6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Marka hükümsüzlüğü

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/9906 E. 2013/12251 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
{'var': True, 'sure': '5 yıllık', 'kanun': None}
Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hakkın kötüye kullanılması hak düşürücü süre hukuki yarar zamanaşımı

Atıf yapılan mevzuat: HUMK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli markanın genel kullanıma açık olup, kullanımın kişi ve kuruma tahsis edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya ait markanın tescilinden sonra zamanaşımı süresinin dolmasına kısa bir zaman kala eldeki davayı açıp öncesinde yıllarca sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, davacı adına tescilli markanın tanınmış marka olduğuna dair mahkeme kararının bulunmasının bu markayı sınırsız kullanma hakkı bahşetmeyeceği, kaldı ki davacının bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösterip, davalının inşaat sektörü ile iştigal ettiği, tarafların ayrı ayrı iş kollarında faaliyet göstermeleri sebebiyle davacıya ait markaların itibarının zedelenmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından yapılan marka kullanımının davacı menfaatine zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1–Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamı itibari ile davacıya ait markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle davalı tarafça haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğine ilişkin delil bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2–Dava öncelik hakkına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili adına tescilli “...” markasının davalı tarafça da tescil edilip kullanıldığını ancak söz konusu markayı öncelikle tescil ettirip tanınmış hale getiren tarafın müvekkili olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de hukuki yararı olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmasa da yine anılan KHK’nin 42. maddesindeki Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasal düzenlemenin ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, açıklanan tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden de açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması yerinde görülmüş, bu yöndeki uygulama istikrarlı şekilde devam etmiştir. Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davanın süresinde açıldığı ve davacı taraf açısından hakkın kötüye kullanımından söz edilemeyeceği göz önüne alınarak, davalı adına tescilli “...” ibareli marka ile bir kısım davacı markalarının 35. sınıf yönünden tescilli oldukları ve aralarında 556 Sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi anlamında da benzerlik bulunduğu dikkate alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Haksız Rekabetin Tespiti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16601 E. 2014/5165 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Haksız Rekabetin Tespiti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15708 E. 2012/21110 K.

    Ortak: · dava şartı

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Şirketin ihyası

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5381 E. 2023/6112 K.

    Ortak: · dava şartı

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • Marka hükümsüzlüğü

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11724 E. 2012/17519 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · Marka hükümsüzlüğü

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/9906 E.  ,  2013/12251 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada ...

3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.03.2012 tarih ve 2010/722-2012/178 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava HUMK'nın 3494 sayılı Kanunla değişik 348/1. maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibareli çok sayıda tanınmış markasının bulunduğunu, davalının “...” ve “...” markalarını kendi adına tescil ettirdiğinin belirlendiğini, müvekkiline ait markalar ile davalı markalarının benzer olup karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkiline ait markaların tanınmış olması nedeniyle davalının farklı mal ve hizmet sınıflarında dahi marka tescili yaptırmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin inşaat sektöründe önemli bir geçmişe sahip olduğunu, müvekkili adına tescilli markaların davacıya ait markalarla ayrı mal ve hizmet sınıflarında tescilli olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli markanın genel kullanıma açık olup, kullanımın kişi ve kuruma tahsis edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya ait markanın tescilinden sonra zamanaşımı süresinin dolmasına kısa bir zaman kala eldeki davayı açıp öncesinde yıllarca sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, davacı adına tescilli markanın tanınmış marka olduğuna dair mahkeme kararının bulunmasının bu markayı sınırsız kullanma hakkı bahşetmeyeceği, kaldı ki davacının bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösterip, davalının inşaat sektörü ile iştigal ettiği, tarafların ayrı ayrı iş kollarında faaliyet göstermeleri sebebiyle davacıya ait markaların itibarının zedelenmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından yapılan marka kullanımının davacı menfaatine zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1–Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamı itibari ile davacıya ait markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle davalı tarafça haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğine ilişkin delil bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2–Dava öncelik hakkına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili adına tescilli “...” markasının davalı tarafça da tescil edilip kullanıldığını ancak söz konusu markayı öncelikle tescil ettirip tanınmış hale getiren tarafın müvekkili olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de hukuki yararı olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmasa da yine anılan KHK’nin 42. maddesindeki Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasal düzenlemenin ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, açıklanan tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden de açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması yerinde görülmüş, bu yöndeki uygulama istikrarlı şekilde devam etmiştir.

Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davanın süresinde açıldığı ve davacı taraf açısından hakkın kötüye kullanımından söz edilemeyeceği göz önüne alınarak, davalı adına tescilli “...” ibareli marka ile bir kısım davacı markalarının 35. sınıf yönünden tescilli oldukları ve aralarında 556 Sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi anlamında da benzerlik bulunduğu dikkate alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/453721500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.