İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/6257 E. 2017/6784 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
avans iadesi↗ kesin vade↗ tenkis↗ ödeme planı↗ tacir sıfatı↗ denetime elverişli rapor↗ ek mehil↗ ba beyannamesi↗ sermaye artırımı↗ ticari defter kayıtları↗ satış sözleşmesi↗ basiretli tacir↗ acentelik↗ cezai şart↗ kesin süre↗ denetime elverişlilik↗ mahsup↗ vade↗ ticari defter↗ tacir↗ eksik inceleme↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu kesin süreye rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar vadeler içeren ödeme planı sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir mehilin dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi beyannamesi ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların tacir sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından basiretli tacir olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında cezai-şart olarak nitelenen rakamın ödenmesinde tenkise gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık satış sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen avansın iadesi istemine ilişkindir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini cezai şart olarak mahsup etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, tenkisine gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de bozma gereği yerine getirilmemiştir.
6762 sayılı TTK.nun 24. maddesi ( 6102 sayılı YTTK'nın 22 md) uyarınca; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu’nun 161. maddesinin 3. fıkrasında yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez.” Ancak, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunun saptanması durumunda cezai şarttan makul oranda indirim yapılabileceği Yargıtay uygulamalarında kabul edilmektedir. Ne var ki, bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumu yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılması ve kararlaştırılan cezai şartı ödemesinin ekonomik yönden mahvına sebep olup olmayacağı hususunun belirlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, mahkemenin tarafların basiretli tacir olarak sözleşmeler imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından emin olmaları ve düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği şeklindeki gerekçesi yerinde olmadığı gibi, cezai şartın ekonomik mahva sebebiyet verip vermediği konusunda ayrıntılı bir inceleme yapıldığından da söz edilemez. Zira davacı cezai şartın ekonomik olarak mahvına sebebiyet verdiğini, şirketin gayri faal ve borca batık hale geldiğini, bu durumun bozma öncesi alınan bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu ileri sürerek, muhtelif icra takip dosyalarını da delil olarak göstermiştir. Davalı yan ise, davacının iddialarının aksine şirketin borca batık durumda olmadığını, bilakis sermaye artırım kararı alındığını, bunun mali müşavir raporu ile de sabit olduğunu, şirketin ekonomik mahva uğramadığını savunmuştur. Mahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi beyannamesi ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı acentenin öz kaynak miktarı ve
bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, cezai şartın ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve tenkis koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının ticari defter ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla eksik incelemeye dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5566 E. 2021/6522 K.
Ortak:cezai şart
İncelediğiniz karardaMahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar …
… ar Kanunu’nun 161. maddesinin 3. fıkrasında yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez.” Ancak, kararlaştırılan «cezai şart» miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunun saptanması durumunda cezai şarttan makul oranda indirim yapılabileceği Yargı …
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» ve «protokolde» belirtilen, davacı talebine konu «cezai şartın» tutarında indirim yapılmışsa da bozmadan önce alınan bilirkişi raporunda cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağının belirtildiği, esasen taraflar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bayilik sözleşmesi · fesih · protokol · avans faizi · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ile cezai şarttan 4/5 oranında indirim yapılmak kaydıyla 20.000,00 TL'nin «fesih» tarihi olan 17/12/2012 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, diğer hususlar bakımından herhangi bir bozma olmadığından yeniden karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» ve «protokolde» belirtilen, davacı talebine konu «cezai şartın» tutarında indirim yapılmışsa da bozmadan önce alınan bilirkişi raporunda cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağının belirtildiği, esasen taraflar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6701 E. 2022/7982 K.
Ortak:tenkis · cezai şart · ticari defter · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi «beyannamesi» ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı «acentenin» öz kaynak miktarı ve bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, «cezai şartın» ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve «tenkis» koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının «ticari defter» ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay «denetimine elverişli rapor» alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla «eksik incelemeye» dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar …
Benzer bu kararda… ı öncesinde yapılan yargılamada tespit edildiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesi, "Hakim, fahiş gördüğü cezaları «tenkis» ile mükelleftir." hükmünü gereği taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile özellikle dava tarihi olan 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle sözleşmeye ayrılıktan kaynaklı olarak 37.144,36-USD «cezai şartın» davalının mahvına sebep olmayacağı ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye uygun olduğu gerekçesiyle «sözleşmeye aykırılıktan» kaynaklanan 37.144,36-USD cezai şart alacağı ile tonaj ihlalinden kaynaklanan 5.000,00-USD ve kâr kaybından kaynaklanan 45.589,00-USD'nin davalılardan tahsiline ka …
… a ilamına uyularak alınan bilirkişi raporunda, bozma ilamında belirtildiği üzere dava tarihi itibariyle davalı şirketin bilançoları incelenerek, bu tarih itibariyle «cezai şart» miktarının davalı şirketin mahvına sebebiyet verip vermeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, bu hususlar değerlendirilmeksizin, 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle %10 «tenkise» gidilerek belirlenen miktarın davalı şirketin mahvına sebebiyet vermeyeceğinin değerlendirilmesi doğru görülmemiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/05/2012 tarih ve 2011/269 Esas, 2012/105 Karar sayılı kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ancak bozma ilamının (1) numaralı bendinde davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının ret edildiği halde davacı yararına dosyanın bozulmuş olmasına göre davacının kazanılmış haklarına riayet edilmeksizin 37.144,36 USD «cezai şarta» hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmeye aykırılık
Benzer bu kararda… ı öncesinde yapılan yargılamada tespit edildiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesi, "Hakim, fahiş gördüğü cezaları «tenkis» ile mükelleftir." hükmünü gereği taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile özellikle dava tarihi olan 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle sözleşmeye ayrılıktan kaynaklı olarak 37.144,36-USD «cezai şartın» davalının mahvına sebep olmayacağı ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye uygun olduğu gerekçesiyle «sözleşmeye aykırılıktan» kaynaklanan 37.144,36-USD cezai şart alacağı ile tonaj ihlalinden kaynaklanan 5.000,00-USD ve kâr kaybından kaynaklanan 45.589,00-USD'nin davalılardan tahsiline ka …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6880 E. 2023/6886 K.
Ortak:avans iadesi · tenkis · denetime elverişli rapor · ek mehil · ba beyannamesi · satış sözleşmesi · cezai şart · denetime elverişlilik
İncelediğiniz karardaMahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi «beyannamesi» ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı «acentenin» öz kaynak miktarı ve bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, «cezai şartın» ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve «tenkis» koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının «ticari defter» ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay «denetimine elverişli rapor» alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla «eksik incelemeye» dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5270 E. 2022/2239 K.
Ortak:tenkis · denetime elverişli rapor · ba beyannamesi · cezai şart · denetime elverişlilik · ticari defter · eksik inceleme · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi «beyannamesi» ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı «acentenin» öz kaynak miktarı ve bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, «cezai şartın» ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve «tenkis» koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının «ticari defter» ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay «denetimine elverişli rapor» alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla «eksik incelemeye» dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar …
Benzer bu karardaDavalı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının «ticari defter» ve kayıtları, güncel bilançoları, verilen vergi «beyannameleri», şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay «denetimine elverişli rapor» alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken «eksik incelemeyle» yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan dava sonunda «cezai şarta» «tenkis» yapılmak suretiyle hükmedildiği, kararın Yargıtay'dan geçtiği suretiyle onanarak kesinleştiği, davacı yanca her ne kadar fesihten sonra ihlallerin devam ettiğine ilişkin tespit yaptırılıp sonraki devreler için asıl ve birleşen davadaki cezai şart alacağı için dava açılmış ise de, İstanbul 43.
… taraflar arasında daha önceden görülen İstanbul 43.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/207 Esas sayılı dosyasında davacının 11/08/2012 ile 15/08/2012 arası dönem için «cezai şart» istediği, yargılama sonunda cezai şarttan 1/3 oranında indirim yapılarak 24.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verildiği ve kararın onandığı, taraflar arasında düzenlenen «bayilik sözleşmelerinde», sözleşmenin herhangi bir nedenle feshi halinde fesihten itibaren 3 gün içinde davacı ile ilgili her türlü levha, tabela ve dekorasyon malzemesinin davalı tarafından kaldırılacağı, aksi halde üçüncü günün geçmesinden itibaren her gün için davacıya 2.000 USD cezai şart ödemeyi, bu cezai şartın fahiş olduğu itirazından şimdiden «feragat» ettiğinin hükme bağlandığı ve davacı tarafça yaptırılan «delil tespitlerinde» davalının işyerinde davacıya ait tabelanın mevcut olduğu görüldüğünden ve taraflar arasındaki sözleşmenin 12. maddesinin, davacıya ait markanın haksız suretle kullanılması nedeniyle hukuka aykırı olmadığından davacının cezai şarta hak kazandığı, ancak söz konusu cezai şart özellikle İstanbul 43.Asliye Ticaret Mahkemesi'nde alınan bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında ayrıntılı olarak gösterildiği üzere, davalı tarafın 2011 yılında 316.958,97 TL zarar ettiği, 2012 yılında ise 26.634,30 TL kar ettiği, cezai şartın davalı tarafın ekonomik yönden mahvına yol açacak ağırlıkta olduğu, söz konusu bu görüşün huzurdaki dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda da aynen belirtildiğinden her iki dava yönünden de %95 oranında cezai şarttan «tenkis» yapılması gerektiği, her ne kadar asıl davadaki talep edilen miktar itibariyle %95 oranındaki tenkisin fazla olduğu düşünülebilir ise de, her iki davada talep edilen toplam cezai şart tutarının davalı tarafın ekonomik yönden mahvına yol açacağı gözetildiğinde, davalar arasında oransal eşitlik sağlanması bakımından bu şekilde uygulamanın «hakkaniyetli» olacağı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin asıl ve birleşen dava yönünden kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline, davalının birleşen davada reddedilen kısım için «vekalet ücreti» isteminin de cezai şarttan takdiren indirim yapıldığından hak kazanamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin de «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tek satıcılık sözleşmesi · tek satıcılık · istinaf başvurusunun reddi · delil tespiti · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · sözleşmeye aykırılık · hakkaniyet
Benzer bu kararda… taraflar arasında daha önceden görülen İstanbul 43.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/207 Esas sayılı dosyasında davacının 11/08/2012 ile 15/08/2012 arası dönem için «cezai şart» istediği, yargılama sonunda cezai şarttan 1/3 oranında indirim yapılarak 24.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verildiği ve kararın onandığı, taraflar arasında düzenlenen «bayilik sözleşmelerinde», sözleşmenin herhangi bir nedenle feshi halinde fesihten itibaren 3 gün içinde davacı ile ilgili her türlü levha, tabela ve dekorasyon malzemesinin davalı tarafından kaldırılacağı, aksi halde üçüncü günün geçmesinden itibaren her gün için davacıya 2.000 USD cezai şart ödemeyi, bu cezai şartın fahiş olduğu itirazından şimdiden «feragat» ettiğinin hükme bağlandığı ve davacı tarafça yaptırılan «delil tespitlerinde» davalının işyerinde davacıya ait tabelanın mevcut olduğu görüldüğünden ve taraflar arasındaki sözleşmenin 12. maddesinin, davacıya ait markanın haksız suretle kullanılması nedeniyle hukuka aykırı olmadığından davacının cezai şarta hak kazandığı, ancak söz konusu cezai şart özellikle İstanbul 43.Asliye Ticaret Mahkemesi'nde alınan bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında ayrıntılı olarak gösterildiği üzere, davalı tarafın 2011 yılında 316.958,97 TL zarar ettiği, 2012 yılında ise 26.634,30 TL kar ettiği, cezai şartın davalı tarafın ekonomik yönden mahvına yol açacak ağırlıkta olduğu, söz konusu bu görüşün huzurdaki dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda da aynen belirtildiğinden her iki dava yönünden de %95 oranında cezai şarttan «tenkis» yapılması gerektiği, her ne kadar asıl davadaki talep edilen miktar itibariyle %95 oranındaki tenkisin fazla olduğu düşünülebilir ise de, her iki davada talep edilen toplam cezai şart tutarının davalı tarafın ekonomik yönden mahvına yol açacağı gözetildiğinde, davalar arasında oransal eşitlik sağlanması bakımından bu şekilde uygulamanın «hakkaniyetli» olacağı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin asıl ve birleşen dava yönünden kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline, davalının birleşen davada reddedilen kısım için «vekalet ücreti» isteminin de cezai şarttan takdiren indirim yapıldığından hak kazanamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin de «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» imzalandığı, davacının 24/07/2012 tarihli «ihtarname» ile «haksız rekabet» ve «sözleşmeye aykırılığın» giderilmesini istediği, daha sonra bu aykırılıkların giderilmediği iddiasıyla 02/08/2012 tarihli ihtarname ile sözleşmelerin feshedildiği, davalıya ait her iki işy …
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde alınan bilirkişi raporunda «cezai şartın» davalının ekonomik yönden «mahruma» sebebiyet verecek durumda olduğu, davacının İstanbul 43.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/6257 E. , 2017/6784 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 28/12/2015 tarih ve 2015/25-2015/787 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi temlik alan davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28.11.2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan temlik alan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket bünyesindeki varlıkları (Catering Hizmetlerinin) satmaya karar vermesi üzerine alımına ... olduğunu, tarafların 05.11.2007 tarihli Varlık Satış Sözleşmesi'ni imzaladıklarını, sözleşmeye göre devir bedelinin 20.000.000 USD olup avans olarak 2.000.000 USD ödemenin öngörülmesi üzerine bu miktarı ödediğini, kalan kısmın daha sonra ödenmek üzere anlaşıldığını, ancak ödemenin gerçekleşmemiş olması gerekçesi ile davalının 02.01.2008 tarihli yazısı ile sözleşmeyi feshedip yapılan avans ödemesini ceza-i şart olarak kabul ederek irat kaydettiğini, fesih sonrası başka bir şirkete satış işleminin gerçekleştiğini, davalının bu davranışının hatalı ve haksız olup avans olarak verilen bedelin iadesinin gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000 USD'nin 28.07.2008 tarihinden itibaren dövize uygulanan en yüksek faiz oranı ile 11.07.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle de 2.000.000 USD'nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından sözleşme gereğince ifa edilmesi gereken yükümlülüklerin zamanında ifa edilmediğini, sözleşmede satım bedelinin bir bütün olarak belirlendiğini, ön koşullarda yer alan kıdem tazminatı teminat mektubunun temin edilmediğini, ödeme için kesin mehle riayet edilmediğini, sözleşmede kesin mehil belirtildiğini, kesin mehile uyulmaması halinde sözleşmenin kendiliğinden fesh olunacağının kararlaştırıldığını, davacıya yeni bir mehil verilmesi zorunluluğu bulunmadığını, feshin usulsüz olmadığını, sözleşmenin 13.3 maddesi gereğince avans ödemesinin cezai şart olarak irat kaydedildiğini, müvekkili tarafından üzerine düşen bütün edimlerin süresi içinde yerine getirildiğini, BK'nın 107.
maddesi gereğince ifa tarihinin kesin olarak belirlendiğini savunarak, davanın husumet, zamanaşımı ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu kesin süreye rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar vadeler içeren ödeme planı sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir mehilin dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi beyannamesi ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların tacir sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından basiretli tacir olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında cezai-şart olarak nitelenen rakamın ödenmesinde tenkise gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık satış sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen avansın iadesi istemine ilişkindir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini cezai şart olarak mahsup etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, tenkisine gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de bozma gereği yerine getirilmemiştir.
6762 sayılı TTK.nun 24. maddesi ( 6102 sayılı YTTK'nın 22 md) uyarınca; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu’nun 161. maddesinin 3. fıkrasında yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez.” Ancak, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunun saptanması durumunda cezai şarttan makul oranda indirim yapılabileceği Yargıtay uygulamalarında kabul edilmektedir. Ne var ki, bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumu yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılması ve kararlaştırılan cezai şartı ödemesinin ekonomik yönden mahvına sebep olup olmayacağı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, mahkemenin tarafların basiretli tacir olarak sözleşmeler imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından emin olmaları ve düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği şeklindeki gerekçesi yerinde olmadığı gibi, cezai şartın ekonomik mahva sebebiyet verip vermediği konusunda ayrıntılı bir inceleme yapıldığından da söz edilemez. Zira davacı cezai şartın ekonomik olarak mahvına sebebiyet verdiğini, şirketin gayri faal ve borca batık hale geldiğini, bu durumun bozma öncesi alınan bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu ileri sürerek, muhtelif icra takip dosyalarını da delil olarak göstermiştir. Davalı yan ise, davacının iddialarının aksine şirketin borca batık durumda olmadığını, bilakis sermaye artırım kararı alındığını, bunun mali müşavir raporu ile de sabit olduğunu, şirketin ekonomik mahva uğramadığını savunmuştur.
Mahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi beyannamesi ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı acentenin öz kaynak miktarı ve
bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, cezai şartın ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve tenkis koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının ticari defter ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla eksik incelemeye dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/382169000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz