6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Asli talep reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanamaması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2921 E. 2019/4998 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Banka / kredi / finans

Gerekçe özeti

Terditli davada mahkeme, asli talebi esastan reddetmedikçe fer'i talebi inceleyip hükme bağlayamaz; asli talep hakkında ayrı hüküm kurulmadan fer'i talebin esası çözülemez. İstinaf mercii ilk derece kararını eksik ya da hatalı bulur veya esas hakkında farklı gerekçeyle karar verilmesi gerektiğine hükmederse kararı kaldırıp esas hakkında yeniden hüküm kurmalı, başvurunun esastan reddiyle yetinmemelidir. Yürürlük tarihi belirlenmiş ve geçmişe etkili olacağı öngörülmemiş bir kanun değişikliği, yürürlükten önce akdedilmiş sözleşmeye uygulanamaz.

Ele alınan sorunlar

Temyiz aşamasında adli yardım talebi → kabul

İddia: Temyiz eden davalılar vekili, istinaf aşamasında kabul edilen adli yardım talebini temyiz aşamasında da yinelemiştir.

Gerekçe: Dosya kapsamı, talep dilekçesinin içeriği, ekli belgeler ve kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetildiğinde, temyiz eden davalıların kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmaları ve temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir; inceleme evrak üzerinde yapılır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Terditli davada asli talep esastan reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanması → kabul

Gerekçe: Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe fer'i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Bu durumda mahkemece, hak düşürücü süre içinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilerek davanın reddine karar verilmesi, akabinde alacak davasının incelenmesi gerekirken, itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer'i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

İlk derece kararından farklı gerekçe benimseyen istinaf merciinin başvuruyu esastan reddetmesi → kabul

Gerekçe: İstinaf mercii, incelenen kararın usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş veya kararın gerekçesinde hata edilmişse düzelterek yeniden esas hakkında karar verir. Buna göre ilk derece kararını eksik ya da hatalı bulan veya davanın esası hakkında farklı gerekçelerle karar verilmesi gerektiğine hükmeden istinaf mercii, ilk derece kararını kaldırıp esas hakkında yeniden hüküm kurmalıdır; aksi hâl istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi ilk derece ile istinaf gerekçeleri arasında çelişki doğmasına da sebebiyet verebilir. Somut olayda istinaf mercii, kefalette eş rızası konusunda ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçeye yer vermiş, ayrıca ilk derece mahkemesince hiç değerlendirilmemiş olan genel işlem koşulu savunmasını da tartışarak sonuca varmıştır; bu durumda ilk derece kararı kaldırılıp esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken, gerekçe ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefalette eş rızası şartını kaldıran kanun değişikliğinin, değişiklikten önce imzalanan sözleşmeye uygulanması → kabul

İddia: Davalılar, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu ve genel kredi sözleşmesinin aleyhlerine olan hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde bulunduğundan geçersiz sayılması gerektiğini savunmuştur.

Gerekçe: İstinaf merciince hükme dayanak yapılan değişiklik, ilgili kanunun 77. maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve aynı kanunun 90. maddesiyle bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı yönünde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren hükmün, bu tarihten önce 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkânı yoktur; anılan hükmün somut olaya uygulanamayacağı gözetilerek hüküm kurulması gerekirdi.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Terditli davada talep sıralamasına uyulması, istinaf merciinin farklı gerekçe benimsemesi hâlinde kararı kaldırma zorunluluğu ve eş rızası şartını kaldıran değişikliğin geçmişe uygulanamaması yönündeki bağlayıcı Yargıtay tespitleri emsal değeri taşır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
İtirazın iptali davası bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır; bu süre içinde açılmayan itirazın iptali istemi hakkında ayrıca ret hükmü kurulması gerekir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
terditli dava asli ve fer'i talep itirazın iptali kefalette eş rızası genel işlem koşulu kanunun geçmişe etkili olmaması adli yardım

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4612 E. 2019/1947 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7399 E. 2024/1310 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İhtiyati haciz

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1306 E. 2016/1277 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4336 E. 2024/510 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2018/2921 E.  ,  2019/4998 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/05/2017 tarih ve 2014/120 E- 2017/460 K. sayılı kararın davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 08/03/2018 tarih ve 2017/704 E- 2018/199 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istenmiş ise de 31/05/2019 tarihinde davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından verilen duruşmadan vazgeçme dilekçesi de dikkate alınarak, dosyanın incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...

tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, gerçek kişi davalılar ile bu dosyadan tefrik kararı verilen Alfa ... AŞ, Asya Akaryakıt .. AŞ, Fullgaz Petrol Ürünleri ....AŞ ve Arista Yatırım ... AŞ hakkında açtığı davada, müvekkili banka ile Asya Akaryakıt Tic ve San AŞ arasında imzalanan 22/03/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli, 06/7/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli 2 adet genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000.- TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından 04/02/2013 tarihli kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, kat ihtarında hem nakdi kredilerin ödenmesinin hem de gayri nakdi kredilerin deposunun talep edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek temerrüte düştüğünü, borçlular hakkında İstanbul 9.

İcra Dairesinin 2013/5327 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, borçluların icra takibine itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, taraflarınca İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/258 esas sayılı dosyasında açılan itirazın kaldırılması davasında mahkemenin 8/4/2014 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde 17.530.791,94 TL'nin kat ihtarnamesinin tarihi olan 04/02/2013 tarihinden itibaren temerrüt faizi yıllık % 40) ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar ..., ..., ..., ... vekili, davanın terditli açılamayacağını, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin müvekkilleri aleyhine şartlar içeren hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde hükümler olması sebebiyle geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı ... ve vekili, yargılama sırasında davayı kabul ettiklerini bildirmiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde terditli olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın alacak davası olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş rızalarının alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele kefil olarak imza attıkları, kefalet akdinin TBK’nın 583.

maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan genel kredi sözleşmesinde kefalet limiti bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek, nakdi kredinin tahsili teminat mektupları nedeniyle gayri nakdi kredinin ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden depo talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ...

yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerrüt faizi, diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davalılar ..., ..., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya alacak davası açabileceğinden terditli olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca tefrik kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin iflas etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde taleple bağlılık ilkesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı;

6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye kefalet, genel işlem şartları ve eş rızası yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen genel kredi sözleşmesinde kefalet limitinin gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği” göz önüne alındığında davalıların itirazlarının yerinde olmadığı, 06.07.2012 tarihinde imzalanan sözleşmede kefalet miktarının açıkça gösterildiği, sözleşmelerde eş rızası alınmadığı ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK 584/3 madde uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı ..., ...

ve ...'nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği, 6.7.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar ..., ..., ..., ... vekili temyiz etmiştir.

1-Davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf aşamasında adli yardım talebi kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı davacının talebi de gözetilerek davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilerek, yazılı gerekçelerle temyiz eden davalılar hakkındaki alacak davasının kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı temyiz eden davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.

Ancak yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava terditli olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 111/2 maddesi, “Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe, fer’i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.

Öte yandan 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle bölge adliye mahkemesince incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir.

Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.

Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından kefil olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle kefaletin Kanun’un aradığı şekil şartlarını ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK’nın 584/3 maddesi uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı ..., ... ve ...'nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın genel kredi sözleşmesinin kefalete ilişkin hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve 06.07.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere, bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre, bu durumda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir.

3-Bölge Adliye Mahkemesinin kabul şekline göre de bölge adliye mahkemesince, 6098 sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızasının alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince hükme dayanak yapılan değişiklik 6455 sayılı Kanun’un 77..maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve anılan Kanun’un 90.

maddesiyle bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı şeklinde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 584/3. maddesinin 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/3. maddesinin somut olaya uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ... ve Mahmut Arslan vekilinin adli yardım talebinin kabulü ile temyiz itirazlarının incelenmesine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ... ve Mahmut Arslan vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/517153400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Bozuldu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2017/704 E. 2018/199 K.

Terditli açılan itirazın iptali/alacak davasında hak düşürücü süre

Gerekçe özeti

İtirazın iptali ile genel hükümlere göre alacak davası açma hakkı İİK 67 uyarınca terditli olarak birlikte talep edilebilir; itirazın iptali için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolması halinde, taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde uyuşmazlık terditli talep olan alacak davası olarak sonuçlandırılabilir. Teminat mektubu bedelleri henüz nakde dönüşmeden depo talebiyle takip başlatılmış olsa da, dava açılmadan önce mektupların tazmin edilmesiyle alacak nakde dönüşür ve tahsiline hükmedilebilir. Kefalet sözleşmelerinin geçerliliği, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan kanuna göre değerlendirilir; TBK yürürlüğe girmeden önce akdedilen sözleşmelerde genel işlem şartlarına ilişkin TBK hükümleri uygulanmaz ve kredi limitinin gösterilmiş olması kefalet limitini de kapsar sayılır; eş rızası koşulu ise TBK 584/3'ün 6455 sayılı Kanun ile değişikliğinden sonra şirket yönetici/ortağı sıfatıyla kefil olanlar için aranmaz.

Emsal değeri

Kararın, itirazın iptali ile genel hükümlere göre alacak davasının terditli olarak açılabileceği, hak düşürücü sürenin dolması halinde terditli talebin (alacak davası) taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde incelenebileceği ve genel kredi sözleşmelerinde kefalete uygulanacak kanunun sözleşme tarihine göre belirleneceği yönündeki değerlendirmeleri, benzer terditli davalar ve TBK öncesi/sonrası kefalet sözleşmeleri için bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: terditli dava itirazın iptali hak düşürücü süre tefrik kararı müteselsil kefalet genel kredi sözleşmesi teminat mektubu tazmini genel işlem şartları eş rızası (TBK 584/3) temerrüt faizi taleple bağlılık ilkesi

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2017/704

KARAR NO 2018/199

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 16/05/2017

NUMARASI 2014/120 Esas 2017/460 Karar

DAVA

Alacak

İSTİNAF KARAR TARİHİ 08/03/2018

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ... dışındaki davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; gerçek kişi davalılar ile , bu dosyadan tefrik kararı verilen ... AŞ , ... AŞ, .... ....AŞ ve ... AŞ hakkında açtığı davada, müvekkili banka ile ....Tic ve San AŞ arasında imzalanan 22/03/2012 tarihli 17.500.000- TL bedelli , 06/7/2012 tarihli 17.500.000- TL bedelli 2 adet genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000- TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından Beyoğlu ....

Noterliğinin 04/02/2013 tarihli kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, kat ihtarında hem nakdi kredilerin ödenmesinin istendiğini, hemde gayri nakdi kredilerin deposunun talep edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek temerrüte düştüğünü, borçlular hakkında İst... İcra Dairesinin .... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, borçluların icra takibine itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, taraflarınca İst.

21. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/258 esas sayılı dosyasında ikame edilen itirazın kaldırılması davasında mahkemenin 8/4/2014 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiğini, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini bu talebin kabul edilmemesi halinde ise, 17.530.791,94 TL'nin kat ihtarnamesinin tarihi olan 04/02/2013 tarihinden itibaren temerrüt faizi ( yıllık % 40 ) ile birlikte davalılardan tahsiliyle müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

İstinaf eden davalılar vekili sunduğu cevap dilekçesinde; davacı bankanın müvekkillerine karşı İst. .... İcra Dairesinin .... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, müvekkillerince borca itiraz ederek takibin durdurulduğunu, bunun üzerine davacı tarafından İst.

21. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/258 esas sayılı dosyası ile 5/4/2013 tarihinde, itirazın kesin kaldırılması davasının açıldığını, yapılan yargılama sonunda 8/4/2014 tarihinde davanın redle sonuçlandığını, davacının bu defa itirazın iptali davası açmış ise de, bir yıllık hak düşürücü süre içinde bu davanın açılmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacı tarafın itirazın kaldırılması davasını açtığı 4/4/2013 tarihinde itiraza muttali olduğunu, bu tarihten itibaren bir yıllık sürenin bitiminin 5/4/2014 olduğunu, davanın ise bu sürenin dolmasından sonra 11/4/2014 tarihinde açıldığını belirterek HMK 142. maddesi gereğince hak düşürücü sürenin dolmasından dolayı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk derece mahkemesi iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre davaya itirazın iptali davası olmadığı taktirde alacak davası olarak terditli açıldığını,bunun hukuka aykırılık teşkil etmediğini, ve alacak davası olarak devam edildiğini, asıl borçlu ....şirketi ile davaya kefil olan .... ve.... şirketi ile .... şirketi hakkında iflas davası açılarak iflas ettikleri dosyanın sürüncemede kalmaması için bu davalılara ilişkin davanın tefrikine karar verildiğini, ... vekilinin 26.3.2015 tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiğini, davalıların ... A.Ş.'nin asıl borçlu olarak davacı bankadan kullanmış olduğu 22.3.2012 ve 6.7.2012 tarihli kredi sözleşmeleri gereğince kullanılan krediye kefil olduklarını, kefalet akdinin TBK 583.

maddesine uygun düzenlendiği, kefalet limiti ile borçtan sorumlu olduklarını, tüm teminat mektuplarının tazmin edilmesi nedeniyle dava tarihi itibariyle borç miktarının tespiti gerektiğini ve bu tarihten itibaren temerrüt faizi uygulanması gerektiğini, kat ihtarnamesinin 4.2.2013 tarihli olduğunu ve davadan önce 14.3.2013 tarihinde davalı yanca 21.536-TL ödeme yapıldığını davadan sonra ise 95.572-TL ödeme yapıldığını bu ödemelerin tespit edilen borçtan düşülerek hesaplama yapıldığını, belirterek .... yönünden kabul beyanı nazara alınarak davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden 17.412.505,89-TL alacak için davanın kısmen kabulü ile 16.500.000-TL ye dava, kalan borca ise 11.2.2013 tarihinden itibaren %40 temerrüt faizi işletilmesine ,dava tarihinden sonra ödenen 95.572-TL bakımından konusu kalmayan dava nedeniyle bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalılar vekili öncelikle davada yatması gereken miktar nazara alındığında yaklaşık olarak 300.000-TL tutan istinaf harcının yatırılması imkanı bulunmadığını, müvekkillerinin ekte sundukları ekonomik durumlarını gösterir belgeler nazara alınarak adli yardım taleplerinin kabulünü istinaf harcı alınmamasına karar verilmesini, talepleri kabul edilmesi halinde; Öncelikle, itirazın iptali davasının 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmamasına rağmen davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi yerine davaya alacak davası olarak devam edilerek tahsile ilişkin hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, ayrıca müvekkilleri için alınan tefrik kararınında hatalı olduğunu, davada geçerli bir icra takibi bulunmadığını zira ihtarnamenin 4.2.2013 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen 30 günlük ihtara cevap süresi beklenmeksizin takibin 14.2.2013 tarihinde yapıldığını takibin geçersiz olduğunu, kredi sözleşmesinin vade tarihinin 01.08.2012 olmadığını, vade tarihi yenilenerek 01.08.2013 tarihi olduğu, ihtarın ise 4.2.2013 tarihinde gönderildiğinden ihtarın geçersiz olduğunu, takip tarihinde teminat mektubu bedellerinin nakde dönüşmemesine rağmen muayyen olmayan alacak için depo talebinde bulunulduğunu depo talebinine ilişkin 16.500.000-TL bedel yönünden davanın en baştan reddi gerektiğini, takibin 22.3.2012 tarihli ve 06.07.2012 tarihli kredi sözleşmelerine istinaden başlatıldığını 6098 sayılı kanunun 583,584, maddelerine göre, kefalet tarihi,kefilin sorumlu olacağı miktar,müteselsil kefil ifadesinin el yazısı ile yer alması,eşlerin rızasının alınması gerektiği halde 06.07.2012 tarihli sözleşmede eşlerin muvafakati olduğunu ancak sadece imzaları bulunduğunu el yazıları bulunmadığını, 22.3.2012 tarihli sözleşmede ise kefalet tarihi, müteselsil kefil ibaresinin, eş rızasının bulunmadığını kefaletlerin geçersiz olduğunu, borcun vadesi yenilenmekle birlikte 01.08.2013 olduğu halde temerrüt faizinin 11.2.2013 tarihi itibariyle hesaplandığını,kredi sözleşmelerinin bir taraf aleyhine hükümler içermesi ve bu hükümlerle ilgili bilgilendirme yapılmaması nedeniyle TBK'da düzenlenen genel işlem koşullarına aykırı olduğunu, hesap kat ihtar tarihi itibariyle temerrüt faizi yürütülmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda akdi faiz oranının yüksek belirlendiğini, emsal oran üzerinden faiz hesaplanması gerektiğini, ayrıca, 01.08.2012 tarihi ile 4.2.2013 tarihi arasında 187 gün temerrüt faizi hesaplanmasının yanlış olduğunu, 31.12.2012 ila 4.2.2013 tarihi arasında 35 günlük süre için faiz hesaplanması gerektiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini talep etmiştir.

GEREKÇE

Uyuşmazlık, davalı gerçek kişilerin dava dışı ...A.Ş. ile davacı arasında imzalanan ve müteselsil kefil olarak imzaladıkları 06.07.2012 tarihli ve 22.03.2012 tarihli genel kredi sözleşmeleri uyarınca kredi borcunun ihtara rağmen ödenmemesi üzerine başlatılan takibe itirazın iptali bu istek kabul görmediği takdirde terditli olarak açılan alacak istemine ilişkindir. Davalılar vekilinin HMK 334. maddesinin şartları bulunduğundan adli yardım talepleri kabul edilerek HMK 336. maddesi gereğince davalıların nispi karar harcı yönünden adli yardımdan yararlanmalarına karar verilmiştir. İİK 67/1.madde uyarınca takip talebine itiraz edilen alacaklı itirazın tebliğinden itibaren bir sene içinde genel hükümlere göre alacağın varlığını ispat etmek suretiyle itirazın iptalini talep edebilir.

4. fıkrada ise itirazın iptali süresini geçiren alacaklının alacağını umumi hükümlere göre dava açma saklıdır." şeklinde düzenlenmiş olup davacı itirazın iptali veya alacak davası açabileceğinden terditli olarak dava açabileceği açıktır.Davalılar vekili davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca tefrik kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin iflas etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen usul ekonomisi ve çabukluk ilkesinin bir sonucu olduğu, bu yöne ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, itirazın iptali davasında hakdüşürücü süre nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup ;davanın alacak davası olarak görülmesinde taleple bağlılık ilkesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Teminat mektubu bedellerin nakde dönüşmeden evvel hesap kat edilerek depo talebiyle icra takibi başlatılmış ise de ;

icra takibinden sonra ancak davadan evvel teminat mektupları tazmin edildiğinden tazmin edilen mektuplar nedeniyle gayrinakit alacağın nakde dönüştüğü anlaşılmakla alacağın tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Taraflar arasında akdedilen 22.3.2012 tarihli sözleşmenin henüz 6098 sayılı TBK yürürlüğe girmeden imzalandığı dava konusu kredilerin kullanım tarihleri itibariyle henüz yürürlüğe girmemiş olan 6098 sayılı Kanun'un genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı ; 6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye kefalet,genel işlem şartları ve eş rızası yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen genel kredi sözleşmesinde kefalet limitinin gösterildiği, kaldı ki yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği” göz önüne alındığında davalıların itirazlarının yerinde olmadığı,Kefil, kefil olduğu miktar ile bu miktara ilaveten kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğu,843 nolu 06.07.2012 tarihinde imzalanan sözleşmenin yeni yasa döneminde akdedildiği, bu sözleşmede kefalet miktarının açıkça gösterildiği,Sözleşmelerde eş rızası alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de ;

sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 sayılı kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK 584/3 madde uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı ,davalı ...., .... ve .... bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği 6.7.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği nazara alındığında davalıların bu yönlere ilişkin istinaf sebebi yerinde bulunmamaktadır.Davacı banka tarafından davalıların kefaletiyle ,davadışı şirkete nakdi ve gayrinakdi krediler kullandırıldığı ,nakit kredi borçları ödenmeyince hesabın kat edilerek nakit kredilerin ödenmesi ,teminat mektuplarının iadesi olmadığı takdirde bedellerinin deposunun talep edildiği ,kat ihtarının kefil davalılara tebliğ edilemediği ancak, temerrüde düşmeseler de akdi faizin işlemeye devam edeceği ,davacı tarafından itirazın kaldırılması davasını açtığı tarih itibariyle itirazın iptali davası için hakdüşürücü süre işlemeye başlayacağından dava tarihi itibariyle 1 yıllık hakdüşürücü sürenin dolduğu ,bu sebeble davacının terditli ikinci talebi olan alacak davası olarak görüldüğü, kat tarihi itibariyle 1 milyon -TL si asıl alacak olmak üzere toplam 1.020.081,09-TL nakit alacak ile 16.500.000-TL bedelli teminat mektubu bulunduğu ,teminat mektuplarının tamamının dava tarihinden evvel tazmin olmakla ,16.500.000-TL mektup bedeline tazmin tarihinden itibaren akdi faiz yürütülmesi gerekirse de ,dava tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesine karar verildiği ancak bu hususta aleyhe istinaf bulunmadığı , sözleşmede temerrüt halinde 50 puan ilave ile temerrüt faizi ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığı ,davacının ise daha sözleşmede belirlenen orandan daha az %40 oranda temerrüt faizi talep edildiği ,talebiyle bağlı sayılacağı ,bu oran emsallere göre fahiş sayılacak bir oran olmadığı, İlk Derece mahkemesince verilen hükmün dosya kapsamı delillere uygun olup tarafların iddia ve savunmalarının karşılandığı ,delillerin takdirinde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılarak istinaf sebebleri yerinde görülmediğinden başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalılar ...., ...., ...., ...vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Adli yardım kararı nedeniyle peşin istinaf karar harcı alınmadığından, alınması gereken 1.189.448,27-TL istinaf karar harcı ile 85,70- TL başvuru harcı olmak üzere toplam 1.189.533,97-TL nin davalılar .... müteselsilen tahsiliyle hazineye gelir kaydına,İstinaf yoluna başvuran davalılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davacı yan gider avansından karşılanan 48-TL posta masrafının davalılar ... müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 362/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

08/03/2018

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.