Kararın Yargıtayca incelenmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/12473 E. 2017/435 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
irade bozukluğu↗ fiil ehliyeti↗ kısıtlılık↗ ipotek↗ içtihadı birleştirme kararı↗ taraf ehliyeti↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, ipotek borçlusu davacı ...'in ipotek tesis işlemi hakkında açıkça bilgilendirilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne ipotek tesis işleminin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ipotek tesisi işleminin iptaline ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin ipotek akdi tesis edilirken yaşlılık nedeniyle medeni hakları kullanma ehliyeti bulunmadığını, işlemin anlam ve sonuçlarını ayırt edemeyecek durumda bulunduğunu iddia etmiştir.
Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunun 9. maddesinde fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği vc borç altına girebileceği düzenlenmiştir. Anılan Yasa'nın 10. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırdım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).
Bu durumda, öncelikle davacının sözleşme tarihi itibariyle fiil ehliyetine sahip olup olmadığı hususları araştırılıp; fiil ehliyetinin bulunması halinde ise diğer irade bozukluğu hallerinin tartışılıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6104 E. 2023/2330 K.
Ortak:fiil ehliyeti · kısıtlılık · taraf ehliyeti
İncelediğiniz karardaAnılan Yasa'nın 10. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip ve «kısıtlı» olmayan her ergin kişinin «fiil ehliyeti» vardır.
Nitekim Türk Medeni Kanunun 9. maddesinde «fiil ehliyetine» sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği vc borç altına girebileceği düzenlenmiştir.
Bu durumda, öncelikle davacının sözleşme tarihi itibariyle «fiil ehliyetine» sahip olup olmadığı hususları araştırılıp; fiil ehliyetinin bulunması halinde ise diğer «irade bozukluğu» hallerinin tartışılıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu kararda… gerektirici sebeplere ve dava konusu olay 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi kapsamında olup Dairemizin onama ilamında yer alan "davacının işlem tarihinde hukuki «ehliyetinin» bulunmadığının ispatlanamamış olmasına göre" şeklindeki ibarenin sonuca etkili olmamasına göre davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan ha …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklık ilişkisi
Benzer bu karardaUyuşmazlık, geçerli «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13102 E. 2018/542 K.
Ortak:ipotek · taraf ehliyeti
İncelediğiniz karardaDavacı vekili, müvekkilinin «ipotek» akdi tesis edilirken yaşlılık nedeniyle medeni hakları kullanma «ehliyeti» bulunmadığını, işlemin anlam ve sonuçlarını ayırt edemeyecek durumda bulunduğunu iddia etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «ipotek» borçlusu davacı ...'in ipotek tesis işlemi hakkında açıkça bilgilendirilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne ipotek tesis işleminin iptaline karar verilmiştir.
Dava, «ipotek» tesisi işleminin iptaline ilişkindir.
Benzer bu karardaYani davalılar, icra takibinin dayanağı olan «ipotek» tesisine ilişkin işlemin «ehliyetsizlik» nedeni ile sakat olduğunu savunmuşlardır.
Bu durumda, davalılarca icra takibine konu «ipotek» tesisine ilişkin işlemin «ehliyetsizlik» nedeniyle «geçersiz» olduğu savunulduğu halde mahkemece ehliyetsizliğin «kamu düzeni» ile ilgili olduğu gözetilerek öncelikle incelenmesi gerekirken, bu husus tartışılıp değerlendirilmeksizin, «eksik incelemeye» dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinin» «fesih» şartlarının gerçekleştiği, sözleşmenin «teminat» başlıklı 16.maddesi hükmüne göre; acentenin işbu sözleşme ile kabul ettiği «görevlerin» uygulanmasını sağlamak amacı ile belli bir miktarda teminat vermeyi kabul ve «taahhüt» ettiği, bunun üzerine 05/11/2010 tarihinde, davalı acentenin borçlarının teminatı olarak davalı ...'ün maliki bulunduğu taşınmazın tamamı üzerine davacı ... şirketi lehine birinci derece ve birinci sırada 100.000 TL bedelle «ipotek» tesis edildiği, acentelik sözleşmesinin teminata «müracaat hakkı» başlıklı 17. maddesi hükümlerine göre acentenin işbu sözleşme ile kabul ettiği görevlerini yerine getirmediği veya borcu oluştuğu takdirde davacının, davalı acentenin teminatına müracaat edebilme hakkına sahip olduğu, davalı acentenin davacı ... şirketine karşı toplam borcunun 98.207,08 TL olduğu, bu alacak tutarının 56.162,89 TL ödenmemiş senet alacağı, diğer kalan 42.044,19 TL ise likit ticari cari alacak tespit edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların itirazının iptali ile takibin takip talepnamesindeki koşullar üzerinden aynen devamına, takip miktarının %20 oranına denk gelen 20.000,00 TL «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müracaat hakkı · acentelik sözleşmesi · ipoteğin paraya çevrilmesi · acentelik · icra takibine itiraz · fesih · kamu düzeni · geçersizlik
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinin» «fesih» şartlarının gerçekleştiği, sözleşmenin «teminat» başlıklı 16.maddesi hükmüne göre; acentenin işbu sözleşme ile kabul ettiği «görevlerin» uygulanmasını sağlamak amacı ile belli bir miktarda teminat vermeyi kabul ve «taahhüt» ettiği, bunun üzerine 05/11/2010 tarihinde, davalı acentenin borçlarının teminatı olarak davalı ...'ün maliki bulunduğu taşınmazın tamamı üzerine davacı ... şirketi lehine birinci derece ve birinci sırada 100.000 TL bedelle «ipotek» tesis edildiği, acentelik sözleşmesinin teminata «müracaat hakkı» başlıklı 17. maddesi hükümlerine göre acentenin işbu sözleşme ile kabul ettiği görevlerini yerine getirmediği veya borcu oluştuğu takdirde davacının, davalı acentenin teminatına müracaat edebilme hakkına sahip olduğu, davalı acentenin davacı ... şirketine karşı toplam borcunun 98.207,08 TL olduğu, bu alacak tutarının 56.162,89 TL ödenmemiş senet alacağı, diğer kalan 42.044,19 TL ise likit ticari cari alacak tespit edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalıların itirazının iptali ile takibin takip talepnamesindeki koşullar üzerinden aynen devamına, takip miktarının %20 oranına denk gelen 20.000,00 TL «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
1-Dava, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davalılar vekili «icra takibine itiraz» dilekçesinde ve yargılama aşamasında, «ipotek» veren davalı ...’ün 73 yaşında olup söz konusu borç doğurucu işleme vakıf olmamasına rağmen ve sağlık kurul raporu istenmeden işlemin yapıldığını, ipoteğin «geçersiz» olduğunu belirtmiştir.
Bu durumda, davalılarca icra takibine konu «ipotek» tesisine ilişkin işlemin «ehliyetsizlik» nedeniyle «geçersiz» olduğu savunulduğu halde mahkemece ehliyetsizliğin «kamu düzeni» ile ilgili olduğu gözetilerek öncelikle incelenmesi gerekirken, bu husus tartışılıp değerlendirilmeksizin, «eksik incelemeye» dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
-
Hisse devrin iptali | Tapu tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1334 E. 2013/1302 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · kesin hükümsüzlük · hisse devrinin iptali · hisse devri sözleşmesi · sözleşmenin iptali · davanın konusu · ortaklar kurulu kararı · hisse devri
Benzer bu karardaOysa, işbu «davanın konusu» 05.02.2004 tarihli «hisse devri sözleşmesi» olup, uzunca bir süre sonucu beklenen ...
Noterliği'nin 05.02.2004 tarihli devir işleminin temyiz gücünün bulunmaması nedeniyle «kesin hükümsüz» olduğu, buna bağlı olarak davalının söz konusu payları edinmesine yol açan 05.02.2004 tarihli ve 26 nolu «ortaklar kurulu» kararının da kesin hükümsüz olduğu, bu durum çerçevesinde davalı nezdinde bulunan devir konusu payın davacı adına dava dışı şirketin «pay defterine» kaydedilmesi açısından gereken koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
2-Dava, «hisse devrinin iptali» ile davacı adına tescili istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, davacının anılan tarihte iddia edildiği gibi temyiz kudretine haiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, ...
Asliye Hukuk Mahkemesi'nce (2006/45 esas) 04.06.2004 tarihli «hisse devir sözleşmesinin iptali» istemi ile ilgili olarak ...
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/12473 E. , 2017/435 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada tarih ve 2014/380-2015/332 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin ipotek işlemi tarihinde 80 yaşında, hasta, hukuki işlemlerin anlam ve sonucunu ayırt edemeyecek kadar yaşlı olduğunu, ayrıca okuma ve yazmasının da bulunmadığını, ipotek konusunda da hiçbir surette bilgi verilmediğini, hassas davranması gereken Tapu Sicil Müdürlüğü ve davalının bunu göz ardı ettiğini ileri sürerek ipotek tesis işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, ipotek tesis işleminin hukuka uygun olduğunu, işleme vakıf olduklarına dair davacı ve tanıkların imzalarının olduğunu, resmi belgenin aksinin tanıkla ispat edilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, ipotek borçlusu davacı ...'in ipotek tesis işlemi hakkında açıkça bilgilendirilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne ipotek tesis işleminin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ipotek tesisi işleminin iptaline ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin ipotek akdi tesis edilirken yaşlılık nedeniyle medeni hakları kullanma ehliyeti bulunmadığını, işlemin anlam ve sonuçlarını ayırt edemeyecek durumda bulunduğunu iddia etmiştir.
Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunun 9. maddesinde fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği vc borç altına girebileceği düzenlenmiştir. Anılan Yasa'nın 10. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırdım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).
Bu durumda, öncelikle davacının sözleşme tarihi itibariyle fiil ehliyetine sahip olup olmadığı hususları araştırılıp; fiil ehliyetinin bulunması halinde ise diğer irade bozukluğu hallerinin tartışılıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, 23/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/356337300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz