Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/3438 E. 2010/317 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurtuluş kanıtı↗ hafif kusur↗ grafolojik inceleme↗ kusur oranı↗ haksız eylem↗ hile↗ kusur↗ teslim↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davaya dayanak dekontlardaki imzaların grafolojik inceleme ile davalı ...’a ait olduğunun belirlendiği, ancak, dekontlardaki portföy hesap numarasının bankadaki davacı hesap numarası ile uyuşmadığı, davacının müfettişliğe verdiği ifade ve bu ifade ile örtüşen ceza davasında alınan ifadesinde bankaya 36.000 DM yatırdığını, başkaca para yatırmadığını bildirdiği halde, eldeki davada farklı ifade ile alacak talebinde bulunduğu, bankadaki hesabından para çekişlerine ilişkin dekontlardaki imzaların davacıya ait olduğu, müdür olan davalıya güvenerek boş dekontlara imza attığı, dekontlarda banka yetkilisinin ve davacının imzalarının yer aldığı, davalı bankanın, gerçekte hesap açılmadığı gerekçesiyle ödeme yapmadığı, davalı müdürün parayı alıp, davacıya dekont verdiği, parayı banka kayıtlarına geçirmediği, hesap açmadığı, boş dekontlara imza atan davacının hile iddiasına dayanamayacağı, sonuçlara katlanması gerekeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, davacının hesabındaki parasının davalılarca ödenmediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın davalılardan banka bakımından reddine karar verilmiştir. Oysa, yazılı gerekçelerin, davacının müterafik kusurlu olduğunun kabulünü gerektiren gerekçeler olarak kabulü mümkün ise de, davanın davalılardan banka bakımından bu gerekçelerle reddi doğru değildir. Zira, davacı, davalılardan müdürün şahsında davalı bankaya güvenmiştir. Parasını bankanın dekontu karşılığında davalı bankanın çalışanı diğer davalıya teslim etmiş, yine bankanın boş dekontlarına imza atmış, davalı bankanın daha yüksek faiz verdiği duyumunu alıp, bankaya gittiğinde ikna edilmiştir. Davalı banka, çalışanının daha önce çalıştığı Eseryurt Şubesi’ndeki yolsuzlukları üzerine suç duyurusunda bulunulmuş, yer değişikliği ile geldiği ve iş bu dava konusu işlemlerin gerçekleştiği Bayrampaşa Şubesi’nde de 39 mudinin hesapları ile ilgili yolsuzluklar yaptığı ortaya çıkmış, hakkında idari soruşturma başlatılmış ve ceza davası açılmıştır. Dekontların bazılarında iki yetkili, bazılarında tek yetkili imzası bulunmaktadır. Görünüşte işlemler banka çalışanlarınca yapılmış olup, davacının, paranın banka kayıtlarına geçirilip geçirilmediğini denetlemesi ve bilebilmesi mümkün değildir. Hesap cüzdanı almaması davacının müterafik kusurunu oluşturabilirse de, bankanın sorumluluğunu kaldırmaz. Davalı Bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabının fiktif hesap olup olmadığını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, banka içinde bir banka gibi nitelendirilebilecek bu tür bir oluşumun önüne geçilmesinde aktif davranması gerekir. Sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi, salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla, usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulü doğru görülemez. Bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi haksız eylem ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak kurtuluş kanıtı öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/son maddesindeki kurtuluş halini hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, kusur oranlarının yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15529 E. 2013/13100 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · hafif kusur · kusur oranı · haksız eylem · kusur · i̇i̇k 72/son · Tazminat
İncelediğiniz karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, «kusur oranlarının» yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaMaddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıaların hukuk hakimini de bağlayacağı gözetilerek davacının hesabından 25.000 TL’nı «zimmetine» geçirdiği, dosyada bulunan dekonttaki imzaların davacıya ait olduğu göz önünde tutularak boş dekontlara imza attığı ve bu durumun davacının müterafik kusurunu oluşturacağı, davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, aktif davranması gerektiği, sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla .../... usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulünün doğru görülemeyeceği, bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştığı kişiler aracılığıyla yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK.nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankaların BK.nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK'nun 100'ncü maddesi ile sorumlu olup aynı kanunun 99/2 maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmakta açıklanan tespitlerin ışığı taraflara izafesi mümkün «hakkaniyete» uygun «kusur oranlarının» ise davalı banka açısından %70 davacı mudi açısından ise %30 olacağı ve taleple bağlı kalınarak kusur oranına göre davacının davalı bankadan talep edebileceği alacak miktarının 16.100 TL olduğu ve davalı bankanın çalıştıran sıfatıyla bu miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 16.100 TL alacağın 05.01.2009 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi uyarınca değişen oranlarda «avans faizi» yürütülerek davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… sil etmediğini iddia etmiş ve mahkemece de davacının boş dekontları imzalaması ve hesap cüzdanını kontrol etmemesi nedeniyle kusurlu olduğu kabul edilip davacıya da «kusur» izafe edilerek karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece davacıya «kusur» izafesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zimmet · hakkaniyet · avans faizi
Benzer bu karardaMaddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıaların hukuk hakimini de bağlayacağı gözetilerek davacının hesabından 25.000 TL’nı «zimmetine» geçirdiği, dosyada bulunan dekonttaki imzaların davacıya ait olduğu göz önünde tutularak boş dekontlara imza attığı ve bu durumun davacının müterafik kusurunu oluşturacağı, davalı bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, aktif davranması gerektiği, sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla .../... usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulünün doğru görülemeyeceği, bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştığı kişiler aracılığıyla yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK.nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankaların BK.nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK'nun 100'ncü maddesi ile sorumlu olup aynı kanunun 99/2 maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmakta açıklanan tespitlerin ışığı taraflara izafesi mümkün «hakkaniyete» uygun «kusur oranlarının» ise davalı banka açısından %70 davacı mudi açısından ise %30 olacağı ve taleple bağlı kalınarak kusur oranına göre davacının davalı bankadan talep edebileceği alacak miktarının 16.100 TL olduğu ve davalı bankanın çalıştıran sıfatıyla bu miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 16.100 TL alacağın 05.01.2009 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi uyarınca değişen oranlarda «avans faizi» yürütülerek davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… içinde banka müşterilerinin hesaplarından müşterilerin rızaları dışında tasarrufta bulunduğu ve davacı ...'ın hesabından da 25.000 TL olmak üzere toplam 816.944 TL «zimmetine» geçirdiği ve müsnet suçtan Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/4 esas sayılı dosyasıyla yargılanarak cezalandırılmasına karar verilmiş olduğu, BK.nun 53.
Bu durumda, taraflar arasında «zimmete» geçirilen paranın tutarı konusunda ihtilaf bulunduğuna ve bu konuda da ağır ceza mahkemesi kararına itibar edildiğine göre, bu kararın kesinleşmesi beklenmeden yazılı gerekçeyle davanın kabulü doğru olmayıp hükmün davalı banka yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15173 E. 2012/6391 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6105 E. 2013/6867 K.
Ortak:kusur · Tazminat
İncelediğiniz karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, «kusur oranlarının» yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu kararda… sil etmediğini iddia etmiş ve mahkemece de davacının boş dekontları imzalaması ve hesap cüzdanını kontrol etmemesi nedeniyle kusurlu olduğu kabul edilip davacıya da «kusur» izafe edilerek karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece davacıya «kusur» izafesi doğru olmamış, kararın bu sebeple davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. ...- Ayrıca, dava bankacılık işleminden kaynaklanmakta olup, ticari iş mahiyetinde olması nedeniyle, talep gibi «reeskont faizine» hükmedilmesi gerekirken, «yasal faize» hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple de davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:reeskont faizi · yasal faiz
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece davacıya «kusur» izafesi doğru olmamış, kararın bu sebeple davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. ...- Ayrıca, dava bankacılık işleminden kaynaklanmakta olup, ticari iş mahiyetinde olması nedeniyle, talep gibi «reeskont faizine» hükmedilmesi gerekirken, «yasal faize» hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple de davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13606 E. 2017/5259 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · hafif kusur · haksız eylem · kusur · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/«son» maddesindeki kurtuluş halini «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, «kusur oranlarının» yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaBankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55. maddesinde olduğu gibi «haksız eylem» ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun «kurtuluş kanıtı» öngörmeyen 100. maddesine göre sorumlu olup, aynı kanunun 99/2 nci maddesi 100/«son» maddesindeki kurtuluşu «hafif kusurlar» için dahi kaldırmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güven kuruluşu · reeskont faizi · mahsup · sebepsiz zenginleşme · alacak davası · uyuşmazlık konusu
Benzer bu kararda… lılar tarafından açılan hesaptaki mevduata bankanın cari faiz oranlarının uygulanması gerektiği, buna göre hesapta bulunan paradan davalılara yapılan nakit ödemeler «mahsup» edildiğinde davacı bankanın dava tarihi itibariyle 19.219,82 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 19.219,82 TL'nin dava tarihi olan 01/08/2000 Tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın subut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
1- HUMK’nın 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000,00 TL’yi geçmeyen taşınır mal ve «alacak davalarına» ilişkin nihai kararlar kesindir.
Dava edilen «uyuşmazlık konusu» miktar 1.743,81 TL olup, yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığından davalılar/birleşen davada davacılar vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Asıl dava, davalılara fazla ödeme yapılması nedeniyle «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/3438 E. , 2010/317 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/12/2006 tarih ve 2004/482-2006/823 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.01.2010 gününde davacı avukatı... ile davalı .... Vekili Av. ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer davalı ... duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan Elbeyi’nin müdür olarak çalıştığı diğer davalı bankanın hesap açtırıp iki ayrı tarihte toplam 55.625 TL yatırdığını ve buna ilişkin olarak dekont aldığını, ancak paranın faizi ile birlikte geri istendiğinde hesabın inkar edilip dekontların sahte olduğundan bahisle ödeme yapılmadığını davalı ...’nin toplam 39 mudinin parasını zimmete geçirdiğinin öğrenildiğini, davalı bankanın denetim ve gözetim yapmadığını, çalışanını seçmede özenli davranmadığını, BK’nun 100 ncu maddesi uyarınca davalı bankanın da sorumlu olduğunu ileri sürerek, ıslah ile birlikte toplam 55.625 TL’nın faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalı banka vekili, davacının fiilen banka kasasına girmiş bir para yatırmasının sözkonusu olmadığını, davaya dayanak yapılan dekontlardaki hesap numarasının banka kayıtlarında yer almadığını, davacının imzasını içeren dekontlara göre de bankadan talep edilebilecek bir alacağının kalmadığını, davacının diğer davalıya duyduğu güvenin sonuçlarına katlanması gerektiğini, zararın oluşmasına davacının neden olduğunu, bankanın gözetim ve denetim yükümlülüğünü davacının bertaraf ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı yanıt vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davaya dayanak dekontlardaki imzaların grafolojik inceleme ile davalı ...’a ait olduğunun belirlendiği, ancak, dekontlardaki portföy hesap numarasının bankadaki davacı hesap numarası ile uyuşmadığı, davacının müfettişliğe verdiği ifade ve bu ifade ile örtüşen ceza davasında alınan ifadesinde bankaya 36.000 DM yatırdığını, başkaca para yatırmadığını bildirdiği halde, eldeki davada farklı ifade ile alacak talebinde bulunduğu, bankadaki hesabından para çekişlerine ilişkin dekontlardaki imzaların davacıya ait olduğu, müdür olan davalıya güvenerek boş dekontlara imza attığı, dekontlarda banka yetkilisinin ve davacının imzalarının yer aldığı, davalı bankanın, gerçekte hesap açılmadığı gerekçesiyle ödeme yapmadığı, davalı müdürün parayı alıp, davacıya dekont verdiği, parayı banka kayıtlarına geçirmediği, hesap açmadığı, boş dekontlara imza atan davacının hile iddiasına dayanamayacağı, sonuçlara katlanması gerekeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, davacının hesabındaki parasının davalılarca ödenmediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın davalılardan banka bakımından reddine karar verilmiştir. Oysa, yazılı gerekçelerin, davacının müterafik kusurlu olduğunun kabulünü gerektiren gerekçeler olarak kabulü mümkün ise de, davanın davalılardan banka bakımından bu gerekçelerle reddi doğru değildir. Zira, davacı, davalılardan müdürün şahsında davalı bankaya güvenmiştir. Parasını bankanın dekontu karşılığında davalı bankanın çalışanı diğer davalıya teslim etmiş, yine bankanın boş dekontlarına imza atmış, davalı bankanın daha yüksek faiz verdiği duyumunu alıp, bankaya gittiğinde ikna edilmiştir. Davalı banka, çalışanının daha önce çalıştığı Eseryurt Şubesi’ndeki yolsuzlukları üzerine suç duyurusunda bulunulmuş, yer değişikliği ile geldiği ve iş bu dava konusu işlemlerin gerçekleştiği Bayrampaşa Şubesi’nde de 39 mudinin hesapları ile ilgili yolsuzluklar yaptığı ortaya çıkmış, hakkında idari soruşturma başlatılmış ve ceza davası açılmıştır.
Dekontların bazılarında iki yetkili, bazılarında tek yetkili imzası bulunmaktadır. Görünüşte işlemler banka çalışanlarınca yapılmış olup, davacının, paranın banka kayıtlarına geçirilip geçirilmediğini denetlemesi ve bilebilmesi mümkün değildir. Hesap cüzdanı almaması davacının müterafik kusurunu oluşturabilirse de, bankanın sorumluluğunu kaldırmaz. Davalı Bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, şube içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabının fiktif hesap olup olmadığını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, banka içinde bir banka gibi nitelendirilebilecek bu tür bir oluşumun önüne geçilmesinde aktif davranması gerekir.
Sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi, salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla, usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulü doğru görülemez. Bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi haksız eylem ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak kurtuluş kanıtı öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/son maddesindeki kurtuluş halini hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, boş dekontlara imza atılmasının ve hesap cüzdanı olmamasının davacının müterafik kusurunu oluşturacağının kabulü ve davalı bankanın BK’nun 100 ncü maddesi uyarınca ağırlıklı olarak kusurlu görülmesi, kusur oranlarının yeni bir bilirkişi oluşturulup, saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususların gözden kaçırılmasına dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1008215400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz