6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Pay devri sonrası aktif husumet ehliyetinin kaybı ve yeniden pay alımı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2279 E. 2020/1300 K. · · İlk derece: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tazminatistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Davacının nitelemesi: Aktif Husumet Ehliyeti Yokluğu mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Şirket ortakları tarafından yönetim kurulu üyeleri aleyhine açılan sorumluluk davalarında, davacının pay sahipliği sıfatının (ortaklık sıfatının/husumetin) dava açılışından davanın sonuçlanmasına kadar kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Yargılama sırasında paylarını devrederek bu sıfatı kaybeden davacının, daha sonra yeniden pay alması sıfatın kesintisiz devamını sağlamaz ve aktif husumet ehliyetinin yeniden kazanıldığından söz edilemez; bu durumda dava aktif husumet ehliyeti (dava şartı) yokluğu nedeniyle reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Şirket paylarının devredilmesi sonrası aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, mahkemenin pay sahipliğini araştırmadan karar verdiğini, aktif husumet yokluğu def'inin savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olduğunu, müvekkilinin ortaklık sıfatını kaybettikten sonra 22.03.2017 tarihinde yeniden pay sahibi olduğunu ve bu nedenle davanın sıfat yokluğundan reddinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: TTK'nın 553(1). maddesi uyarınca şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve alacaklılara karşı sorumludur; TTK 553-555 maddeleri gereğince pay sahipleri şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir. Bu tür davalarda sorumluluk davası açan ortağın ortaklık sıfatının dava süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerekir; uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması zorunludur. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı sona erecek olursa, davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmaz. Davanın başında ortaklık sıfatı bulunup yargılama sırasında bu sıfatı kaybeden davacının, tekrar pay sahibi olması halinde de aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesi olanaksızdır. Somut olayda davacı, dava tarihi itibariyle şirkette pay sahibi olarak dava açmış, ancak yargılama sırasında 04.01.2017 tarihinde hisselerinin tamamını devretmiş; her ne kadar davacı vekilince 22.03.2017 tarihinde yeniden pay alındığı ileri sürülmüş ve buna dair banka yazısı sunulmuş olsa da, sıfatın kesintisiz devamı şartı gerçekleşmediğinden aktif husumet ehliyetinin yeniden kazanılmış sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Şirket ortaklarının yönetim kurulu üyeleri aleyhine açtığı sorumluluk davalarında, pay sahipliği sıfatının (husumetin) dava süresi boyunca kesintisiz devam etmesi gerektiği ve paylarını devrettikten sonra yeniden pay alan davacının aktif husumet ehliyetini yeniden kazanamayacağı yönündeki tespit, benzer nitelikteki uyuşmazlıklar için ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Usul tespitleri

Dava şartı
aktif husumet ehliyeti (pay sahipliği sıfatının dava süresince kesintisiz devamı)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aktif husumet ehliyeti dava şartı yönetici sorumluluğu davası pay sahipliği sıfatının sürekliliği dolaylı zarar

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 553(1)TTK 553TTK 554TTK 555TTK 369

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2279

KARAR NO 2020/1300

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 17/05/2018

NUMARASI 2014/1266 Esas - 2018/512 Karar

DAVA

Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 08/12/2020

Aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine ilişkin hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin ortağı olduğu....'nin YK üyesi olan davalıların,bağlılık ve özen yükümüne riayet etmediklerini ve dürüstlük kuralına aykırı davrandıklarını, ... şirketinin ... Holding'in bağlı ortağı olduğunu, davalıların ... de yönetim kurulu üyesi olduklarını, davalıların sorumluluğunu doğuran eylemleri kapsamında ... ve adi ortaklık hisseleri ile Kuzey Kapadık arsasının ... satış işlemlerinden dolayı bağlı iştirak ... bünyesinde büyük zararın oluştuğunun tahmin edildiğini, genel kurul toplantılarında yöneltilen sorulara cevap verilmediğini,... şirketince değerleme raporlarında yer alan tutarların üzerinde gayrimenkul alımı yapıldığını, ayrıca şirketin kentsel dönüşüm projelerinde maliyetler rayiç değerinin üzerinde gerçekleştirilmek suretiyle ...

zarara uğratıldığını, ... Geliştirme ile yapılan birleşmenin de ... zarara uğrattığını,zararda olan bir şirketle birleşme yapılarak zarar oluşturulduğunu, ... ile ... ortak hissedarlara sahip olup,... adına ... ile müteahhitlik sözleşmesi akdedildiğini, başkaca teklif alınmadan projenin %3 kar marjıyla Akkon'a verildiğini,28.03.2014 tarihli olağan genel kurulda bilgi alma ve inceleme hakkının YK tarafından ihlal edildiğini, toplantı öncesinde solo ve konsolide bilançoların müvekkiline inceleme için sunulmadığını, Akiş tarafındandavalılara ücret ödendiği gibi bağlı iştiraklerden de ek menfaat sağlandığını, şirketin sermayesinin artırılması kararına rağmen 17.05.2013 tarihli genel kurulda ortaklara kar payı dağıtılmamasına karar verildiğini belirterek, şirketin uğradığı zararın, belirsiz alacak davası olarak 200.000-TL'sinin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili;TTK'nın 553. maddesi uyarınca YK üyelerinin sorumluluğundan bahsedilebilmesi için kusur ve zarar şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerektiğini,28.03.2014 tarihli genel kurulu yapılmadan önce tüm rapor ve tabloların pay sahiplerinin incelemesine açıldığını,YK faaliyet raporunun 06.03.2014 tarihinde internet sitesinde ve KAP'ta yayınlandığını, genel kurulda davacının yaklaşık 60 sorusuna TTK'nın 437. maddesine uygun cevap verildiğini,gündem ile ilgisi olmayan ve hemen cevap verilemeyecek kadar kapsamlı soruların ise 10.04.2014 tarihli ihtarname ile cevaplandığını, davacının bilgi alma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle İstanbul 7. ATM'nin 2014/120 esas sayılı dosyasında açılan davanın 10.12.2014 tarihinde kesin olarak reddedildiğini, birlikte karar alan YK üyelerinden sadece altısına karşı sorumluluk davası açılmasının davacı iddialarının ciddi olmadığını gösterdiğini, genel kurulda finansal tabloların büyük bir çoğunlukla müzakere edilip tasdik edildiğini,davacının bir kısım üyeleri ibra edip kalan üyeler yönünden dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bir kısım ...

hisseleri, adi ortaklık hisseleri ve Esenyurttaki Kuzey Kapadık arsasının bir bütün olarak satış işlemlerinden dolayı ... bir zarara uğramadığı, her üç satışın bir bütün olduğunu, ancak davacının sadece zarar edilen konuyu gündeme getirerek işlemler sonucu elde edilen karı dikkate almadığını, bu satış işlemiyle davacının ailesi veya diğer kişilerin ... pay sahibi olması arasında hiçbir ilişki bulunmadığını, gayrimenkul alımlarında müvekkillerinin tedbirli bir yönetici gibi hareket ettiğinden zarar iddiasının gerçek dışı ve kötüniyetli olduğunu, geliştirilecek proje ile birlikte taşınmazların değer kazanacağını, taşınmaz alımlarında ... Holding'e bir borçlanmanın söz konusu olmadığını,.... Gayrimenkul ile yapılan birleşmeden dolayı YK üyelerinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, kararın genel kurulda alındığını,ek menfaat sağlandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ücretin genel kurul kararıyla verildiğini, 28.03.2014 tarihli genel kurul kararlarının iptali için davacı tarafından İstanbul 18.

ATM'nin 2014/545 esas sayılı dosyasında açılan davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, ... genel kurulunda hem kar dağıtılması, hem de sermaye arttırımı yapılmasının söz konusu olmadığını, 17.05.2013 tarihli genel kurulda kar dağıtılmasına, 04.03.2014 tarihli YK kararıyla ise sermaye artırımına karar verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; yargılama sırasında davalılar vekilince dosyaya ibraz edilen 11.05.2018 tarihli dilekçe ve eki belgelere göre davacının 04.01.2017 tarihinde Akiş Gayrimenkul'deki hisselerinin tamamını devrettiği ve ayrılma hakkının kullanılmasına konu payların son durumunu gösteren 28.12.2016 tarihli genel kurul hazirun cetveli içeriğinden davacının şirkette pay sahibi olmadığının anlaşıldığı, sorumluluk davasını açan pay sahibinin, pay sahipliğinin davanın neticelenmesine kadar korunmasının zorunlu olduğu, sorumluluk davasını pay sahibi olarak ikame eden davacının aktif husumetinin bulunmasının buna bağlı olduğu, aktif husumetin ise HMK'nın 114. maddesine göre dava şartı olduğu, dava şartlarının yargılamanın her aşamasında bulunması yasa gereği olup, paylarını devreden ve şirket ortaklığından ayrılan davacının, yönetim kurulu üyelerinin zararlandırıcı işlem yapmak suretiyle şirketi zarara uğrattıkları iddiasının dinlenemeyeceği, davacının paylarını devretmek suretiyle aktif husumet ehliyetini yitirdiği gerekçesiyle, davanın dava şartı aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili;mahkemenin pay sahipliğini araştırmadan karar verdiğini, davalılar tarafından ileri sürülen aktif husumet yokluğunun savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında olduğunu, müvekkilinin pay sahipliğinin ortadan kalktığı iddiasının HMK'nın 145. maddesi hükmüne aykırı olmasına rağmen bu konuda mahkemece bir karar verilmediğini, mahkemenin sonradan sunulan bu deliller hakkında beyanlarını almayarak adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin ortaklık sıfatını kaybettikten sonra 22.03.2017 tarihinde yeniden pay sahibi olduğunu, bu nedenle davanın sıfat yokluğundan reddinin mümkün olmadığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

TTK'nın 553(1). maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.

TTK'nın 369. maddesine göre ise; yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındaırlar.Somut olayda; davacının dava tarihi itibariyle ... şirketinde pay sahibi olarak dava açtığı, yargılama sırasında davacının 04.01.2017 tarihinde ... hisselerinin tamamını devrettiği, ancak yargılama sırasında davacı vekilince davacının ... şirketinden 04.01.2017 tarihinde yeniden pay almak suretiyle ortaklık sıfatını tekrar kazandığı ileri sürülerek pay sahipliğine ilişkin banka kaydı sunulmuştur. Gerçekten de davacı vekilince bu hususta sunulan banka yazısında davacının 22.03.2017 tarihinde 3490 adet hisse almış olduğu belirtilmiştir.

Bilindiği üzere bu tür davalarda, sorumluluk davası açan ortağın ortaklık sıfatının dava süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması gerekmektedir. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmaz. Davanın başında ortaklık sıfatı bulunup yargılama sırasında bu sıfatı kaybeden davacının, tekrar pay sahibi olması halinde de aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesi olanaksızdır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/5195 esas 2019/6440 karar sayılı, 2014/15157 esas 2015/608 kara sayılı, 2011/190 esas 2012/21402 karar sayılı ve 2013/6277 esas 2013/9520 karar sayılı ilamında da ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak açılan bu tür davalarda davacının davanın başından sonuna kadar bu sıfatının mevcut olması gerektiği hususu vurgulanmıştır.

Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş, başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 54,40- TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 18,50- TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Hükümden sonra davalılar yan gider avansından karşılanan 56-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

08/12/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264629 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1054 E. 2022/6850 K. · Onandı

Sorumluluk davasında ortaklık sıfatı dava boyunca kesintisiz sürmelidir

Gerekçe özeti

Pay sahibi sıfatına dayanılarak açılan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu (şirket zararının tazmini) davasında, davacının ortaklık sıfatının davanın başından sonuna kadar kesintisiz sürmesi zorunludur; aktif husumet HMK 114 uyarınca dava şartıdır ve yargılamanın her aşamasında aranır. Yargılama sırasında paylarını devrederek ortaklık sıfatını yitiren davacı, sonradan yeniden pay alsa dahi aktif husumet ehliyetini yeniden kazanmaz ve dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.

Emsal değeri

Yönetici sorumluluğu davasında ortaklık sıfatının dava boyunca kesintisiz sürmesi gerektiği ve sonradan yeniden pay alımının aktif husumeti geri getirmediği yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu aktif husumet ehliyeti dava şartı (HMK 114) ortaklık sıfatının sürekliliği pay devri

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/1054 E.  ,  2022/6850 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17.05.2018 tarih ve 2014/1266 E. - 2018/512 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.12.2020 tarih ve 2018/2279 E. - 2020/1300 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 11.10.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olduğu Akiş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin YK üyesi olan davalıların, bağlılık ve özen yükümüne riayet etmediklerini ve dürüstlük kuralına aykırı davrandıklarını, Akiş şirketinin Akkök Holding'in bağlı ortağı olduğunu, davalıların Akkök Holding'in de yönetim kurulu üyesi olduklarını, davalıların sorumluluğunu doğuran eylemleri kapsamında Akfil ve adi ortaklık hisseleri ile Kuzey Kapadık arsasının Garanti Koza'ya satış işlemlerinden dolayı bağlı iştirak Akiş Gayrimenkul bünyesinde büyük zararın oluştuğunun tahmin edildiğini, genel kurul toplantılarında yöneltilen sorulara cevap verilmediğini, Akiş şirketince değerleme raporlarında yer alan tutarların üzerinde gayrimenkul alımı yapıldığını, ayrıca şirketin kentsel dönüşüm projelerinde maliyetler rayiç değerinin üzerinde gerçekleştirilmek suretiyle ayrıca Ak-Al Gayrimenkul Geliştirme ile yapılan birleşmenin de Akiş'i zarara uğrattığını, 28.03.2014 tarihli olağan genel kurulda bilgi alma ve inceleme hakkının Yönetim kurulu tarafından ihlal

edildiğini, toplantı öncesinde solo ve konsolide bilançoların müvekkiline inceleme için sunulmadığını, Akiş tarafından davalılara ücret ödendiği gibi bağlı iştiraklerden de ek menfaat sağlandığını, şirketin sermayesinin artırılması kararına rağmen 17.05.2013 tarihli genel kurulda ortaklara kâr payı dağıtılmasına karar verildiğini belirterek, şirketin uğradığı zararın, belirsiz alacak davası olarak 200.000.- TL'sinin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili, TK'nın 553. maddesi uyarınca YK üyelerinin sorumluluğundan bahsedilebilmesi için kusur ve zarar şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerektiğini, 28.03.2014 tarihli genel kurulu yapılmadan önce tüm rapor ve tabloların pay sahiplerinin incelemesine açıldığını, YK faaliyet raporunun 06.03.2014 tarihinde internet sitesinde ve KAP'ta yayınlandığını, genel kurulda davacının yaklaşık 60 sorusuna TTK'nın 437. maddesine uygun cevap verildiğini, gündem ile ilgisi olmayan ve hemen cevap verilemeyecek kadar kapsamlı soruların ise 10.04.2014 tarihli ihtarname ile cevaplandığını, davacının bilgi alma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/120 Esas sayılı dosyasında açılan davanın 10.12.2014 tarihinde kesin olarak reddedildiğini, birlikte karar alan YK üyelerinden sadece altısına karşı sorumluluk davası açılmasının davacı iddialarının ciddi olmadığını gösterdiğini, genel kurulda finansal tabloların büyük bir çoğunlukla müzakere edilip tasdik edildiğini,davacının bir kısım üyeleri ibra edip kalan üyeler yönünden dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bir kısım Akfil hisseleri, adi ortaklık hisseleri ve Esenyurttaki Kuzey Kapadık arsasının bir bütün olarak satış işlemlerinden dolayı Akiş'in bir zarara uğramadığı, her üç satışın bir bütün olduğunu, ancak davacının sadece zarar edilen konuyu gündeme getirerek işlemler sonucu elde edilen karı dikkate almadığını, bu satış işlemiyle davacının ailesi veya diğer kişilerin Akfil'de pay sahibi olması arasında hiçbir ilişki bulunmadığını, gayrimenkul alımlarında müvekkillerinin tedbirli bir yönetici gibi hareket ettiğinden zarar iddiasının gerçek dışı ve kötüniyetli olduğunu, geliştirilecek proje ile birlikte taşınmazların değer kazanacağını, taşınmaz alımlarında Akkök Holding'e bir borçlanmanın söz konusu olmadığını, Ak-Al Gayrimenkul ile yapılan birleşmeden dolayı YK üyelerinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, kararın genel kurulda alındığını, ek menfaat sağlandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ücretin genel kurul kararıyla verildiğini, 28.03.2014 tarihli genel kurul kararlarının iptali için davacı tarafından İstanbul 18.

Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/545 Esas sayılı dosyasında açılan davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, Akiş'in genel kurulunda hem kar dağıtılması, hem de sermaye arttırımı yapılmasının söz konusu olmadığını, 17.05.2013 tarihli genel kurulda kar dağıtılmasına, 04.03.2014 tarihli YK kararıyla ise sermaye artırımına karar verildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince, davacının 04.01.2017 tarihinde Akiş Gayrimenkul'deki hisselerinin tamamını devrettiği ve ayrılma hakkının kullanılmasına konu payların son durumunu gösteren 28.12.2016 tarihli genel kurul hazirun cetveli içeriğinden davacının şirkette pay sahibi olmadığının anlaşıldığı, sorumluluk davasını açan pay sahibinin, pay sahipliğinin davanın neticelenmesine kadar korunmasının zorunlu olduğu, sorumluluk davasını pay sahibi olarak açan davacının aktif husumetinin bulunmasının zorunlu olduğu, aktif husumetin ise HMK'nın 114. maddesine göre dava şartı olduğu, dava şartlarının yargılamanın her aşamasında bulunması yasa gereği olup, paylarını devreden ve şirket ortaklığından ayrılan davacının, yönetim kurulu üyelerinin zararlandırıcı işlem yapmak suretiyle şirketi zarara uğrattıkları iddiasının dinlenemeyeceği, davacının paylarını devretmek suretiyle aktif husumet ehliyetini yitirdiği gerekçesiyle, davanın dava şartı aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacının dava tarihi itibariyle Akiş şirketinde pay sahibi olarak dava açtığı, yargılama sırasında davacının 04.01.2017 tarihinde Akiş'teki hisselerinin tamamını devrettiği, ancak yargılama sırasında davacı vekilince davacının Akiş şirketinden yeniden pay almak suretiyle ortaklık sıfatını tekrar kazandığı ileri sürülerek pay sahipliğine ilişkin banka kaydının sunulduğu ve gelen banka yazısında davacının 22.03.2017 tarihinde 3490 adet hisse almış olduğunun belirtildiği, oysa ki sorumluluk davası açan ortağın ortaklık sıfatının dava süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerektiği, Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması zorunlu olup,dava açan kişinin ortaklık sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaatinin kalmayacağı, davanın başında ortaklık sıfatı bulunan ancak yargılama sırasında bu sıfatı kaybeden davacının, tekrar pay sahibi olması halinde de aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilemeyeceği, nitekim Yargıtay 11.

Hukuk Dairesinin 2018/5195 Esas 2019/6440 Karar sayılı, 2014/15157 Esas 2015/608 Karar sayılı, 2011/190 Esas 2012/21402 Karar sayılı ve 2013/6277 Esas 2013/9520 Karar sayılı ilamında da ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak açılan bu tür davalarda davacının davanın başından sonuna kadar bu sıfatının mevcut olması gerektiği hususunun vurgulandığı, İlk Derece Mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 11/10/202 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.