Kusur karinesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/1454 E. 2016/6359 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kusur karinesi↗ ticari teamül↗ bildirim yükümlülüğü↗ dosyanın işlemden kaldırılması↗ aciz vesikası↗ sorumluluktan kurtulma↗ hmk 150↗ teamül↗ kusur sorumluluğu↗ işlemden kaldırma↗ ticari işletme↗ müteselsil sorumluluk↗ davanın açılmamış sayılması↗ rehin↗ ara karar↗ açılmamış sayılma↗ ispat yükü↗ tmsf↗ yenileme↗ ihbar↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ dahili dava↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, ... Grubu'na dahil ... Bankası'nın davacı şirkete borç verirken teminat istemediği gibi davacı şirketin de ... Grubu'na dahil ... San. ve Tic. A.Ş.'ye borç verirken teminat aramamış olmamasının aynı guruba dahil şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in 15/12/2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... 09/07/2002 tarihinde göreve seçilmiş olup, yolsuz olduğu iddia edilen eylem 2000 yılında davalıların göreve seçildikleri dönemden 2 yıl önce gerçekleştiğinden haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanmasının düşünülemeyeceği, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın doğmuş olması gerektiği, zarardan bahsedilmesi için öncelikle kredi verilen kuruluştan talep edilmesi ve alacağın tahsil edilmemiş olması gerektiği, somut olayda ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye verilen borç dava tarihi itibariyle riskli olmakla beraber halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği, sorumluluk için gerekli olan zarar şartının dava tarihi itibariyle gerçekleşmediği, denetçilerin sorumluluğu bakımından TTK'nın 354. maddesi uyarınca 01/01/2002 - 31/12/2002 faaliyet dönemi ile ilgili denetçi raporunu en geç 31/03/2004 tarihine kadar, 01/01/2003-31/12/2003 dönemine ait denetçi raporunu ise en geç 31/03/2004 tarihine kadar hazırlayarak davacı şirkete vermekle yükümlü olan denetçilerin TMSF tarafından 26/05/2004 tarihinde görevden azledilmiş olması sebebiyle 2002 ve 2003 yıllarına ait denetim raporunun denetçiler tarafından hazırlanamadığı, başka bir deyişle davacı şirketin 15/12/2000 tarihinde dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'ye 30/06/2001 tarihinde ödenmek üzere verdiği 564.169,00 USD tutarındaki paranın 01/01/2002-31/12/2002 ve 01/01/2003- 31/12/2003 tarihleri arasında dava dışı şirketten tahsili konusunda kanuni takibe geçilmediği hususunu 15/12/2006 tarihinde toplanan şirket genel kuruluna rapor etmesine maddi imkan bulunmadığı, TTK'nın 337. maddesi yalnızca halef konumundaki yönetim kurulu üyeleri tarafından getirilmiş bir hüküm olup, bunun denetçileri kapsayacak şekilde genişletilmesinin sözkonusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, TMSF tarafından devralınan şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkindir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nın 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta...Yayıncılık A.Ş.'nin TMSF'ye devrinden sonra TMSF tarafından atanan denetim kurulunca düzenlenen 18/10/2006 tarihli denetim kurulu raporunda "şirketin ... Bankası ... Şubesi'nden 15/12/2000 tarihinde kullanılan 2.170.236,00 USD tutarındaki kredinin 564.169,00 USD'lik kısmının ticari teemmüllere aykırı şekilde rehin ya da teminat alınmaksızın grup içi şirketlerden ... San. ve Tic. A.Ş.'ye aktarıldığı, ancak paranın geri dönüşü ve tahsil kabiliyetinin olmadığı, bu itibarla aktarılan krediden doğan zarardan davalıların sorumlu olduğunun tespit edildiği” bildirilmiştir. Yine anılan denetim kurulu raporuna göre dava konusu paranın dava dışı grup şirketine aktarıldığı dönemde davalılardan ..., ... ve ... yönetim kurulu üyesi, davalılar ... ve ...'in denetim kurulu üyesi oldukları, davalılar ..., ... ve ...'ın ise davalı yöneticiler ..., ... ve ...'den sonra 09/07/2002 tarihinde göreve seçilen yönetim kurulu üyeleri oldukları belirtilmektedir.
Öncelikle davacı ... vekili 20.03.2013 tarihli dilekçesinde ve 22.04.2013 tarihli celse beyanında davalı ... hakkındaki davayı takip etmediklerini bildirmiş, mahkemece aynı celse 2 nolu ara karar ile davalı ... yönünden HMK'nun 150. maddesinde uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve davacı tarafça da anılan davalı hakkındaki dava 3 aylık yasal sürede yenilenmemiştir. Bu durumda mahkemece, davalı ... hakkındaki davanın açılmamış sayılması karar verilmesi gerekirken anılan davalı yönünden de davanın esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca mahkemece dava konusu paranın aktarıldığı dönemde yönetim kurulu üyeleri olan ... dışındaki davalılar ... ve ... yönünden yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınıp yöneticisi oldukları şirketçe çekilen kredinin şirketin ticari amaçları ve iştigal konularının gerçekleştirilmesi için kullanılması gerekirken, ticari teamüllere aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle herhangi bir rehin ve teminat almaksızın dava dışı grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup davalı yöneticilerin ve bunu denetlemeyen denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirdiği halde mahkmece “... grubuna dahil ... Bankası'nın davacı şirkete borç verirken teminat istemediği gibi davacı şirketin de ... grubuna dahil ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye borç verirken teminat aramamış olmamasının aynı gruba dahil şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği” şeklindeki hukuki temelden yoksun gerekçe ile davalılar ... ve ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Yine 6762 sayılı TTK'nun denetçilerin vazifelerini düzenleyen 353. maddesi, denetçilerin yıllık rapor tanzimi ve ihbar mükellefiyetini düzenleyen 354. maddesindeki ile aynı yasanın 359. maddesi hükümleri hep birlikte nazara alındığında dava konusu paranın dava dışı şirkete teminatsız olarak aktarıldığı dönemden sonraki “yıl sonlarında” anılan kanun hükümlerince öngörülen görev ve yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, TTK'nun 359. madde hükümü uyarınca da kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulmalarının mümkün olmayacağı nazara alınmadan davalı denetçiler ... ve ... hakkındaki davanın yerinde olmayan gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan dava konusu paranın aktarıldığı dönemden bir sonraki dönem yönetim kuruluna seçilen davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın “09/07/2002 tarihinde göreve seçildikleri, dava konusu edilen eylemin 2000 yılında davalıların göreve seçildikleri dönemden 2 yıl önce gerçekleştiği, haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanmasının düşünülemeyeceği, ayrıca yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın doğmuş olması gerektiği, zarardan bahsedilmesi için öncelikle kredi verilen kuruluştan talep edilmesi ve alacağın tahsil edilmemiş olması gerektiği, dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'ye verilen borcun dava tarihi itibariyle riskli olmakla beraber dava tarihi olan 23.01.2007 tarihinde halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda da mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği” gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de sonradan seçilen yönetim kurulu üyeleri TTK’nın 337. maddesi hükmü gereğince kendisinden önce gerçekleşen usulsüzlükleri denetçilere bildirmekle yükümlü olup, anılan davalıların da aradan geçen 2 seneyi aşkın zaman zarfında bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ve ayrıca davacı şirketin ticari amacını gerçekleştirmek için çektiği kredinin bir kısmının teminatsız olarak başka bir grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup, zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması, ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş ve aciz vesikası alınmış olmasının gerekmemesi hususları da nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirmelerle davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden de davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11203 E. 2018/5639 K.
Ortak:yönetim kurulu kararı · dahili dava · teminat
İncelediğiniz karardaA.Ş.'ye borç verirken «teminat» aramamış olmamasının aynı guruba «dahil» şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in 15/12/2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı «yönetim kurulu» üyeleri ..., ..., ...
Ayrıca mahkemece dava konusu paranın aktarıldığı dönemde «yönetim kurulu» üyeleri olan ... dışındaki davalılar ... ve ... yönünden yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınıp yöneticisi oldukları şirketçe çekilen kredinin şirketin ticari amaçları ve iştigal konularının gerçekleştirilmesi için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle herhangi bir «rehin» ve «teminat» almaksızın dava dışı grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup davalı yöneticilerin ve bunu denetlemeyen denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirdiği halde mahkmece “... grubuna «dahil» ...
Bankası'nın davacı şirkete borç verirken «teminat» istemediği gibi davacı şirketin de ... grubuna «dahil» ...
Benzer bu karardaA.Ş.'ye borç verirken «teminat» aramamış olmamasının aynı guruba «dahil» şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in .../.../2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında ...'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı «yönetim kurulu» üyeleri ..., ..., ...
Bankası'nın davacı şirkete borç verirken «teminat» istemediği gibi davacı şirketin de ...oy Grubu'na «dahil» ...
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ...oy Grubu'na «dahil» ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/3106 E. 2014/20298 K.
Ortak:yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz karardaA.Ş.'ye borç verirken «teminat» aramamış olmamasının aynı guruba «dahil» şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in 15/12/2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı «yönetim kurulu» üyeleri ..., ..., ...
… edilen eylem 2000 yılında davalıların göreve seçildikleri dönemden 2 yıl önce gerçekleştiğinden haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanmasının düşünülemeyeceği, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın doğmuş olması gerektiği, zarardan bahsedilmesi için öncelikle kredi verilen kuruluştan talep edilm …
… ibe geçilmediği hususunu 15/12/2006 tarihinde toplanan şirket genel kuruluna rapor etmesine maddi imkan bulunmadığı, TTK'nın 337. maddesi yalnızca halef konumundaki «yönetim kurulu» üyeleri tarafından getirilmiş bir hüküm olup, bunun denetçileri kapsayacak şekilde genişletilmesinin sözkonusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar veril …
Benzer bu kararda… da kullanılan kredilerin geri dönüşünün olmadığı iddia edilmekle, zararın meydana geldiği en geç 2000 tarihinden davanın açıldığı 23.01.2007 tarihine kadar 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmuş olduğu, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde dahi ...ve dava konusu alacak hesaplarının ilgili bulunduğu firmalara ait sunulan kayıt ve belgeler bazında söz konusu alacakların tamamen değersiz batık hale geldiğinin kanıtlanamadığı, TTK'nun 337. maddesinde yolsuzluğu öğrendiği halde bunu bildirmeyen «yönetim kurulu» üyesinin selefinin sorumluluğuna katılacağı öngörülmüş olmakla yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyesine bir yolsuzluğun vaki olup olmadığını inceleme yükümlülüğü getirilmeyip, açık olan ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında öğrenilmesi gereken yolsuzluklar bakımından bir sorumluluk getirilmiş olduğundan somut olayda ...nin grup şirketlerine kredi aktarmış olmasının bu kredilerin kullanıldığının da mizan hesaplarından görülmesi nedeni ile şirket kayıtlarında görülen bu işlemlerin yolsuzluk olarak nitelendirilerek davalı yönetim kurulu üyeleri yönünden TTK 337 maddesi kapsamında sorumluluk koşulunun gerçekleştiğinin kabulünün mümkün görülmediği, davacı tarafça 2001, 2002 ve 2003 dönemlerine ilişkin ibraların bilançonun gerçeği yansıtmaması nedeni ile «geçersiz» olduğu iddia edilmiş ise de denetçi raporuna esas olan kredilerin mizan hesaplarında görülmesi nedeni ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı hususu ispatlanmadıkça da …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · geçersizlik · vekalet ücreti · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda2- Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için «vekalet ücretinin» maktu olarak belirleneceğinin düzenlenmesi karşısında mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğin …
… da kullanılan kredilerin geri dönüşünün olmadığı iddia edilmekle, zararın meydana geldiği en geç 2000 tarihinden davanın açıldığı 23.01.2007 tarihine kadar 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmuş olduğu, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde dahi ...ve dava konusu alacak hesaplarının ilgili bulunduğu firmalara ait sunulan kayıt ve belgeler bazında söz konusu alacakların tamamen değersiz batık hale geldiğinin kanıtlanamadığı, TTK'nun 337. maddesinde yolsuzluğu öğrendiği halde bunu bildirmeyen «yönetim kurulu» üyesinin selefinin sorumluluğuna katılacağı öngörülmüş olmakla yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyesine bir yolsuzluğun vaki olup olmadığını inceleme yükümlülüğü getirilmeyip, açık olan ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında öğrenilmesi gereken yolsuzluklar bakımından bir sorumluluk getirilmiş olduğundan somut olayda ...nin grup şirketlerine kredi aktarmış olmasının bu kredilerin kullanıldığının da mizan hesaplarından görülmesi nedeni ile şirket kayıtlarında görülen bu işlemlerin yolsuzluk olarak nitelendirilerek davalı yönetim kurulu üyeleri yönünden TTK 337 maddesi kapsamında sorumluluk koşulunun gerçekleştiğinin kabulünün mümkün görülmediği, davacı tarafça 2001, 2002 ve 2003 dönemlerine ilişkin ibraların bilançonun gerçeği yansıtmaması nedeni ile «geçersiz» olduğu iddia edilmiş ise de denetçi raporuna esas olan kredilerin mizan hesaplarında görülmesi nedeni ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı hususu ispatlanmadıkça da …
… n, aynı Kanunun 309. maddesi uyarınca her halde davalıların zararı doğuran kendi eylemlerinin vuku tarihinden itibaren dava tarihi itibariyle 5 yıl geçmekle davanın «zamanaşımına» uğramış olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1918 E. 2022/5236 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, 6762 sayılı Türk Ticaret Kununu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Ancak, kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, dava konusu işlemlerin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim mülga 6762 sayılı TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:davanın geri alınması · hükmün kesinleşmesi · zamanaşımı defi · muvafakat · ifa · anonim şirket · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu kararda1- Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin olup, mahkemece, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, «hükmün kesinleşmesinden» önce davacı taraf 6100 sayılı HMK'nın 123. maddesi uyarınca davalı ... yönünden davasını geri aldığını beyan etmiş, davalı vekili tarafından sunulan dilekçe ile de «davanın geri alınmasına» açıkça «muvafakat» edilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; 2 ve 5 yıllık süreler dava tarihi itibariyle dolmadığından «zamanaşımı definin» reddine, davalı ... dışındaki davalıların 2001-2003 yıllarında görev yaptıkları, davalıların seçildikleri ya da göreve geldikleri hesap yılları itibariyle gerçekleşen herhangi bir yolsuz muamelenin olmadığı, denetçilerin «yönetim kurulu» üyeleri tarafından kendilerine bir bildirim yapılmadığından denetim görevlerini «ifa» edemedikleri bu sebeple kusurlu olduklarının kabul edilemeyeceği, davacının davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında açtığı davanın reddine, dava konusu zarara yol açan kredilerin kullanıldığı ve grup şirketlere aktarıldığı tarihlerde yönetim kurulu üyesi olan ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulüile, 1.085.267,27 euro, 3.225.060 USD ve 300.000.-TL'nin 16.01.2003 tarihinden itibaren euro ve USD alacağın 3095 sayılı Yasa'nın 4/a'daki döviz faizi, TL alacağına da değişen oranlardaki «avans faizinin» uygulanması suretiyle bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verimiştir.
Somut olayda, mahkemece, şirket tarafından 1995-2000 yıllarında kullanılan kredilerin usulsüzce grup şirketelere aktarıldığı, bu şekilde zararın doğduğu, en «son» usulsüz kredi aktarımının Temmuz 2000 tarihi olduğu, davalıların 2001- 2004 yılları arasında farklı tarihlerde yönetici ve denetçi olarak görev aldığı tespit edildiğine göre, davalıların seleflerinin işlemleri nedeniyle sorumlu olup olmadıklarının tespiti için her davalı yönünden göreve başlama ve ayrılma tarihleri dikkate alınarak her yıl bilançoda meydana gelen zararı tespit etme imkanlarının bulunup bulunmadığı, zararın tespiti, tahsili ve temini hususunda ihmalleri dolayısıyla bir sorumluluklarının bulunup bulunmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
4 benzer karar daha
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/940 E. 2023/4464 K.
Ortak:bildirim yükümlülüğü · aciz vesikası · sorumluluktan kurtulma · davanın açılmamış sayılması · rehin · açılmamış sayılma · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz kararda… hinde halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda da mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği” gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de sonradan seçilen «yönetim kurulu» üyeleri TTK’nın 337. maddesi hükmü gereğince kendisinden önce gerçekleşen usulsüzlükleri denetçilere «bildirmekle yükümlü» olup, anılan davalıların da aradan geçen 2 seneyi aşkın zaman zarfında bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ve ayrıca davacı şirketin ticari amacını gerçekleştirmek için çektiği kredinin bir kısmının «teminatsız» olarak başka bir grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup, zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması, ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş ve «aciz vesikası» alınmış olmasının gerekmemesi hususları da nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirmelerle davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi …
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu kararda2016/6359 K. sayılı kararıyla, davalı ... hakkındaki «davanın açılmamış sayılması» karar verilmesi gerekirken anılan davalı yönünden de davanın esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, şirket açısından zararın doğduğu davalı yöneticilerin ve bunu denetlemeyen denetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu, denetçilerin de görev ve yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, kusursuz olduklarını ispat etmedikçe «sorumluluktan kurtulmalarının» mümkün olmayacağı, sonradan seçilen «yönetim kurulu» üyeleri de kendisinden önce gerçekleşen usulsüzlükleri denetçilere «bildirmekle yükümlü» olup, aradan geçen zaman zarfında bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, şirket açısından bir zarar doğmuş olup zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması, ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş ve «aciz vesikası» alınmış olmasının gerekmediğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
… meyen denetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu, ... dışındaki diğer davalıların söz konusu zarar miktarından sorumlu olacağı gerekçesiyle davalı ... hakkında açılan «davanın açılmamış sayılmasına», davacının diğer davalılar hakkında açmış olduğu davanın kısmen kabulü ile 794.318,56 TL'nin 15.12.2000 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte ... dışındaki diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
2014/178 K. sayılı kararı ile Üniversal Yayıncılık ve Tic A.Ş. ile aynı grup bünyesindeki grup şirkete borç verirken «yönetim kurulu» tarafından «teminat» aramamış olmamasının olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, yönetim kurulu üyeleri ve …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:fon alacağı · harca esas değer · vekalet ücreti takdiri · adli yardım · maktu vekalet ücreti · şirket zararı · ıslah · harç
Benzer bu karardaDavalı ... vekili «adli yardım» talepli temyiz dilekçesinde özetle; dava tarihi itibariyle 2 ve 5 yıllık «zamanaşımının» dolduğunu, esasen bir zararın da oluşmadığını, davacı yararına «maktu vekalet ücreti takdir» edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «ıslah» dilekçesi ile talebini usd olarak beyan ettiğini, TL tutarın «harca esas değer» olarak gösterildiğini belirterek kararın bu yönden bozulmasını istemiştir.
Davalı ... vekili «adli yardım» talepli temyiz dilekçesinde özetle; dava tarihi itibariyle 2 ve 5 yıllık «zamanaşımının» dolduğunu, esasen bir zararın da oluşmadığını, davacı yararına «maktu vekalet ücreti» taksir edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Dairemizin 09.12.2021 tarih, 2020/279 E. ve 2021/6988 K. sayılı kararıyla davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın «adli yardım» taleplerini haklı gösterecek yeterli nitelikte bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından anılan davalıların kanun yoluna ilişkin «harç» ve giderler bakımından adli yardım taleplerinin reddine karar verilmiş, davalıların itirazı üzerine Yargıtay 12.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5313 E. 2013/4188 K.
Ortak:kusur karinesi · ticari teamül · teamül · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Ayrıca mahkemece dava konusu paranın aktarıldığı dönemde «yönetim kurulu» üyeleri olan ... dışındaki davalılar ... ve ... yönünden yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınıp yöneticisi oldukları şirketçe çekilen kredinin şirketin ticari amaçları ve iştigal konularının gerçekleştirilmesi için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle herhangi bir «rehin» ve «teminat» almaksızın dava dışı grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup davalı yöneticilerin ve bunu denetlemeyen denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirdiği halde mahkmece “... grubuna «dahil» ...
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, ...’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim ...’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · şirket zararı · kâr payı · eksik inceleme · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan» söz edilebilmesi için hisselerin değerinden fazlaya satın alındığının ve hissesi satın alınan şirketlerin finansal durumlarının bilinmesinin gerektiği, bu hususların davacı tarafça kanıtlanamadığı ayrıca salt grup şirketlerinin hisselerinin alınmasının kusurlu davranış olarak nitelenemeyeceği, «kasa açığına» ilişkin tutanağın iki ay sonra tutulması nedeniyle eski yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durum karşısında mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ...- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
… , karar tarihinde yürürlükte bulunan ...’nun 359. maddesi yollaması ile aynı Yasa’nın 341. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticiler ve denetçiler tarafından davacı «şirketin zarara» uğratıldığı iddiasına dayalı sorumluluk davasıdır.
Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen kusurlu eylemlerden birisi de davacı şirketin ortaklarınca ödenen sermaye «payı» bedelinin, ödeme gücü olmayan ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2880 E. 2016/6868 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feragate yetki · kimlik tespiti · kusur tespiti · sermaye taahhüdü · resen terkin · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür · şirket zararı
Benzer bu karardaMahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı «temlik» alan ... vekili temyiz etmiştir. (1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 11/11/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Ayrıca, «şirket zararının» oluşması için, öncelikle «sermaye taahhüt» eden ortaklar aleyhine takipte bulunulmasına veya dava açılmasına da gerek yoktur.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
-
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2626 E. 2015/11938 K.
Ortak:bildirim yükümlülüğü · müteselsil sorumluluk · yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz karardaKural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
… hinde halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda da mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği” gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de sonradan seçilen «yönetim kurulu» üyeleri TTK’nın 337. maddesi hükmü gereğince kendisinden önce gerçekleşen usulsüzlükleri denetçilere «bildirmekle yükümlü» olup, anılan davalıların da aradan geçen 2 seneyi aşkın zaman zarfında bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ve ayrıca davacı şirketin ticari amacını gerçekleştirmek için çektiği kredinin bir kısmının «teminatsız» olarak başka bir grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup, zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması, ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş ve «aciz vesikası» alınmış olmasının gerekmemesi hususları da nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirmelerle davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi …
A.Ş.'ye borç verirken «teminat» aramamış olmamasının aynı guruba «dahil» şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in 15/12/2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı «yönetim kurulu» üyeleri ..., ..., ...
Benzer bu kararda… murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka «yönetim kurulu» üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalinindeTTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemiz'in 16.09.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · yasal faiz
Benzer bu kararda… murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak edeceklerinin hükme bağlandığı, TTK 336. maddesinde sayılan hallerde banka «yönetim kurulu» üyeleri gerek bankaya, gerek münferit pay sahiplerine ve banka alacaklılarına karşı «müteselsil sorumluluklarının» bulunduğu, sorumluluk açısından müdürlerin de «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen hükümlere tabi olduğu, davalı L..
A.Ş. «yönetim kurulu» üyesi/genel müdürü olduğu, davalının kendisinden önceki yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerini bilebilecek durumda olması ve yönetim kurulu üyesi olduktan sonra da TTK'nın 337. maddesine göre kendisine yüklediği kendisinden önceki döneme ilişkin yolsuzlukları denetçilere «bildirme yükümlülüğü» altında bulunduğu, bu yükümlülüğün ihlalinindeTTK'nın 337. maddesi gereği sorumluluğun doğmasına neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.649.000,00 TL'nin 09.07.2001 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemiz'in 16.09.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/1454 E. , 2016/6359 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.07.2014 tarih ve 2011/36-2014/178 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.06.2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... vekli Av.... ve davalı ... vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, .... Yayıncılık A.Ş. temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin fon tarafından devralındıktan sonra yeni denetim kurulu üyeleri atandığını, atanan denetim kurulu üyelerinin hazırladığı 18/10/2006 tarihli denetim kurulu raporunda 2000-2004 yıllarında yönetim ve denetim kurulu üyeliği yapan davalıların şirketin mali zarara uğrattıklarının tespit edildiğini, rapora göre 2001, 2002, 2003 yılları ile 01/01/2004 tarihi ile 25/05/2004 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulu üyeleri davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ile denetim kurulu üyeleri ..... ve ...'in ibra edilmemeleri ve haklarında sorumluluk davası açılması için karar alındığını, 18/10/2006 tarihli denetim kurulu raporunda "şirketin ...
Bankası ... Şubesi'nden 15/12/2000 tarihinde kullanılan 2.170.236,00 USD tutarındaki kredinin 564.169,00 USD'lik kısmının ticari teemmüllere aykırı şekilde herhangi bir rehin ya da teminat alınmaksızın grup içi şirketlerden ... San. ve Tic. A.Ş.'ye aktarıldığı, ancak paranın geri dönüşü ve tahsil kabiliyetinin olmadığı, bu itibarla aktarılan krediden doğan zarardan seleflerinin yolsuz muamelelerini denetleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve şirkete karşı işlenen haksız fiillere kayıtsız kalan 2001, 2002, 2003 yılları ile 01/01/2004 tarihi ile 25/05/2004 tarihi arasında görev yapan şirket yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumlu olduklarının" tespit edildiğinin bildirildiğini, yönetim kurulu üyelerinin TTK'nın 317, 320, 336, 337.
maddeleri uyarınca, denetim kurulu üyeleri olan ... ile ...'in ise TTK'nın 353, 354, 355 ve 359 maddeleri uyarınca zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 564.169,00 USD olan zarar miktarından şimdilik 4.172,00 USD karşılığı toplam 6.000,00 TL'nin, 12/03/2007 tarihli ıslah dilekçesi ile 811.275,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın esastan ve zamanaşımından reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, ... Grubu'na dahil ... Bankası'nın davacı şirkete borç verirken teminat istemediği gibi davacı şirketin de ... Grubu'na dahil ... San. ve Tic. A.Ş.'ye borç verirken teminat aramamış olmamasının aynı guruba dahil şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği, ..., ... ve ...'in 15/12/2000 yılından 09/07/2002 tarihine kadar görevde oldukları dikkate alındığında bu kimseler kendi kendilerinin halefleri olamayacaklarından haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanamayacağı, davalı yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... 09/07/2002 tarihinde göreve seçilmiş olup, yolsuz olduğu iddia edilen eylem 2000 yılında davalıların göreve seçildikleri dönemden 2 yıl önce gerçekleştiğinden haklarında TTK'nın 337.
maddesinin uygulanmasının düşünülemeyeceği, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın doğmuş olması gerektiği, zarardan bahsedilmesi için öncelikle kredi verilen kuruluştan talep edilmesi ve alacağın tahsil edilmemiş olması gerektiği, somut olayda ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye verilen borç dava tarihi itibariyle riskli olmakla beraber halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği, sorumluluk için gerekli olan zarar şartının dava tarihi itibariyle gerçekleşmediği, denetçilerin sorumluluğu bakımından TTK'nın 354. maddesi uyarınca 01/01/2002 - 31/12/2002 faaliyet dönemi ile ilgili denetçi raporunu en geç 31/03/2004 tarihine kadar, 01/01/2003-31/12/2003 dönemine ait denetçi raporunu ise en geç 31/03/2004 tarihine kadar hazırlayarak davacı şirkete vermekle yükümlü olan denetçilerin TMSF tarafından 26/05/2004 tarihinde görevden azledilmiş olması sebebiyle 2002 ve 2003 yıllarına ait denetim raporunun denetçiler tarafından hazırlanamadığı, başka bir deyişle davacı şirketin 15/12/2000 tarihinde dava dışı ...
San. ve Tic. A.Ş.'ye 30/06/2001 tarihinde ödenmek üzere verdiği 564.169,00 USD tutarındaki paranın 01/01/2002-31/12/2002 ve 01/01/2003- 31/12/2003 tarihleri arasında dava dışı şirketten tahsili konusunda kanuni takibe geçilmediği hususunu 15/12/2006 tarihinde toplanan şirket genel kuruluna rapor etmesine maddi imkan bulunmadığı, TTK'nın 337. maddesi yalnızca halef konumundaki yönetim kurulu üyeleri tarafından getirilmiş bir hüküm olup, bunun denetçileri kapsayacak şekilde genişletilmesinin sözkonusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, TMSF tarafından devralınan şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğuna ilişkindir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nın 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta...Yayıncılık A.Ş.'nin TMSF'ye devrinden sonra TMSF tarafından atanan denetim kurulunca düzenlenen 18/10/2006 tarihli denetim kurulu raporunda "şirketin ... Bankası ... Şubesi'nden 15/12/2000 tarihinde kullanılan 2.170.236,00 USD tutarındaki kredinin 564.169,00 USD'lik kısmının ticari teemmüllere aykırı şekilde rehin ya da teminat alınmaksızın grup içi şirketlerden ... San. ve Tic. A.Ş.'ye aktarıldığı, ancak paranın geri dönüşü ve tahsil kabiliyetinin olmadığı, bu itibarla aktarılan krediden doğan zarardan davalıların sorumlu olduğunun tespit edildiği” bildirilmiştir. Yine anılan denetim kurulu raporuna göre dava konusu paranın dava dışı grup şirketine aktarıldığı dönemde davalılardan ..., ...
ve ... yönetim kurulu üyesi, davalılar ... ve ...'in denetim kurulu üyesi oldukları, davalılar ..., ... ve ...'ın ise davalı yöneticiler ..., ... ve ...'den sonra 09/07/2002 tarihinde göreve seçilen yönetim kurulu üyeleri oldukları belirtilmektedir.
Öncelikle davacı ... vekili 20.03.2013 tarihli dilekçesinde ve 22.04.2013 tarihli celse beyanında davalı ... hakkındaki davayı takip etmediklerini bildirmiş, mahkemece aynı celse 2 nolu ara karar ile davalı ... yönünden HMK'nun 150. maddesinde uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve davacı tarafça da anılan davalı hakkındaki dava 3 aylık yasal sürede yenilenmemiştir. Bu durumda mahkemece, davalı ... hakkındaki davanın açılmamış sayılması karar verilmesi gerekirken anılan davalı yönünden de davanın esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca mahkemece dava konusu paranın aktarıldığı dönemde yönetim kurulu üyeleri olan ... dışındaki davalılar ... ve ... yönünden yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınıp yöneticisi oldukları şirketçe çekilen kredinin şirketin ticari amaçları ve iştigal konularının gerçekleştirilmesi için kullanılması gerekirken, ticari teamüllere aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle herhangi bir rehin ve teminat almaksızın dava dışı grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup davalı yöneticilerin ve bunu denetlemeyen denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirdiği halde mahkmece “... grubuna dahil ... Bankası'nın davacı şirkete borç verirken teminat istemediği gibi davacı şirketin de ...
grubuna dahil ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye borç verirken teminat aramamış olmamasının aynı gruba dahil şirketler arasındaki olağan bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan işlemin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceği” şeklindeki hukuki temelden yoksun gerekçe ile davalılar ... ve ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Yine 6762 sayılı TTK'nun denetçilerin vazifelerini düzenleyen 353. maddesi, denetçilerin yıllık rapor tanzimi ve ihbar mükellefiyetini düzenleyen 354. maddesindeki ile aynı yasanın 359. maddesi hükümleri hep birlikte nazara alındığında dava konusu paranın dava dışı şirkete teminatsız olarak aktarıldığı dönemden sonraki “yıl sonlarında” anılan kanun hükümlerince öngörülen görev ve yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, TTK'nun 359. madde hükümü uyarınca da kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulmalarının mümkün olmayacağı nazara alınmadan davalı denetçiler ... ve ... hakkındaki davanın yerinde olmayan gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan dava konusu paranın aktarıldığı dönemden bir sonraki dönem yönetim kuruluna seçilen davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın “09/07/2002 tarihinde göreve seçildikleri, dava konusu edilen eylemin 2000 yılında davalıların göreve seçildikleri dönemden 2 yıl önce gerçekleştiği, haklarında TTK'nın 337. maddesinin uygulanmasının düşünülemeyeceği, ayrıca yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın doğmuş olması gerektiği, zarardan bahsedilmesi için öncelikle kredi verilen kuruluştan talep edilmesi ve alacağın tahsil edilmemiş olması gerektiği, dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'ye verilen borcun dava tarihi itibariyle riskli olmakla beraber dava tarihi olan 23.01.2007 tarihinde halen tahsil kabiliyetinin bulunduğu, bu durumda da mevcut bir zarar olduğundan bahsedilemeyeceği” gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de sonradan seçilen yönetim kurulu üyeleri TTK’nın 337.
maddesi hükmü gereğince kendisinden önce gerçekleşen usulsüzlükleri denetçilere bildirmekle yükümlü olup, anılan davalıların da aradan geçen 2 seneyi aşkın zaman zarfında bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ve ayrıca davacı şirketin ticari amacını gerçekleştirmek için çektiği kredinin bir kısmının teminatsız olarak başka bir grup şirketine aktarılması, şirket açısından bir zarar olup, zararın gerçekleşmiş sayılması için paranın gönderildiği şirkete başvurulması, ona karşı tüm yasal yolların tüketilmiş ve aciz vesikası alınmış olmasının gerekmemesi hususları da nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirmelerle davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden de davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı ... yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/223984600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz