Genel kurul kararının iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/15396 E. 2016/7426 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 394↗ ttk 436/2↗ rüçhan hakkı↗ usulüne uygun tebligat↗ muhalefet şerhi↗ el koyma↗ iyiniyet kuralı↗ esas sözleşme↗ sermaye artırımı↗ olağanüstü genel kurul↗ ibra↗ iyiniyet↗ cy/cy şerhi↗ tebligat↗ ticaret sicili↗ geçersizlik↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ eksik inceleme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 28.05.2013 tarihinde yapılan olağan genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davalı şirketin 28.05.2013 tarihli genel kurul toplantısında alınmış olan kararların iptali istemine ilişkindir. Sözkonusu toplantıya davacı katılmamış olup, davacıya toplantıya ilişkin geçerli bir tebligat yapıldığı hususu da ispatlanamamıştır. Davacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle genel kurul toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı muhalefet şerhi koyma şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez. Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığının tespiti halinde mümkündür.
Somut olayda davaya konu genel kurul toplantısının 4. nolu gündem maddesinde alınan karar ile şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verilmiştir. Dava konusu genel kurula katılanları gösterir hazurun cetveline göre davalı şirketin dört ortaktan, ibrasına karar verilen yönetim kurulunun da üç ortaktan teşekkül etmektedir. Yöneticilerin ibrasına ilişkin kararın ise, toplantıya katılamayan davacı dışındaki pay sahiplerinin 57.125 adet oyu ile alındığı ve ibra kararında oy kullanan ... ve ...'ün yönetici sıfatını haiz olduğu anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 436/2 (mülga TTK'nın 374/2.) maddesi uyarınca yöneticilerin ibrada oy kullanmaları mümkün bulunmamaktadır. İbranın yöneticiler dışındaki ortakların kararıyla karara bağlanması gerekmektedir. O halde, davalı şirketin ticaret sicil kayıtları getirtilip, ibra edilen yöneticilerin duraksamaya neden olmayacak şekilde kimler olduğu belirlenip, bu kişilerin ibrada oy kullanıp kullanmadıkları tespit edilip, ibra kararın öncelikle yok hükmünde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca, davacının iptaline karar verilmesini istediği sermaye artırımına ilişkin 6 nolu genel kurul kararının davacının yokluğunda alınmış olması davalı şirketin kuruluş tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun sermaye artırımına ilişkin 388 maddesi (genel kurul ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Yasa'nın 421/1.) hükmü uyarınca geçersizlik sonucunu doğurmadığı gibi, sermaye artırımına ilişkin kararın iptalini gerektiren bir durum da yoktur. Ancak, sözkonusu kararda sadece sermayenin artırılması kararı ile yetinilmemiş, artırılmasına karar verilen sermaye miktarının tamamı ortaklardan davacı dışındaki diğer ortaklar tarafından aynı toplantıda taahhüt edilmiştir. 6762 sayılı TTK’nun 394. (6102 sayılı TTK'nun 461) maddesinde, artırma kararında aksine hüküm olmadıkça her ortağın sermayesi nispetinde esas sermayenin artırılmasına iştirak etmeyi isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda, sermayenin artırılması halinde her ortağın sermayenin artırılmasına katılma hakkı yasa ile tanınan bir ortaklık hakkı olması nedeniyle sermayenin artırılmasına ilişkin olarak alınan kararda ortakların bu haklarını kullanabilme olanağının da sağlanması gerekmektedir. Ortakların bu konudaki hakları yasal rüçhan hakkı niteliğinde olup, onların yokluğunda bu haklarının ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu durumda, davacıya sözkonusu toplantıda rüçhan haklarının da kullandırılacağını bildiren usulüne uygun bir tebligat yapılmaksızın davacının olmadığı bir toplantıda sermaye artırımının dışında rüçhan hakkını da etkileyecek nitelikte karar alınmış olması yasanın tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan, esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı olarak kullanılabilecek hale gelmiş bulunan davacının yeni pay alma hakkı hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/5470 E. 2010/12037 K.
Ortak:rüçhan hakkı · muhalefet şerhi · el koyma · iyiniyet kuralı · sermaye artırımı · iyiniyet · cy/cy şerhi · tebligat · dava şartı
İncelediğiniz karardaDavacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle genel kurul toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı «muhalefet şerhi» «koyma» şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez.
Bu durumda, davacıya sözkonusu toplantıda rüçhan haklarının da kullandırılacağını bildiren usulüne uygun bir «tebligat» yapılmaksızın davacının olmadığı bir toplantıda «sermaye artırımının» dışında «rüçhan hakkını» da etkileyecek nitelikte karar alınmış olması yasanın tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan, esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 28.05.2013 tarihinde yapılan «olağan genel kurul» kararlarının kanuna, «esas sözleşmeye» ve afaki «iyiniyet kurallarına» aykırı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle «ortaklar kurulu» toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı «muhalefet şerhi» «koyma» şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez.Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve «iyiniyet kurallarına» aykırılığının tespiti halinde mümkündür.
Somut olaya gelindiğinde, davacının «geçersizliğine» karar verilmesini istediği «sermaye artırımına» ilişkin «ortaklar kurulu» kararının davacının yokluğunda alınmış olması davalı şirketin kuruluş tarihi itibariyle tabi olduğu TTK’nun sermaye artırımına ilişkin 513/1 nci maddesi hükmü uyarınca geçersizlik sonucunu doğurmadığı gibi sermaye artırımına ilişkin kararın iptalini gerektiren bir durum da yoktur.Esasen, dava tarihi itibarıyla 3 aylık süre geçmiş olduğundan iptal davasının bu nedenle dinlenmesi de mümkün değildir.Ancak, sözkonusu kararda sadece sermayenin artırılması kararı ile yetinilmemiş, artırılmasına karar verilen sermaye miktarının tamamı ortaklardan Cavit Sağıroğlu tarafından aynı toplantıda «taahhüt» edilmiştir.TTK’nun 516/«son» maddesinde, mukavelede veya artırma kararında aksine hüküm olmadıkça her ortağın sermayesi nispetinde esas sermayenin artırılmasına iştirak etmeyi isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.Bu durumda, sermayenin artırılması halinde her ortağın sermayenin artırılmasına katılma hakkı yasa ile tanınan bir ortaklık hakkı olması nedeniyle sermayenin artırılmasına ilişkin olarak alınan kararda ortakların bu haklarını kullanabilme olanağının onlara sağlanması gerekmektedir.Ortakların bu konudaki hakları yasal «rüçhan hakkı» niteliğinde olup, onların yokluğunda bu haklarının ortadan kaldırılması mümkün değildir.Bu durumda, davacıya sözkonusu toplantıda rüçhan haklarının da kullandırılacağını bildiren usulüne uygun bir «tebligat» yapılmaksızın davacının olmadığı bir toplantıda sermaye artırımının dışında rüçhan hakkını da etkileyecek nitelikte karar alınmış olması yasanın tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı olarak kullanılabilecek hale gelmiş bulunan davacının yeni pay alma hakkı hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bulunmaktadır.Yeni pay alma hakkını ihlal eden eylem ve kararlara karşı açılması gereken davanın TTK’nun 381/1 nci maddesine göre 3 aylık süreyle sınırlandırılması ve bu maddede belirtilen dava açma koşullarına tabi tutulması mümkün değildir.Buna göre mahkemece, davacının rüçhan hakkını ortadan kaldırıcı nitelikteki karar yönünden bu karara karşı açılacak davanın 3 aylık süre ile sınırlı olmadığının kabulü gerekirken, rüçhan hakkının «kısıtlanması» nedeniyle açılacak davanın da 3 aylık süre ile sınırlı olduğunun kabul edilmesi sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle dav …
2-Dava, davalı şirketin 05.03.2004 tarihli «ortaklar kurulu» toplantısında alınmış olan «sermaye artırımına» ilişkin kararın «yoklukla malul» olduğunun tespiti ve davalı şirkete «kayyım tayini» istemlerine ilişkindir.Sözkonusu toplantıya davacı katılmamış olup, davacıya toplantıya ilişkin geçerli bir «tebligat» yapıldığı hususu da ispatlanamamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul kararının yokluğu · kayyım tayini · nisap · yoklukla malul karar · yokluk · kayyım · kısıtlılık · ortaklar kurulu kararı
Benzer bu kararda2-Dava, davalı şirketin 05.03.2004 tarihli «ortaklar kurulu» toplantısında alınmış olan «sermaye artırımına» ilişkin kararın «yoklukla malul» olduğunun tespiti ve davalı şirkete «kayyım tayini» istemlerine ilişkindir.Sözkonusu toplantıya davacı katılmamış olup, davacıya toplantıya ilişkin geçerli bir «tebligat» yapıldığı hususu da ispatlanamamıştır.
… un olarak yapılmadığı, ancak usulsüz çağrının toplantıda alınan kararların yokluğu yaptırımına bağlanmadığı, alınan kararların yasaya aykırı olması durumunda sadece «iptalinin dava» edilebileceği, davacının ise üç aylık iptal davası süresini geçirdiği, davacının «yokluk» sebeplerinden olan toplantı ve karar «nisaplarının» oluşmadığı iddiasını da kanıtlayamadığı, davaya konu «genel kurul kararının yokluğunun» tespitini gerektirecek bir hususun bulunmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olaya gelindiğinde, davacının «geçersizliğine» karar verilmesini istediği «sermaye artırımına» ilişkin «ortaklar kurulu» kararının davacının yokluğunda alınmış olması davalı şirketin kuruluş tarihi itibariyle tabi olduğu TTK’nun sermaye artırımına ilişkin 513/1 nci maddesi hükmü uyarınca geçersizlik sonucunu doğurmadığı gibi sermaye artırımına ilişkin kararın iptalini gerektiren bir durum da yoktur.Esasen, dava tarihi itibarıyla 3 aylık süre geçmiş olduğundan iptal davasının bu nedenle dinlenmesi de mümkün değildir.Ancak, sözkonusu kararda sadece sermayenin artırılması kararı ile yetinilmemiş, artırılmasına karar verilen sermaye miktarının tamamı ortaklardan Cavit Sağıroğlu tarafından aynı toplantıda «taahhüt» edilmiştir.TTK’nun 516/«son» maddesinde, mukavelede veya artırma kararında aksine hüküm olmadıkça her ortağın sermayesi nispetinde esas sermayenin artırılmasına iştirak etmeyi isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.Bu durumda, sermayenin artırılması halinde her ortağın sermayenin artırılmasına katılma hakkı yasa ile tanınan bir ortaklık hakkı olması nedeniyle sermayenin artırılmasına ilişkin olarak alınan kararda ortakların bu haklarını kullanabilme olanağının onlara sağlanması gerekmektedir.Ortakların bu konudaki hakları yasal «rüçhan hakkı» niteliğinde olup, onların yokluğunda bu haklarının ortadan kaldırılması mümkün değildir.Bu durumda, davacıya sözkonusu toplantıda rüçhan haklarının da kullandırılacağını bildiren usulüne uygun bir «tebligat» yapılmaksızın davacının olmadığı bir toplantıda sermaye artırımının dışında rüçhan hakkını da etkileyecek nitelikte karar alınmış olması yasanın tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı olarak kullanılabilecek hale gelmiş bulunan davacının yeni pay alma hakkı hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bulunmaktadır.Yeni pay alma hakkını ihlal eden eylem ve kararlara karşı açılması gereken davanın TTK’nun 381/1 nci maddesine göre 3 aylık süreyle sınırlandırılması ve bu maddede belirtilen dava açma koşullarına tabi tutulması mümkün değildir.Buna göre mahkemece, davacının rüçhan hakkını ortadan kaldırıcı nitelikteki karar yönünden bu karara karşı açılacak davanın 3 aylık süre ile sınırlı olmadığının kabulü gerekirken, rüçhan hakkının «kısıtlanması» nedeniyle açılacak davanın da 3 aylık süre ile sınırlı olduğunun kabul edilmesi sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle dav …
Davacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle «ortaklar kurulu» toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı «muhalefet şerhi» «koyma» şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez.Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve «iyiniyet kurallarına» aykırılığının tespiti halinde mümkündür.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/13 E. 2020/3724 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirket müdürü · ortaklar kurulu kararı
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 22.12.2008 tarihinde yapılan «ortaklar kurulu» toplantısında alınan 5 nolu «şirket müdürü» ...'in ibrasına ilişkin alınan kararın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce davacı yararına bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/2362 E. 2010/8228 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul kararının iptali
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve toplanan kanıtlara göre, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın Dairemizce bozulması üzerine mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, yönetim ve denetim kurulunun ibrasına ilişkin «genel kurul kararının iptalini» gerektirecek neden bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/4945 E. 2013/6594 K.
Ortak:iyiniyet kuralı · olağanüstü genel kurul · ibra · iyiniyet · ticaret sicili · yönetim kurulu kararı · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 28.05.2013 tarihinde yapılan «olağan genel kurul» kararlarının kanuna, «esas sözleşmeye» ve afaki «iyiniyet kurallarına» aykırı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
O halde, davalı şirketin «ticaret sicil» kayıtları getirtilip, «ibra» edilen yöneticilerin duraksamaya neden olmayacak şekilde kimler olduğu belirlenip, bu kişilerin ibrada oy kullanıp kullanmadıkları tespit edilip, ibra kararın öncelikle yok hükmünde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve «iyiniyet kurallarına» aykırılığının tespiti halinde mümkündür.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın süresinde açıldığı, «yönetim kurulu» başkanı olarak seçilen ... seçildikten sonra mahkeme kararı ile hacir altına alındığı, öncesinde de 1930 doğumlu olan bu kişinin haftada üç defa diyalize girdiği, işin niteliği dikkate alındığında yönetim kuruluna seçilmesinin «iyiniyet kurallarına» uygun düşmediği, her ne kadar sonradan «vesayet» kararı ile bu görevi sona ermiş ise de her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre sonuçlandırılacağı, öncesinde şirketin alacaklarını tahsil edip kendisine taşınmazlar aldığı, bu tahsilatları «deftere» kaydetmediği, bilançonun birçok açıdan gerçeği yansıtmadığı, yönetim kuruluna ...'nın 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verilmesinde bir usulsüzlük olmadığı, yöneticilerin zarar verdiği ve şirketin idaresinde zafiyet gösterdiğinin kanıtlanmadığı, «olağanüstü genel kurulun» yapılmadığı, bu yöndeki davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle anılan istemle ilgili karar «verilmesine yer olmadığına», davalı şirketin 03.03.2009 tarihli genel kurulunun faaliyet raporunun onaylanmasına ilişkin 3, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 4, bilanço ve gelir tablolarının …
O halde, davalı şirketin «ticaret sicil» kayıtları getirtilip, «ibra» edilen yöneticilerin duraksamaya neden olmayacak şekilde kimler olduğu belirlenip, bu kişilerin kendi ibralarında oy kullanıp kullanmadıkları tespit edilip, ibra kararın öncelikle yok hükmünde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması da yanlış olmuştur.
3-Ayrıca, dava konusu olaya uygulanması gereken mülga ...'nın 381. maddesi hükmü uyarınca bir ortağın genel kurulda alınan kararın iptalini dava edebilmesi için, alınan karara karşı oy kullanması ve muhalif kaldığını tutanağa geçirterek bu kararın yasaya, anasözleşmeye ve «iyiniyet kurallarına» aykırı olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vesayet · fiil ehliyeti · kayyum atanması · yönetim kurulu üyeliği · infazda tereddüt · genel kurul kararının iptali · ara karar · infaz
Benzer bu karardaHükme temel alınan bilirkişi raporunun davalının «defter» ve kayıtlarıyla ilgili değerlendirmeleri, «yönetim kurulu üyeliğine» seçilen dava dışı ...'in «vesayet» altına alınmasına ilişkin davada alınan bilirkişi raporuna dayanmaktadır.
4-Öte yandan, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin karar ile bilanço gelir ve gider tablolarının kabulüne ilişkin genel kurul kararlarının numaralarının karıştırılarak ve ilgili kararların dava edilen kısımlarının iptal edildiğinin açıkça belirtilmeyerek «infazda tereddüt» doğuracak şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın süresinde açıldığı, «yönetim kurulu» başkanı olarak seçilen ... seçildikten sonra mahkeme kararı ile hacir altına alındığı, öncesinde de 1930 doğumlu olan bu kişinin haftada üç defa diyalize girdiği, işin niteliği dikkate alındığında yönetim kuruluna seçilmesinin «iyiniyet kurallarına» uygun düşmediği, her ne kadar sonradan «vesayet» kararı ile bu görevi sona ermiş ise de her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre sonuçlandırılacağı, öncesinde şirketin alacaklarını tahsil edip kendisine taşınmazlar aldığı, bu tahsilatları «deftere» kaydetmediği, bilançonun birçok açıdan gerçeği yansıtmadığı, yönetim kuruluna ...'nın 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verilmesinde bir usulsüzlük olmadığı, yöneticilerin zarar verdiği ve şirketin idaresinde zafiyet gösterdiğinin kanıtlanmadığı, «olağanüstü genel kurulun» yapılmadığı, bu yöndeki davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle anılan istemle ilgili karar «verilmesine yer olmadığına», davalı şirketin 03.03.2009 tarihli genel kurulunun faaliyet raporunun onaylanmasına ilişkin 3, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 4, bilanço ve gelir tablolarının …
1-Dava, genel kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesi ve davalı «anonim şirkete» «kayyum atanması» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/15396 E. , 2016/7426 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/05/2015 tarih ve 2014/824-2015/353 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 20/09/2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette % 42.875 hisseye sahip olduğunu, 2012 yılı Olağan Genel Kurul toplantısının müvekkiline bildirilmeden gazete ilanı yapılmak suretiyle 28.05.2013 tarihinde toplandığını, müvekkilinin katılmadığı genel kurulda dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket sermayesinin 100.000 TL'den 400.000 TL'ye çıkarıldığını, müvekkilinin hissesisin küçültüldüğünü, dürüstlük kuralına aykırı hareket etmek suretiyle sermaye artırımına iştirak eden büyük hisseye sahip olan ortak ...'ün şirketi tek başına temsil ve ilzam etmesine ilişkin kararın da genel kurul kararının iptal edilmesi halinde ortadan kalkacağını ileri sürerek, 28/05/2013 tarihli genel kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, genel kurul çağrısının usulüne uygun yapıldığını, çağrı ve gündemin kurye ile davacıya ulaştırıldığını, kötü niyetli paydaş tarafından çağrı ve gündemin teslim alınmamasının durumu değiştirmeyeceğini, sermaye artırım kararının yasal zorunluluktan kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 28.05.2013 tarihinde yapılan olağan genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davalı şirketin 28.05.2013 tarihli genel kurul toplantısında alınmış olan kararların iptali istemine ilişkindir. Sözkonusu toplantıya davacı katılmamış olup, davacıya toplantıya ilişkin geçerli bir tebligat yapıldığı hususu da ispatlanamamıştır. Davacıya usulüne uygun bir toplantı çağrısının yapılmaması ve davacının bu nedenle genel kurul toplantısına katılmamış olması davacıya bu toplantıda alınan kararlara karşı muhalefet şerhi koyma şartı aranmaksızın dava açma hakkı verir ise de bu durum tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez. Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığının tespiti halinde mümkündür.
Somut olayda davaya konu genel kurul toplantısının 4. nolu gündem maddesinde alınan karar ile şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verilmiştir. Dava konusu genel kurula katılanları gösterir hazurun cetveline göre davalı şirketin dört ortaktan, ibrasına karar verilen yönetim kurulunun da üç ortaktan teşekkül etmektedir. Yöneticilerin ibrasına ilişkin kararın ise, toplantıya katılamayan davacı dışındaki pay sahiplerinin 57.125 adet oyu ile alındığı ve ibra kararında oy kullanan ... ve ...'ün yönetici sıfatını haiz olduğu anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 436/2 (mülga TTK'nın 374/2.) maddesi uyarınca yöneticilerin ibrada oy kullanmaları mümkün bulunmamaktadır. İbranın yöneticiler dışındaki ortakların kararıyla karara bağlanması gerekmektedir.
O halde, davalı şirketin ticaret sicil kayıtları getirtilip, ibra edilen yöneticilerin duraksamaya neden olmayacak şekilde kimler olduğu belirlenip, bu kişilerin ibrada oy kullanıp kullanmadıkları tespit edilip, ibra kararın öncelikle yok hükmünde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca, davacının iptaline karar verilmesini istediği sermaye artırımına ilişkin 6 nolu genel kurul kararının davacının yokluğunda alınmış olması davalı şirketin kuruluş tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun sermaye artırımına ilişkin 388 maddesi (genel kurul ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Yasa'nın 421/1.) hükmü uyarınca geçersizlik sonucunu doğurmadığı gibi, sermaye artırımına ilişkin kararın iptalini gerektiren bir durum da yoktur. Ancak, sözkonusu kararda sadece sermayenin artırılması kararı ile yetinilmemiş, artırılmasına karar verilen sermaye miktarının tamamı ortaklardan davacı dışındaki diğer ortaklar tarafından aynı toplantıda taahhüt edilmiştir. 6762 sayılı TTK’nun 394.
(6102 sayılı TTK'nun 461) maddesinde, artırma kararında aksine hüküm olmadıkça her ortağın sermayesi nispetinde esas sermayenin artırılmasına iştirak etmeyi isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda, sermayenin artırılması halinde her ortağın sermayenin artırılmasına katılma hakkı yasa ile tanınan bir ortaklık hakkı olması nedeniyle sermayenin artırılmasına ilişkin olarak alınan kararda ortakların bu haklarını kullanabilme olanağının da sağlanması gerekmektedir. Ortakların bu konudaki hakları yasal rüçhan hakkı niteliğinde olup, onların yokluğunda bu haklarının ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu durumda, davacıya sözkonusu toplantıda rüçhan haklarının da kullandırılacağını bildiren usulüne uygun bir tebligat yapılmaksızın davacının olmadığı bir toplantıda sermaye artırımının dışında rüçhan hakkını da etkileyecek nitelikte karar alınmış olması yasanın tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan, esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı olarak kullanılabilecek hale gelmiş bulunan davacının yeni pay alma hakkı hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/329635200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz