Asli talep reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanamaması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2921 E. 2019/4998 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Terditli davada mahkeme, asli talebi esastan reddetmedikçe fer'i talebi inceleyip hükme bağlayamaz; asli talep hakkında ayrı hüküm kurulmadan fer'i talebin esası çözülemez. İstinaf mercii ilk derece kararını eksik ya da hatalı bulur veya esas hakkında farklı gerekçeyle karar verilmesi gerektiğine hükmederse kararı kaldırıp esas hakkında yeniden hüküm kurmalı, başvurunun esastan reddiyle yetinmemelidir. Yürürlük tarihi belirlenmiş ve geçmişe etkili olacağı öngörülmemiş bir kanun değişikliği, yürürlükten önce akdedilmiş sözleşmeye uygulanamaz.
Ele alınan sorunlar
Temyiz aşamasında adli yardım talebi → kabul
İddia: Temyiz eden davalılar vekili, istinaf aşamasında kabul edilen adli yardım talebini temyiz aşamasında da yinelemiştir.
Gerekçe: Dosya kapsamı, talep dilekçesinin içeriği, ekli belgeler ve kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetildiğinde, temyiz eden davalıların kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmaları ve temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir; inceleme evrak üzerinde yapılır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Terditli davada asli talep esastan reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanması → kabul
Gerekçe: Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe fer'i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Bu durumda mahkemece, hak düşürücü süre içinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilerek davanın reddine karar verilmesi, akabinde alacak davasının incelenmesi gerekirken, itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer'i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
İlk derece kararından farklı gerekçe benimseyen istinaf merciinin başvuruyu esastan reddetmesi → kabul
Gerekçe: İstinaf mercii, incelenen kararın usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş veya kararın gerekçesinde hata edilmişse düzelterek yeniden esas hakkında karar verir. Buna göre ilk derece kararını eksik ya da hatalı bulan veya davanın esası hakkında farklı gerekçelerle karar verilmesi gerektiğine hükmeden istinaf mercii, ilk derece kararını kaldırıp esas hakkında yeniden hüküm kurmalıdır; aksi hâl istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi ilk derece ile istinaf gerekçeleri arasında çelişki doğmasına da sebebiyet verebilir. Somut olayda istinaf mercii, kefalette eş rızası konusunda ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçeye yer vermiş, ayrıca ilk derece mahkemesince hiç değerlendirilmemiş olan genel işlem koşulu savunmasını da tartışarak sonuca varmıştır; bu durumda ilk derece kararı kaldırılıp esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken, gerekçe ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Kefalette eş rızası şartını kaldıran kanun değişikliğinin, değişiklikten önce imzalanan sözleşmeye uygulanması → kabul
İddia: Davalılar, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu ve genel kredi sözleşmesinin aleyhlerine olan hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde bulunduğundan geçersiz sayılması gerektiğini savunmuştur.
Gerekçe: İstinaf merciince hükme dayanak yapılan değişiklik, ilgili kanunun 77. maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve aynı kanunun 90. maddesiyle bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı yönünde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren hükmün, bu tarihten önce 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkânı yoktur; anılan hükmün somut olaya uygulanamayacağı gözetilerek hüküm kurulması gerekirdi.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Terditli davada talep sıralamasına uyulması, istinaf merciinin farklı gerekçe benimsemesi hâlinde kararı kaldırma zorunluluğu ve eş rızası şartını kaldıran değişikliğin geçmişe uygulanamaması yönündeki bağlayıcı Yargıtay tespitleri emsal değeri taşır.
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- İtirazın iptali davası bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır; bu süre içinde açılmayan itirazın iptali istemi hakkında ayrıca ret hükmü kurulması gerekir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
terditli dava↗ asli ve fer'i talep↗ itirazın iptali↗ kefalette eş rızası↗ genel işlem koşulu↗ kanunun geçmişe etkili olmaması↗ adli yardım↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4612 E. 2019/1947 K.
Ortak:genel işlem koşulu · terditli dava · dava şartı · hak düşürücü süre · Alacak
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin TBK’nın 583. maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi», diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… .., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya «alacak davası» açabileceğinden «terditli» olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın «itirazın iptali davası» olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca «tefrik» kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin «iflas» etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen «usul ekonomisi» ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında «hak düşürücü süre» nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde «taleple bağlılık ilkesi» nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı; 6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye «kefalet», «genel işlem şartları» ve eş «rızası» yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limitinin» gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde göst …
Ancak yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava «terditli» olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde «kredi sözleşmelerinden» kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir.
Benzer bu kararda… a ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki «kabul beyanı» nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi «kefil» olarak imzaladıkları, «kefaletlerin» kanunun aradığı «şekil şartlarını» ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL «asıl alacak», 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının «hak düşürücü süre» içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı «terditli» olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya «alacak davası» olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi» ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL «akdi faiz», 4.550.000 TL tazmin olan «teminat» mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi …
… sözleşmenin mülga 818 sayılı Kanun döneminde, birisinin ise 6098 sayılı TBK döneminde akdedildiği, mülga Kanun döneminde akdedilen sözleşmelere 6098 sayılı TBK’nın «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra imzalanan sözleşmede ise genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği, 06.07.2012 tarihinde, yeni yasa döneminde akdedilen sözleşmeye anılan Kanun’un «kefalete» ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefaletlerin eş «rızası» alınmadığı için geçeriz olduğu iddia edilmişse de, davalı şahıslardan Ali Aslan, Hasan Aslan ve Timuçin Devrim Yalı’nın bizzat davalı şirket «yönetim kurulu» başkan ve üyeleri olduğu diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, 28.3.2013 tarihinde değiştirilen 6098 sayılı TBK’nın 584/3 gereğince, bu kişileri yükümlülük altına sokan işlemlerde eş rızasının aranmadığı, davanın «terditli» olarak açılmasında ve «iflas» eden davalılar hakkındaki davaların iş bu davadan «tefrikinde» usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava «terditli» olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde ise «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tahsilde tekerrür olmamak kaydı · genel işlem şartı · kabul beyanı · şekil şartı · akdi faiz · tahsilde tekerrür olmaması · tefrik · tahsilde tekerrür
Benzer bu kararda… a ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki «kabul beyanı» nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi «kefil» olarak imzaladıkları, «kefaletlerin» kanunun aradığı «şekil şartlarını» ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL «asıl alacak», 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının «hak düşürücü süre» içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı «terditli» olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya «alacak davası» olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi» ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL «akdi faiz», 4.550.000 TL tazmin olan «teminat» mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi …
… sözleşmenin mülga 818 sayılı Kanun döneminde, birisinin ise 6098 sayılı TBK döneminde akdedildiği, mülga Kanun döneminde akdedilen sözleşmelere 6098 sayılı TBK’nın «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra imzalanan sözleşmede ise genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği, 06.07.2012 tarihinde, yeni yasa döneminde akdedilen sözleşmeye anılan Kanun’un «kefalete» ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefaletlerin eş «rızası» alınmadığı için geçeriz olduğu iddia edilmişse de, davalı şahıslardan Ali Aslan, Hasan Aslan ve Timuçin Devrim Yalı’nın bizzat davalı şirket «yönetim kurulu» başkan ve üyeleri olduğu diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, 28.3.2013 tarihinde değiştirilen 6098 sayılı TBK’nın 584/3 gereğince, bu kişileri yükümlülük altına sokan işlemlerde eş rızasının aranmadığı, davanın «terditli» olarak açılmasında ve «iflas» eden davalılar hakkındaki davaların iş bu davadan «tefrikinde» usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesi» bakımından «kefil» olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle «kefaletin» Kanun’un aradığı «şekil şartlarını» ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesince ise, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı ancak davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş «rızası» alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
-
Adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7399 E. 2024/1310 K.
Ortak:terditli dava · adli yardım · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin TBK’nın 583. maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi», diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… .., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya «alacak davası» açabileceğinden «terditli» olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın «itirazın iptali davası» olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca «tefrik» kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin «iflas» etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen «usul ekonomisi» ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında «hak düşürücü süre» nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde «taleple bağlılık ilkesi» nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı; 6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye «kefalet», «genel işlem şartları» ve eş «rızası» yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limitinin» gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde göst …
1-Davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf aşamasında «adli yardım talebi» kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik «kanun yolu» «harç» ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili; «adli yardım» talepli dilekçesinde; sözleşmelerde müvekkillerinin eş «rızalarının» alındığına dair hukuka uygun geçerli belgelerin bulunmadığını, eş rızasının içerir belgelerin hangi sözleşme ve ne miktar için verildiğinin açık ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde olması gerektiğini, «kefalet sözleşmelerinin» «geçersiz» olduğunu, «genel kredi sözleşmesinin» «genel işlem koşulları» içerdiğini, mahkemece beyanlarımız soyut nitelikte görüldü ise bu hususun açıklığa kavuşturularak yargılamaya devam olunması gerektiğini, «itirazın iptali davası» ile alacak davasının «terditli» olarak ikame edilemeyeceğini belirterek adli yardım taleplerinin kabulü ile kararın bozulmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 16.05.2017 tarih ve 2014/120 E., 2017/460 K. sayılı kararıyla; dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, dava tarihi itibaiyle itirazın iptali davasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22.03.2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) döneminde, diğer sözleşmenin ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) döneminde imzalandığı, 06.07.2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un 335 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca «adli yardım», «hükmün kesinleşmesine» kadar devam edecek olup Dairemizin 01.07.2019 tarihli, 2018/2921 esas ve 2019/4998 karar sayılı ilamı ile davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin karara yönelik «kanun yolu» «harç» ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına karar verilmiş olduğundan somut temyiz incelemesi bakımından da anılan davalılar hakkındaki adli yardı …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:eş rızası · genel kredi sözleşmesi · gayri nakdi kredi · teminat mektubu · hak düşürücü süre · genel işlem koşulları
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 16.05.2017 tarih ve 2014/120 E., 2017/460 K. sayılı kararıyla; dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, dava tarihi itibaiyle itirazın iptali davasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22.03.2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) döneminde, diğer sözleşmenin ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) döneminde imzalandığı, 06.07.2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… yularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan «genel kredi sözleşmesini» «kefil» olarak imzalayan davalılarca verilen «kefaletler» bakımından eş «rızası» alındığına ilişkin «muvafakat» belgelerinin ayrı ayrı sunulduğu, her iki sözleşme yönünden de kefaletlerin geçerli olduğu, itirazın iptali davasının «hak düşürücü süre» içinde açılmadığı, davaya «alacak davası» olarak devam edildiği, kredi hesabının katı ile banka alacağının «muaccel» olduğu, «teminat mektubu» bakımından «depo» talebiyle başlatılan icra takibine karşı yasal sürede «itirazın iptali davası» açılmadığı, eldeki davanın alacak davası olarak görüldüğü dikkate alınarak, dava tarihinden evvel de «teminat mektubunun tazmini» gerçekleştiğinden icra takip tarihinde tazminin gerçekleşmemesinin sonuca etkisi olmadığı, gayri nakit alacağın nakde dönüştüğü gerekçesiyle itirazın iptali davasının hak düşürücü süre nedeni ile reddine, davacının alacak davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile 17.435.219,94 TL'nin ...'dan, diğer davalılar açısından ise 17.412.505,89 TL'lik limitle sorumlu olmak üzere (... 'dan 04.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerüt faizi, diğer davalılardan ise 912.505,89 TL sine 11.02.2013 kalan 16.500.000 TL sine ise dava tarihi olan 11.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 «temerrüt faizi» ile birlikte) davalılardan müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… üvekkili banka ile Asya Akaryakıt Tic ve San A.Ş. arasında imzalanan 22.03.2012 tarihli 17.500.000,00 TL bedelli, 06.07.2012 tarihli 17.500.000,00 TL bedelli 2 adet «genel kredi sözleşmesini» davalıların «müteselsil kefil» olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, «gayri nakdi kredi» kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000,00 TL tutarında meri ve «kesin» «teminat mektubu» verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından 04.02.2013 tarihli «kat ihtarnamesi» ile hesabın kat edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek «temerrüte» düştüğünü, borçlular hakkında icra takibi başlattıklarını, borçluların «icra takibine itiraz» ettiğini ileri sürerek, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere «icra inkar tazminatına» hükmedilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde 17.530.791,94 TL'nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili; «adli yardım» talepli dilekçesinde; sözleşmelerde müvekkillerinin eş «rızalarının» alındığına dair hukuka uygun geçerli belgelerin bulunmadığını, eş rızasının içerir belgelerin hangi sözleşme ve ne miktar için verildiğinin açık ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde olması gerektiğini, «kefalet sözleşmelerinin» «geçersiz» olduğunu, «genel kredi sözleşmesinin» «genel işlem koşulları» içerdiğini, mahkemece beyanlarımız soyut nitelikte görüldü ise bu hususun açıklığa kavuşturularak yargılamaya devam olunması gerektiğini, «itirazın iptali davası» ile alacak davasının «terditli» olarak ikame edilemeyeceğini belirterek adli yardım taleplerinin kabulü ile kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1306 E. 2016/1277 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:esnaf · ticari işletme · müteselsil kefil · eş rızası · kefalet · ihtiyati haciz · kefil · haciz
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK'nın 584. maddesine 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Yasa'nın 77. maddesi ile eklenen fıkra ile, “Ticaret siciline kayıtlı «ticari işletmenin» sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek «kefaletler», mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak «esnaf» ve sanatkarlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkarlar tarafından verilecek kefaletler, 27.12.2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkarlar kredi kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılan kredilerde verilecek kefaletler için eş «rızası» aranmaz.” hükmü düzenlenmiştir.
Bu itibarla, alacaklı banka tarafından «müteselsil kefiller» ... ve ...'nın ortağı oldukları ...Kollektif Şirketi ... ve Ortağı unvanlı şirkete 22.11.2013, 27.12.2013, 18.04.2014 ve 18.12.2014 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmelerine istinaden kredi kullandırılmış olup, talebe dayanak bu «kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 584/3. maddesine göre ticaret şirketinin ortakları tarafından şirketle ilgili olarak verilecek «kefaletlerde» eş «rızası» aranmayacağı nazara alınmadan, yine talebe dayanak 30.03.2009 tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte de müteselsil kefillerin birbirleri ile evli olduklar …
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; haklarında «ihtiyati haciz» istenilen ... ile ...'nın sözleşmelerde «kefil» durumunda bulunduğu, kefillerin evli olduğu, fakat Türk Borçlar Kanunu'nun 584.maddesi gereğince eşlerinin rızasının alındığına ilişkin evrak bulunmadığı ve ayrıca ihtiyati haciz dayanağı evrak asıllarının sunulmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Talep «ihtiyati haciz» istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile talebin reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4336 E. 2024/510 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:eşin rızası · çerçeve sözleşme · esnaf · kefalet sözleşmesi · ilamsız icra takibi · rehin · müteselsil kefil · eş rızası
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin «kefaletinin» «eşinin rızası» alınmadığı için «geçersiz» olduğunu, davacı ile ... ... arasında 11.11.2013 tarihli «esnaf» yatırım/meslek işletme «kredi sözleşmesi» imzalandığını, müvekkilinin de sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzaladığını, dava dışı ... ...'ın 100.000,00 TL kredi kullanarak bir araç satın aldığını, aracın üzerine davacı banka lehine «rehin» tesis edildiğini, sözleşme kapsamında kullandırılan kredinin geri ödendiğini, araçtaki rehin de bu sebeple kaldırıldığını, müvekkilinin sadece belirtilen krediye k …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkili ile dava dışı asıl borçlu arasında 10.11.2013 tarihinde akdedilen kredi «çerçeve sözleşmesini» «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığını, anılan «kredi sözleşmesi» kapsamında asıl borçluya kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine müvekkilince davalı aleyhine «ilamsız icra takibi» başlatıldığını, takibin, davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 11.11.2013 tarihli «kredi sözleşmesinin» davalı tarafından «müteselsil kefil» olarak imzalandığını, müvekkilinin edimlerine yerine getirdiğini ancak davalının ve asıl borçlunun yerine getirmediğini, 6455 sayılı Kanun'un 77 ... maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde değişiklik yapıldığını, söz konusu düzenleme uyarınca eş rızasının olmamasının «kefalet sözleşmesinin» geçerliliğini etkilemeyeceğini, kararın hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
… ARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, davacı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında 11.11.2013 tarihinde akdedilen «kredi sözleşmesini» «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığı, mevcut nüfus kayıtlarına göre davalının 25.10.1999 tarihinden beri evli olduğu ancak kredi sözleşmesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/2921 E. , 2019/4998 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/05/2017 tarih ve 2014/120 E- 2017/460 K. sayılı kararın davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 08/03/2018 tarih ve 2017/704 E- 2018/199 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istenmiş ise de 31/05/2019 tarihinde davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından verilen duruşmadan vazgeçme dilekçesi de dikkate alınarak, dosyanın incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, gerçek kişi davalılar ile bu dosyadan tefrik kararı verilen Alfa ... AŞ, Asya Akaryakıt .. AŞ, Fullgaz Petrol Ürünleri ....AŞ ve Arista Yatırım ... AŞ hakkında açtığı davada, müvekkili banka ile Asya Akaryakıt Tic ve San AŞ arasında imzalanan 22/03/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli, 06/7/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli 2 adet genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000.- TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından 04/02/2013 tarihli kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, kat ihtarında hem nakdi kredilerin ödenmesinin hem de gayri nakdi kredilerin deposunun talep edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek temerrüte düştüğünü, borçlular hakkında İstanbul 9.
İcra Dairesinin 2013/5327 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, borçluların icra takibine itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, taraflarınca İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/258 esas sayılı dosyasında açılan itirazın kaldırılması davasında mahkemenin 8/4/2014 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde 17.530.791,94 TL'nin kat ihtarnamesinin tarihi olan 04/02/2013 tarihinden itibaren temerrüt faizi yıllık % 40) ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ... vekili, davanın terditli açılamayacağını, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin müvekkilleri aleyhine şartlar içeren hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde hükümler olması sebebiyle geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... ve vekili, yargılama sırasında davayı kabul ettiklerini bildirmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde terditli olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın alacak davası olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş rızalarının alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele kefil olarak imza attıkları, kefalet akdinin TBK’nın 583.
maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan genel kredi sözleşmesinde kefalet limiti bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek, nakdi kredinin tahsili teminat mektupları nedeniyle gayri nakdi kredinin ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden depo talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ...
yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerrüt faizi, diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalılar ..., ..., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya alacak davası açabileceğinden terditli olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca tefrik kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin iflas etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde taleple bağlılık ilkesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı;
6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye kefalet, genel işlem şartları ve eş rızası yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen genel kredi sözleşmesinde kefalet limitinin gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği” göz önüne alındığında davalıların itirazlarının yerinde olmadığı, 06.07.2012 tarihinde imzalanan sözleşmede kefalet miktarının açıkça gösterildiği, sözleşmelerde eş rızası alınmadığı ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK 584/3 madde uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı ..., ...
ve ...'nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği, 6.7.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar ..., ..., ..., ... vekili temyiz etmiştir.
1-Davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf aşamasında adli yardım talebi kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı davacının talebi de gözetilerek davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilerek, yazılı gerekçelerle temyiz eden davalılar hakkındaki alacak davasının kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı temyiz eden davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Ancak yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava terditli olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 111/2 maddesi, “Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe, fer’i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Öte yandan 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle bölge adliye mahkemesince incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir.
Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından kefil olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle kefaletin Kanun’un aradığı şekil şartlarını ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK’nın 584/3 maddesi uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı ..., ... ve ...'nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın genel kredi sözleşmesinin kefalete ilişkin hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve 06.07.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere, bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre, bu durumda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir.
3-Bölge Adliye Mahkemesinin kabul şekline göre de bölge adliye mahkemesince, 6098 sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızasının alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince hükme dayanak yapılan değişiklik 6455 sayılı Kanun’un 77..maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve anılan Kanun’un 90.
maddesiyle bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı şeklinde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 584/3. maddesinin 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/3. maddesinin somut olaya uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ... ve Mahmut Arslan vekilinin adli yardım talebinin kabulü ile temyiz itirazlarının incelenmesine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ... ve Mahmut Arslan vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/517153400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz