Sebepsiz Zenginleşme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/13606 E. 2017/5259 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurtuluş kanıtı↗ hafif kusur↗ güven kuruluşu↗ haksız eylem↗ reeskont faizi↗ mahsup↗ sebepsiz zenginleşme↗ alacak davası↗ uyuşmazlık konusu↗ kusur↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalılar tarafından açılan hesaptaki mevduata bankanın cari faiz oranlarının uygulanması gerektiği, buna göre hesapta bulunan paradan davalılara yapılan nakit ödemeler mahsup edildiğinde davacı bankanın dava tarihi itibariyle 19.219,82 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 19.219,82 TL'nin dava tarihi olan 01/08/2000 Tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın subut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davalılar/birleşen davada davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- HUMK’nın 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000,00 TL’yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Bu miktar, karar tarihi olan 10.03.2016 tarihi itibariyle 2.190,00 TL'dir. Mahkemece, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Dava edilen uyuşmazlık konusu miktar 1.743,81 TL olup, yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığından davalılar/birleşen davada davacılar vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Asıl dava, davalılara fazla ödeme yapılması nedeniyle sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, asıl davada davacı olan banka, bankanın ikinci müdürü tarafından müşterilere yüksek faiz vaadedilerek hesaplar açıldığı ve bu hesapların boşaltıldığını, mudilerin para çekme talebi halinde de şüphelenmemeleri için başka mudilerin hesaplarından ödemelerde bulunulduğunu, vaaddilen bu faiz oranlarının gerçek faiz oranlarını yansıtmadığını, davalılara yapılan ödemelerin de hesaplarında bulunması gereken paradan çok daha fazla olduğunu ve bankanın zarara uğratıldığını iddia edilmektedir. Davalılar ise, banka müdürünün müşteriye sunulacak faiz oranlarına ilişkin değişiklik yapma hakkı olduğu inancıyla hareket ettiklerini savunmuşlardır.
Davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi, pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanının kişisel hesabının fiktif hesap olup olmadığını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, banka içinde başka bir banka gibi nitelendirilebilecek bir oluşumunun önüne geçilmesinde aktif davranması gerekir. Sonuçta bankaya güvenen müşteriler ile çalışan arasındaki ilişkiyi, salt vekalet kapsamında gören, bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla, usulsüzlüğün sonuçlarına müşterilerin katlanması gerektiğinin kabulü doğru görülemez. Bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55. maddesinde olduğu gibi haksız eylem ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun kurtuluş kanıtı öngörmeyen 100. maddesine göre sorumlu olup, aynı kanunun 99/2 nci maddesi 100/son maddesindeki kurtuluşu hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.
Somut olayda, davacı bankanın davaya konu edilen tarihler için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına bildirdiği ve uyguladığı faiz oranları tespit edilmiş, ancak davalıların elinde bulunan ve dosyaya sunulan hesap cüzdanında, cari faiz oranlarının üstü çizilerek el ile daha yüksek faiz oranları yazıldığı ve hesap cüzdanına kayıtların bu faiz oranları üzerinden işlendiği anlaşılmıştır. Her ne kadar, davalı bankanın müdürü ... tarafından müşterilere vaadedilen faiz oranları davalı bankanın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına uygulayacağını bildirdiği ve uyguladığı faiz oranlarından farklı ise de, hesap cüzdanına yazılan faiz oranları müşteriler yönünden geçerli olacağından, yetkili müdürün bu yöndeki işlemlerinden banka müşterilerine karşı yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde sorumlu olacaktır. O halde, davacı bankanın yetkili müdürü tarafından davalılara ait mevduata yüksek faiz oranları işletilmiş, hesap hareketleri hesap cüzdanına işlenmiş ve davalılara hesaplarındaki paradan ödeme yapıldığı izlenimi yaratılmış olduğuna göre, artık bir güven kuruluşu olan banka davalılara yapılan ödemelerin haksız ve fazla olduğunu ileri süremeyecektir. Bu durumda davacı bankanın haksız talebi üzerine davanın kabulü ile davalılardan tahsil yönünde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/3438 E. 2010/317 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · hafif kusur · haksız eylem · kusur · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen 100. maddesine göre sorumlu olup, aynı kanunun 99/2 nci maddesi 100/«son» maddesindeki kurtuluşu «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Benzer bu karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, «kusur oranlarının» yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:grafolojik inceleme · kusur oranı · hile · teslim
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, davaya dayanak dekontlardaki imzaların «grafolojik inceleme» ile davalı ...’a ait olduğunun belirlendiği, ancak, dekontlardaki portföy hesap numarasının bankadaki davacı hesap numarası ile uyuşmadığı, davacının müfettişliğe verdiği ifade ve bu ifade ile örtüşen ceza davasında alınan ifadesinde bankaya 36.000 DM yatırdığını, başkaca para yatırmadığını bildirdiği halde, eldeki davada farklı ifade ile alacak talebinde bulunduğu, bankadaki hesabından para çekişlerine ilişkin dekontlardaki imzaların davacıya ait olduğu, müdür olan davalıya güvenerek boş dekontlara imza attığı, dekontlarda banka yetkilisinin ve davacının imzalarının yer aldığı, davalı bankanın, gerçekte hesap açılmadığı gerekçesiyle ödeme yapmadığı, davalı müdürün parayı alıp, davacıya dekont verdiği, parayı banka kayıtlarına geçirmediği, hesap açmadığı, boş dekontlara imza atan davacının «hile» iddiasına dayanamayacağı, sonuçlara katlanması gerekeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Parasını bankanın dekontu karşılığında davalı bankanın çalışanı diğer davalıya «teslim» etmiş, yine bankanın boş dekontlarına imza atmış, davalı bankanın daha yüksek faiz verdiği duyumunu alıp, bankaya gittiğinde ikna edilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, «kusur oranlarının» yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/14915 E. 2014/4070 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:borcun üstlenilmesi · feri müdahil · avans faizi
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; toplanan belgelerden, davacınıın zararının karşılanması açısından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 9.500,00 TL'nin 02.12.1999 tarihinden 22.12.1999 tarihine kadar %83 faiz ile ve bu tarihten itibaren değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline ve davalının harçtan muaf olduğuna karar verilmiştir.
Karar davalı ve «feri müdahil» vekillerince ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ...Ş. ve «borcu üstlenen» TMSF vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazının reddi gerekmiştir.
2- Ancak taraflar arasında akdi ilişki olmadığından mahkemece hüküm altına alınan miktarların hesaba yatırıldığı tarihten itibaren «avans faizi» ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken, bankaya el konulduğu tarih olan 22/02/1999 tarihine kadar off shore hesap cüzdanında belirtilen faiz oranının uy …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15529 E. 2013/13100 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · hafif kusur · haksız eylem · kusur · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen 100. maddesine göre sorumlu olup, aynı kanunun 99/2 nci maddesi 100/«son» maddesindeki kurtuluşu «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Benzer bu karardaMaddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıaların hukuk hakimini de bağlayacağı gözetilerek davacının hesabından 25.000 TL’nı «zimmetine» geçirdiği, dosyada bulunan dekonttaki imzaların davacıya ait olduğu göz önünde tutularak boş dekontlara imza attığı ve bu durumun davacının müterafik kusurunu oluşturacağı, davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, aktif davranması gerektiği, sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla .../... usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulünün doğru görülemeyeceği, bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştığı kişiler aracılığıyla yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK.nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankaların BK.nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK'nun 100'ncü maddesi ile sorumlu olup aynı kanunun 99/2 maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmakta açıklanan tespitlerin ışığı taraflara izafesi mümkün «hakkaniyete» uygun «kusur oranlarının» ise davalı banka açısından %70 davacı mudi açısından ise %30 olacağı ve taleple bağlı kalınarak kusur oranına göre davacının davalı bankadan talep edebileceği alacak miktarının 16.100 TL olduğu ve davalı bankanın çalıştıran sıfatıyla bu miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 16.100 TL alacağın 05.01.2009 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi uyarınca değişen oranlarda «avans faizi» yürütülerek davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… sil etmediğini iddia etmiş ve mahkemece de davacının boş dekontları imzalaması ve hesap cüzdanını kontrol etmemesi nedeniyle kusurlu olduğu kabul edilip davacıya da «kusur» izafe edilerek karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece davacıya «kusur» izafesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zimmet · kusur oranı · hakkaniyet · avans faizi
Benzer bu karardaMaddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıaların hukuk hakimini de bağlayacağı gözetilerek davacının hesabından 25.000 TL’nı «zimmetine» geçirdiği, dosyada bulunan dekonttaki imzaların davacıya ait olduğu göz önünde tutularak boş dekontlara imza attığı ve bu durumun davacının müterafik kusurunu oluşturacağı, davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, aktif davranması gerektiği, sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla .../... usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulünün doğru görülemeyeceği, bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştığı kişiler aracılığıyla yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK.nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankaların BK.nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK'nun 100'ncü maddesi ile sorumlu olup aynı kanunun 99/2 maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmakta açıklanan tespitlerin ışığı taraflara izafesi mümkün «hakkaniyete» uygun «kusur oranlarının» ise davalı banka açısından %70 davacı mudi açısından ise %30 olacağı ve taleple bağlı kalınarak kusur oranına göre davacının davalı bankadan talep edebileceği alacak miktarının 16.100 TL olduğu ve davalı bankanın çalıştıran sıfatıyla bu miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 16.100 TL alacağın 05.01.2009 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi uyarınca değişen oranlarda «avans faizi» yürütülerek davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… içinde banka müşterilerinin hesaplarından müşterilerin rızaları dışında tasarrufta bulunduğu ve davacı ...'ın hesabından da 25.000 TL olmak üzere toplam 816.944 TL «zimmetine» geçirdiği ve müsnet suçtan Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/4 esas sayılı dosyasıyla yargılanarak cezalandırılmasına karar verilmiş olduğu, BK.nun 53.
Bu durumda, taraflar arasında «zimmete» geçirilen paranın tutarı konusunda ihtilaf bulunduğuna ve bu konuda da ağır ceza mahkemesi kararına itibar edildiğine göre, bu kararın kesinleşmesi beklenmeden yazılı gerekçeyle davanın kabulü doğru olmayıp hükmün davalı banka yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2163 E. 2015/7347 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal faiz · vekalet ücreti · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamaya göre, şirket ortağı davalılar yönünden ayrıca bir sorumluluk hukuki nedeni ileri sürülmediği, gönderilen paradan şirketin sorumlu olduğu gerekçesiyle 27.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalı B..
T.. kendisini vekil aracılığıyla «temsil» ettirmiştir.
T.. yönünden dava reddedildiğine göre, bu davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı K..
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/13606 E. , 2017/5259 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/03/2016 tarih ve 2000/708-2016/308 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalılar/birleşen davada davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili; davalıların müvekkili bankanın ... Şubesinin mudileri olduğunu, şube eski çalışanı ... tarafından mudi hesapları üzerinde sahtecilik ve dolandırıcılık gerçekleştirdiğini ve birçok hesap usulsüz olarak kapatılarak hesaplardaki paraların zimmetine geçirildiğini, buna karşın mudilerin ellerinde bulunan hesap cüzdanlarının manuel yolla işlenerek hesabın açık olduğu güveninin verildiğini, usulsüzlüğün ortaya çıkmasını önlemek amacıyla bankaların cari faiz oranlarının çok üzerinde faiz verildiğini ve bu yolla mudilerin parayı çekmesinin önüne geçildiğinin anlaşıldığını, davalılara ait hesabın 12/10/1998 tarihinde 10.000,00 TL meblağ ile 1 ay vadeli olarak açıldığını, 07/04/1999 tarihinde 6.990,140,955 TL meblağ ile kapatıldığını, hesap cüzdanında ise kapanış kaydının bulunmadığını, hesap cüzdanına geçerlilik kabiliyeti bulunmayan oranlarda faiz tahakkuku yapılarak mudiye çeşitli defalar nakit ödemelerde bulunulduğunun anlaşıldığını, söz konusu faiz oranlarının müvekkili bankayı bağlamayacağını ve söz konusu faiz tahakkuku nedeniyle davalılara yapılan ödemelerin sebepsiz zenginleşme yarattığının ortada olduğunu, yapılan nakit ödemeler de gözönüne alınarak müvekkili bankaca uygulanan cari faiz oranları ile hesaplama yapıldığında müvekkili bankanın 19.484.954,205 TL alacaklı bulunduğunun ortaya çıktığını ileri sürerek 19.484.954,205 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalılar vekili; müvekkillerinin haksız bir fiil veya eylemlerinin olmadığını, davacının talebinin haksız olduğunu, müvekkillerinin defter kayıtlarına göre halen kendilerinin alacağının olduğunu savunarak davanın reddini istemiş; birleşen davada, hesap cüzdanlarına göre halen 1.743.810,940 TL alacaklarının olduğunu ileri sürerek 1.743.810,940 TL'nin 11/02/2000 vade tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalılar tarafından açılan hesaptaki mevduata bankanın cari faiz oranlarının uygulanması gerektiği, buna göre hesapta bulunan paradan davalılara yapılan nakit ödemeler mahsup edildiğinde davacı bankanın dava tarihi itibariyle 19.219,82 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 19.219,82 TL'nin dava tarihi olan 01/08/2000 Tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın subut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davalılar/birleşen davada davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- HUMK’nın 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000,00 TL’yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Bu miktar, karar tarihi olan 10.03.2016 tarihi itibariyle 2.190,00 TL'dir. Mahkemece, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Dava edilen uyuşmazlık konusu miktar 1.743,81 TL olup, yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığından davalılar/birleşen davada davacılar vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Asıl dava, davalılara fazla ödeme yapılması nedeniyle sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, asıl davada davacı olan banka, bankanın ikinci müdürü tarafından müşterilere yüksek faiz vaadedilerek hesaplar açıldığı ve bu hesapların boşaltıldığını, mudilerin para çekme talebi halinde de şüphelenmemeleri için başka mudilerin hesaplarından ödemelerde bulunulduğunu, vaaddilen bu faiz oranlarının gerçek faiz oranlarını yansıtmadığını, davalılara yapılan ödemelerin de hesaplarında bulunması gereken paradan çok daha fazla olduğunu ve bankanın zarara uğratıldığını iddia edilmektedir. Davalılar ise, banka müdürünün müşteriye sunulacak faiz oranlarına ilişkin değişiklik yapma hakkı olduğu inancıyla hareket ettiklerini savunmuşlardır.
Davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi, pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanının kişisel hesabının fiktif hesap olup olmadığını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, banka içinde başka bir banka gibi nitelendirilebilecek bir oluşumunun önüne geçilmesinde aktif davranması gerekir. Sonuçta bankaya güvenen müşteriler ile çalışan arasındaki ilişkiyi, salt vekalet kapsamında gören, bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla, usulsüzlüğün sonuçlarına müşterilerin katlanması gerektiğinin kabulü doğru görülemez. Bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55.
maddesinde olduğu gibi haksız eylem ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun kurtuluş kanıtı öngörmeyen 100. maddesine göre sorumlu olup, aynı kanunun 99/2 nci maddesi 100/son maddesindeki kurtuluşu hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.
Somut olayda, davacı bankanın davaya konu edilen tarihler için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına bildirdiği ve uyguladığı faiz oranları tespit edilmiş, ancak davalıların elinde bulunan ve dosyaya sunulan hesap cüzdanında, cari faiz oranlarının üstü çizilerek el ile daha yüksek faiz oranları yazıldığı ve hesap cüzdanına kayıtların bu faiz oranları üzerinden işlendiği anlaşılmıştır. Her ne kadar, davalı bankanın müdürü ... tarafından müşterilere vaadedilen faiz oranları davalı bankanın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına uygulayacağını bildirdiği ve uyguladığı faiz oranlarından farklı ise de, hesap cüzdanına yazılan faiz oranları müşteriler yönünden geçerli olacağından, yetkili müdürün bu yöndeki işlemlerinden banka müşterilerine karşı yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde sorumlu olacaktır.
O halde, davacı bankanın yetkili müdürü tarafından davalılara ait mevduata yüksek faiz oranları işletilmiş, hesap hareketleri hesap cüzdanına işlenmiş ve davalılara hesaplarındaki paradan ödeme yapıldığı izlenimi yaratılmış olduğuna göre, artık bir güven kuruluşu olan banka davalılara yapılan ödemelerin haksız ve fazla olduğunu ileri süremeyecektir. Bu durumda davacı bankanın haksız talebi üzerine davanın kabulü ile davalılardan tahsil yönünde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar/birleşen davada davacılar vekilinin temyiz isteminin HUMK’un 432/4. maddesi hükmü uyarınca REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar/ birleşen davada davacılar vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/376852100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz