Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2017/4612 E. 2019/1947 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tbk 584↗ tahsilde tekerrür olmamak kaydı↗ genel işlem şartı↗ genel işlem koşulu↗ kabul beyanı↗ terditli dava↗ şekil şartı↗ akdi faiz↗ tahsilde tekerrür olmaması↗ tefrik↗ tahsilde tekerrür↗ itirazın iptali davası↗ eş rızası↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ tbk 99↗ iptal davası↗ hak düşürücü süre↗ alacak davası↗ kefil↗ temerrüt faizi↗ iflas↗ yönetim kurulu kararı↗ kredi sözleşmesi↗ asıl alacak↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ cy/cy kaydı↗ temerrüt↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki kabul beyanı nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi kefil olarak imzaladıkları, kefaletlerin kanunun aradığı şekil şartlarını ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL asıl alacak, 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı terditli olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya alacak davası olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerrüt faizi ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL akdi faiz, 4.550.000 TL tazmin olan teminat mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı, davalılar ..., ..., ... ve...vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasında akdedilen 4 sözleşmenin mülga 818 sayılı Kanun döneminde, birisinin ise 6098 sayılı TBK döneminde akdedildiği, mülga Kanun döneminde akdedilen sözleşmelere 6098 sayılı TBK’nın genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra imzalanan sözleşmede ise genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği, 06.07.2012 tarihinde, yeni yasa döneminde akdedilen sözleşmeye anılan Kanun’un kefalete ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefaletlerin eş rızası alınmadığı için geçeriz olduğu iddia edilmişse de, davalı şahıslardan Ali Aslan, Hasan Aslan ve Timuçin Devrim Yalı’nın bizzat davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyeleri olduğu diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, 28.3.2013 tarihinde değiştirilen 6098 sayılı TBK’nın 584/3 gereğince, bu kişileri yükümlülük altına sokan işlemlerde eş rızasının aranmadığı, davanın terditli olarak açılmasında ve iflas eden davalılar hakkındaki davaların iş bu davadan tefrikinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davalılar ..., ..., ... ve...vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda ise kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı bu nedenle davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilerek, yazılı gerekçelerle temyiz eden davalılar hakkındaki alacak davasının kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı temyiz eden davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Ancak, yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava terditli olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde ise kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 111/2 maddesi, “Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe, fer’i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda, mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle, bölge adliye mahkemesince, incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise, bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararının eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından kefil olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle kefaletin Kanun’un aradığı şekil şartlarını ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesince ise, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı ancak davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın, genel kredi sözleşmesinin kefalete ilişkin hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, bölge adliye mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve anılan hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olmadığı sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere,bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre, bu durumda, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle, bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre de, bölge adliye mahkemesince, 6098 sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızasının alınmadığı, ancak, davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince hükme dayanak yapılan değişiklik 6455 sayılı Kanun’un 77. maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve anılan Kanun’un 90. maddesiyle, bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı şeklinde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 584/3. maddesinin 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeyi kefil olarak imzalayan davalıların eş rızasının alınmadığı ve 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/3. maddesinin somut olaya uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Asli talep reddedilmeden fer'i talebin hükme bağlanamaması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2921 E. 2019/4998 K.
Ortak:terditli dava · genel işlem koşulu · dava şartı · hak düşürücü süre · Alacak
İncelediğiniz kararda… a ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki «kabul beyanı» nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi «kefil» olarak imzaladıkları, «kefaletlerin» kanunun aradığı «şekil şartlarını» ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL «asıl alacak», 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının «hak düşürücü süre» içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı «terditli» olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya «alacak davası» olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi» ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL «akdi faiz», 4.550.000 TL tazmin olan «teminat» mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi …
… sözleşmenin mülga 818 sayılı Kanun döneminde, birisinin ise 6098 sayılı TBK döneminde akdedildiği, mülga Kanun döneminde akdedilen sözleşmelere 6098 sayılı TBK’nın «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra imzalanan sözleşmede ise genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği, 06.07.2012 tarihinde, yeni yasa döneminde akdedilen sözleşmeye anılan Kanun’un «kefalete» ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefaletlerin eş «rızası» alınmadığı için geçeriz olduğu iddia edilmişse de, davalı şahıslardan Ali Aslan, Hasan Aslan ve Timuçin Devrim Yalı’nın bizzat davalı şirket «yönetim kurulu» başkan ve üyeleri olduğu diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, 28.3.2013 tarihinde değiştirilen 6098 sayılı TBK’nın 584/3 gereğince, bu kişileri yükümlülük altına sokan işlemlerde eş rızasının aranmadığı, davanın «terditli» olarak açılmasında ve «iflas» eden davalılar hakkındaki davaların iş bu davadan «tefrikinde» usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava «terditli» olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde ise «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir.
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde «terditli» olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın «alacak davası» olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş «rızalarının» alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele «kefil» olarak imza attıkları, «kefalet» akdinin TBK’nın 583. maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limiti» bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine «hesap kat» edilerek, nakdi kredinin tahsili «teminat» mektupları nedeniyle «gayri nakdi kredinin» ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden «depo» talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının ... yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 17.435.219,94 TL’nin ...'dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( ... 'dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi», diğer davalılardan ise 912.505,89 TL'sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL'sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte,) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta «hukuki yararı» kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine», dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.
… .., ..., ... vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya «alacak davası» açabileceğinden «terditli» olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın «itirazın iptali davası» olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca «tefrik» kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin «iflas» etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK'da düzenlenen «usul ekonomisi» ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında «hak düşürücü süre» nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde «taleple bağlılık ilkesi» nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 sayılı Kanun'un «genel işlem şartlarına» ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı; 6098 sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye «kefalet», «genel işlem şartları» ve eş «rızası» yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen «genel kredi sözleşmesinde» «kefalet limitinin» gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde göst …
Ancak yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava «terditli» olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde «kredi sözleşmelerinden» kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:adli yardım
Benzer bu kararda1-Davalılar ..., ..., ..., ... vekilinin istinaf aşamasında «adli yardım talebi» kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik «kanun yolu» «harç» ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3214 E. 2020/1219 K.
Ortak:eş rızası · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaYapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesi» bakımından «kefil» olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle «kefaletin» Kanun’un aradığı «şekil şartlarını» ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesince ise, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı ancak davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş «rızası» alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
2-Bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre de, bölge adliye mahkemesince, 6098 sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan «genel kredi sözleşmesini» «kefil» olarak imzalayan davalılarca verilen «kefaletler» bakımından eş rızasının alınmadığı, ancak, davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş «rızası» alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
… a ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki «kabul beyanı» nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi «kefil» olarak imzaladıkları, «kefaletlerin» kanunun aradığı «şekil şartlarını» ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL «asıl alacak», 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının «hak düşürücü süre» içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı «terditli» olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya «alacak davası» olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, «tahsilde tekerrür olmamak kaydı» ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 «temerrüt faizi» ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL «akdi faiz», 4.550.000 TL tazmin olan «teminat» mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, banka ile «dahili» davalı ... arasında 24/05/2011 tarihli 1.000.000,00 TL bedeli Kredi Genel Sözleşmesi imzalandığı, dahili davalı ...’in krediye «kefil» olduğu, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584 maddesinin «kefalet sözleşme» tarihi dikkate alındığında uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/1 maddesine göre, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla «kefil» olabilir; bu «rızanın» sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Bu durumda, davalı ... aleyhine öncelikle davalı banka tarafından «hesap kat ihtarnamesi» gönderilerek icra takibi başlatıldığı, davacının da gönderilen ihtarname ve icra takibine ilişkin ödeme emriyle durumdan haberdar olarak iş bu davayı açtığı gözetilerek, mahkemece icra takip dosyası celp edilmek ve gerekirse banka kayıtları getirtilmek suretiyle hangi «kredi sözleşmesi» sebebiyle hesabın kat edilerek «kefil» davalı ... aleyhine takip başlatıldığı belirlenip, icra takibine konu edilen sözleşme tarihine göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hesap kat ihtarnamesi · kat ihtarnamesi · hesap kat · kefalet sözleşmesi · ihtarname · eksik inceleme · dahili dava · ibraz
Benzer bu karardaBu durumda, davalı ... aleyhine öncelikle davalı banka tarafından «hesap kat ihtarnamesi» gönderilerek icra takibi başlatıldığı, davacının da gönderilen ihtarname ve icra takibine ilişkin ödeme emriyle durumdan haberdar olarak iş bu davayı açtığı gözetilerek, mahkemece icra takip dosyası celp edilmek ve gerekirse banka kayıtları getirtilmek suretiyle hangi «kredi sözleşmesi» sebebiyle hesabın kat edilerek «kefil» davalı ... aleyhine takip başlatıldığı belirlenip, icra takibine konu edilen sözleşme tarihine göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, banka ile «dahili» davalı ... arasında 24/05/2011 tarihli 1.000.000,00 TL bedeli Kredi Genel Sözleşmesi imzalandığı, dahili davalı ...’in krediye «kefil» olduğu, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584 maddesinin «kefalet sözleşme» tarihi dikkate alındığında uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk iki sözleşme 818 sayılı BK döneminde düzenlenmiş olup, sözleşme tarihi itibarıyla «kefalet sözleşmesinde» eşin rızasının bulunması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, bu yöndeki mahkeme kararının gerekçesi yerindedir.
Davalı banka tarafından dosyaya «ibraz» edilen sözleşmelerden bir tanesi ise 6098 sayılı TBK döneminde 30/06/2014 tarihinde imzalanmış olup, yasanın 584/1 maddesi gereğince anılan sözleşmedeki «kefaletin» geçerli olması için eş rızasının alınması gereklidir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2017/4612 E. , 2019/1947 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/01/2017 tarih ve 2014/121 E. - 2017/35 K. sayılı kararın davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince verilen 06/07/2017 tarih ve 2017/358-2017/355 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar ..., ..., ..., ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile Alfa Petrol ve Kimyevi Ürünleri Depoculuk Ticaret A.Ş. arasında imzalanan 5 adet genel kredi sözleşmesine, davalıların kefil olarak imza attıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 9 adet olmak üzere toplam 4.573.977,40 TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, asıl borçlunun borcunu ödememesi sebebiyle müvekkili tarafından Beyoğlu 40. Noterliğinin 04/02/2013 tarih 05083 yevmiye numaralı kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, ihtarnameye rağmen asıl borçlu ve davalılar tarafından borcun ödenmemesi üzerine başlattıkları takibin itiraz üzerine durduğunu, akabinde, vaki itirazın kesin olarak kaldırılması için İcra Mahkemesi nezdinde açtıkları davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, terditli talepte bulunmuş, öncelikle, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptalini ve asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatın davalılardan tahsilini, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise, 5.631.544,34 TL’nın kat ihtarnamesinin tarihi olan 04/02/2013 tarihinden itibaren temerrüt faizi (yıllık % 40) ile birlikte davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, itirazın iptali davasının 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar vekili, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, takip hukukuna ilişkin tipik bir dava olan itirazın iptali davasının alacak davasıyla birlikte terditli olarak açılamayacağını, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin müvekkilleri aleyhine şartlar içeren hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde hükümler olması hasebiyle geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalılardan ... yargılama sırasında verdiği dilekçeyle davayı kabul ettiğini bildirdiğinden, bu davalı hakkındaki davanın vaki kabul beyanı nedeniyle kabulüne karar vermek gerektiği, kredi borçlusu olan şirket ile davacı banka arasında 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi akdediliği, davalıların ise, bu sözleşmeyi kefil olarak imzaladıkları, kefaletlerin kanunun aradığı şekil şartlarını ihtiva etmekle geçerli olduklarını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden borçlu şirkete kullandırılan nakdi krediler sebebiyle davacı bankanın, davalılardan, 4/2/2013 kat tarihi itibariyle 1.000.000 TL asıl alacak, 20.081,09 TL faiz ve fer'ileri üzerinden toplam 1.020.081,09 TL alacaklı olduğu, gayri nakdi krediler sebebiyle talep edilebilecek toplam alacağın ise toplam 4.550.000 TL olduğu, davacı yanın takibe itirazı 05/4/2013 tarihinde öğrendiği, bu itibarla itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı ancak, davacı yanın davayı terditli olarak açtığı, itirazın iptali talebinin kabul edilmemesi halinde davaya alacak davası olarak devam edilmesini talep ettiği, bu nedenle davaya alacak davası olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın ...
yönünden kabulüne, diğer davalılar yönündün ise kısmen kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile, 5.631.544,34 TL’nın 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerrüt faizi ile birlikte ... 'dan, diğer davalılar açısından ise, 5.575.592,36 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( 1.020.081,09 TL asıl alacak, 5.511,27 TL akdi faiz, 4.550.000 TL tazmin olan teminat mektupları bedeli olmak üzere toplam 5.575.592,36 TL ) bu miktarın 3.575.592,36 TL'sinin takip tarihi olan 13/02/2013 geri kalan 2.000.000 TL’sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı, davalılar ..., ..., ... ve...vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasında akdedilen 4 sözleşmenin mülga 818 sayılı Kanun döneminde, birisinin ise 6098 sayılı TBK döneminde akdedildiği, mülga Kanun döneminde akdedilen sözleşmelere 6098 sayılı TBK’nın genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra imzalanan sözleşmede ise genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği, 06.07.2012 tarihinde, yeni yasa döneminde akdedilen sözleşmeye anılan Kanun’un kefalete ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefaletlerin eş rızası alınmadığı için geçeriz olduğu iddia edilmişse de, davalı şahıslardan Ali Aslan, Hasan Aslan ve Timuçin Devrim Yalı’nın bizzat davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyeleri olduğu diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, 28.3.2013 tarihinde değiştirilen 6098 sayılı TBK’nın 584/3 gereğince, bu kişileri yükümlülük altına sokan işlemlerde eş rızasının aranmadığı, davanın terditli olarak açılmasında ve iflas eden davalılar hakkındaki davaların iş bu davadan tefrikinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davalılar ..., ..., ... ve...vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda ise kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı bu nedenle davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilerek, yazılı gerekçelerle temyiz eden davalılar hakkındaki alacak davasının kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı temyiz eden davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Ancak, yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava terditli olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde ise kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 111/2 maddesi, “Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe, fer’i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda, mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle, bölge adliye mahkemesince, incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise, bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararının eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir.
Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından kefil olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle kefaletin Kanun’un aradığı şekil şartlarını ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesince ise, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı ancak davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın, genel kredi sözleşmesinin kefalete ilişkin hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, bölge adliye mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve anılan hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olmadığı sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere,bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre, bu durumda, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle, bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre de, bölge adliye mahkemesince, 6098 sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızasının alınmadığı, ancak, davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince, şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince hükme dayanak yapılan değişiklik 6455 sayılı Kanun’un 77. maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve anılan Kanun’un 90.
maddesiyle, bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı şeklinde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 584/3. maddesinin 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeyi kefil olarak imzalayan davalıların eş rızasının alınmadığı ve 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/3. maddesinin somut olaya uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ... ve...vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 11/03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/504027700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz