Adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7399 E. 2024/1310 K. · · İlk derece: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam ettiğinden daha önce verilmiş adli yardım kararı temyiz aşamasında da geçerlidir. Genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil olarak imzalayanlar bakımından eş rızasını içeren muvafakat belgelerinin ayrı ayrı sunulmuş olması hâlinde kefaletler geçerlidir. İtirazın iptali istemi bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmamışsa bu istem reddedilir, terditli olarak ileri sürülen istem bakımından davaya alacak davası olarak devam edilir; kredi hesabının kat edilmesiyle alacak muaccel olur ve gayri nakdi kredi kapsamındaki teminat mektubu dava tarihinden önce tazmin edilerek nakde dönüşmüşse, takip tarihinde tazminin gerçekleşmemiş olması sonuca etkili değildir. Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğan yönler yeniden incelenemez.
Ele alınan sorunlar
Adli yardım kararının temyiz aşamasında da devam edip etmeyeceği → kabul
İddia: Temyiz eden davalılar vekili, temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur.
Gerekçe: 6100 sayılı Kanun'un 335 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Daha önce Dairece kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına karar verilen davalılar hakkındaki bu karar, somut temyiz incelemesi bakımından da devam ettiğinden, adli yardımdan yararlandırma kararının devam ettiğinin tespiti ile temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına doğan usuli kazanılmış hakkın temyiz incelemesine etkisi → ret
Gerekçe: Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozmaya uygun olup kararda ve gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukuken imkân yoktur; bu nedenle temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirmez.
Gerekçe kaynağı: özgün
Genel kredi sözleşmelerindeki kefaletlerin ve eş rızalarının geçerliliği → ret
İddia: Davalılar, eş rızasını içeren hukuka uygun geçerli belgelerin bulunmadığını, eş rızasını içeren belgelerin hangi sözleşme ve ne miktar için verildiğinin açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilmesi gerektiğini, kefalet sözleşmelerinin geçersiz olduğunu ve genel kredi sözleşmesinin genel işlem koşulları içerdiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6098 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu tarihte imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızası alındığına ilişkin muvafakat belgeleri ayrı ayrı sunulmuştur; bu nedenle her iki sözleşme yönünden de kefaletler geçerlidir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
İtirazın iptali isteminin hak düşürücü süreden reddi ve terditli davaya alacak davası olarak devam edilmesi → ret
İddia: Davalılar, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, ayrıca itirazın iptali davası ile alacak davasının terditli olarak ikame edilemeyeceğini savunmuştur.
Gerekçe: İtirazın iptali davası hak düşürücü süre içinde açılmadığından bu istem reddedilmiş, terditli olarak ileri sürülen istem bakımından davaya alacak davası olarak devam edilmiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Hesabın kat edilmesi ve teminat mektubunun nakde dönüşmesi hâlinde kefillerden tahsil → kısmi kabul
Gerekçe: Kredi hesabının kat edilmesiyle banka alacağı muaccel hâle gelmiştir. Teminat mektubu bakımından depo talebiyle başlatılan icra takibine karşı yasal sürede itirazın iptali davası açılmamış olsa da, eldeki davanın alacak davası olarak görüldüğü dikkate alındığında ve teminat mektubunun tazmini dava tarihinden önce gerçekleştiğinden, icra takip tarihinde tazminin gerçekleşmemiş olmasının sonuca etkisi yoktur; gayri nakdi alacak nakde dönüşmüştür. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği yönündeki tespit ile eş rızası alınmış kefaletlerin geçerliliği, itirazın iptali isteminde hak düşürücü sürenin sonucu ve nakde dönüşen teminat mektubu alacağının kefillerden istenebilmesine ilişkin kabuller, Yargıtay'ca onanmakla emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- İtirazın iptali davası bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır; süre geçmişse itirazın iptali istemi reddedilir, terditli olarak ileri sürülmüşse davaya alacak davası olarak devam edilir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
müteselsil kefalet↗ eş rızası↗ genel kredi sözleşmesi↗ hesabın kat edilmesi↗ gayri nakdi kredi↗ teminat mektubu↗ depo talebi↗ terditli dava↗ hak düşürücü süre↗ adli yardım↗ usuli kazanılmış hak↗ genel işlem koşulları↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. HD 2014/10914/2015/447
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10914 E. 2015/447 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
-
Asli talep reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanamaması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2921 E. 2019/4998 K.
Ortak:terditli dava · adli yardım · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz karardaTemyiz Sebepleri Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili; «adli yardım» talepli dilekçesinde; sözleşmelerde müvekkillerinin eş «rızalarının» alındığına dair hukuka uygun geçerli belgelerin bulunmadığını, eş rızasının içerir belgelerin hangi sözleşme ve ne miktar için verildiğinin açık ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde olması gerektiğini, «kefalet sözleşmelerinin» «geçersiz» olduğunu, «genel kredi sözleşmesinin» «genel işlem koşulları» içerdiğini, mahkemece beyanlarımız soyut nitelikte görüldü ise bu hususun açıklığa kavuşturularak yargılamaya devam olunması gerektiğini, «itirazın iptali davası» ile alacak davasının «terditli» olarak ikame edilemeyeceğini belirterek adli yardım taleplerinin kabulü ile kararın bozulmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 16.05.2017 tarih ve 2014/120 E., 2017/460 K. sayılı kararıyla; dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, dava tarihi itibaiyle itirazın iptali davasında bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22.03.2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) döneminde, diğer sözleşmenin ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) döneminde imzalandığı, 06.07.2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un 335 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca «adli yardım», «hükmün kesinleşmesine» kadar devam edecek olup Dairemizin 01.07.2019 tarihli, 2018/2921 esas ve 2019/4998 karar sayılı ilamı ile davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin karara yönelik «kanun yolu» «harç» ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına karar verilmiş olduğundan somut temyiz incelemesi bakımından da anılan davalılar hakkındaki adli yardı …
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin TBK’nın 583. maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi», diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… .., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya «alacak davası» açabileceğinden «terditli» olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın «itirazın iptali davası» olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca «tefrik» kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin «iflas» etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen «usul ekonomisi» ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında «hak düşürücü süre» nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde «taleple bağlılık ilkesi» nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı; 6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye «kefalet», «genel işlem şartları» ve eş «rızası» yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limitinin» gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde göst …
1-Davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf aşamasında «adli yardım talebi» kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik «kanun yolu» «harç» ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:genel işlem koşulu
Benzer bu karardaAyrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın «genel kredi sözleşmesinin» «kefalete» ilişkin hükümlerinin «genel işlem koşulu» olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve 06.07.2012 tarihli sözleşmede «genel işlem şartlarına» aykırı bir hükme yer verilmediği sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7399 E. , 2024/1310 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
EK KARAR TARİHİ
SAYISI 2022/1088 Esas, 2022/1292 Karar
DAVALILAR 1-...
2- ...
3- ...
4- ... vekilleri Avukat ...
5- ...
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
İtirazın iptali davasının reddine, alacak davasının kısmen kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/560 E., 2020/70 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali ve alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; itirazın iptali davasının reddine, alacak davasının ... yönünden kabulü diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar ..., ... ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 20.02.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Avukat Betül Akaydın dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile Asya Akaryakıt Tic ve San A.Ş. arasında imzalanan 22.03.2012 tarihli 17.500.000,00 TL bedelli, 06.07.2012 tarihli 17.500.000,00 TL bedelli 2 adet genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000,00 TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından 04.02.2013 tarihli kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek temerrüte düştüğünü, borçlular hakkında icra takibi başlattıklarını, borçluların icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde 17.530.791,94 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin müvekkilleri aleyhine şartlar içeren hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde hükümler olması sebebiyle geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili, yargılama sırasında davayı kabul ettiklerini bildirmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.05.2017 tarih ve 2014/120 E., 2017/460 K. sayılı kararıyla; dava dilekçesinde terditli olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın alacak davası olarak yürütülmesinin talep edildiği, dava tarihi itibaiyle itirazın iptali davasında bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22.03.2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) döneminde, diğer sözleşmenin ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) döneminde imzalandığı, 06.07.2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş rızalarının alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele kefil olarak imza attıkları, kefalet akdinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan genel kredi sözleşmesinde kefalet limiti bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek, nakdi kredinin tahsili teminat mektupları nedeniyle gayri nakdi kredinin ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden depo talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ...
yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.03.2018 tarihli ve 2017/704 E., 2018/199 K. sayılı kararıyla; istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.07.2019 tarih, 2018/2921 E. ve 2019/4998 K. sayılı kararıyla, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar verilmiştir.
3. Dairemiz bozma kararı sonrası dosya İlk derece mahkemesine gönderilmiş, İlk derece mahkemesinin 30.01.2020 tarih, 2019/560 E. ve 2020/70 K. sayılı kararıyla itirazın iptali davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine, davacının alacak davasının ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalılar ..., ..., ..., ... vekilince temyiz edilmiştir.
4. Dairemizin 24.02.2022 tarih, 2020/2145 E. ve 2022/1251 K. sayılı kararıyla, önceki tarihli bozma gerekçesi karşısında dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesi, davaya Bölge Adliye Mahkemesi’nde devam edilmesi gerekirken maddi hataya dayalı olarak İlk Derece Mahkemesi’ne gönderilmesi yanlış ve İlk Derece Mahkemesi kararı da yok hükmünde olduğundan eldeki temyize konu İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Dairemizin 01.07.2019 tarih, 2018/2921 E. ve 2019/4998 K. sayılı bozma ilamı uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızası alındığına ilişkin muvafakat belgelerinin ayrı ayrı sunulduğu, her iki sözleşme yönünden de kefaletlerin geçerli olduğu, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içinde açılmadığı, davaya alacak davası olarak devam edildiği, kredi hesabının katı ile banka alacağının muaccel olduğu, teminat mektubu bakımından depo talebiyle başlatılan icra takibine karşı yasal sürede itirazın iptali davası açılmadığı, eldeki davanın alacak davası olarak görüldüğü dikkate alınarak, dava tarihinden evvel de teminat mektubunun tazmini gerçekleştiğinden icra takip tarihinde tazminin gerçekleşmemesinin sonuca etkisi olmadığı, gayri nakit alacağın nakde dönüştüğü gerekçesiyle itirazın iptali davasının hak düşürücü süre nedeni ile reddine, davacının alacak davasının ...
yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 17.435.219,94 TL'nin ...'dan, diğer davalılar açısından ise 17.412.505,89 TL'lik limitle sorumlu olmak üzere (... 'dan 04.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerüt faizi, diğer davalılardan ise 912.505,89 TL sine 11.02.2013 kalan 16.500.000 TL sine ise dava tarihi olan 11.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte) davalılardan müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ..., ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili; adli yardım talepli dilekçesinde; sözleşmelerde müvekkillerinin eş rızalarının alındığına dair hukuka uygun geçerli belgelerin bulunmadığını, eş rızasının içerir belgelerin hangi sözleşme ve ne miktar için verildiğinin açık ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde olması gerektiğini, kefalet sözleşmelerinin geçersiz olduğunu, genel kredi sözleşmesinin genel işlem koşulları içerdiğini, mahkemece beyanlarımız soyut nitelikte görüldü ise bu hususun açıklığa kavuşturularak yargılamaya devam olunması gerektiğini, itirazın iptali davası ile alacak davasının terditli olarak ikame edilemeyeceğini belirterek adli yardım taleplerinin kabulü ile kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmelerine ait hesapların kat edilmesi neticesinde borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olup olmadıkları ve kefaletlerin ve kefillerin eş rızalarının geçerliliğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6100 sayılı Kanun'un 335 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam edecek olup Dairemizin 01.07.2019 tarihli, 2018/2921 esas ve 2019/4998 karar sayılı ilamı ile davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin karara yönelik kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına karar verilmiş olduğundan somut temyiz incelemesi bakımından da anılan davalılar hakkındaki adli yardımdan yararlandırma kararının devam ettiğinin tespiti ile karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
3. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin adli yardım taleplerinin kabulü ile yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Alınmadığı anlaşılan 886.000,00 TL temyiz ilam harcı ile 2.107,80 TL temyiz başvuru harcının HMK 339. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde adli yardımdan yararlanan temyiz eden davalılar ..., ..., ... ve ...'dan müteselsilen alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1046971400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz