Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/4890 E. 2020/172 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
delillerin toplanıp değerlendirilmemesi↗ hmk 357↗ delillerin toplanmaması↗ münhasırlık↗ acentelik↗ garantörlük↗ ihtar↗ kâr payı↗ yetki↗ ihtarname↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗ hmk 353(1)b-2↗ kesin hüküm↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacıyı sistem hakkında bilgilendirildiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından bireysel emeklilik katılım payı olarak davalı şirket acentesi hesabına 200.000,00 TL gönderildiği, davalıya husumet yöneltilebileceği, davacı ihtarına davalı tarafından 08/07/2014 tarihli ihtarname ile cevap verilmiş olmakla temerrütün bu tarihte gerçekleştiği, davalı vekili tarafından sunulan hesap hareketleri ile Garanti Bankasından gönderilen cevabın farklı olduğu bu sebeble fotokopiye itibar edilmediği ve davalının sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkesi kararının kaldırılmasıyla davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararıyla davacının temyiz isteminin reddine dair karar ana kararla birlikte davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kesin kararına karşı HMK'nın 346/1 maddesi uyarınca davacı vekilinin temyiz talebinin reddi yönündeki ek kararı yerinde görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Zira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının delillerin toplanıp değerlendirilmemesi kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine kesin olarak karar vermişse de; bu karar HMK. 362. maddesi kapsamında sayılan temyiz edilemeyen kararlardan değildir. Bölge adliye mahkemesinin ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının delillerin toplanıp değerlendirilmemesi kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Şöyle ki; 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup; 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir. Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir. Diğer bir yandan HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı Kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir. Şu halde yukarıda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin toplanıp değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda tazminat hesabına etki edecek deliller yönünden eksiklik bulunduğu düşünüldüğünden, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/5067 E. 2020/2780 K.
Ortak:münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkesi kararının kaldırılmasıyla davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
Hukuk Dairesinin 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli «kesin» kararına karşı HMK'nın 346/1 maddesi uyarınca davacı vekilinin temyiz talebinin reddi yönündeki ek kararı yerinde görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaAnılan bu düzenlemenin eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» Bölge Adliye Mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, İlk Derece Mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu karar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde İlk Derece Mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına «kesin» olarak karar verileceği düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:delil niteliği · istinaf başvurusunun reddi · bilirkişi raporuna itiraz · kıyasen uygulama · kefalet · protokol · ıslah · yasal faiz
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında düzenlenilen «protokole» ilişkin ödemelerin periyodik olarak yapıldığı ve sözleşmeden kaynaklanan alacak için «zamanaşımı» süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacının şahsi «kefaleti» için davalı şirketin borcuna istinaden 60.695,00 TL"yi kendi şahsı adına yatırdığına ilişkin olarak düzenlenilen kök rapor ve ek raporların hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketin usulüne uygun tutulan «defterlerinde» ödemenin şirket hesaplarından yapıldığına dair kayıtların bulunması, davacının sunduğu dekontlarda ise, ödemenin «kefalet» nedeni ile davacı tarafından yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmaması karşısında davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğun ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, 60.965,00 TL"nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine «ıslah» tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulmuştur».
… eğerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken, ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan ve esaslı «delil niteliğindeki» ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK'nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının «istinaf başvurusunun reddine», davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2290 E. 2019/6162 K.
Ortak:delillerin toplanıp değerlendirilmemesi · delillerin toplanmaması · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaZira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine «kesin» olarak karar vermişse de; bu karar HMK.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına «kesin» olarak karar verileceği düzenlenmiştir.
Anılan yasal düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve «kesin» nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zımni rıza · dosyanın gönderilmesi · mutabakat · eş rızası · marka hakkına tecavüz · uyuşmazlık konusu · kâr dağıtımı · protokol
Benzer bu karardaTicaret A.Ş.'nin uyuşmazlık tarihinde henüz kurulmamış olduğu, 2012 yılı Mart, Nisan aylarında, davacı vakfın başkanı ile ... arasında yapılan sözlü bir «mutabakat» ile Doğtat markalı reçel ambalajlarında davacının marka ve sloganının kullanımı uygun görülerek davacı vakfa ait internet sitesinde reçel tanıtımının yapılmaya başlandığı, ancak, davacı Vakıf Başkanınca, davalı firma yetkilisine 17/08/2012 tarihinde gönderilen mail ile Bakanlıktan kaynaklanan herhangi bir hukuki sıkıntının yaşanmaması açısından vakıf ile «protokol» yapılmadan vakfa ait logo ve diğer materyallerin kullanılmamasının bildirildiği, taraflar arasındaki ilişkinin bu mail sonrasında devam ettiği, birleşen dosyanın davalısı şirketçe, dava tarihinde davacı markasının kullanımına devam edildiği, taraflar arasındaki ilişkinin 2013 yılında ve 2014 yılının ilk aylarında bile devam ettiği, bu nedenle taraflar arasında zımni bir anlaşmanın varlığı ile davalı şirketlerin kullanımının bu anlaşma kapsamında, marka sahibinin «zımni rızası» ile yapılmış bir marka kullanımı olarak değerlendirilmesinin gerektiği, bu nedenle davalı şirketlerce davacı vakfın markasından doğan haklarına tecavüz edilmediği, «uyuşmazlık konusu» ürünlerin üretici firmasının davalılardan Hanımeli Meyiş Gıda Üretim ve Dış Ticaret Ltd.
22/05/2013 tarihinde kurulmuş da olsa taraflar arasındaki önceki tarihli maillerin de uyuşmazlıkla ve davalı şirketle ilgili olduğu ve bu nedenle ihtilafta dikkate alınması gerektiği, davacının «zımni rızası» nedeniyle davalı firmaların kullanımının 6102 sayılı TTK kapsamında «haksız rekabet» oluşturmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davacı vakfın «marka hakkına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» bulunmadığı sonucuna varılmış, bu nedenle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.
Şti., «dağıtıcı» firmasının ise davalılardan Doğtat Gıda Üretim ve San.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4252 E. 2020/2311 K.
Ortak:delillerin toplanıp değerlendirilmemesi · delillerin toplanmaması · münhasırlık · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaZira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine «kesin» olarak karar vermişse de; bu karar HMK.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Ankara Bölge Adliyesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın «kesin» olarak verilmiş olduğu gerekçesi ile temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:delil niteliği · kıyasen uygulama · kâr kaybı · iltibas · istinaf yoluna başvurulabilirlik
Benzer bu kararda… kümsüzlüğü istenilen markaların 2012 yılında tescil edildikleri gözetildiğinde, tescil tarihinden 3 yıl sonra açılan işbu davada, davacının sessiz kalma yoluyla hak «kaybına» uğradığının söylenemeyeceği, uyuşmazlığın davacıya ait 94/008603 sayılı marka ile davalıya ait dava konusu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve «iltibas» tehlikesi bulunup bulunmadığı tespit edilerek çözümlenmesi gerektiği, davaya dayanak davacının 2013/96334 sayılı markası hükümsüzlüğü istenilen markalardan sonraki …
… kişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının markaları ile davacının 94/008603 sayılı “SPECK+ŞEKİL” ibareli markası arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak «iltibas» oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, ancak davalıya ait hükümsüzlüğü istenilen markanın Almanya'da ve diğer ülkelerde tescil tarihinin eski oluşu ile Türkiye' …
… azlığın çözümünde anılan dava sonunda verilecek olan kararın kesinleşmesinin beklenilmesinin gerekli olduğu, bu dava dosyasının iş bu dava yönünden esasa etkili bir «delil niteliğinde» olduğu, Ankara 4.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafça davacının markasının hükümsüzlüğü talebi ile dava açıldığı, bu davanın sonucunun eldeki davayı etkileyeceği, somut uyuşmazlığın çözümünde davalının davacı aleyhine açtığı davada verilecek kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği gerekçesi ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “«kesin»” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine ka …
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3166 E. 2019/4784 K.
Ortak:delillerin toplanıp değerlendirilmemesi · delillerin toplanmaması · münhasırlık · kâr payı · yetki · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaZira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine «kesin» olarak karar vermişse de; bu karar HMK.
Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının «delillerin toplanıp değerlendirilmemesi» kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaÖte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin «eksik incelenmesi» halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma «yetkisine» eşdeğer bir «yetkinin» bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Esasen, ilk derece mahkemelerinin “«kesin»” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma «yetkisinin», 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden «poliçe özel şartı» uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların «teminat kapsamına» alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» olmadığı, asıl ve «alt taşıyıcı» diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, «navlun» ve sigorta «amortisman» «payı» bulunmadığından bilirkişi tarafından «fatura» «birim fiyatının» hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, alacak likit olmadığından «icra inkar tazminatı» talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:poliçe özel şartı · amortisman · birim fiyat · sigorta teminatı kapsamı · dosyanın gönderilmesi · alt taşıyıcı · eksper raporu · özel dava şartı
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden «poliçe özel şartı» uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların «teminat kapsamına» alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» olmadığı, asıl ve «alt taşıyıcı» diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, «navlun» ve sigorta «amortisman» «payı» bulunmadığından bilirkişi tarafından «fatura» «birim fiyatının» hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulü ile takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, alacak likit olmadığından «icra inkar tazminatı» talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
… ükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli «ihtisasa» sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların «hasarın» hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, «ekspertiz raporu» ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK’nın 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E. -2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine «kesin» olarak karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı «istinaf yoluna başvurulması» üzerine, «dosyanın gönderildiği» Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/4890 E. , 2020/172 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Tüketici Mahkemesince verilen 04/07/2017 tarih ve 2015/1471 E- 2017/794 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 31/05/2019-03/09/2019 tarih ve 2018/162 E- 2019/761 K. sayılı asıl ve ek kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının yetkili acentesi ... Sigorta Aracılık Hizmetleri sahibinin/yetkilisinin 2013 yılı Ekim ayında davacının annesi ile irtibata geçtiği, poliçe numarası olarak ... numarası yazılan bireysel emeklilik sözleşmesini imzaladığı, sözleşmenin bir nüshasını almak istediğinde acentenin sözleşmenin şirket tarafından imzasından sonra bir nüshasının verileceğini bildirdiği, davacının, kararlaştırılan 200.000.-TL başlangıç kapitalini, özellikle ... numaralı BES başlangıç kapitali olduğunu da belirterek, 13.11.2013 tarihinde banka yoluyla acenteye ödediği, ancak başlangıç kapitalini yatırdıktan bir süre sonra sitede yaptığı incelemede; ... numaralı bir poliçe tanımlandığını ancak başlangıç katkı payı olarak yatırdığı 200.000.-TL yerine 60.000.-TL olduğunu gördüğünü, müşteri hizmetlerini aradığında 60.000.-TL tanımlama bulunduğunu ancak poliçenin tekliften reddedildiği bilgisi aldığını, bu durum karşısında davacının bir an önce tüm parasını alarak fondan çıkmak istediğini bildirdiğini, davalı şirketin poliçeye herhangi bir ödeme yapılmadığı için bir alacaklarının olmadığını beyan ettiğini, acentenin tam anlamı ile bir vekil statüsünde olduğunu, davalının doğrudan temsilci sıfatına sahip acentesinin sigortacılık yasası ve TKHK hükümlerine uymadığı gerekçesiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200.000.-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zararın tamamından TBK'nın 46. maddesi uyarınca aracının sorumlu olduğunu, davacının kusuru bulunduğunu, davaya konu teklif formlarını imzalarken formun 6. ve 13. sayfalarında aracıya ödeme yapılmaması gerektiğinin belirtildiğini, bilgi formunun davacı tarafından imzalanması nedeniyle davacının bu hususu bilmediğini iddia edemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacıyı sistem hakkında bilgilendirildiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından bireysel emeklilik katılım payı olarak davalı şirket acentesi hesabına 200.000,00 TL gönderildiği, davalıya husumet yöneltilebileceği, davacı ihtarına davalı tarafından 08/07/2014 tarihli ihtarname ile cevap verilmiş olmakla temerrütün bu tarihte gerçekleştiği, davalı vekili tarafından sunulan hesap hareketleri ile Garanti Bankasından gönderilen cevabın farklı olduğu bu sebeble fotokopiye itibar edilmediği ve davalının sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; ilk derece mahkesi kararının kaldırılmasıyla davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararıyla davacının temyiz isteminin reddine dair karar ana kararla birlikte davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kesin kararına karşı HMK'nın 346/1 maddesi uyarınca davacı vekilinin temyiz talebinin reddi yönündeki ek kararı yerinde görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Zira bölge adliye mahkemesince her ne kadar dosyanın ilk derece mahkemesi kararının delillerin toplanıp değerlendirilmemesi kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine kesin olarak karar vermişse de; bu karar HMK. 362. maddesi kapsamında sayılan temyiz edilemeyen kararlardan değildir. Bölge adliye mahkemesinin ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2018/162 E., 2019/761 K. numaralı ve 31/05/2019 tarihli kararıyla; ilk derece mahkemesi kararının delillerin toplanıp değerlendirilmemesi kapsamında olduğu kabulüyle kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Şöyle ki; 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup; 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir.
Anılan yasal düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir. Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir.
Aynı Kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir. Şu halde yukarıda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin toplanıp değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır.
Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda tazminat hesabına etki edecek deliller yönünden eksiklik bulunduğu düşünüldüğünden, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz talebinin kabulüyle ek kararın BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararının davacı lehine BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/587249800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz