Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/9906 E. 2013/12251 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '5 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hakkın kötüye kullanılması↗ hak düşürücü süre↗ hukuki yarar↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli markanın genel kullanıma açık olup, kullanımın kişi ve kuruma tahsis edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya ait markanın tescilinden sonra zamanaşımı süresinin dolmasına kısa bir zaman kala eldeki davayı açıp öncesinde yıllarca sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, davacı adına tescilli markanın tanınmış marka olduğuna dair mahkeme kararının bulunmasının bu markayı sınırsız kullanma hakkı bahşetmeyeceği, kaldı ki davacının bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösterip, davalının inşaat sektörü ile iştigal ettiği, tarafların ayrı ayrı iş kollarında faaliyet göstermeleri sebebiyle davacıya ait markaların itibarının zedelenmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından yapılan marka kullanımının davacı menfaatine zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1–Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamı itibari ile davacıya ait markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle davalı tarafça haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğine ilişkin delil bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2–Dava öncelik hakkına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili adına tescilli “...” markasının davalı tarafça da tescil edilip kullanıldığını ancak söz konusu markayı öncelikle tescil ettirip tanınmış hale getiren tarafın müvekkili olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de hukuki yararı olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmasa da yine anılan KHK’nin 42. maddesindeki Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasal düzenlemenin ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, açıklanan tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden de açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması yerinde görülmüş, bu yöndeki uygulama istikrarlı şekilde devam etmiştir. Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davanın süresinde açıldığı ve davacı taraf açısından hakkın kötüye kullanımından söz edilemeyeceği göz önüne alınarak, davalı adına tescilli “...” ibareli marka ile bir kısım davacı markalarının 35. sınıf yönünden tescilli oldukları ve aralarında 556 Sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi anlamında da benzerlik bulunduğu dikkate alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16601 E. 2014/5165 K.
Ortak:hak düşürücü süre · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… davacı adına tescilli markanın genel kullanıma açık olup, kullanımın kişi ve kuruma tahsis edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya ait markanın tescilinden sonra «zamanaşımı» süresinin dolmasına kısa bir zaman kala eldeki davayı açıp öncesinde yıllarca sessiz kalmasının «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğu, davacı adına tescilli markanın tanınmış marka olduğuna dair mahkeme kararının bulunmasının bu markayı sınırsız kullanma hakkı bahşetmeyeceği, k …
Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir.
Benzer bu kararda… davalı şirketin 31, 32. sınıf tescilinin 28.09.2005 tarihinden itibaren on yıl müddetle tescil edildiğinin belirtildiği, 556 sayılı KHK'nın 42. maddesinde 5 yıllık «zamanaşımı» süresi öngörüldüğü, davanın ise 08.06.2012 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle hükümsüzlük davalarında uygulanan 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» başlangıç tarihinin mahkemenin benimsediği 9/«son» ve 40. maddeleri uyarınca marka korumasının başladığı başvuru tarihi olmayıp, markanın 39. madde uyarınca sicile tescil tarihi olarak anlaşılması gereklidir.
Somut uyuşmazlığa gelince,mahkemece bu sürenin «zamanaşımı» olarak kabulü doğru olmadığı gibi, dosyaya sunulan marka sicil belgesinden davalı markasının 10 yıllık korumasının başladığı başvuru tarihi 28.09.2005 olup markanın sicile tescil tarihi ise 12.11.2007'dir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iptal davası · kötüniyet · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMarkanın tescilinde «kötüniyet» varsa «iptal davası» süreye bağlı değildir".
556 sayılı KHK'nın 9/«son» maddesine göre, marka tescil başvurusu, niteliği itibariyle başvuru sahibine tescili hedefleyen beklemeden doğan bir hak sağlar ve markanın sağladığı haklar üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibariyle hüküm ifade eder.
Marka tescil belgesi üzerinde belirtilen 10 yıllık koruma tarihinin başlangıç tarihi, KHK'nın 9/«son» ve 40. maddeleri uyarınca marka tescil başvurusu tarihidir.
Üçüncü kişiler aleni olan sicil kaydından koruma altındaki markanın sahibi, markayı oluşturan işaret, kapsadığı mal veya hizmet sınıfları vb. gibi markanın kesinleşen «son» durumu hakkında bilgi sahibi olurlar.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15708 E. 2012/21110 K.
Ortak:hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaDairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de «hukuki yararı» olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmas …
Benzer bu kararda556 sayılı KHK’de «hukuki yararı» olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmas …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:hasımsız dava · davanın konusu · davadan feragat · sicilden terkin · ticaret unvanı · yenileme · feragat · terkin
Benzer bu kararda… arak ‘Merinos’ ibaresini kullanmada öncelik hakkı olduğunu, 1991 tarihli ‘Merinos’ ibaresini içeren iki ayrı markasının bulunduğunu, 1978 tarihinde tescili yapılan, «yenilenmemekle» «sicilden terkin» edilen ve halen kullanılan markalarının olduğunu, markalarının tanınmışlık düzeyinde bulunduğunu, davalının «kötüniyetli» olarak müvekkilinin tanınmış markalarının itibarına zarar verecek ve «iltibas» yaratacak şekilde beş ayrı markasını adına tescil ettirdiğini ileri sürerek, hükümsüzlüklerine karar verilmesini istemiştir.
Davacı tarafın 13.10.2000 tarihinde davalı aleyhine açtığı «haksız rekabetin» ve marka haklarına tecavüzün men’i, «ticaret unvanı» ile markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemli dava her ne kadar «feragat» ile sonuçlanmış ise de anılan davanın konusunu teşkil eden iki ayrı marka ile eldeki bu «davanın konusu» markalar aynı markalar değildir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, davacının davalının Merinos ibarelerinin terkinine ilişkin açmış olduğu «davadan feragat» ettiği, aynı konuda yeniden dava açmasının usul ve yasalara uygun düşmediği, davacının Sümerbank namı ile bilindiği, davalının Merinos markasının Türkiye ve dünya çapında bilinen bir marka olduğu, bu konuda reklam gibi büyük «masraflar» gerektiren harcamalar yapmak sureti markasını tanıttığı, bu hususta alınmış mahkeme kararının bulunduğu ve TPE nezdinde tanınmışlık belgesi verildiği, davalı adına …
Başka bir anlatımla, «feragatle» sonuçlanan «davanın konusu» ile işbu davanın konusu farklıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5381 E. 2023/6112 K.
Ortak:hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaDairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de «hukuki yararı» olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmas …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece daha önce «ihyası» istenen şirketin herhangi bir dava dosyası ile sınırlı olmaksızın ek «tasfiye» amacı ile ihyasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının işbu davayı açmasında herhangi bir «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince daha önce verilen «ihya» kararının sınırsız şekilde verilerek kararın kesinleştiği, bu durumda dava tarihi itibarıyle ihya istemine konu şirket faal, eş deyişle «ticaret sicilinden terkin» edilmemiş olduğuna göre davacının işbu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı, ilk derece mahkemesince verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ihya davası · taleple bağlılık · ticaret sicilinden terkin · şirketin ihyası · ihya · usulden reddi · ek tasfiye · terkin
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; daha önce «ihya» kararı verilen davada, dava dilekçesindeki talebe aykırı olarak sınırsız bir şekilde ek tasfiyesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, işbu kararın istinaf edilmemesi sebebiyle kesinleşmesi üzerine, aynı mahkemenin başka bir dosyada işbu kararı dayanak göstererek «taleple bağlılık» ilkesine aykırı bir şekilde hüküm tesis etmesinin kararı hukuka aykırı hale getirdiğini, nitekim müvekkiline dava açılması yönünde süre verildiği için «ihya davası» açıldığının belirtilmesine rağmen hatalı olarak işbu dosyada verilen şirketin sınırsız bir şekilde ek «tasfiye» kararı verilmesinin işbu kararın dayanağı olamayacağını belirterek açıklanan kararın kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece daha önce «ihyası» istenen şirketin herhangi bir dava dosyası ile sınırlı olmaksızın ek «tasfiye» amacı ile ihyasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının işbu davayı açmasında herhangi bir «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince daha önce verilen «ihya» kararının sınırsız şekilde verilerek kararın kesinleştiği, bu durumda dava tarihi itibarıyle ihya istemine konu şirket faal, eş deyişle «ticaret sicilinden terkin» edilmemiş olduğuna göre davacının işbu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı, ilk derece mahkemesince verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «şirketin ihyası» istemine ilişkindir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11724 E. 2012/17519 K.
Ortak:hak düşürücü süre · hukuki yarar · dava şartı · hak düşürücü süre · Marka hükümsüzlüğü
İncelediğiniz karardaDairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de «hukuki yararı» olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmas …
Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir.
Benzer bu kararda556 sayılı KHK’de «hukuki yararı» olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmas …
Bu durum karşısında, ‘Şekil+Özel Sakarya Işık Eğitim Kurumları’ ibareli davalı markası itibariyle, davacının tescilden itibaren 5 yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde açtığı işbu hükümsüzlük davasında, ‘Işık’ ibaresi üzerinde 556 Sayılı KHK'nin 8/3 ve 42/1-(b) bendi uyarınca öncelik hakkı bulunduğu kabul edilerek kanı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müktesep hak · davanın konusu · yenileme · ayırt edicilik · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… . maddesindeki itiraz hakkını kullanmadığı, bunun yanında davalı şirketin de tescilli markası bulunduğunu ileri sürerek davacıdan davaya konu ibareleri kullanmasına «son» vermesini istemediğini, davacının davalının markasının tescilinin üzerinden 9 yıl geçtikten sonra marka tescil talebinde bulunduğu, davalının kullandığı markanın davacı vakfın kulandığı markalardan farklı bir «ayırt edicilik» kazandığı ve davalının sadece Sakarya'da faaliyette bulunduğu, davalının markalarındaki esas unsur "Sakarya ve Işık" ibareleri iken davacının markalarındaki esas u …
… psamında eğitim ve öğretim hizmetlerinde kullanmak üzere davalı adına tescil edildiği, bu markalardan ‘Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993’ ibareli olanın süresinde «yenilenmediğinden» davalı adına hüküm ifade etmediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu davalının ilk olarak tescil edilen ve «yenilenmemekle» hükümden düşen markası üzerinde davacının sessiz kalması sonucu lehine hak doğduğu ve ‘Sakarya’ ile ‘Işık’ ibareleri üzerinde kazanılmış bir hakkı bulunduğu kabul edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı adına tescil edilen ‘Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993’ ibareli marka hükümden düştüğünden bu marka itibariyle «davanın konusu» bulunmamaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/9906 E. , 2013/12251 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.03.2012 tarih ve 2010/722-2012/178 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava HUMK'nın 3494 sayılı Kanunla değişik 348/1. maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibareli çok sayıda tanınmış markasının bulunduğunu, davalının “...” ve “...” markalarını kendi adına tescil ettirdiğinin belirlendiğini, müvekkiline ait markalar ile davalı markalarının benzer olup karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkiline ait markaların tanınmış olması nedeniyle davalının farklı mal ve hizmet sınıflarında dahi marka tescili yaptırmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin inşaat sektöründe önemli bir geçmişe sahip olduğunu, müvekkili adına tescilli markaların davacıya ait markalarla ayrı mal ve hizmet sınıflarında tescilli olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli markanın genel kullanıma açık olup, kullanımın kişi ve kuruma tahsis edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya ait markanın tescilinden sonra zamanaşımı süresinin dolmasına kısa bir zaman kala eldeki davayı açıp öncesinde yıllarca sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, davacı adına tescilli markanın tanınmış marka olduğuna dair mahkeme kararının bulunmasının bu markayı sınırsız kullanma hakkı bahşetmeyeceği, kaldı ki davacının bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösterip, davalının inşaat sektörü ile iştigal ettiği, tarafların ayrı ayrı iş kollarında faaliyet göstermeleri sebebiyle davacıya ait markaların itibarının zedelenmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından yapılan marka kullanımının davacı menfaatine zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1–Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamı itibari ile davacıya ait markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle davalı tarafça haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğine ilişkin delil bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2–Dava öncelik hakkına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili adına tescilli “...” markasının davalı tarafça da tescil edilip kullanıldığını ancak söz konusu markayı öncelikle tescil ettirip tanınmış hale getiren tarafın müvekkili olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 11.09.2000 tarih ve 5607/6604 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK’de hukuki yararı olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmasa da yine anılan KHK’nin 42. maddesindeki Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasal düzenlemenin ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, açıklanan tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden de açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması yerinde görülmüş, bu yöndeki uygulama istikrarlı şekilde devam etmiştir.
Bu durumda, Dairemiz yerleşik uygulaması gereğince hükümsüzlük davalarının markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmekte olup hükümsüzlük isteminde bulunan taraf için de tanınmış olan söz konusu hakkın kullanımının sırf davanın hak düşürücü sürenin sonuna yakın bir süre içinde açılmış olması nedeniyle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davanın süresinde açıldığı ve davacı taraf açısından hakkın kötüye kullanımından söz edilemeyeceği göz önüne alınarak, davalı adına tescilli “...” ibareli marka ile bir kısım davacı markalarının 35. sınıf yönünden tescilli oldukları ve aralarında 556 Sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi anlamında da benzerlik bulunduğu dikkate alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/453721500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz