Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/4252 E. 2020/2311 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
delillerin toplanıp değerlendirilmemesi↗ hmk 357↗ delil niteliği↗ delillerin toplanmaması↗ kıyasen uygulama↗ münhasırlık↗ kâr kaybı↗ yetki↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ eksik inceleme↗ fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi↗ iltibas↗ hmk 353(1)b-2↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının markaları ile davacının 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli markası arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, ancak davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markanın Almanya'da ve diğer ülkelerde tescil tarihinin eski oluşu ile Türkiye'de de tescilinden daha eski tarihlerde kullanılması karşısında davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesinin haksızlığa yol açabileceği ve Paris Sözleşmesinin ruhuna uygun olmayacağı, davalı tarafın “SPECK” ibareli markayı davacının tescil başvurusundan çok önce Türkiye'de yaygın olarak kullandığı, davalı lehine 556 sayılı KHK 8/3 ve 6769 sayılı Kanunun 6/3 maddelerindeki önceye dayalı kullanım hakkı oluştuğundan davacı açısından 556 sayılı KHK 8. ve 42. maddesi ile 6769 sayılı kanunun 6 ve 25. maddesindeki hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, kural olarak tescille marka koruması sağlanmakla birlikte 556 sayılı KHK 8/3 maddesinde sayılan koşullarda, tescilsiz markalara koruma sağlandığı, 8/3 maddesi hükmünün sadece yapılan bir başvuruya itiraz hakkı verdiği, eskiden beri bir markanın tescilsiz biçimde kullanılmasının markayı kullanan kişiye benzer bir markanın bulunmasına rağmen tescil hakkı sağlamayacağı, davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markaların Almanya'da ve diğer ülkelerde davacının dayanak markasından daha önce tescilli olmasının davalıya söz konusu markasını Türkiye'de tescil hakkı sağlamayacağı, böyle bir kabulün markaların ülkeselliği ilkesine aykırı olduğu, hükümsüzlüğü istenilen markaların 2012 yılında tescil edildikleri gözetildiğinde, tescil tarihinden 3 yıl sonra açılan işbu davada, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının söylenemeyeceği, uyuşmazlığın davacıya ait 94/008603 sayılı marka ile davalıya ait dava konusu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı tespit edilerek çözümlenmesi gerektiği, davaya dayanak davacının 2013/96334 sayılı markası hükümsüzlüğü istenilen markalardan sonraki tarihli olduğundan 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında davacıya bir hak sağlamayacağı, davacının davasına dayanak yaptığı 94/008603 sayılı markasının kullanmama nedeniyle iptali ve 556 sayılı KHK'nın 7/1-b, 8/1-b 8/3, 8/5, 35, 42/1-b maddeleri uyarınca da hükümsüzlüğü talebi ile davalı tarafından davacıya karşı dava açılmış olup, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nin 2014/523 Esas sayılı dosyasında görülen davada verilen karar henüz kesinleşmediği, 556 sayılı KHK'nın 44. maddesi uyarınca markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, bu kararın sonuçları geçmişe etkili olacağından söz konusu hükümsüzlük davası sonucunda verilecek kararın bu davayı da etkileyeceğinin kabulü gerektiği, somut uyuşmazlığın çözümünde anılan dava sonunda verilecek olan kararın kesinleşmesinin beklenilmesinin gerekli olduğu, bu dava dosyasının iş bu dava yönünden esasa etkili bir delil niteliğinde olduğu, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2014/523 Esas sayılı dava dosyasının kesinleşmesinden sonra delillerin yeniden değerlendirilerek yeni bir karar verilmesi gerektiğinden davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın kesin olarak verilmiş olduğu gerekçesi ile temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “kesin” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar da süresi içerisinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Bu durumda, HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanunun 346/2. maddesi çerçevesinde, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka söyleyişle, HMK'nın 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, öncelikle, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise Bölge Adliye Mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.
Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup, mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı Kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.
Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davalı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- (1) no'lu bentte yazılı nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, sonucunun beklenilmesi gerektiği belirtilen Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2014/523 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilip eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, kararın yazılı gerekçe ile kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4890 E. 2020/172 K.
Ortak:delillerin toplanıp değerlendirilmemesi · delillerin toplanmaması · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın «kesin» olarak verilmiş olduğu gerekçesi ile temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaZira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine «kesin» olarak karar vermişse de; bu karar HMK.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:acentelik · ihtar · kâr payı · ihtarname · temerrüt · husumet
Benzer bu kararda… toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacıyı sistem hakkında bilgilendirildiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından bireysel emeklilik katılım «payı» olarak davalı şirket «acentesi» hesabına 200.000,00 TL gönderildiği, davalıya «husumet» yöneltilebileceği, davacı «ihtarına» davalı tarafından 08/07/2014 tarihli «ihtarname» ile cevap verilmiş olmakla «temerrütün» bu tarihte gerçekleştiği, davalı vekili tarafından sunulan hesap hareketleri ile Garanti Bankasından gönderilen cevabın farklı olduğu bu sebeble fotokopiye itibar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/5067 E. 2020/2780 K.
Ortak:delil niteliği · kıyasen uygulama · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “«kesin»” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine ka …
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Benzer bu karardaAnılan bu düzenlemenin eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» Bölge Adliye Mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, İlk Derece Mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu karar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketin usulüne uygun tutulan «defterlerinde» ödemenin şirket hesaplarından yapıldığına dair kayıtların bulunması, davacının sunduğu dekontlarda ise, ödemenin «kefalet» nedeni ile davacı tarafından yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmaması karşısında davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğun ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf başvurusunun reddi · bilirkişi raporuna itiraz · kefalet · protokol · ıslah · yasal faiz · zamanaşımı · e-defter
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında düzenlenilen «protokole» ilişkin ödemelerin periyodik olarak yapıldığı ve sözleşmeden kaynaklanan alacak için «zamanaşımı» süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacının şahsi «kefaleti» için davalı şirketin borcuna istinaden 60.695,00 TL"yi kendi şahsı adına yatırdığına ilişkin olarak düzenlenilen kök rapor ve ek raporların hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketin usulüne uygun tutulan «defterlerinde» ödemenin şirket hesaplarından yapıldığına dair kayıtların bulunması, davacının sunduğu dekontlarda ise, ödemenin «kefalet» nedeni ile davacı tarafından yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmaması karşısında davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğun ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulmuştur».
… eğerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken, ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3166 E. 2019/4784 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kıyasen uygulama · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “«kesin»” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine ka …
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Karara karşı davalı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:poliçe özel şartı · amortisman · birim fiyat · sigorta teminatı kapsamı · dosyanın gönderilmesi · alt taşıyıcı · eksper raporu · özel dava şartı
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden «poliçe özel şartı» uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların «teminat kapsamına» alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» olmadığı, asıl ve «alt taşıyıcı» diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, «navlun» ve sigorta «amortisman» «payı» bulunmadığından bilirkişi tarafından «fatura» «birim fiyatının» hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, alacak likit olmadığından «icra inkar tazminatı» talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
… ükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli «ihtisasa» sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların «hasarın» hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, «ekspertiz raporu» ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK’nın 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E. -2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/4226 E. 2019/6133 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müktesep hak · iptal davası · ıslah · dahili dava
Benzer bu karardaDavaya konu, 2015-M-73 sayılı TPMK YİDK karar tarihi ile işbu dava tarihinden önce, davacı tarafın, davalı şirket aleyhine, 94/008603 başvuru numaralı markanın, kullanmama nedeniyle «iptali davası» açılmış, talep, 556 sayılı KHK'nın 7/1-b, 8/1-b 8/3, 8/5, 35, 42/1-b maddeleri nedeniyle hükümsüzlük istemleri de «dahil» edilerek «ıslah» edilmiştir.
1- Dava, davalı marka başvurusuna itirazın reddine dair Kurum YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, davalı tarafın daha önceden tescilli olan 94/008603 başvuru, 155682 tescil numaralı “SPECK” ibareli markasının dava konusu marka yönünden «müktesep hak» tescil ettiği gerekçesiyle davanın kısmen reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1313 E. 2024/100 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… kişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının markaları ile davacının 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli markası arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak «iltibas» oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, ancak davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markanın Almanya'da ve diğer ülkelerde tescil tarihinin eski oluşu ile Türkiye' …
… kümsüzlüğü istenilen markaların 2012 yılında tescil edildikleri gözetildiğinde, tescil tarihinden 3 yıl sonra açılan işbu davada, davacının sessiz kalma yoluyla hak «kaybına» uğradığının söylenemeyeceği, uyuşmazlığın davacıya ait 94/008603 sayılı marka ile davalıya ait dava konusu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve «iltibas» tehlikesi bulunup bulunmadığı tespit edilerek çözümlenmesi gerektiği, davaya dayanak davacının 2013/96334 sayılı markası hükümsüzlüğü istenilen markalardan sonraki …
Benzer bu karardaDavalı şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 94/008603 sayılı "SPECK" ibareli markası nedeniyle «kazanılmış hak» sahibi olduğunu, müvekkilinin başvurusunda yer ... mallar ile davacı markalarının tescilli olduğu sınıflardaki emtianın ilişkilendirilebilir olmadığını, dolayısıyla markalar arasında «iltibas» ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ... ve öncelikli hak sahibinin kendisi olduğunu, markayı aralıksız kullandığını, davalının kullanımının marka haklarını ihlal edeceğini, kazanılmış hakkının bulunduğunu, «iltibasa» neden olacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:bekletici mesele · kazanılmış hak · ticaret unvanı
Benzer bu kararda… PECK PUMPEN SPECK+şekil" ibareli markalarının bulunduğunu, davalı şirketin müvekkilinin markalarının aynısı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri ve aynı zamanda «ticaret unvanını» oluşturan “SPECK” ibaresini, 14.05.2013 tarih ve 2013/96334 başvuru numarası ile adına tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, bu başvuruya müvekkilinin itira …
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 94/008603 sayılı "SPECK" ibareli markası nedeniyle «kazanılmış hak» sahibi olduğunu, müvekkilinin başvurusunda yer ... mallar ile davacı markalarının tescilli olduğu sınıflardaki emtianın ilişkilendirilebilir olmadığını, dolayısıyla markalar arasında «iltibas» ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 15.12.2022 tarih, 2021/166 E. ve 2022/428 K. sayılı kararı ile «bekletici mesele» yapılan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2290 E. 2019/6162 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “«kesin»” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine ka …
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davacı vakfın «marka hakkına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» bulunmadığı sonucuna varılmış, bu nedenle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zımni rıza · dosyanın gönderilmesi · mutabakat · eş rızası · marka hakkına tecavüz · uyuşmazlık konusu · kâr dağıtımı · protokol
Benzer bu karardaTicaret A.Ş.'nin uyuşmazlık tarihinde henüz kurulmamış olduğu, 2012 yılı Mart, Nisan aylarında, davacı vakfın başkanı ile ... arasında yapılan sözlü bir «mutabakat» ile Doğtat markalı reçel ambalajlarında davacının marka ve sloganının kullanımı uygun görülerek davacı vakfa ait internet sitesinde reçel tanıtımının yapılmaya başlandığı, ancak, davacı Vakıf Başkanınca, davalı firma yetkilisine 17/08/2012 tarihinde gönderilen mail ile Bakanlıktan kaynaklanan herhangi bir hukuki sıkıntının yaşanmaması açısından vakıf ile «protokol» yapılmadan vakfa ait logo ve diğer materyallerin kullanılmamasının bildirildiği, taraflar arasındaki ilişkinin bu mail sonrasında devam ettiği, birleşen dosyanın davalısı şirketçe, dava tarihinde davacı markasının kullanımına devam edildiği, taraflar arasındaki ilişkinin 2013 yılında ve 2014 yılının ilk aylarında bile devam ettiği, bu nedenle taraflar arasında zımni bir anlaşmanın varlığı ile davalı şirketlerin kullanımının bu anlaşma kapsamında, marka sahibinin «zımni rızası» ile yapılmış bir marka kullanımı olarak değerlendirilmesinin gerektiği, bu nedenle davalı şirketlerce davacı vakfın markasından doğan haklarına tecavüz edilmediği, «uyuşmazlık konusu» ürünlerin üretici firmasının davalılardan Hanımeli Meyiş Gıda Üretim ve Dış Ticaret Ltd.
22/05/2013 tarihinde kurulmuş da olsa taraflar arasındaki önceki tarihli maillerin de uyuşmazlıkla ve davalı şirketle ilgili olduğu ve bu nedenle ihtilafta dikkate alınması gerektiği, davacının «zımni rızası» nedeniyle davalı firmaların kullanımının 6102 sayılı TTK kapsamında «haksız rekabet» oluşturmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davacı vakfın «marka hakkına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» bulunmadığı sonucuna varılmış, bu nedenle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.
Şti., «dağıtıcı» firmasının ise davalılardan Doğtat Gıda Üretim ve San.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/4252 E. , 2020/2311 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/12/2017 tarih ve 2015/252 E. - 2017/494 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 21/12/2018 tarih ve 2018/589 E- 2018/1332 K. sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ...
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının 2010/77735 sayılı “SPECK PUMPEN SPECK+ŞEKİL” ve 2010/77643 sayılı “SPECK” ibareli markalarının 11. sınıfta adına tescil edilmesi için TPMK’ya başvurusunda bulunduğunu, TPMK tarafından davalıya ait başvuruların müvekkiline ait 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli marka ile 556 sayılı KHK 7/1-b uyarınca benzer bulunarak başvuru kapsamından bir kısım emtiaların çıkartılarak tescil edildiğini, dava konusu “SPECK” esas unsurlu markalar ile müvekkiline ait “SPECK” ibareli markaların 556 sayılı KHK 8. maddesine göre benzer olduklarını, hem “SPECK” ibaresinin hem de şeklinin davalıya ait markalarda aynen yer aldığını, bu anlamda markaların birebir aynı bulunduğunu, davalı yana ait markada yer alan “PUMPEN” ibaresinin Almanca'da pompa anlamına geldiğini ve tanımlayıcı bir ibare olduğunu, taraf markalarının içerdikleri sınıfların da benzer bulunduğunu, tarafların faaliyette bulunduğu alanların aynı olduğunu ve internette emtiaların aynı sitelerde satıldığını, ilgili mal ve hizmetlerin kullanım amacının, kullanım alanlarının benzer olduğunu, herhangi bir sulama sistemleri satan mağazada tüm ürünlerin aynı anda aynı raflarda satıldığını, ortalama tüketicinin markaları karıştırabileceğini, ürünlerin nihai tüketicilerinin aynı olduğunu, bu durumda emtiaların benzerliğinin kabulünün gerektiğini, davalı yana ait markanın hükümsüz kılınmaması halinde, müvekkili tarafından verilen lisans hakkına istinaden davalı yanca kullanıldığı veya emtiaların müvekkili tarafından üretildiği intibaının oluşacağını ve davalının bu durumdan haksız kazanç sağlayacağını, markanın gerçek hak sahibinin de müvekkili olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli 2010/77735 ve 2010/77643 sayılı markaların müvekkiline ait 94/008603 ve 2013/96334 sayılı markalar ile iltibas yaratması sebebiyle hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarına mesnet 94/008603 sayılı “SPECK” ibareli marka ile ilgili 556 sayılı KHK 14. maddesi uyarınca beş yıl boyunca işlevine uygun şekilde kullanılmaması gerekçesiyle iptal davası açtıklarını, davacının müvekkili markalarından daha sonraki tarihte tescil edilen 2013/96334 nolu markasına karşı da hükümsüzlük davası açtıklarını, anılan davaların işbu davada bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkilinin merkezi Almanya'da bulunan 1907 yılından beri pompa ve pompaların uygulanması için gerekli pompa araçlarını üreten köklü bir firma olduğunu, “SPECK” ve “SPECK PUMPEN SPECK+ŞEKİL” ibareli markalı ürünlerini Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere Türkiye dahil birçok ülkede satışa arz ettiklerini, bu markalar ile ulusal ve uluslararası alanda tanınmış hale geldiklerini, 1987 yılından bu yana “SPECK” markalı ürünleri Türkiye'de bağlı şirketi aracılığıyla piyasaya sürdüğünü, markaların 1907 yılından bu yana aralıksız markanın kullanıldığını, müvekkilinin davacı markalarına kıyasla öncelik hakkını haiz olduğunu, müvekkili şirketin dava konusu markanın gerçek sahibi bulunduğunu, davacının 2013/96334 sayılı markasının müvekkilinin 2010/77735 ve 2010/77643 sayılı markalarından sonra tescil edildiğini, bu nedenle işbu davada nazara alınmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın davaya konu marka tescillerinde kötü niyetli olduğunu, müvekkil şirketin 1987 yılından bu yana Türkiye'de bu ürünleri piyasaya arz ettiğini bilmesine rağmen müvekkili şirket üzerinde baskı oluşturmak amacıyla iş bu davayı ikame ettiğini, davacının amacının müvekkilinin tanınmış hale getirdiği markanın itibarından kötü niyetle faydalanmak olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının markaları ile davacının 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli markası arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak iltibas oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, ancak davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markanın Almanya'da ve diğer ülkelerde tescil tarihinin eski oluşu ile Türkiye'de de tescilinden daha eski tarihlerde kullanılması karşısında davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesinin haksızlığa yol açabileceği ve Paris Sözleşmesinin ruhuna uygun olmayacağı, davalı tarafın “SPECK” ibareli markayı davacının tescil başvurusundan çok önce Türkiye'de yaygın olarak kullandığı, davalı lehine 556 sayılı KHK 8/3 ve 6769 sayılı Kanunun 6/3 maddelerindeki önceye dayalı kullanım hakkı oluştuğundan davacı açısından 556 sayılı KHK 8.
ve 42. maddesi ile 6769 sayılı kanunun 6 ve 25. maddesindeki hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, kural olarak tescille marka koruması sağlanmakla birlikte 556 sayılı KHK 8/3 maddesinde sayılan koşullarda, tescilsiz markalara koruma sağlandığı, 8/3 maddesi hükmünün sadece yapılan bir başvuruya itiraz hakkı verdiği, eskiden beri bir markanın tescilsiz biçimde kullanılmasının markayı kullanan kişiye benzer bir markanın bulunmasına rağmen tescil hakkı sağlamayacağı, davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markaların Almanya'da ve diğer ülkelerde davacının dayanak markasından daha önce tescilli olmasının davalıya söz konusu markasını Türkiye'de tescil hakkı sağlamayacağı, böyle bir kabulün markaların ülkeselliği ilkesine aykırı olduğu, hükümsüzlüğü istenilen markaların 2012 yılında tescil edildikleri gözetildiğinde, tescil tarihinden 3 yıl sonra açılan işbu davada, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının söylenemeyeceği, uyuşmazlığın davacıya ait 94/008603 sayılı marka ile davalıya ait dava konusu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı tespit edilerek çözümlenmesi gerektiği, davaya dayanak davacının 2013/96334 sayılı markası hükümsüzlüğü istenilen markalardan sonraki tarihli olduğundan 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında davacıya bir hak sağlamayacağı, davacının davasına dayanak yaptığı 94/008603 sayılı markasının kullanmama nedeniyle iptali ve 556 sayılı KHK'nın 7/1-b, 8/1-b 8/3, 8/5, 35, 42/1-b maddeleri uyarınca da hükümsüzlüğü talebi ile davalı tarafından davacıya karşı dava açılmış olup, Ankara 4.
Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nin 2014/523 Esas sayılı dosyasında görülen davada verilen karar henüz kesinleşmediği, 556 sayılı KHK'nın 44. maddesi uyarınca markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, bu kararın sonuçları geçmişe etkili olacağından söz konusu hükümsüzlük davası sonucunda verilecek kararın bu davayı da etkileyeceğinin kabulü gerektiği, somut uyuşmazlığın çözümünde anılan dava sonunda verilecek olan kararın kesinleşmesinin beklenilmesinin gerekli olduğu, bu dava dosyasının iş bu dava yönünden esasa etkili bir delil niteliğinde olduğu, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2014/523 Esas sayılı dava dosyasının kesinleşmesinden sonra delillerin yeniden değerlendirilerek yeni bir karar verilmesi gerektiğinden davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, HMK’nın 353/1-a-6.
maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın kesin olarak verilmiş olduğu gerekçesi ile temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “kesin” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar da süresi içerisinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Bu durumda, HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanunun 346/2. maddesi çerçevesinde, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka söyleyişle, HMK'nın 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, öncelikle, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise Bölge Adliye Mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.
Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup, mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir.
Aynı Kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.
Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davalı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- (1) no'lu bentte yazılı nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, sonucunun beklenilmesi gerektiği belirtilen Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2014/523 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilip eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, kararın yazılı gerekçe ile kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21/08/2019 tarihli davalı vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA; (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen asıl karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21/12/2018 tarih, 2018/589 E.-2018/1332 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 03/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/587449900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz