İtirazın İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/3166 E. 2019/4784 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
delillerin toplanıp değerlendirilmemesi↗ hmk 357↗ poliçe özel şartı↗ amortisman↗ birim fiyat↗ sigorta teminatı kapsamı↗ dosyanın gönderilmesi↗ alt taşıyıcı↗ eksper raporu↗ cmr konvansiyonu↗ özel dava şartı↗ delillerin toplanmaması↗ sigorta teminatı↗ kıyasen uygulama↗ ihtisas mahkemesi↗ cmr↗ navlun↗ teminat kapsamı↗ münhasırlık↗ taşıyıcı↗ kâr payı↗ yetki↗ fatura↗ icra inkar tazminatı↗ taşıyan↗ inkar tazminatı↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ hasar↗ eksik inceleme↗ avans faizi↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden poliçe özel şartı uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların teminat kapsamına alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle hasarın sigorta teminatı kapsamında olmadığı, asıl ve alt taşıyıcı diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, navlun ve sigorta amortisman payı bulunmadığından bilirkişi tarafından fatura birim fiyatının hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre hükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli ihtisasa sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların hasarın hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, ekspertiz raporu ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK’nın 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E. -2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın HMK’nın 353/1.a maddesi gereğince kesin olarak verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararları, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, uluslar arası kara taşıması esnasında taşınan emtiada meydana gelen hasarın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulması üzerine, dosyanın gönderildiği Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, “davalı taşıyan şirketlerin, hasarın davacının hatalı istiflemesi sonucu oluştuğu yolundaki savunma ve delilleri incelenmeksizin hüküm kurulduğu, saptanan eksikliğin HMK'da 'dar istinaf sistemi'nin benimsenmiş olması nedeniyle istinaf aşamasında ikmal edilemeyeceği” şeklindeki gerekçe ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “kesin” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar da süresi içerisinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bu durumda, HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi çerçevesinde, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka söyleyişle, HMK'nın 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, öncelikle, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise bölge adliye mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur. Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.
Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.
Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davacı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- (1) nolu bentte yazılı nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/5067 E. 2020/2780 K.
Ortak:dosyanın gönderilmesi · kıyasen uygulama · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Benzer bu karardaAnılan bu düzenlemenin eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» Bölge Adliye Mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, İlk Derece Mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu karar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:delil niteliği · istinaf başvurusunun reddi · bilirkişi raporuna itiraz · kefalet · protokol · ıslah · yasal faiz · zamanaşımı
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında düzenlenilen «protokole» ilişkin ödemelerin periyodik olarak yapıldığı ve sözleşmeden kaynaklanan alacak için «zamanaşımı» süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacının şahsi «kefaleti» için davalı şirketin borcuna istinaden 60.695,00 TL"yi kendi şahsı adına yatırdığına ilişkin olarak düzenlenilen kök rapor ve ek raporların hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketin usulüne uygun tutulan «defterlerinde» ödemenin şirket hesaplarından yapıldığına dair kayıtların bulunması, davacının sunduğu dekontlarda ise, ödemenin «kefalet» nedeni ile davacı tarafından yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmaması karşısında davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğun ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulmuştur».
… eğerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken, ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4252 E. 2020/2311 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kıyasen uygulama · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Karara karşı davalı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “«kesin»” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine ka …
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:delil niteliği · kâr kaybı · iltibas
Benzer bu kararda… kümsüzlüğü istenilen markaların 2012 yılında tescil edildikleri gözetildiğinde, tescil tarihinden 3 yıl sonra açılan işbu davada, davacının sessiz kalma yoluyla hak «kaybına» uğradığının söylenemeyeceği, uyuşmazlığın davacıya ait 94/008603 sayılı marka ile davalıya ait dava konusu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve «iltibas» tehlikesi bulunup bulunmadığı tespit edilerek çözümlenmesi gerektiği, davaya dayanak davacının 2013/96334 sayılı markası hükümsüzlüğü istenilen markalardan sonraki …
… kişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının markaları ile davacının 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli markası arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak «iltibas» oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, ancak davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markanın Almanya'da ve diğer ülkelerde tescil tarihinin eski oluşu ile Türkiye' …
… azlığın çözümünde anılan dava sonunda verilecek olan kararın kesinleşmesinin beklenilmesinin gerekli olduğu, bu dava dosyasının iş bu dava yönünden esasa etkili bir «delil niteliğinde» olduğu, Ankara 4.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4890 E. 2020/172 K.
Ortak:delillerin toplanıp değerlendirilmemesi · delillerin toplanmaması · münhasırlık · kâr payı · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden «poliçe özel şartı» uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların «teminat kapsamına» alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» olmadığı, asıl ve «alt taşıyıcı» diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, «navlun» ve sigorta «amortisman» «payı» bulunmadığından bilirkişi tarafından «fatura» «birim fiyatının» hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, alacak likit olmadığından «icra inkar tazminatı» talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaZira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine «kesin» olarak karar vermişse de; bu karar HMK.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:acentelik · ihtar · ihtarname · temerrüt · husumet
Benzer bu kararda… toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacıyı sistem hakkında bilgilendirildiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından bireysel emeklilik katılım «payı» olarak davalı şirket «acentesi» hesabına 200.000,00 TL gönderildiği, davalıya «husumet» yöneltilebileceği, davacı «ihtarına» davalı tarafından 08/07/2014 tarihli «ihtarname» ile cevap verilmiş olmakla «temerrütün» bu tarihte gerçekleştiği, davalı vekili tarafından sunulan hesap hareketleri ile Garanti Bankasından gönderilen cevabın farklı olduğu bu sebeble fotokopiye itibar …
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15080 E. 2015/2819 K.
Ortak:ihtisas mahkemesi · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · hasar · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaMahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden «poliçe özel şartı» uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların «teminat kapsamına» alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» olmadığı, asıl ve «alt taşıyıcı» diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, «navlun» ve sigorta «amortisman» «payı» bulunmadığından bilirkişi tarafından «fatura» «birim fiyatının» hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, alacak likit olmadığından «icra inkar tazminatı» talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
… ükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli «ihtisasa» sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların «hasarın» hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, «ekspertiz raporu» ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK’nın 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E. -2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
1-Dava, uluslar arası kara taşıması esnasında taşınan emtiada meydana gelen «hasarın» tazmini istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, «hasarın» meydana gelme nedeni ve tarafların «kusur» durumu konusunda aralarında soğutma konusunda uzman bilirkişinin de bulunacağı yeterli «ihtisasa» sahip bilirkişi heyetinden «denetime elverişli bilirkişi raporu» alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeyle» «bilirkişi raporları arasındaki çelişki» giderilmeksizin hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamı nazara alınarak, zararın meydana gelmesinde davalı şirketin %100 kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile icra takibine vaki itirazın iptaline, asıl alacağa işletilecek %6 faiz üzerinden takibin devamına, alacak miktarı yargılamayı gerektirdiğinden, davacının «icra inkar tazminatı» taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişli bilirkişi raporu · bilirkişi raporları arasında çelişki · denetime elverişlilik · taşıma sözleşmesi · kusur · e-defter
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, «hasarın» meydana gelme nedeni ve tarafların «kusur» durumu konusunda aralarında soğutma konusunda uzman bilirkişinin de bulunacağı yeterli «ihtisasa» sahip bilirkişi heyetinden «denetime elverişli bilirkişi raporu» alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeyle» «bilirkişi raporları arasındaki çelişki» giderilmeksizin hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Dava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan tazminatın tahsili amacıyla davalı aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
1- Davacının katılma yoluyla ilettiği temyiz dilekçesinin temyiz «defterine» kaydedilmediği ve temyiz harcının da yatırılmadığı, bu durumda süresinde usulünce yapılmış temyiz istemi bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz isteminin HUMK'nın 432/4'üncü maddesi uyarınca, süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/3166 E. , 2019/4784 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10/02/2017 tarih ve 2014/1753 E. - 2017/196 K. sayılı kararın davalılar Sağlam Uluslararası Taşımacılık Ltd. Şti. ve Transbatur Mil. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 03/11/2017 tarih ve 2017/1286 E. - 2017/1171 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin İtalya menşeli bir şirket ile yapmış olduğu ticari satış sözleşmesi kapsamında satışa konu “kiraz” meyvelerinin davalılardan Sağlam Uluslararası Taş. Ltd. Şti. asıl taşıyıcı, davalı Transbatur Mil. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. alt taşıyıcı olduğu halde taşındığını, diğer davalı Ak Sigorta A.Ş.'nin ise emtia nakliyat sigortası ile sigortaladığını, ürünlerin belli bir derece sıcaklıkta taşınması gerektiğini, ancak nakliye aracında yer alan termoking cihazındaki arıza nedeni ile ürünlerin donarak zarar gördüğünü, zararın tazmini için davalılar aleyhine yapılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek davalıların itirazının iptali ile % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı şirketler vekili, CMR 17/II ve 17/IV-c maddeleri uyarınca müvekkili şirketlerin sorumlu tutulamayacağını, zararın termoking cihazının arızasından kaynaklanmadığını, hatalı istiflemeden kaynaklandığını, taşınan meyvelerin yalnızca % 20’sinin hasara uğradığını, zararın CMR hükümleri gereğince hesaplanması gerekip Konvansiyonu 27. maddesi gereğince % 5 oranında faiz talep edilebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı sigorta şirketi vekili, davacının talebinin poliçe özel şartlarından olan soğutma ve havalandırma aygıtlarında 24 saatlik arıza klozu uyarınca teminat kapsamı dışında olduğunu, soğutma ünitesinde bir hasarın bulunmadığının, emtiadaki hasarın olmasıgerekenden daha düşük sıcaklıkta taşımadan kaynaklandığının ekspertiz raporuyla tespit edildiğini, ayrıca talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden poliçe özel şartı uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların teminat kapsamına alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle hasarın sigorta teminatı kapsamında olmadığı, asıl ve alt taşıyıcı diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, navlun ve sigorta amortisman payı bulunmadığından bilirkişi tarafından fatura birim fiyatının hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23.
maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre hükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli ihtisasa sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların hasarın hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, ekspertiz raporu ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK’nın 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E.
-2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın HMK’nın 353/1.a maddesi gereğince kesin olarak verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararları, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, uluslar arası kara taşıması esnasında taşınan emtiada meydana gelen hasarın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulması üzerine, dosyanın gönderildiği Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, “davalı taşıyan şirketlerin, hasarın davacının hatalı istiflemesi sonucu oluştuğu yolundaki savunma ve delilleri incelenmeksizin hüküm kurulduğu, saptanan eksikliğin HMK'da 'dar istinaf sistemi'nin benimsenmiş olması nedeniyle istinaf aşamasında ikmal edilemeyeceği” şeklindeki gerekçe ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “kesin” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar da süresi içerisinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bu durumda, HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi çerçevesinde, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka söyleyişle, HMK'nın 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, öncelikle, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise bölge adliye mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.
Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir.
Aynı kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.
Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davacı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- (1) nolu bentte yazılı nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 12.03.2018 tarihli davacı vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin bölge adliye mahkemesince verilen asıl karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 03.11.2017 tarih, 2017/1286 E.-2017/1171 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/514355200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz