Feragate yetki
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/2880 E. 2016/6868 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
feragate yetki↗ kusur karinesi↗ kimlik tespiti↗ kusur tespiti↗ sermaye taahhüdü↗ resen terkin↗ tahsilde tekerrür olmaması↗ kusur sorumluluğu↗ tahsilde tekerrür↗ hmk 307↗ ticari işletme↗ müteselsil sorumluluk↗ şirket zararı↗ basiretli tacir↗ ihya↗ ispat yükü↗ fesih↗ tüzel kişilik↗ temlik↗ feragat↗ kâr payı↗ havale↗ yetki↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ terkin↗ tacir↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil kaydı resen terkin (fesih) edilen davacı şirket tüzel kişiliğini yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle ihya kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen şirket zararının kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir kusurlarının tespit edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı temlik alan ... vekili temyiz etmiştir.
(1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 11/11/2015 havale tarihli dilekçe ile davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminden feragat edildiği ve dilekçe ekinde bulunan kimlik tespiti uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden feragata yetki verildiği anlaşılmıştır.
Feragat, HMK’nın 307. maddesi uyarınca istemde bulunanın talep sonucundan vazgeçmesidir. Bu itibarla, feragat nedeniyle davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
(2) Dava, fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte fiktif olarak ödenmiş olarak gösterilen apel borcu sebebiyle şirketin uğradığı zararın, zarar sorumlusu bulunan yönetim kurulu üyeleri, denetçilerden ve yetkili şirket çalışanlarından tahsiline ilişkin olarak açılmış sorumluluk davasıdır.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Davalıların eski yöneticisi oldukları şirket, bir sermaye şirketi olup, faaliyetlerini ortaklardan aldığı sermaye payları ile bundan elde ettiği kazançlarla yürütür. Hayatın olağan koşulları gereğince de sermaye payının zamanında tahsil edilmemesinin şirketi zarara uğratacağı tabiidir. Statüleri gereği basiretli bir tacir gibi hareket etmek durumunda olan davalı yönetim kurulu üyelerinin (E-TTK'nın 320/1. md.), bunları zamanında tahsil etmemesi, bu yönde herhangi bir faaliyette bulunmaması zarar oluşturduğu gibi, davalılar yönünden de kusur teşkil eder. Keza, bunları denetlemeyen denetçiler açısından da kusur oluşturur. Ayrıca, şirket zararının oluşması için, öncelikle sermaye taahhüt eden ortaklar aleyhine takipte bulunulmasına veya dava açılmasına da gerek yoktur. Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan tahsilde tekerrür olmamak üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir. Mahkemece, bu hususlar nazara alınarak bir hüküm kurmak gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5313 E. 2013/4188 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, ...’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim ...’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · ticari teamül · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · teamül · eksik inceleme · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan» söz edilebilmesi için hisselerin değerinden fazlaya satın alındığının ve hissesi satın alınan şirketlerin finansal durumlarının bilinmesinin gerektiği, bu hususların davacı tarafça kanıtlanamadığı ayrıca salt grup şirketlerinin hisselerinin alınmasının kusurlu davranış olarak nitelenemeyeceği, «kasa açığına» ilişkin tutanağın iki ay sonra tutulması nedeniyle eski yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket ortaklarınca ödenen sermayenin, davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
Bu durum karşısında mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ...- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7187 E. 2016/6792 K.
Ortak:feragate yetki · kusur karinesi · kimlik tespiti · sermaye taahhüdü · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür · müteselsil sorumluluk · şirket zararı
İncelediğiniz karardaKararı «temlik» alan ... vekili temyiz etmiştir. (1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 11/11/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Ayrıca, «şirket zararının» oluşması için, öncelikle «sermaye taahhüt» eden ortaklar aleyhine takipte bulunulmasına veya dava açılmasına da gerek yoktur.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
Benzer bu kararda1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 10/07/2015 «havale» tarihli dilekçe ile davalılardan ... hakkındaki temyiz isteminden «feragat» edildiği ve dilekçe ekinde bulunan «kimlik tespiti» uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden «feragata yetki» verildiği anlaşılmıştır.
Ayrıca, «şirket zararının» oluşması için, öncelikle «sermaye taahhüt» eden ortaklar aleyhine takipte bulunulmasına veya dava açılmasına da gerek yoktur.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan «tahsilde tekerrür olmamak» üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · tazmin talebi · aciz vesikası · reeskont faizi · işlemiş faiz · karar verilmesine yer olmadığına · ibraz
Benzer bu kararda… hasebeleştirildiği, ne 13.02.2004 tarihinde ne de 31.08.2004 tarihinde fiilen kasa sayımı yapıldığına ilişkin bir belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bu durumda «kasa açığının» doğmasına davalıların sebebiyet verdiği yolundaki davacı şirket iddialarının ispat edilemediği, davacının sermaye payını ödeme yükümüne uygun davranmayan şirket ortaklarına karşı giriştiği icra takiplerinin semeresiz kaldığına dair "«aciz vesikalarını»" «ibraz» etmesi, buna bağlı olarak ve ancak bu hususun ikmali kaydıyla, TTK'nın 340. ve 307 hükümleri de gözetilerek; şirket «yönetim kurulu» üyelerinin "gerek kanun gerek esas mukavelenin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması" gerekçesine dayalı olarak ve diğer maddi ve usulü koşullar da araştırılmak suretiyle davalılardan talepte bulunabileceği gerekçesi ile asıl davada davalılar ..., ... ve ...’a karşı açılan davanın reddine, davalı ...’a karşı açılan davada, davalı ...’ın «sermaye taahhüt» borcu nedeni ile birleşen davada karar verildiği, yeniden sermaye taahhüdü nedeni ile bir karar «verilmesine yer olmadığına», davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeni ile herhangi bir sorumluluğu olmaması nedeni ile bu konudaki talebin reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 3.300,00 TL sermaye taahhüt borcu ve 19.04.2005 tarihine kadar «işlemiş faiz» olan 5.993,72 TL olmak üzere toplam 9.293,72 TL'nin asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «reeskont faizi» ile birlikte davalı ...’dan tahsiline, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile aynı zamanda şirket ortağı olması sebebiyle 300,00 TL serm …
2) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin şirket «kasa açığı» sebebiyle oluşan zarar «tazmini talebinin» reddine yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1918 E. 2022/5236 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, 6762 sayılı Türk Ticaret Kununu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesini» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Ancak, kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, dava konusu işlemlerin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim mülga 6762 sayılı TTK’nun 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:davanın geri alınması · hükmün kesinleşmesi · zamanaşımı defi · muvafakat · ifa · anonim şirket · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu kararda1- Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin olup, mahkemece, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, «hükmün kesinleşmesinden» önce davacı taraf 6100 sayılı HMK'nın 123. maddesi uyarınca davalı ... yönünden davasını geri aldığını beyan etmiş, davalı vekili tarafından sunulan dilekçe ile de «davanın geri alınmasına» açıkça «muvafakat» edilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; 2 ve 5 yıllık süreler dava tarihi itibariyle dolmadığından «zamanaşımı definin» reddine, davalı ... dışındaki davalıların 2001-2003 yıllarında görev yaptıkları, davalıların seçildikleri ya da göreve geldikleri hesap yılları itibariyle gerçekleşen herhangi bir yolsuz muamelenin olmadığı, denetçilerin «yönetim kurulu» üyeleri tarafından kendilerine bir bildirim yapılmadığından denetim görevlerini «ifa» edemedikleri bu sebeple kusurlu olduklarının kabul edilemeyeceği, davacının davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında açtığı davanın reddine, dava konusu zarara yol açan kredilerin kullanıldığı ve grup şirketlere aktarıldığı tarihlerde yönetim kurulu üyesi olan ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulüile, 1.085.267,27 euro, 3.225.060 USD ve 300.000.-TL'nin 16.01.2003 tarihinden itibaren euro ve USD alacağın 3095 sayılı Yasa'nın 4/a'daki döviz faizi, TL alacağına da değişen oranlardaki «avans faizinin» uygulanması suretiyle bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verimiştir.
Somut olayda, mahkemece, şirket tarafından 1995-2000 yıllarında kullanılan kredilerin usulsüzce grup şirketelere aktarıldığı, bu şekilde zararın doğduğu, en «son» usulsüz kredi aktarımının Temmuz 2000 tarihi olduğu, davalıların 2001- 2004 yılları arasında farklı tarihlerde yönetici ve denetçi olarak görev aldığı tespit edildiğine göre, davalıların seleflerinin işlemleri nedeniyle sorumlu olup olmadıklarının tespiti için her davalı yönünden göreve başlama ve ayrılma tarihleri dikkate alınarak her yıl bilançoda meydana gelen zararı tespit etme imkanlarının bulunup bulunmadığı, zararın tespiti, tahsili ve temini hususunda ihmalleri dolayısıyla bir sorumluluklarının bulunup bulunmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/482 E. 2017/4067 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
3- Öte yandan, mahkemece, aleyhine hüküm kurulan ... yönünden kararın gerekçesinde, «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her türlü işlem ve eylemden «münhasıran» ve «müteselsilen sorumlu» olan davalının apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer grup şirketine aktarılması suretiyle «şirketi zarara» uğratmış olduğunun tespit edildiği açıklandıktan sonra hakkında yalnızca 122.500 TL apel borcu miktarınca hüküm kurulması da doğru olmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında doğan çelişkinin giderilmesi ve ...'ın sorumlu olduğu zarar kalemleri ve gerekçeleri «denetime elverişli» şekilde açıklanarak karar verilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · tereke · munzam zarar · münhasırlık · mirasçılık · denetime elverişlilik · tasfiye memuru · pasif husumet
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kasa alacağı ve buna ilişkin «munzam zarar» tespit edilmediği, şirketin ödenmemiş sermayesi ve dolayısıyla apel borcunun bulunduğu, şirket «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her tür işlem ve eylemden «münhasır» ve «müteselsilen sorumlu» olan yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan'ın apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer şirkete aktarımı sureti ile oluşan zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların zarardan dolayı sorumluluğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalı ... yönünden davanın kabulü ile, 122.500,00.-TL alacağın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işliyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... ,...,..., ... «tereke» alacağına yönelik olarak davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden «pasif husumet» nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir.
3- Öte yandan, mahkemece, aleyhine hüküm kurulan ... yönünden kararın gerekçesinde, «yönetim kurulu» başkanı sıfatı ile her türlü işlem ve eylemden «münhasıran» ve «müteselsilen sorumlu» olan davalının apel borcunun ödenmemesi ve şirket kaynağının diğer grup şirketine aktarılması suretiyle «şirketi zarara» uğratmış olduğunun tespit edildiği açıklandıktan sonra hakkında yalnızca 122.500 TL apel borcu miktarınca hüküm kurulması da doğru olmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında doğan çelişkinin giderilmesi ve ...'ın sorumlu olduğu zarar kalemleri ve gerekçeleri «denetime elverişli» şekilde açıklanarak karar verilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacı vekilinin «kasa açığına» ilişkin temyiz itirazlarının yerinde görülmemesine göre, davalı ...
Terekesi «tasfiye memuru» vekilinin ve davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/18298 E. 2014/10035 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için ispat yükünü tersine çevirmiş, «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
… un bulunmadığı, davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ise fazla ödeme yapılmış olmasında kasti bir eylemlerinin veya sorumluluk gerektirecek derecede ağır bir «kusurlarının» bulunduğunun iddia ve ispat edilmediği, bir şirketin hata ve «hileye» uğratılarak fazla ödeme yapması halinde ödeme yapılan kişiye karşı dava açılması gerektiği gerekçesiyle, davalı şirkete karşı açılan davanın kısmen kabulü ile 9.80 …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · hile · şirket müdürü · anonim şirket
Benzer bu karardaAncak, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesine göre «anonim şirketlerde müdürler», yasa veya anasözleşme yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olmaları halinde «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına» ilişkin hükümler uyarınca ortaklığa, pay sahiplerine ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olurlar.
… un bulunmadığı, davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ise fazla ödeme yapılmış olmasında kasti bir eylemlerinin veya sorumluluk gerektirecek derecede ağır bir «kusurlarının» bulunduğunun iddia ve ispat edilmediği, bir şirketin hata ve «hileye» uğratılarak fazla ödeme yapması halinde ödeme yapılan kişiye karşı dava açılması gerektiği gerekçesiyle, davalı şirkete karşı açılan davanın kısmen kabulü ile 9.80 …
2-Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile müdürünün sorumluluklarına dayalı tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davalı müdürün şirket borçlarından şahsen sorumluluğunun bulunmadığı, diğer davalıların ise kasti bir eylemlerinin veya sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır bir «kusurlarının» iddia ve ispat edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6307 E. 2013/9893 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · temlik · kâr payı · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir. (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari teamül · teamül · hisse senedi · ek tasfiye · eksik inceleme · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının bu zarar iddiasının soyut olduğu, davacı şirketin «defterlerinde» duran varlıklar içinde iştirak hisselerinin kayıtlı olduğu, davacının zararından bahsedilebilmek için hissesi alınan dava dışı şirketlerden hisse bedelinden daha düşük temettü gelirinin elde edilmesi veya bu şirketlerin «tasfiye» sürecine girip davacı hissesine isabet eden tasfiye «payının» tahsil edilememesinin gerektiği, oysa böyle bir durumun mevcut olmadığı belirtilmiş ise de, davacı şirketin borç alarak yatırım yapmasının ticari olup olmadığı, ne …
… lüne uygun bir şekilde borçlanmak suretiyle ticari amaçları doğrultusunda kendi ticari faaliyetleri içinde yatırım yaparak kazanç getirici işler yapması gerekirken, «ticari teamüllere» uygun olmayarak basiretsiz bir şekilde her hangi bir dayanağı olmaksızın netice itibariyle yüksek bir kar elde edilmeksizin dava dışı şirketlerin hisselerini devra …
… hisse alımının tek başına zarar oluşturmadığı, buna ilişkin zararın ne olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği, grup şirketlere verilen borç paranın da davacı «defterlerinde» alacak olarak göründüğü, verilen borçların tahsil edilemediğine veya borçlu şirketlerin aciz içinde olduğuna ilişkin bir delilin mevcut olmadığı, dolayısı ile buna …
Dava konusu olayda davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerine isnat edilen kusurlu eylemlerden birisi de davalıların dava dışı Berke Hidroelektrik Santrali A.Ş.’den alınan 402.613,72 TL borç para ile Uzan grubuna ait şirketlerden «hisse senedi» alınarak davacıyı zarara uğrattıkları iddiasıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4384 E. 2013/20147 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · temlik · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (...
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kasa açığı · ticari teamül · teamül · eksik inceleme · dahili dava · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… nda para transferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketlerin aralarında para alışverişini yasaklayan ve sınırlayan bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içinde bulunan başka bir firmaya borç verilmesi nedeni ile kanuna aykırı bir eylemde bulunulduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosya kapsamından açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu hakkında yani yani dava dışı şirketler hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler hakkında dava açılabileceği, denetçilerin kusurlu davrandığından söz edilemeyeceği, «kasa açığı» ile ilgili olarak ise devir tarihinde eski yöneticiler ve denetçiler ile yapılan bir devir tutanağı ve noter tespitinin bulunmaması, sonradan düzenlenen kasa sayım …
Davacı şirket ortaklarınca paranın davacı şirketin ticari amaçları doğrultusunda, kendi ticari faaliyetleri için kullanılması gerekirken, «ticari teamüllere» aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmak suretiyle, başka bir şirkete aktarılması, şirket açısından bir zarardır.
Bu durum karşısında mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davalılar ... ve ... vekilinin mahkemece hükmedilen «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4542 E. 2020/2885 K.
Ortak:kusur karinesi · müteselsil sorumluluk · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil «kaydı» «resen terkin» («fesih») edilen davacı şirket «tüzel kişiliğini» yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle «ihya» kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen «şirket zararının» kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir «kusurlarının tespit» edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, «yönetim kurulu» üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan «müteselsilen sorumlu» olurlar.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu «yönetim kurulu» üyeleri için «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur» esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine «kusur karinesi» kabul etmiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalıların, davacı şirkette oluşan zarar tarihinde «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmadıkları, «şirket zararının» oluştuğu tarihten sonraki tarihlerde göreve geldikleri, dolayısıyla oluşan zararlardan TTK hükümleri gereğince sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TTK’nın 338. maddesinde, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusur» ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yöneticisinin sorumluluğu · şirket yöneticisinin sorumluluğu · yönetici sorumluluğu · denetime elverişlilik · anonim şirket
Benzer bu karardaDava, «anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna» dayalı tazminat istemine ilişkindir.
TTK’nın 337. maddesi çerçevesinde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, yetersiz ve «denetime elverişsiz» bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış ve davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/2880 E. , 2016/6868 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ....
32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/11/2012 tarih ve 2011/38-2012/174 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi temlik alan ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, yapılan denetimde şirket kasasında açık tespit edildiği, mevcut açığın fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte fiktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığının tespit edildiğini, TTK 306 maddesi uyarınca apel yükümlülüğü yerine getirilmemiş iken getirilmiş gibi gösterilmesi usulsüzlüğüne karışarak yönetimi/denetiminde bulundukları ...Prodüksiyon ve Yayıncılık Tic. A.Ş.'ye karşı kusurlu davranan, TTK.'nun kendilerine yüklediği görevleri ihmal eden/yerine getirmeyen, bu eylemleri sonucunda muvazaalı iş ve işlemleri işleyen/işlemlere iştirak eden ve şirketi zarara uğratan, apel ödemesinin yapılmadığını ancak fiktif olarak yapılmış gibi kayıt tutulduğunu bilen/bilebilecek durumda olan/bilmek yükümlülüğündeki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şirketin tüm zararından müşterek ve müteselsil sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere 181.000 TL’nin faizi, harç, masraf ve vekalet ücreti ile birlikte davalılardan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 19/09/2006 havale tarihli dilekçesi ile davasını 405.000 TL olarak ıslah etmiştir.
Bir kısım davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ... tarafından ticaret sicilinden 22/02/2007 tarihinde sicil kaydı resen terkin (fesih) edilen davacı şirket tüzel kişiliğini yitirmiş olmakla, Bankacılık Kanunu yönünden sicilden resen terkin sebebiyle ihya kabiliyetinin de ortadan kalktığı, davalıların zararlandırıcı işlem ve eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı ileri sürülen şirket zararının kanıtlanamadığı, davalıların şirket zararına sebebiyet verdiği ileri sürülen işlem ve eylemlerden dolayı herhangi bir kusurlarının tespit edilemediği, dolayısıyla herhangi bir sorumluluklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı temlik alan ... vekili temyiz etmiştir.
(1) Mahkemece verilen karar davacı tarafça temyiz edilmiş ise de, 11/11/2015 havale tarihli dilekçe ile davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminden feragat edildiği ve dilekçe ekinde bulunan kimlik tespiti uyarınca dilekçenin kararı temyiz eden davacı vekili tarafından verildiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde HMK'nın 74. maddesine uygun şekilde temyizden feragata yetki verildiği anlaşılmıştır.
Feragat, HMK’nın 307. maddesi uyarınca istemde bulunanın talep sonucundan vazgeçmesidir. Bu itibarla, feragat nedeniyle davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
(2) Dava, fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte fiktif olarak ödenmiş olarak gösterilen apel borcu sebebiyle şirketin uğradığı zararın, zarar sorumlusu bulunan yönetim kurulu üyeleri, denetçilerden ve yetkili şirket çalışanlarından tahsiline ilişkin olarak açılmış sorumluluk davasıdır.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999).
Nitekim TTK’nun 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK.’nun 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nun 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Davalıların eski yöneticisi oldukları şirket, bir sermaye şirketi olup, faaliyetlerini ortaklardan aldığı sermaye payları ile bundan elde ettiği kazançlarla yürütür. Hayatın olağan koşulları gereğince de sermaye payının zamanında tahsil edilmemesinin şirketi zarara uğratacağı tabiidir. Statüleri gereği basiretli bir tacir gibi hareket etmek durumunda olan davalı yönetim kurulu üyelerinin (E-TTK'nın 320/1. md.), bunları zamanında tahsil etmemesi, bu yönde herhangi bir faaliyette bulunmaması zarar oluşturduğu gibi, davalılar yönünden de kusur teşkil eder. Keza, bunları denetlemeyen denetçiler açısından da kusur oluşturur. Ayrıca, şirket zararının oluşması için, öncelikle sermaye taahhüt eden ortaklar aleyhine takipte bulunulmasına veya dava açılmasına da gerek yoktur.
Zamanında tahsil edilmeyen apel borcu, şirket için zarar oluşturduğundan tahsilde tekerrür olmamak üzere şirket, kusursuzluklarını kanıtlayamaması halinde, bunu davalılardan isteyebilir. Mahkemece, bu hususlar nazara alınarak bir hüküm kurmak gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalılardan ... ve ... hakkındaki temyiz isteminin feragat nedeniyle REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 21/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/217947800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz