Kasa açığı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/6950 E. 2014/17482 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kasa açığı↗ nispi vekalet ücreti↗ illiyet bağı↗ davanın açılmamış sayılması↗ pasif husumet yokluğu↗ açılmamış sayılma↗ tmsf↗ pasif husumet↗ husumet yokluğu↗ içtihadı birleştirme kararı↗ kusur↗ vekalet ücreti↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu kasa açığını tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, kusur ve illiyet bağının ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı husumet yöneltilemeyeceği anlaşıldığından pasif husumet yokluğu nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Mahkemenin gerekçeli kararı davalılardan ... vekiline 31.03.2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup hüküm HUMK'nun 432. maddesinde yazılı süre geçirildikten sonra 25.07.2014 günü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Aynı Yasa’nın 432/4. maddesine göre süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay da bu konuda karar verebileceğinden, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/son maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/2220 E. 2013/18645 K.
Ortak:kasa açığı · nispi vekalet ücreti · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın dü …
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu «kasa açığını» tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, «kusur» ve «illiyet bağının» ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına»; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşıldığından «pasif husumet yokluğu» nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2-Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin «sermaye artırım» «taahhüdünden» çok önce İmar Bankasının hissedarı olduğu, dosyada hisse yatırımının değerinin kalmadığına ilişkin bir veri ya da belgeye rastlanmadığı, «kasa açığı» konusunda ise dosyada bu hususta objektif «denetime elverişli» bir belgenin bulunmadığı, bu haliyle «zararın ispat» edilemediği gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı · sermaye artırımı · maktu vekalet ücreti · denetime elverişlilik · taahhütname
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin «sermaye artırım» «taahhüdünden» çok önce İmar Bankasının hissedarı olduğu, dosyada hisse yatırımının değerinin kalmadığına ilişkin bir veri ya da belgeye rastlanmadığı, «kasa açığı» konusunda ise dosyada bu hususta objektif «denetime elverişli» bir belgenin bulunmadığı, bu haliyle «zararın ispat» edilemediği gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
2-Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14348 E. 2015/1175 K.
Ortak:kasa açığı · nispi vekalet ücreti · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın dü …
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu «kasa açığını» tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, «kusur» ve «illiyet bağının» ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına»; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşıldığından «pasif husumet yokluğu» nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda3- Öte yandan, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece hakkında ret kararı verilen bir kısım davalılar yönünden «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:haksız eylem · maktu vekalet ücreti · şirket zararı · ihtar · ıslah · yönetim kurulu kararı · asıl alacak · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirkete el konulduğu tarihte 13.011,31 TL «kasa açığının» bulunduğu, ancak kasada bu miktarın fiilen olmadığı, yapılan usulsüzlüklerden dolayı «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçinin sorumlu bulunduğu, diğer davalıların şirketteki «görevleri» dikkate alındığında kasa açığının kendilerinden tahsilinin istenemeyeceği, davadan önce «temerrütün» söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davalı ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dava dilekçesindeki miktar itibariyle davanın kabulüne, 13.011,31 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline, «ıslah» miktarı yerinde görülmediğinden reddine, diğer davalılar hakkındaki dava sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, bilirkişilerin «kasa açığına» ilişkin olarak tutanak tarihinden dava tarihine kadar faiz hesabı yaptığı, davalıların davadan önce «temerrüte» düşürülmediği, bu nedenle «ıslah» dilekçesiyle talep edilen faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle «asıl alacak» miktarına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davacının alacak talebinin temeli davalıların haksız eylemleri olduğundan, davalıların «temerrütü» için «ihtar» gerekmez.
2- Dava, şirketin eski yöneticileri ve denetçisinin «şirketi zarara» uğrattığı iddiasıyla açılmış tazminat istemine ilişkindir.
-
İtirazın iptali | İnkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5839 E. 2011/17169 K.
Ortak:kasa açığı · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu «kasa açığını» tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, «kusur» ve «illiyet bağının» ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına»; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşıldığından «pasif husumet yokluğu» nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın dü …
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
Somut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kötüniyet tazminatı · yemin · kötü niyet tazminatı · mahsup · kötü niyet · kötüniyet
Benzer bu karardaSomut olayda davacının «kasa açığı» olduğuna dair 16.06.2003-24.07.2003 tarihli tutanaklardan, davalının davacıya olan borcuna karşı kasa açıklarının «mahsup» edildiğine dair açıklık bulunmadığı gibi takibin bu tutanaklardan yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış olması karşısında davacının alacaklı olmadığını bilerek takip yaptığının ve icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının da ispatlanamaması nedeniyle haksız ve «kötü niyet tazminat» koşulları bulunmadığından bu konuda davalının isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece davacı tarafından yapılan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu kabul edilerek, davalı lehine «kötüniyet tazminatına» hükmetmiş ise de kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız ve kötüniyetle yapılmış olması gerekir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından bozmadan önce sunulan «yemin» metni gereğince davalı şirket yetkilisine dosya içerisinde yer alan en «son» tarihli şirket yöneticisine yemin yöneltildiğini, davacı tarafa borçlarının bulunmadığını bildirdiğinden ispat edilemeyen davanın reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davalı lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/393 E. 2017/3933 K.
Ortak:kasa açığı · nispi vekalet ücreti · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu «kasa açığını» tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, «kusur» ve «illiyet bağının» ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına»; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşıldığından «pasif husumet yokluğu» nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/«son» maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın dü …
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin «kasa açığının» bir zarara yol açıp açmadığının davacı tarafından kanıtlanamadığı gibi, şirkete elkoyma tarihi 13.02.2004 tarihi itibariyle kasa sayımı yapılmadığı, bunun tutanağa bağlanmadığı, bir önceki yıl sonu olan 31.12.2003 tarihi itibariyle de şirketin kasa hesabını gerçek durumunun objektif olarak ortaya koyacak özellikte ve yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydı» listesi, sayım tutanağı ve bunun gibi belgeye rastlanmadığı, inceleme raporunun 22.12.2005 tarihli olup, incelemeye 25.08.2005 tarihinde başlandığı, kasa açığının el «koyma» tarihinden önce mi yoksa sonra mı gerçekleştiği hususunda bir tespit yapmanın imkan dahilinde bulunmadığı için davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, kasa açığını oluşturan kayıtların zamanlama itibariyle bu kasa açığını temellendirmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... yönünden HUMK 409 (HMK 150) madde uyarınca «davanın açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde yer alan “Bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirlenir.” hükmü uyarınca mahkemece, davada kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anıla …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · maktu vekalet ücreti · cy/cy kaydı · temsil
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin «kasa açığının» bir zarara yol açıp açmadığının davacı tarafından kanıtlanamadığı gibi, şirkete elkoyma tarihi 13.02.2004 tarihi itibariyle kasa sayımı yapılmadığı, bunun tutanağa bağlanmadığı, bir önceki yıl sonu olan 31.12.2003 tarihi itibariyle de şirketin kasa hesabını gerçek durumunun objektif olarak ortaya koyacak özellikte ve yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydı» listesi, sayım tutanağı ve bunun gibi belgeye rastlanmadığı, inceleme raporunun 22.12.2005 tarihli olup, incelemeye 25.08.2005 tarihinde başlandığı, kasa açığının el «koyma» tarihinden önce mi yoksa sonra mı gerçekleştiği hususunda bir tespit yapmanın imkan dahilinde bulunmadığı için davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, kasa açığını oluşturan kayıtların zamanlama itibariyle bu kasa açığını temellendirmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... yönünden HUMK 409 (HMK 150) madde uyarınca «davanın açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde yer alan “Bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirlenir.” hükmü uyarınca mahkemece, davada kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anıla …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/6950 E. , 2014/17482 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/07/2011 tarih ve 2006/85-2011/389 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, TMSF kararıyla Uzan grubuna ait şirketlere el konulduğunu, davacı şirketin de Uzan grubunun medya şirketlerinden biri olduğunu, el konulduktan sonra muhasebe kayıtlarının incelemeye alındığını ve 13.02.2024 tarihinde kasada olması gereken mevcutların olmadığını, bu durumun tutanakla tespit edildiğini, teftiş kurulu ve denetim kurulu raporuyla da kasa açığının tespit edildiğini, bu durumdan el koyma tarihinden önceki yönetim kurulu üyeleri, denetim kurulu üyeleri, mali direktör, genel müdür ve icra kurulu üyelerinin tamamının sorumlu olduğu gerekçesiyle 25.036,70 TL olan zararın tüm davalılardan müştereken müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilleri; zararla ilgili kesin delil sunulmadığını, davalıların sorumluluk nedenleri, dönemleri, miktarları konusunda ayrı ayrı açıklama yapılmadığı, hazırlanan raporların inandırıcı olmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu kasa açığını tespit eden raporların hiçbir bilimsel veriye dayanmadığı, davalıların bu zarara neden olduğunun, hukuka aykırılık, kusur ve illiyet bağının ispatlanamadığı gerekçesiyle; davalılardan ..., ...,... ve ... hakkındaki dava takip edilmediğinden HUMK 409/5 maddesi gereği bu davalılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına; davalılardan ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davada TTK 336 madde kapsamında sorumlu tutulamayacakları bu kişilere karşı husumet yöneltilemeyeceği anlaşıldığından pasif husumet yokluğu nedeniyle haklarındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkında açılan dava ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Mahkemenin gerekçeli kararı davalılardan ... vekiline 31.03.2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup hüküm HUMK'nun 432. maddesinde yazılı süre geçirildikten sonra 25.07.2014 günü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Aynı Yasa’nın 432/4. maddesine göre süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay da bu konuda karar verebileceğinden, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Temyiz eden davacı TMSF'nin eldeki davayı kanuni halef sıfatıyla takip ettiği dikkate alınarak 5411 sayılı Kanunun 133/son maddesi hükmü uyarınca maktu vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 5. fıkrasındaki "2.974,00TL" ibaresinin yerine "1.100,00TL" yazılarak hükmün bu şekilde davacı yararına DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz harcı davalı ...'den peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 12/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/354180200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz