Hisse devir sözleşmesi geçersizliği
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/627 E. 2019/5867 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muvazaa↗ hakkın kötüye kullanılması↗ hisse devri↗ hisse devir sözleşmesi↗ geçersizlik↗ dava sebebi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile ile davalıların Üsküdar 6. Noterliği 21/03/2014 tarih 21757 y. sayı ile tanzim edilen "..."deki davalı ...'nun hissesini aynı noterliğin aynı tarih 21756 y. ile yapmış oldukları mal ayrılığı sözleşmesi esas alınarak diğer davalı ...'na yapılan hisse devir sözleşmesinin (muvazaa sebebi ile) geçersizliğinin tespitine dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davalılar vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere davalılar arasında yapılan hisse devrinin ortakların oyda imtiyaz haklarını ortadan kaldırmaya yönelik, iyi niyetten uzak, hakkın kötüye kullanıldığı bu sebeple Kanun'un himaye etmeyeceği bir işlem olmasına göre, davalılar vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17667 E. 2015/3000 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temsil kayyımı · menfaat çatışması · kayyım atanması · haklı sebep · kayyım · anonim şirket · temsil
Benzer bu karardaBu durumda, aynı zamanda şirket «temsilcisi» olan davacı ile şirket arasında «menfaat çatışması» bulunduğundan, mahkemece davalı şirketin bu davada temsil edilmesi için «temsil kayyımı atanması» konusunda süre verilmesi ve eksikliğin giderilmemesi halinde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, anılan husus nazara alınmaksızın yazılı şekilde işin esası …
… si ile A grubu paylar için sadece şirket yönetim kurulunun seçiminde tanınan 1'e 1000 oy imtiyazının 2012 ve 2013 yılı bilançosu dikkate alındığında, halka açık bir «anonim şirket» olan davalı şirket açısından yönetimin profesyonellere bırakılması ve halk pay sahiplerinin korunması bakımından «haklı sebep» sayılabileceği, bu durumun devam edip etmediğinin sonraki yıllar açısından da mahkemenin denetim ve gözetimine bağlı olduğu dikkate alındığında davacının oy imtiya …
Davacı davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili ortağı olup, davalı şirket adına davaya cevap verdiği gibi sonradan davalı şirketi temsil etmek üzere tayin edilen vekile de şirketi temsilen vekaletnamenin davacı tarafından verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3051 E. 2015/9675 K.
Ortak:dava sebebi
İncelediğiniz karardaNoterliği 21/03/2014 tarih 21757 y. sayı ile tanzim edilen "..."deki davalı ...'nun hissesini aynı noterliğin aynı tarih 21756 y. ile yapmış oldukları mal ayrılığı sözleşmesi esas alınarak diğer davalı ...'na yapılan «hisse devir sözleşmesinin» («muvazaa» «sebebi» ile) «geçersizliğinin» tespitine dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, kanunun aradığı anlamda haklı bir sebep bulunmadığı, SPK'nın 48. maddesine eklenen maddenin mahkemenin haklı «sebebin» varlığını inceleme «yetkisini» ortadan kaldırmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
O halde mahkemece dava tarihinden sonra yürürlüğe giren bu düzenleme nazara alınarak, «davanın konusuz kalması» sebebiyle esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» şeklinde hüküm kurulması gerekirken, TTK'nın 479. maddesi kapsamında haklı «sebebin» varlığının tartışılması doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imtiyazlı pay · davanın konusuz kalması · yetkisizlik kararı · karar verilmesine yer olmadığına · temsil
Benzer bu karardaO halde mahkemece dava tarihinden sonra yürürlüğe giren bu düzenleme nazara alınarak, «davanın konusuz kalması» sebebiyle esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» şeklinde hüküm kurulması gerekirken, TTK'nın 479. maddesi kapsamında haklı «sebebin» varlığının tartışılması doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, kanunun aradığı anlamda haklı bir sebep bulunmadığı, SPK'nın 48. maddesine eklenen maddenin mahkemenin haklı «sebebin» varlığını inceleme «yetkisini» ortadan kaldırmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Aynı Kanun'un 48. maddesine 20/2/2014 tarihli 6525 sayılı Kanun 40. madde ile ''Yatırım ortaklıklarının «imtiyazlı pay» ihracına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir.
Yatırım ortaklıkları tarafından belirli grupların yönetim kurulunda «temsil» imtiyazı ile oyda imtiyaz tanıyan pay ihracında 6102 sayılı Kanun'un 360'ncı maddesi ile 479'uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz.'' ibaresi eklenmiş ve yatırım ortaklıklarındaki imtiyazlı paylar yönünden TTK'dan farklı bir düzenleme benimsenmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6529 E. 2014/12954 K.
Ortak:dava sebebi
İncelediğiniz karardaNoterliği 21/03/2014 tarih 21757 y. sayı ile tanzim edilen "..."deki davalı ...'nun hissesini aynı noterliğin aynı tarih 21756 y. ile yapmış oldukları mal ayrılığı sözleşmesi esas alınarak diğer davalı ...'na yapılan «hisse devir sözleşmesinin» («muvazaa» «sebebi» ile) «geçersizliğinin» tespitine dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, talebin 6102 sayılı TTK'nın 479/2. maddesi hükmüne göre açılmış, «anonim şirkette» «imtiyazlı pay» sahiplerinin imtiyazlı oy sınırlamasından istisna edilmesine ilişkin olduğu, bir paya en çok 15 oy hakkı tanınabileceği, bu sınırlamanın kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir «sebebin» ispatlandığı durumlarda uygulanmayacağı, bu iki halde, «şirketin merkezinin» bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin kurumlaşma projesini veya haklı sebebi inceleyip, bunlara bağlı olarak, sınırlamadan istisna edilme kararını vermesinin gerektiği, 6102 sayılı TTK 14/02/2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 28. madde hükmü uyarınca anılan kanun maddesine aykırı sözleşmelerin uyumlu hale getirilmesi için muhataplarına 3 yıl süre tanındığı, talep eden şirkette A, B ve C grubu nama yazılı paylara oy (15'ten fazla) imtiyazlarının tanındığı, en «son» 2011 faaliyet yılına ilişkin 26/06/2012 tarihli genel kurul toplantısının gerçekleştiği ve talep tarihi 13/02/2014 itibariyle 6103 sayılı Kanun'un 28/4 maddesi çerçevesinde genel kurulca alınmış bir kararın bulunmadığı veya bu konuda mahkemeden talepte bulunulmadığı, oysa 6102 sayılı TTK'nın 479/2. madde hükmünde belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiyazı öngören hükümlerin son uyarlanma tarihinin 14/02/2014 tarihi olduğu, bu tarihe kadar «esas sözleşmenin» yeni duruma uydurulması gerekirken, henüz 3 yıllık süre dolmadan ve 3 yıllık süre içerisinde bu yönde hiçbir çaba sarfedilmeden, sanki 3 yıllık süre sona ermiş gib …
… ilerek tanınabileceği, yine aynı Yasa'nın 479/2. maddesinde bir paya en çok onbeş oy hakkı tanınabileceği, bu sınırlamanın kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir «sebebin» ispatlandığı durumlarda uygulanmayacağı, bu iki halde yetkili ve «görevli» mahkemece kurumlaşma ve haklı sebebin incelenip bunlara bağlı olarak sınırlamadan istisna edilme kararının verileceği düzenlenmiş; bu düzenlemeye paralel olarak 6103 sayılı TTK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 28. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında, TTK'nın 479. maddesinin birinci fıkrasına aykırı «esas sözleşmelerin» anılan Kanun'un yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde, anılan fıkra hükmüne uygun hale getirileceği, ikinci fıkrasında belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiya …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imtiyazlı pay · esas sözleşme · şirket merkezi mahkemesi · anonim şirket · i̇i̇k 72/son · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, talebin 6102 sayılı TTK'nın 479/2. maddesi hükmüne göre açılmış, «anonim şirkette» «imtiyazlı pay» sahiplerinin imtiyazlı oy sınırlamasından istisna edilmesine ilişkin olduğu, bir paya en çok 15 oy hakkı tanınabileceği, bu sınırlamanın kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir «sebebin» ispatlandığı durumlarda uygulanmayacağı, bu iki halde, «şirketin merkezinin» bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin kurumlaşma projesini veya haklı sebebi inceleyip, bunlara bağlı olarak, sınırlamadan istisna edilme kararını vermesinin gerektiği, 6102 sayılı TTK 14/02/2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 28. madde hükmü uyarınca anılan kanun maddesine aykırı sözleşmelerin uyumlu hale getirilmesi için muhataplarına 3 yıl süre tanındığı, talep eden şirkette A, B ve C grubu nama yazılı paylara oy (15'ten fazla) imtiyazlarının tanındığı, en «son» 2011 faaliyet yılına ilişkin 26/06/2012 tarihli genel kurul toplantısının gerçekleştiği ve talep tarihi 13/02/2014 itibariyle 6103 sayılı Kanun'un 28/4 maddesi çerçevesinde genel kurulca alınmış bir kararın bulunmadığı veya bu konuda mahkemeden talepte bulunulmadığı, oysa 6102 sayılı TTK'nın 479/2. madde hükmünde belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiyazı öngören hükümlerin son uyarlanma tarihinin 14/02/2014 tarihi olduğu, bu tarihe kadar «esas sözleşmenin» yeni duruma uydurulması gerekirken, henüz 3 yıllık süre dolmadan ve 3 yıllık süre içerisinde bu yönde hiçbir çaba sarfedilmeden, sanki 3 yıllık süre sona ermiş gib …
Talep, 6102 sayılı TTK'nın 479/2. maddesi hükmüne göre açılan «anonim şirkette» «imtiyazlı pay» sahiplerinin imtiyazlı oy sınırlamasından istisna edilmesine ilişkindir.
… ilerek tanınabileceği, yine aynı Yasa'nın 479/2. maddesinde bir paya en çok onbeş oy hakkı tanınabileceği, bu sınırlamanın kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir «sebebin» ispatlandığı durumlarda uygulanmayacağı, bu iki halde yetkili ve «görevli» mahkemece kurumlaşma ve haklı sebebin incelenip bunlara bağlı olarak sınırlamadan istisna edilme kararının verileceği düzenlenmiş; bu düzenlemeye paralel olarak 6103 sayılı TTK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 28. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında, TTK'nın 479. maddesinin birinci fıkrasına aykırı «esas sözleşmelerin» anılan Kanun'un yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde, anılan fıkra hükmüne uygun hale getirileceği, ikinci fıkrasında belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiya …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/627 E. , 2019/5867 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 09/12/2015 gün ve 2014/1261 - 2015/966 sayılı kararı onayan Daire'nin 02/11/2017 gün ve 2016/2393 - 2017/6009 sayılı kararı aleyhinde davalılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacılar vekili, dava dışı Ekşioğlu Orman Ürünleri Tic. ve San. Limited Şirketi'nin toplam %.23.34 pay sahibi ortakları olduklarını, davalı şirketin %70.82 büyük pay sahibi / müdürü davalı ... ile aralarında çeşitli davalar olduğunu, davalı ...'nun şirket ana sözleşmesinin 14 ve 15. maddelerinde yer alan oy sınırlamasına ilişkin hükümleri değiştirmek istediğini, bunun için diğer davalı eşi ... ile muvazaalı olarak mal rejimi sözleşmesi ile hisse devir sözleşmesi yaptığını ileri sürerek, hisse devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile ile davalıların Üsküdar 6. Noterliği 21/03/2014 tarih 21757 y. sayı ile tanzim edilen "..."deki davalı ...'nun hissesini aynı noterliğin aynı tarih 21756 y. ile yapmış oldukları mal ayrılığı sözleşmesi esas alınarak diğer davalı ...'na yapılan hisse devir sözleşmesinin (muvazaa sebebi ile) geçersizliğinin tespitine dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davalılar vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere davalılar arasında yapılan hisse devrinin ortakların oyda imtiyaz haklarını ortadan kaldırmaya yönelik, iyi niyetten uzak, hakkın kötüye kullanıldığı bu sebeple Kanun'un himaye etmeyeceği bir işlem olmasına göre, davalılar vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, istek halinde aşağıda yazılı 38,30 TL harcın karar düzeltme isteyen davalılara iadesine ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 389,49 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 26/09/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY
Dava, davalılar arasında yapılan ve muvazaalı olduğu iddia edilen 21.03.2014 tarihli pay devir sözleşmesinin iptali istemine ilişkin olup, mahkemce %70,82 oranında hissedar olan davalı ...’nun şirket ana sözleşmesinde yer alan “Bir ortak bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3’ünden fazlasına sahip olamaz” hükmünü aşmak için bir kısım hisselerini diğer davalı olan eşine devrettiği, aslında eşler arasında mal rejimi değişikliği yapılmadığı fakat muvazaalı olarak bu şekilde gösterildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar, her iki sözleşmenin de muvazaalı olduğunu, davalı ortağın %70/82 oranında paya sahip olmasına rağmen ana sözleşme hükmü gereğince (bu hüküm 6762 s. TTK’nın 1995 tarih ve 559 s. KHK ile yapılan değişklikten önceki 537/1 md.’nin ilk şekli ile aynıdır.) toplam oyların 1/3’den fazlasını kullanamadığı için bu hükmü aşmak amacıyla yaptığını iddia etmektedirler.
Davalılar, 21.03.2014 tarihinde evvela mal ayrılığı sözleşmesi, bilahare ise mal rejimine ilişkin hükümler çerçevesinde yapılan paylaşımı gerekçe göstererek hisse devir sözleşmesi yapmışlardır. Davacılar, mal ayrılığı sözleşmesinin de muvazaalı olduğu gerekçesiyle iptalini ayrıca dava etmişler ise de 8. Hukuk Dairesi’nin “.... davalılar arasında yapılan mal ayrılığı sözleşmesinin yapıldğı tarihten sonrası için geçerli olup.... davacıların haklarını etkilemesinin söz konusu olmadığı ve bu nedenle hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerektiği” gerekçesiyle bozulması sonrasında dava rededilerek karar kesinleşmiştir. Bu durumda, mal ayrılığı sözleşmesinin yapıldığı tarihten sonrası için geçerli olduğu hususu kesinleşmiştir.
TMK yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş ise de eşlerin her zaman usulüne göre yapacakları sözleşme ile başka bir kanuni mal rejimine geçmeleri mümkündür. (TMK. 202-203 md.) Aynı Yasa’nın 225. maddesine göre de eşlerin başka bir mal rejimini kabul etmeleri halinde önceki mal rejimi sona erer ve ilk rejimde edindikleri mallar tasfiyeye girer. (TMK 226/2) Somut olayda da 8. Hukuk Dairesinin ilamındada belirtildiği üzere yapıldığı tarihten sonrası için davalılar arasında yapılan 21.03.2014 tarihli mal ayrılığı sözleşmesi geçerlidir. Aynı gün imzalanan hisse devir sözleşmesinde ise açıkca hisse devrinin "mal rejimine ilişkin hükümler çerçevesinde yapılan paylaşım” mukabili olduğu belirtilmiştir.
Yani bu sözleşmede, TMK’nın 226/2. md. gereğince eşlere verilen yetki dahilinde tasfiye amacıyla yapılmıştır.
Muvazaa, tarafların gerçekte yapmak istemedikleri bir sözleşmeyi 3. kişileri aldatmak amacıyla yapmış gibi görünmeleri, aralarında sözleşmenin gerçekte hüküm ifade etmeyeceği hususunda anlaşmalarıdır. Yani, bir sözleşme 3. kişileri zor duruma sokmak onlara karşı bazı haklar kazanmak aleyhlerine olan bazı durumları aşabilmek amacıyla yapılmış olabilir. Ancak yapanlar, bu işlemin gerçekten sonuç doğurmasını, hüküm ifade etmesini istemişler ise ortada muvazaa yoktur. Muvazaa, ancak ve ancak tarafların geçerli olmamak üzere yapılması, kendi aralarında hüküm ifade etmeyeceğini kararlaştırmaları halinde vardır ve bu husus ispat edilmelidir. Ne var ki dosyada bu yönde hiçbir delil bulunmamaktadır.
Mahkemece de sadece sözleşmenin oy sınırlamasına ilişkin ana sözleşme hükmünü aşmak amacıyla yapıldığı kabul edilmiş; fakat bu sözleşmenin aslında geçerli olmamak üzere yapıldığı belirlenmemiştir.
Geçerli olarak yapılan sözleşmede tarafların saiki muvazaanın delili olarak kabul edilemez.
Bu nedenle karar düzeltme isteminin kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/538414300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz