Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/10848 E. 2014/284 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iyiniyet kuralları↗ aaüt↗ vekalet ücreti takdiri↗ iyiniyet↗ marka hakkına tecavüz↗ uyuşmazlık konusu↗ vekalet ücreti↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davacı-karşı davalı tarafından, davalı-karşı davacı aleyhine marka hakkına tecavüz iddiası ile dava açılmış ise de, “BallıköyAnzer" markasının 2007/66531 no ile davalı-karşı davacı adına tescilli olduğu, bu nedenle davacı-karşı davalının marka hakkına tecavüzün oluşmayacağı ve ayrıca davalı-karşı davacı adına tescili “BallıköyAnzer” markanın iptali de talep edilmiş ise de, davalı-karşı davacı markası ile davacı-karşı davalı markası arasında karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzerlik bulunmadığı ve bu itibarla hükümsüzlük sebeplerinin oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın, karşı davanın ise, her ne kadar bilirkişi raporunda davacı-karşı davalı markasının coğrafi işaret niteliği taşıdığı, Anzer ibaresinin tanınmışlığının davacı-karşı davalı tarafça sağlanmadığı, bu nedenle marka olarak tescil edilemeyeceği ve hükümsüzlük şartlarının doğduğu belirtilmiş ise de, davacının markasının 05.11.1990 tarihinde tescil edilmiş olup, bu markanın uzun süre davacı-karşı davalı tarafça kullanılmasına rağmen, tescil tarihinden ve aradan geçen uzun zaman sonra davalı-karşı davacı tarafından bu markanın hükümsüzlüğünün talep edilmesinin TMK'daki iyiniyet kuralları ile bağdaştırılamayacağı gerekçesiyle, karşı davanın da reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davacı-karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile uyuşmazlık konusu “ANZER BALI” ibaresinin sonradan jenerik isim haline geldiği hususunun kanıtlanamamasına göre, davacı-karşı davalı vekilinin tüm, davalı-karşı davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, davacı-karşı davalı tarafça açılan asıl davada 10.000 TL manevi tazminatın karşı taraftan tazmini istenilmiş olup, mahkemece bu istemin de reddine karar verildiği halde, davalı-karşı davacı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmeyip, kararın bu nedenle mümeyyiz davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/429 E. 2024/4024 K.
Ortak:vekalet ücreti takdiri · vekalet ücreti
İncelediğiniz kararda… mini istenilmiş olup, mahkemece bu istemin de reddine karar verildiği halde, davalı-karşı davacı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca «vekalet ücreti takdir» edilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmeyip, kararın bu nedenle mümeyyiz davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, anı …
Benzer bu kararda… ın yasal yollara başvurmaksızın duyuru menninde geçen ispata muhtaç iddialar içeren ifadeleri kullanma hakkı bulunmadığının kabulünün gerektiği, davalının eyleminin «haksız rekabete» sebebiyet verdiği, davacının dava dilekçesi uyarınca «yoksun kalınan» kâra ilişkin olarak tazminat talep etmediği, her davanın açıldığı tarihteki olaylara göre değerlendirileceği, dava tarihinden sonra meydana gelen veya geldiği ileri sürülen zararların bu davada istenemeyeceği, davacı vekilince dava dilekçesinde açıkça dava tarihinden itibaren faiz talep edildiği, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, «maddi tazminat» miktarının «hakkaniyete» göre belirlenmesi sebebiyle davalı yararına reddedilen maddi tazminat miktarı nedeniyle «vekalet ücreti takdir» edilmesi ve indirim yapılan kısmın «yargılama giderlerinin» hesabında dikkate alınmasının doğru bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalıya ait internet sitesi olan “http://anzerbali.com.tr” sitesindeki davalının ürünlerine ilişkin dava konusu uyarı yazısının davalı tarafça kaldırılmasına, 20.000,00 TL maddi tazminatın, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tazminat miktarının eksik ve hatalı belirlendiğini, yapılan «hakkaniyet indiriminin» hukuka aykırılık taşıdığı, «haksız eylemin» dava tarihinden sonra dahi devam ettiğini, müvekkilinin «haksız rekabet» nedeniyle uğradığı zararın tüm dönemleri kapsayacak şekilde tam olarak belirlemesi gerektiğini, alınan bilirkişi raporunun yeterli olmadığını, zararın bilirkişinin belirlediğinden çok daha fazla olduğunu, «yargılama giderleri», «harç» ve «vekalet ücretinin», faiz miktarının, «faiz başlangıç tarihinin» hatalı belirlendiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının internet sitesindeki yazıdan sonra müvekkilinin sattığı malların «sahteliğine» dair bir algı oluşup satışlarının büyük ölçüde düştüğünü, müvekkilinin «haksız rekabet» nedeniyle uğradığı zararın tam olarak belirlenmesi, eğer bu hususun belirlenmesi mümkün değilse dosyanın yeniden «bilirkişi incelemesine» gönderilerek maddi zararın hükme elverişli olarak net bir biçimde tespiti gerektiğini, tazminat miktarının yetersiz incelemeyle eksik ve hatalı belirlendiğini, Mahkemece mevcut ve gelecekteki zarar ayrımı yapılmadan sadece takdir «yetkisinin» kullanılmasıyla tazminat belirlenemeyeceğini, Mahkemenin tazminatı hangi nedene dayalı olarak belirlediğine ilişkin herhangi bir gerekçe göstermediğini, somut olayda maddi zararın ancak bilirkişi marifetiyle belirlenebileceğini, bilirkişi raporunu Mahkeme yeterli gördüğünden değer arttırımın bilirkişi raporunda belirlenen değere göre yapıldığını, Mahkemenin kendi kanaatine göre herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın «maddi tazminat» belirleyemeyeceğini, müvekkilinin zararının bilirkişi raporunda belirlenenden çok daha fazla olduğunu, başka bir sebeple zarar ettiğine dair verinin bulunmadığını, bu sebeple tazminattan indirim yapılamayacağını, dava dilekçesinin sonuç ve talep kısmında müvekkilinin yıllara göre satışlarının incelenerek uğradığı maddi zararların tazminini talep ettiklerinin anlaşıldığını, bu sebeple sadece 2016-2017 yılları arasında oluşan zararın hesaplanmasının müvekkilinin zararlarını kapsamadığını, haksız rekabet teşkil eden eylemin dava tarihinden sonra dahi devam etmesi sebebiyle «hakkaniyet» gereği tüm zararların tespit edilerek tazmini gerektiğini, haksız rekabet davalarında «gerçekleşmiş zararlar» ile «yoksun kalınan» kâr, yani gelecekteki zararın da talep edilebileceğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nin gerekçeli kararında «yargılama giderleri», «harç» ve «vekalet ücretin» hatalı hesaplandığını, faiz miktarı, «faiz başlangıç tarihi» ve faizin karar tarihine kadar işletilmesi hususunun da usul ve yasaya aykırılık taşıdığını, faizin haksız fiilden başlatılması gerektiğini ileri sürerek kararın b …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hakkaniyet indirimi · müstahsil makbuzu · kişilik haklarına saldırı · belirsiz alacak davası · faiz başlangıç tarihi · yoksun kalınan kâr · sahtelik · ticari itibar
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının internet sitesindeki yazıdan sonra müvekkilinin sattığı malların «sahteliğine» dair bir algı oluşup satışlarının büyük ölçüde düştüğünü, müvekkilinin «haksız rekabet» nedeniyle uğradığı zararın tam olarak belirlenmesi, eğer bu hususun belirlenmesi mümkün değilse dosyanın yeniden «bilirkişi incelemesine» gönderilerek maddi zararın hükme elverişli olarak net bir biçimde tespiti gerektiğini, tazminat miktarının yetersiz incelemeyle eksik ve hatalı belirlendiğini, Mahkemece mevcut ve gelecekteki zarar ayrımı yapılmadan sadece takdir «yetkisinin» kullanılmasıyla tazminat belirlenemeyeceğini, Mahkemenin tazminatı hangi nedene dayalı olarak belirlediğine ilişkin herhangi bir gerekçe göstermediğini, somut olayda maddi zararın ancak bilirkişi marifetiyle belirlenebileceğini, bilirkişi raporunu Mahkeme yeterli gördüğünden değer arttırımın bilirkişi raporunda belirlenen değere göre yapıldığını, Mahkemenin kendi kanaatine göre herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın «maddi tazminat» belirleyemeyeceğini, müvekkilinin zararının bilirkişi raporunda belirlenenden çok daha fazla olduğunu, başka bir sebeple zarar ettiğine dair verinin bulunmadığını, bu sebeple tazminattan indirim yapılamayacağını, dava dilekçesinin sonuç ve talep kısmında müvekkilinin yıllara göre satışlarının incelenerek uğradığı maddi zararların tazminini talep ettiklerinin anlaşıldığını, bu sebeple sadece 2016-2017 yılları arasında oluşan zararın hesaplanmasının müvekkilinin zararlarını kapsamadığını, haksız rekabet teşkil eden eylemin dava tarihinden sonra dahi devam etmesi sebebiyle «hakkaniyet» gereği tüm zararların tespit edilerek tazmini gerektiğini, haksız rekabet davalarında «gerçekleşmiş zararlar» ile «yoksun kalınan» kâr, yani gelecekteki zararın da talep edilebileceğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nin gerekçeli kararında «yargılama giderleri», «harç» ve «vekalet ücretin» hatalı hesaplandığını, faiz miktarı, «faiz başlangıç tarihi» ve faizin karar tarihine kadar işletilmesi hususunun da usul ve yasaya aykırılık taşıdığını, faizin haksız fiilden başlatılması gerektiğini ileri sürerek kararın b …
… ından toplumda müvekkilinin sattığı balın sahte olduğu yönünde bir algı oluştuğunu, bu nedenle müvekkilinin satışlarının büyük ölçüde düştüğünü, davalının eyleminin «haksız rekabete» sebebiyet verdiğini, aynı zamanda müvekkilinin «kişilik haklarına saldırı» teşkil ettiğini ileri sürerek «belirsiz alacak davası» niteliğinde şimdilik 5.000,00 TL «maddi tazminat» ile 25.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tazminat miktarının eksik ve hatalı belirlendiğini, yapılan «hakkaniyet indiriminin» hukuka aykırılık taşıdığı, «haksız eylemin» dava tarihinden sonra dahi devam ettiğini, müvekkilinin «haksız rekabet» nedeniyle uğradığı zararın tüm dönemleri kapsayacak şekilde tam olarak belirlemesi gerektiğini, alınan bilirkişi raporunun yeterli olmadığını, zararın bilirkişinin belirlediğinden çok daha fazla olduğunu, «yargılama giderleri», «harç» ve «vekalet ücretinin», faiz miktarının, «faiz başlangıç tarihinin» hatalı belirlendiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının sadece “Balbudak” markası olduğu halde bu ibareyi küçük, “Anzer” ibaresini büyük yazmak suretiyle marka «hakkını kötüye kullandığını», anzer balının satış «yetkisinin» kooperatife ait olduğunu, anzer balının floraya uygunluğunun Hacettepe Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü tarafından tahlil edildiğini, davacının sattığı ürünlerin anzer balı florasına uygunluğunu ispatlayamadığını, buna ilişkin tahlil sunmadığını, piyasa fiyatı üzerinden fiyatlandırma ile haksız kazanç sağladığını, asıl «haksız rekabetin» davacı tarafından gerçekleştirildiğini, davacının üreticiden satın alımına ilişkin «müstahsil makbuzu» sunması gerektiğini, müvekkilinin internet sitesinde kamu adına uyarı görevi yaptığını, balların «sahteliğine» dair bir söylemde bulunmadığını, «haksız eylem» gerçekleştirmediğini, müvekkilinin 2009 yılında coğrafi işaret için başvurduğunu, internet sitesindeki yazının sadece 15 gün kaldığını, iki yıllık zarar hesabının …
-
Marka hükümsüzlüğü | Sicilden terkin
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2018 E. 2024/4592 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sicilden terkin · hak düşürücü süre · usulden reddi · terkin · ayırt edicilik
Benzer bu karardaTaraflar arasındaki markanın hükümsüzlüğü ve «sicilden terkini» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın «hak düşürücü sürede» açılmadığını, coğrafi işaret tescilinin müvekkilinin tescil tarihinden sonra gerçekleştiğini, müvekkilinin marka tescilinin iyi niyetli olduğunu, müvekkiline ait markanın tescil edildiği mallar yönünden «ayırt edicilik» unsuruna haiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
… avalı tarafından aktif olarak kullanıldığı ve eldeki davanın ise 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra 24.12.2019 tarihinde açılmış olduğu anlaşılmakla açılan davanın «hak düşürücü süre» nedeniyle «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde sayılan mutlak ret nedenlerinin varlığı durumunda 5 yıllık «hak düşürücü sürenin» geçerli olmayacağını, davanın mutlak ret nedenlerine dayalı olarak açıldığını, mahkemece davalının marka tescilinin kötü niyetli olup olmadığına ilişkin araştırma …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/1357 E. 2017/4130 K.
Ortak:vekalet ücreti
İncelediğiniz kararda… mini istenilmiş olup, mahkemece bu istemin de reddine karar verildiği halde, davalı-karşı davacı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca «vekalet ücreti takdir» edilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmeyip, kararın bu nedenle mümeyyiz davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, anı …
Benzer bu karardaMahkemece, davalının ticari kart sözleşmesi imzalamış olması nedeniyle tüketici olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verildiği halde, davacı vekili lehine AAÜT uyarınca «vekalet ücretine» hüküm olunmaması doğru görülmemiş ve hükmün kanun yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/10848 E. , 2014/284 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ SIFATIYLA)
DAVACI-KARŞI
VEKİLİ AV. ...
DAVALI-KARŞI
VEKİLİ AV. ...
Taraflar arasında görülen davada Rize 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.03.2013 tarih ve 2011/2867-2013/235 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili ve katılma yoluyla davacı-karşı davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin “ANZER BALI” adı altında marka tescilli bal üretimi yapıp, bu markayı dünya çapında maruf ve meşhur hale getirdiğini, davalı-karşı davacının yasal olarak bal satışı hakkının bulunmamasına, markasının bal satışı hakkını kapsamamasına rağmen gerek ilan yoluyla, gerekse de reklam yaparak müvekkilinin inhisarında olan markası ile benzerlik yaratarak “BALLIKÖYANZER” adı altında değerinden yüksek bedelle bal satışı yaparak tüketiciyi yanılttığını, haksız kazanç sağladığını, müvekkilinin marka itibarını ve güvenilirliğini de sarsarak müvekkiline zarar verdiğini ileri sürerek, davalı-karşı davacının müvekkilinin markasına yönelik haksız tecavüzünün men'ine, dava konusu balların toplatılmasına, davalı-karşı davacının basın ve internet yoluyla yapmış olduğu satış ilanı, reklam vb.
her türlü yayının durdurulmasına, 10.000 TL manevi tazminata, hükmün ilanına ve marka tescilinin iptaline karar verilmesini talep etmiş, karşı dava yönünden ise; husumetin müvekkiline değil, TPE'ye yöneltilmesi gerektiğini, Anzer isminin coğrafi bir bölgeyi nitelemesine rağmen müvekkilinin çabasıyla bal ile özdeşleştiğini ve marka haline geldiğini savunarak, karşı davanın usul ve esastan reddini istemiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, davacı-karşı davalının markası ile müvekkilinin markasının tüketici nezdinde karışıklığa neden olacak şekilde benzer olmadığı gibi, müvekkilinin ürettiği balın da Anzer balı olup, tüketicinin yanıltılmasının ve haksız kazanç elde edilmesinin söz konusu olmadığını, Anzer ifadesinin ürünün coğrafi kaynağını belirtmesi nedeniyle müvekkilinin bu ibareyi markasında kullanmasının marka tecavüzü oluşturmayacağını savunarak, asıl davanın reddini, karşı davada ise; davacı-karşı davalının markasını korumadığını ve bu markanın üretilen balın coğrafi kaynağını gösteren bir tür ismi haline geldiğini ve markanın ayırt edici özelliğinin kalmadığını ileri sürerek, davacı-karşı davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
.../...
-2-
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davacı-karşı davalı tarafından, davalı-karşı davacı aleyhine marka hakkına tecavüz iddiası ile dava açılmış ise de, “BallıköyAnzer" markasının 2007/66531 no ile davalı-karşı davacı adına tescilli olduğu, bu nedenle davacı-karşı davalının marka hakkına tecavüzün oluşmayacağı ve ayrıca davalı-karşı davacı adına tescili “BallıköyAnzer” markanın iptali de talep edilmiş ise de, davalı-karşı davacı markası ile davacı-karşı davalı markası arasında karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzerlik bulunmadığı ve bu itibarla hükümsüzlük sebeplerinin oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın, karşı davanın ise, her ne kadar bilirkişi raporunda davacı-karşı davalı markasının coğrafi işaret niteliği taşıdığı, Anzer ibaresinin tanınmışlığının davacı-karşı davalı tarafça sağlanmadığı, bu nedenle marka olarak tescil edilemeyeceği ve hükümsüzlük şartlarının doğduğu belirtilmiş ise de, davacının markasının 05.11.1990 tarihinde tescil edilmiş olup, bu markanın uzun süre davacı-karşı davalı tarafça kullanılmasına rağmen, tescil tarihinden ve aradan geçen uzun zaman sonra davalı-karşı davacı tarafından bu markanın hükümsüzlüğünün talep edilmesinin TMK'daki iyiniyet kuralları ile bağdaştırılamayacağı gerekçesiyle, karşı davanın da reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davacı-karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile uyuşmazlık konusu “ANZER BALI” ibaresinin sonradan jenerik isim haline geldiği hususunun kanıtlanamamasına göre, davacı-karşı davalı vekilinin tüm, davalı-karşı davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, davacı-karşı davalı tarafça açılan asıl davada 10.000 TL manevi tazminatın karşı taraftan tazmini istenilmiş olup, mahkemece bu istemin de reddine karar verildiği halde, davalı-karşı davacı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmeyip, kararın bu nedenle mümeyyiz davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı-karşı davalı vekilinin tüm, davalı-karşı davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın hüküm fıkrasına "Davalı-karşı davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden red edilen manevi tazminat için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarıca maktu 1.980,00 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak, davalı-karşı davacıya verilmesine" bendi eklenerek hükmün bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı-karşı davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı-karşı davacıya iadesine, 08.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Davacı-Karşı Davalı
25,20 H
24,30 PH
00,90 BK-06.02.2014-
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/345577400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz