin cari hesaba bağlı olarak yapıldığı, davalıya yapılan ödemelerinde davacı şirkette çalıştığı döneme ait ücretler sebebiyle ve cari hesap ilişkisi nedeniyle yapıldığı gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar vermiş; bu karar karşı davacı tarafça «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Şti.'deki 60.000.- TL tutarındaki %60 hissesini şirket ortağı ...'e 29.01.2013 tarihinde devrettiği ve şirketten ayrıldığı bu tarihten sonra şirketi «temsil» etme görevinin ...'e bırakıldığı, ancak davalının 11.7.2013 tarihine kadar şirkette sigortalı olarak çalışmaya devam ettiği, ilk derece mahkemesince dosyaya getirtilen Ataberk «cari hesap» kayıtları ile faturalar ve «mutabakat» yazıları bilirkişi kurulunca birlikte incelenmesi neticesinde, 31.12.2012 tarihi itibariyle davalının davacı şirkete borcu olmadığı gibi 8.838,34 TL alacaklı gözüktüğü, davacı şirketin bu borçla ilgili mutabakat bildirimine karşı 25.01.2013 tarihli cevabi yazıya göre “mutabık” olduklarını bildirdikleri, davacı şirketin cari hesap belgeleri ve mutabakat yazıları ile faturaların «sahteliğini» iddia etmediği gibi bu konuda yargılama aşamasında her hangi bir işlemde yapmadığı, yine davacının T.İş Bankası hesapları üzerinden davalıya para aktarıldığı iddiasının ise; davacı şirket hesaplarından T.İş Bankası üzerinden davalıya para gönderildiği gibi davalınında şirket için T.İş Bankası üzerinden paralar yatırdığı ve harcamalar yaptığı, İş Bankası ekstresine göre çekilen paraların toplamı 195.863,19 TL iken yatırılan paraların toplamının 205.500.- TL olduğu göz önüne alındığında davalının çektiği paradan çok T.İş Bankasına para yatırdığı, yine davacı şirketin 2013 yılı «defter» ve kayıtlarına göre, davalının davacı şirketten alacağının 30.761,46 TL olduğu yine davalıya 2013 yılında davacı şirkette çalışması karşılığı oluşan ücretler nedeniyle de banka üzerinden ödemeler yapıldığı, her ne kadar Ataberk şirketine karşılıksız para aktarıldığı iddiası var ise de, devir tarihine kadar Ataberk şirketi gibi davacı şirketin de hakim ortağının davalı olduğu, hakim ortağı bulunduğu iki şirketten birinin zararına işlemler yaptığı iddiasının hayatın olağan akışına da uygun olmadığı ,davalının fiilen ayrıldığı tarihten sonra da yıl sonu itibariyle hesapta mutabık olunduğunun bildirildiği, şirketin tek sahibi olan ... tarafından «ortaklar cari hesabı» açılarak kullanıldığının anlaşıldığı, ortaklar cari hesabında banka kanalıyla yapılan ödemeler karşılaştırılarak davalının bir borcu olmadığının anlaşılması karşıs …
Davaya konu eylem ve işlemlerin davalının müdür olduğu döneme ilişkin olması halinde, davaya «sorumluluk davası» olarak bakılması gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3915 E. 2015/10693 K.
Ortak:ticaret unvanı
İncelediğiniz karardaÖte yandan, Türk Borçlar Kanunu «ticari temsilciyi» “işletme sahibinin, «ticari işletmeyi» yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde «ticaret unvanı» altında, ticari «temsil yetkisi» ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak «yetki» verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1).
Benzer bu kararda2-Ancak; davacı vekilince, davalının marka tescilinde kötü niyetle hareket ettiği iddiasına dayanıldığı gibi «uyuşmazlık konusu» Baldinini ibaresinin müvekkilinin «ticaret unvanının» ayırt edici unsurunu oluşturduğu belirtilip 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesine dayalı olarak da hükümsüzlük isteminde bulunulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:olumsuz oy · uyuşmazlık konusu · ayırt edicilik · iltibas
Benzer bu kararda… ece, iddia ve dosya kapsamına göre; taraf markalarının aynı oldukları ancak farklı mallara ilişkin tescilli bulundukları, bu nedenle KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında «iltibas» tehlikesinin bulunmadığı, davacı markasının tanınmış marka statüsünde olduğunun sunulan belgelerle ispatlanamadığı, davacı markasının tanınmış marka kabul edilmesi halinde dahi davalı markasının kullanımının davacı markasının itibarına ve «ayırt ediciliğine» zarar vermediği, bu kullanım neticesinde davalının haksız kazanç sağladığına ilişkin dosya kapsamında delil bulunmadığı bu nedenle KHK'nın 8/4. maddesi uyarınca da …
2-Ancak; davacı vekilince, davalının marka tescilinde kötü niyetle hareket ettiği iddiasına dayanıldığı gibi «uyuşmazlık konusu» Baldinini ibaresinin müvekkilinin «ticaret unvanının» ayırt edici unsurunu oluşturduğu belirtilip 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesine dayalı olarak da hükümsüzlük isteminde bulunulmuştur.
Mahkemece gerekçeli kararda davacının bu iddialarına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediği gibi hüküm fıkrasında da bu konuda olumlu ya da «olumsuz» bir karar verilmemesi de isabetsiz olup hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/54 E. , 2015/13314 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ....ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ 22/10/2014
NUMARASI 2012/84-2014/639
Taraflar arasında görülen davada ....Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.10.2014 tarih ve 2012/84-2014/639 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.12.2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. H.. D.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin ortağı ve aynı zamanda sigortalısı olarak çalışan davalının şirket tesisinde gerekli önlemleri almayarak çok sayıda yavru balığın ölmesine ve şirketin bu şekilde zarara uğramasına neden olduğunu ileri sürerek, menfi ve müspet zararın bilirkişi marifetiyle tespit edilerek zarar tarihinden bu yana işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, uzmanlık isteyen faaliyet konusu olan balıkçılıkta herhangi bir uzmanlığı bulunmayan davalının tek yetkili ve sorumlu kabul edilmesinin, davacı şirketi sorumluluktan kurtarmayacağı, yavru balıkların ölümünün, her zaman için davacı şirket adına bir risk teşkil ettiği, meydana gelen balık ölümlerinin faaliyet zararı olmayıp bizatihi davalının kusuru nedeniyle öldükleri hususunun da ispat edilmiş olmadığı, davalıya atfı kabil bir kusurun bulunmadığı, esas sözleşmeyle verilmeyen bir yetkiden dolayı bir ortağa sorumluluk tahmil edilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı şirketi ortağı ve çalışanı olan davalının verdiği zararın tahsili istemine ilişkin olup, davacı davalının hem ortak hem de çalışan olması hukuksal olgularına dayanmıştır. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için iş sözleşmesi ile çalışması koşuldur. İş sözleşmesinin unsurları ise “zaman” ve “bağımlılık” ve “ücret” unsurlarından ibarettir. Zaman unsurundan amaç; bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesi, bağımlılık unsurundan amaç ise çalışan kişinin işveren emir ve talimatları doğrultusunda çalışmasını sürdürmesidir. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel ise ücret unsurunu oluşturur.
Belirtilen unsurlara göre bir veya birden ziyade işveren emrinde çalışmasını sürdüren kişiler işçi statüsünde kabul edilir.
Buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişiler ise işçi statüsünde kabul edilemezler. Bu kişiler; herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmayan esnaf ve sanatkarlar, kolektif, komandit ve limited şirket ortakları, anonim şirket kurucu ortakları, yönetim kurulu üyeleri gibi kimselerdir.
Hukuksal olgu belirtilen şekilde olmakla birlikte, iş hayatında ayrık durumların ortaya çıkması mümkündür. Bir kimsenin biçimsel anlamda şirket ortağı gözükmesine karşın, bağımlı çalışma koşulları ve aldığı ücret, bağımsız çalışma ve kazanç sağlama durumundan baskınsa bu takdirde salt, ortaklık statüsünden hareketle sonuca gidilemez. Hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin; şirket içerisindeki pozisyonu, gördüğü iş, çalışma koşulları, aldığı ücret birlikte değerlendirilerek ekonomik yaşamının ne şekilde sürdürüldüğü ortaya konularak sorun çözümlenir.
Somut olayda dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalının davacı şirketin %10’u oranında ortağı olduğu, davalının davacının iş sözleşmesi altında iş verene bağımlı onun denetimi altında ve ücret karşılığı çalışmasının baskın olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu ticari temsilciyi “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi” olarak tanımlamıştır (Mad.547/1). Aynı kanunun 554. maddesinde ticari temsilci ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir.
Kısacası ticari temsilci ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir. Şirketlerde tüzel kişiliği temsil eden genel müdür veya müdürlerin ticari temsilci oldukları açıktır. Ticari temsilcinin gerçek anlamda ortak olmadıkça, bağımsız hareket etmedikçe ve murahhas üye olmadığı sürece, iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.
Bu durumda, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta baskın unsurun iş ilişkisi olması nedeniyle uyuşmazlığın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerektiği nazara alınarak görevsizlik kararı verilmek gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,(2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/152648800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz